Avrupa’da kemer sıkma önlemlerine karşı mücadelede ileriye doğru

İşçiler bugün, tüm Güney Avrupa’da, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun (ETUC) çağrısıyla kemer sıkma politikalarına karşı yürürken, önemli siyasi perspektif sorunlarıyla karşı karşıyalar.
Resmi sendikaların egemenliğinde ve hem kapsam hem de süre bakımından sınırlı olan önceki grevler ve protestolar, Batı Avrupa’da II. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işgalinden bu yana görülmemiş ölçekteki toplumsal yıkımı durduramadılar. Son derece kuvvetli halk muhalefetine ve 2008’den beri her yıl gerçekleşen onlarca bir günlük ulusal greve rağmen, Avrupa Birliği (AB), yalnızca birkaç yıl önce düşünülemez olan sosyal kesintileri dayatmış durumda.
Hem Yunanistan’da hem de İspanya’da, işçilerin yüzde 25’i ve gençlerin yarısı işsiz. Yunanistan’ın ekonomisi 2008’den bu yana yüzde 25 küçülmüş; Yunanlı kitleler, azalan ücretler ve artan vergilerle, gıda ve temel sağlık hizmetleri için hayırseverliğe bel bağlamış durumda. AB, şimdi, Yunanistan’ın borçlarını azaltmaya yönelik kendi politikalarının başarısızlığını gözden geçirirken, sadistçe, 13,5 milyar Avroluk yeni bir sosyal kesinti paketini geçirmek için Yunan Başbakan Antonis Samaras’ın koalisyon hükümetiyle birlikte çalışarak tepki veriyor.
400 bin insanın evlerinden çıkartıldığı İspanya’da, yetkililer, çevik kuvvetin donanımına ayrılan bütçeyi yüzde 1,78 arttırmış durumda.
Önceki Almanya Başbakanı Helmut Schmit, kısa süre önce, Avrupa’nın devrimin eşiğinde olduğu uyarısında bulunmuştu. Bu, egemen sınıfın siyasi temsilcilerinin karşı karşıya oldukları tehlikenin son derece farkında olduklarını göstermektedir.
Bu saldırılar, kapitalizmin, devrimci sonuçları olan tarihsel krizinden kaynaklanmaktadır. Hükümetler ücretleri düşürme ve işyerlerini azaltma ya da bütünüyle kapatma yoluyla sanayileri küresel ölçekte rekabet edebilir durumda tutabilmek için işverenlerle ve sendika yetkilileriyle birlikte çalışırken, zenginlere ödemek için bankalara trilyonlarca Avro para pompalıyorlar.
Yaşam standartlarının Doğu Avrupa ve Asya’daki düzeylere indirilmesini teşvik eden mali sermaye, işçileri işyerleri uğruna birbirlerine karşı bir kardeş kavgasına sürüklüyor. Aşırı düşük ücretlerden kâr elde etmek için ‘Özel Ekonomik Bölgeler’in pek uzak olmadığı Yunanistan, Avrupa’nın tamamı için deney alanı ve modeldir.
Bu tür politikalar, yalnızca, işçi sınıfının devlet iktidarını almak, bankalara el koymak ve Avrupa ve dünya ekonomisini kitleler yararına akılcı bir planlamaya tabi kılmak için uluslararası birleşik saldırısı eliyle durdurulabilir. Çalışanlar, basitçe başka bir protesto eylemi düzenleyerek bu uğurda mücadele edemezler. Egemen sınıflar, önceki seferberliklerde olduğu gibi, bir günlük genel grevin bitmesini beklemek ve ardından işçilere karşı saldırılarına devam etmek için sendika bürokrasisiyle birlikte çalışacaklardır.
İşçi sınıfı, sosyalizm uğruna devrimci bir mücadele gereğiyle karşı karşıyadır. Bu, AB’yi ve onu oluşturan hükümetleri yıkarak bir Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri içinde işçi hükümetlerinin yaratılması için Avrupa’da bir kitle hareketinin yaratılması anlamına gelmektedir.
Bu tür bir mücadele, her bir ülkedeki saldırılara yardım ve yataklık eden kapitalizm yanlısı sendikalar dolayımıyla değil ama yalnızca onlara karşı çıkarak verilebilir.
Alman sendika bürokrasisi, bugünkü faaliyetini, Berlin’deki Brandenburg kapısında “Avrupalı işçilerle dayanışma mesajlarını” Alman başbakanı Angela Merkel’e iletecek” olan “DGB üyesi bireyler”in düzenlediği bir protesto üzerinde yoğunlaştırdı. Britanya’daki 100 milyar Paundluk kemer sıkma önlemlerine karşı tek bir grev çağrısında bulunmamış olan Britanya Sendikalar Kongresi, AB’de lobi faaliyeti yapmayı ve “sosyal ağlar üzerinden sanal eylem” başlatmayı planlıyor.
Böylesi sinik maskaralıkların ardında, ETUC’un mali sermayenin politikalarıyla temelde mutabık olması yatmakladır. Onun 14 Kasım için protesto çağrıları, AB’yi, “etkili hesaplaşma amacı”nı desteklediği konusunda bilgilendirerek başlamaktadır. ETUC, bunun ardından, “ECB’ye [Avrupa Merkez Bankası], Avro bonoları çıkarmasını mümkün kılacak şekilde, son kredi mercii rolü” verilmesini ve işveren federasyonları, AB, ulusal hükümetler ile sendikalar arasında yeni bir “toplum sözleşmesi” yapılmasını talep etmektedir.
ETUC, on milyonlarca işyerini ve trilyonlarca Avroluk kamu hizmetlerini değil; banka kurtarmalarını finanse etmek için daha fazla para basılmasını ve sendikaların sosyal kesintiler konusunda egemen sınıf ile sürekli görüşmesini savunuyor. Onun geliştirdiği politikalar ve savunduğu sınıf çıkarları, Uluslararası Para Fonu’nun, Avrupa Merkez Bankası’nın ve Avrupa Birliği’ninkilerden farksızdır.
Bankalar ve bankerlerin hükümetleri tarafından gerçekleştirilen sosyal karşı devrime karşı etkili bir mücadeleye girişmek için, işçi sınıfının yeni ve bağımsız mücadele örgütleri gerekiyor. Bu yeni örgütlenmelerin siyasi hedefi, bütün işçi sınıfını, Avrupa’da ve ötesinde –bütün ulusal, dilsel, etnik ve ırksal sınırları aşarak- sosyalizm uğruna ortak bir mücadelede birleştirme mücadelesi olmalıdır.
Bu, resmi sendikalara karşı başkaldırıyı ve onların, Yunanistan’da SYRİZA, Almanya’da Sol Parti, Fransa’da Yeni Kapitalizm Karşıtı Parti, Britanya’da Sosyalist İşçi Partisi ve ABD’de Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi çeşitli orta sınıf sol partileri içindeki müttefiklerine karşı uzlaşmaz bir mücadeleyi gerektirmektedir.
Bizzat kendileri işçi sınıfına düşman, ayrıcalıklı ve halinden memnun üst-orta sınıf tabakaları temsil ettikleri için, sendika bürokrasilerinin kemer sıkma önlemlerine olan desteğini gizlemeye çalışan bu güçler, işçilerin sendikaların arkasında saf tutmasında ısrar etmekte ve tüm Avrupa’da müzakere edilmekte olan kesintileri desteklemektedirler.
Portekiz’deki Sol Blok, kapitalizme bir alternatif aradığını iddia etmesine rağmen, Portekiz parlamentosuna getirildiğinde, gerici Yunan “kurtarma paketi” için oy verdi. 
Yunanistan’daki kesintilerle ilgili son görüşmelerde, SYRİZA, parlamentoyu terk ederek hükümetin düşmesine ve bütçe görüşmelerinin suya düşmesine yol açabilecekken, orada kalmaya karar verdi. SYRİZA’nın önderi Alexis Tsipras, haftalık Alman gazetesi Die Zeit’a, “Yunan halkı”nın Yunanistan’ın borçlarından sorumlu olduğunu açıkladığı bir röportaj verdi.
AB’ye ve onu oluşturan burjuva hükümetlere karşı siyasi olarak bağımsız ve devrimci bir mücadeleyi savunan tek parti Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ile onun şubeleri olan Sosyalist Eşitlik partileridir. Biz, işçileri Dünya Sosyalist Web Sayfası’nı izlemeye, bizimle ilişki kurmaya ve Avrupa ve uluslararası işçi sınıfının yeni sosyalist önderliği olarak DEUK’u inşa etme mücadelemizi desteklemeye çağırıyoruz.
14 Kasım 2012































Yazarın Diğer Yazıları