Küresel kapitalizmin acımasız yüzü

24 Kasım Cumartesi gecesi Bangladeş’in Ashulia sanayi bölgesinde çıkan ülke tarihinin en kötü fabrika yangını, küresel kapitalizmin iğrenç işleyişini açığa çıkartı.
En az 112 işçi, alevler içinde yanarak ve dumandan boğularak ya da çaresizce kurtulmaya çalışırken sekiz katlı binadan atlayarak öldü. Yanıcı kumaşların ve ipliklerin depolandığı zemin katta başlayan yangın merdivenlerden kaçışı engellerken, diğer çıkışlar kilitliydi.
Tareen Fashions’ın yanıp kül olmuş binasının fotoğrafları, yüzlerce işçinin, aralarında Walmart ile C&A perakende satış zincirlerinin de bulunduğu büyük Avrupalı ve ABD’li şirketler için elbise ürettiği yanmış atölyeleri göstermektedir. Temel yangın önlemlerinin yokluğuna uzun süreli kötü koşullarda ve düşük ücretler eşlik etmektedir. Hayatta kalmayı başaranlar, üç aylık ödenmemiş ücret ve ikramiye alacakları olduğunu anlattılar.
Yangının hemen sonrasında, her düzeyde, oldukça deneyimli bir örtbas etme çarkı dönmeye başladı. Hükümet, yerel ve ulusal düzeydeki yetkililer ve işveren grupları, ölenler için biraz timsah gözyaşı döktüler, yalandan soruşturmalar ilan ettiler ve kurbanların ailelerine üç kuruşluk tazminat sözü verdiler. Bunların hepsi, muhalifleri susturmayı ve huzursuzluğu, olay haberlere konu olmaktan çıkana kadar önlemeyi amaçlamaktadır.
Aynı zamanda, polis, askerler ve ülkenin kötü ünlü Acil Müdahale Birliği, hem işçilerin çılgına dönmüş öfkeli akrabalarına hem de Pazartesi günü patlayan işçi gösterilerine karşı olay yerine gönderildi. Başbakan Şeyh Hasina Vacid, sanayi bölgesindeki güvenlik önlemlerini haklı göstermek için, parlamentoya, ortada hiçbir kanıt yokken, yangının, hükümeti istikrarsızlığa sürüklemek için “önceden planlanmış” -yani bir sabotaj eylemi- olduğunu söyledi.
Mallarını Bangladeş’te üreten bütün küresel şirketler bu trajedi ile aralarına mesafe koymaya çalışıyorlar. PVH, Nike, Gap, American Eagle Outfitters ve Fransız şirketi Carrefour, kendi ürünlerinin Tazreeen giyim fabrikasında üretilmediğini belirten açıklamalar yayınladılar. Walmart, kendi markasının etiketlerinin olay yerinde bulunmasının ardından, sözde kendi onayı olmaksızıın bu fabrikaya taşeron olarak iş verdiği için bir mal sağlayıcıyı suçladı.
Bangladeş gibi ülkelerde, sendikalarla ve sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışan uluslararası şirketler, güvenlik ve çalışma koşulları için denetleme sistemleri oluşturmuş durumdalar. Bu sözde bağımsız denetleyiciler, marka adlarını ve kârları korumak ve yasal yükümlülükten kaçınmak için tasarlanmış bir maskaralıktır. Tazreen Fashions’dan uzun kollu tişörtler ısmarlamış olan Avrupalı perakende satış zinciri C&A, basitçe, sözde zorunlu denetimin yerine getirilmemiş olduğunu kabullendi.
Bangladeş’in çalışma koşulları kötü işyerlerinde imal edilen mallarının üretimi, kalitesi ve maliyeti titizlikle detaylandırılması söz konusu olduğunda, bu dev şirketlerin hiçbiri bu tür hatalar yapmamaktadır. Onların hepsi, çalışma koşullarında, güvenlik standartlarında ve sefalet ücretlerinde gerçekleşecek iyileştirmelerin fiyatları arttıracağının farkındalar ve bu yüzden, mevcut koşulları görmezden geliyorlar.
Tazreen Fashions fabrikasındaki koşullar bir istisna değil, kuraldır. Cumartesi günkü yangın, yalnızca, 2006’dan bu yana en az 500 yaşama malolmuş olan yangınların en kötüsüydü. Bangladeş’teki hazır giyim sanayisi, tam da oradaki ücretler ucuz emek alanlarının en düşüğü olduğu için, geçtiğimiz otuz yıl içinde, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikincisi haline gelmiştir.
Bangladeş’te yayımlanan Financial Express’in dünkü sayısındaki bir yorumda, hazır giyim sektöründeki berbat koşullar ayrıntılı biçimde sergilendi: 
“Yalnızca birkaç giyim fabrikası sahibi işçilerinin aylık ücretlerini ve fazla mesailerini zamanında ödüyor... Çoğu fabrikada, patronlar, kasıtlı olarak, işçilerin en az iki aylık ücretlerini ve fazla mesailerini içeride tutuyorlar. Fabrika yönetimleri işçileri rastgele işten çıkartıp işe alıyor ve sayısı azaltılmış işçiler alacaklarını çoğu durumda alamıyorlar. Dahası, işçiler, aileleri ve çocukları, haftalık tatillerin yokluğunda, hem psikolojik hem de fiziksel olarak ağır biçimde etkileniyorlar.
“Bangladeş’teki hazır giyim fabrikalarının çoğunda asgari güvenlik önlemleri; gerekli sayıda yangın söndürücü bile bulunmuyor. Yalnızca Dakka’daki 227 kadar fabrikanın acil çıkış kapısı yok. Çoğu fabrika zorunlu olan aylık acil tahliye tatbikatlarını uygulamıyor... Ulusal emek araştırmalarına göre, tüm sanayide yalnızca beş müfettiş var ki bu, sektörün filizlenmeye başladığı 1970’li yıllardaki sayıyla aynı.”
İş dünyasının gazetesi, bu yıkıcı kapitalist sömürü tablosunu sunduktan sonra, yazısını, ürkek bir şekilde, işverenlere ve hükümete yönelik “tekstil sanayimizi düzenleyin” biçiminde boş bir çağrıyla tamamlıyor. Ancak hükümetin, işverenlerin ve küresel şirketlerin kafası, fabrikaları açık tutmak ve yılda 19 milyar dolarlık ihracat sektöründen gelen kârların akmaya devam etmesini garantiye almak için yaygın muhalefeti ve öfkeyi, sendikalarla danışıklı dövüş içinde, başka yöne çevirmekle meşgul.
Bangladeş’teki şirketler, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki rakipleriyle şiparişler ve kârlar uğruna kıyasıya bir rekabet içindeler. Bu bölgelerdeki işçilerin karşı karşıya olduğu çalışma koşulları ve güvenlik standartları Bangladeş’te olanlardan farklı değil.
Eylül ayında, Pakistan’daki Ali Enterprises’da çıkan dünyadaki en kötü yangınlardan biri, 1993’te Tayland’daki oyuncak fabrikasında çıkan yangında 188 olan ölü sayısını aşarak yaklaşık 300 yaşama maloldu. Her iki olayda da aynı şeyler yaşanmıştı: acil yangın çıkışlarının yokluğu, kapalı merdiven boşlukları ve kilitli kapılar; işçileri pencerelerden -birçok durumda ölüme- atlamak zorunda bırakan yangın güvenlik önlemlerinin yokluğu. Halkın öfkesi dindiğinde, yine aynı tas aynı hamam.
Kötüleşen küresel ekonomik kriz, çalışma ve güvenlik koşullarını iyileştirmek şöyle dursun, şirketleri, birbirleriyle rekabet içinde, masraftan kaçmaya ve işçilerin sırtına yeni yükler dayatmaya yönlendiriyor. Sözde gelişmekte olan ekonomilerdeki ücretler ve çalışma koşulları, ileri kapitalist ülkeler için ölçüt haline geliyor. Avrupa borç krizinin merkezinde yer alan ülkelerdeki (Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya) yaşam standartlarında daha şimdiden büyük bir aşınma söz konusu.
Tazreen Fashions yangını gibi trajediler, hükümetlere ve ulusötesi şirketlere yapılan çağrılarla durdurulamaz. Böylesi suçlara son vermenin yolu, tüm dünyadaki işçilerin, barbarca kâr sistemine bir son vermek ve toplumu planlı bir dünya ekonomisi temelinde yeniden örgütlemek uğruna birleşik mücadelesinden geçmektedir. Bu, uğruna yalnızca Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin mücadele ettiği devrimci perspektiftir.