Kur savaşları 2013’te yoğunlaşacak
Dünyanın önde gelen ekonomik güçleri arasında yatışan kur savaşı, ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından bu ayın başlarında alınmış olan “parasal gevşeme” sürecinin hızlandırılması kararının ardından, önümüzdeki yıl önemli ölçüde yeniden kızışmaya hazır.
Fed, yeni girişimle, kendi mali varlık mevcutlarını, ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin ve hazine bonolarının sürdürülen alımı yoluyla, 2014 yılı sonuna kadar, bugünkü 2,9 trilyon dolardan yaklaşık 4 trilyon dolara genişletecek.
Bu önlemler ABD doları üzerinde daha fazla değer düşürücü etkide bulunacak. Bu, kaçınılmaz biçimde diğer ülkelerin, uluslararası piyasalarda rekabet edebilir olmayı sürdürmek için, kendi paralarının değerini düşürmeye yönelik açık bir kur savaşını ateşleme tehlikesi yaratan adımlar atmasına yol açar.
Bu tür bir çatışmanın işaretleri, göreve yeni başlayan Japon Başbakanı Şinzo Abe’nin, enflasyon yaratmak ve ekonomiyi geçtiğimiz 20 yılın önemli bir bölümünde ülkenin başına bela olmuş olan yarı-süreklilik kazanmış durgunluktan kurtarmak için Japonya Merkez Bankası’ndan (Bank of Japan) para politikasını gevşetmesini talep etmesiyle, şimdiden görünüyor.
Bunun ülke ekonomisine canlılık kazandıracağı umudunun yanında, Abe’nin talebinin ardında yatan başlıca güdülerden biri, Japon yeninin değerini düşürme isteğidir. Yenin, ABD dolarının değerinin düşmesinden kaynaklanan görece yüksek değeri, Japonya’nın özellikle de elektronik sektöründeki en büyük şirketlerinin geçtiğimiz dönemde önemli ticari zararlara uğramasına yol açmıştı.
ABD ile Japonya’ya ek olarak, Britanya ve Avrupa Merkez Bankaları da sürmekte olan durgunluk karşısında kendi “parasal gevşeme” modellerini izliyorlar.
Fed tarafından, kendi programını yoğunlaştırmasını remen haklı göstermek için öne sürülen gerekçe, ABD ekonomisinin sürmekte olan güçsüzlüğü ve yüksek işsizlik oranlarıdır. Ama bu, büyük ölçüde, bankalara ve mali kuruluşlara, mali piyasalardaki faaliyetlerini finanse etmek için, gerçek ekonomide sürmekte olan durgunluk karşısında kârlarını devam ettirmelerini sağlayan sürekli aşırı ucuz para sağlama biçimindeki gerçek gündemi örten bir duman perdesidir.
Bununla birlikte, bu önlemlerin yayılma etkileri denilen şey, diğer büyük güçler onların etkilerine karşılık vermeye çalıştıkları için, bir bütün olarak dünya ekonomisini istikrarsızlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bank of England’ın emekli müdürü Mervyn King, en son Fed önlemlerinin açıklanmasından birkaç gün önce New York Ekonomi Kulübü’nde yaptığı bir konuşmada, artan küresel ekonomik gerilimlere dikkat çekti. Nisan 2009’da Londra’da toplanan G-20 zirvesinden ve teşvik önlemlerinin izlenmesi kararından bu yana işler “tersine gitmiş” ve dünya ekonomisinin nasıl yeniden dengeleneceği konusunda herhangi bir anlaşma sağlanamamış durumda.
Durum, gelecek yıl daha da kötüleşebilir. King, “Aslına bakarsak, kendi döviz kurlarını aşağıya çekmeye çalışan bir dizi ülkeyi göreceğimiz 2013’ün meydan okuyan bir yıl olacağını sanıyorum” demiş ve eklemişti: “Bu, kaygılara yol açmaktadır. Diğer ülkeler aynı şekilde tepki gösterecek mi? Ne olacak? Ülkelerin yerel amaçlarla uyguladığı politikalar toplu olarak gerilime yol açıyor.”
Büyük güçler Eylül 2008’deki mali krizin patlamasının ardından toplandıklarında, 1930’ların hatalarının tekrarlanmayacağına ilişkin sözler havada uçuşuyordu. O zamanlar, büyük güçlerin her biri rakibine karşı, dünya piyasalarındaki çelişkileri kızıştıran “komşuyu zarara sokma” politikası uyguladığı için, gümrük engelleri dikilmişti. O dönemden artık dersler çıkartıldığı vurgulandı. Ama dünyanın büyük merkez bankalarının para politikaları, bir başka biçimde, Büyük Bunalım’ın çatışmalarının bir tekrarına yönelme tehlikesine işaret ediyor.
Özellikle ihraç pazarlarına bel bağlayan daha küçük ekonomiler, kendi paralarının değeri artmaya devam ettiği için, şimdiden ağır zarar görmüş durumdalar. Geçtiğimiz iki yıla ilişkin merkez bankası verileri, Brezilya’nın, Şili’nin, Kolombiya’nın ve Peru’nun, kendi paralarının değerini düşürmek için uluslararası mali piyasalara 135 milyar ABD doları sürmüş olduklarını gözler önüne seriyor.
Fed ve diğer büyük merkez bankaları tarafından uygulanan politikaların bu tür ülkeler üzerindeki etkisi, Avustralya Merkez Bankası müdürü Glenn Stevens’ın bu ayın başlarında Tayland’da yapmış olduğu konuşmada kibarca ifade edildi; bununla birlikte, onun “kaygı düzeyi”nin arttığı uyarısında bulunduğu söz konusu konuşma keskin yorumlar içeriyordu.
Stevens, “ABD’deki, Avrupa’daki ve Japonya’daki toparlanmanın yavaşlığı, politika üreticilerinin, başlıca ülkelerin geleneksel olmayan politikalarının” genişlemeci bir etkisi olduğu “iddialarına açık” iken, “sanırım, diğerlerini, bu ülkelerin kendi güçsüzlüklerini önceki toparlanmaların çoğun- da olduğundan daha fazla ihraç etmeye bel bağlayıp bağlamadıklarını merak etmeye sürüklemektedir” dedi.
Ekim 1971’de, Başkan Nixon’ın ABD dolarının arkasındaki altın desteğini kaldırma ve savaş sonrası kapitalist büyümenin başlıca zeminini oluşturmuş olan 1944 Bretton Woods Anlaşması’nı bozma kararının hemen ardından, ABD Hazine Bakanı John Connally’nin Avrupalı meslektaşlarına “Dolar bizim para birimimiz ama sizin sorununuz” dediği söyleniyor.
40 yıldan fazla süre sonra, Fed’in -dünya ekonomisinin rezerv parası olmayı hala sürdüren- doların değerini düşürme politikasının sonuçları, en az Bretton Woods sistemine son verilmesi kadar kapsamlı olacak.
Bugün, küresel ekonomi, o zaman olduğundan çok daha bütünleşmiştir. Sermaye piyasası türev araçları ve o dönemde varolmayan ya da sınırlı biçimde ortaya çıkmaya başlayan diğer karmaşık mali araçlar, şimdi küresel mali sistemin en önemli bileşenlerini oluşturmaktadır.
Fed’in ve diğer büyük merkez bankalarının politikalarının resmi gerekçesi, 2008 mali krizinin sürmekte olan etkilerine karşı koyma ihtiyacıdır. Gerçekte, onlar, büyük devletler arasındaki çatışmaları keskinleştiriyor ve çok daha büyük mali felaketlerin koşullarını yaratıyorlar.