Marksist Bakış yayın kurulunun açmazı ve onunla tartışmanın olanaksızlığı üzerine

Marksist Bakış (MB) yayın kurulunun Toplumsal Eşitlik dergisinin 10. sayısında yayımlanan “Merkezciliğin turnusol kâğıdı: Enternasyonalizm”[1]  başlıklı yazıma karşılık olarak yazmış olduğu “Toplumsal Eşitlik’e Cevap- DEUK ve Neden 5. Enternasyonal?”[2]  adlı yazı, yazık ki, benim Veli Umut Arslan’ın yazısına ilişkin eleştirilerime hiçbir yanıt vermemektedir. Bütün Toplumsal Eşitlik okurlarına, MB yayın kurulunun bu yazısını dikkatle okumalarını ve mümkünse saklamalarını tavsiye ediyorum.
MB yayın kurulu, söz konusu “cevap”ta açıkça görüldüğü üzere, ilkeli bir siyasi tartışmayla karşılaşacağını hissettiği anda -ifade etmek zorundayım ki- terbiye sınırlarını aşarak patalojik düzeyde saldırgan bir dil kullanmakta ve açıkça yalanlar söylemektedir. MB yayın kurulu üyelerinin ilkeli bir siyasi tartışma karşısındaki korkuları onları öylesine pervasız hale getirmiş ki, V. U. Arslan’ın yazısına yönelik eleştirilerimi okuyanların, orada “keyfe keder karaçalmalar”, “küfür edebiyatı” ya da “serbest atışlar”, “çamur manzumesi” vb. iddiaların izini bile bulamayıp, “bu iddialar nereden çıktı?” diye soracaklarını düşünmüyorlar bile. Onlar, hem kendi okurlarının hem de sosyalistlerin zekâsıyla alay ediyorlar.
MB yayın kurulu üyeleri, konunun özüne ilişkin bir tartışmanın üzerini örtmek için can havliyle sarıldığı, bana, Toplumsal Eşitlik yayın kuruluna ve DEUK’a yönelik bütün iddalarını ispat etmek durumundadır. Bunu yapmadıkları takdirde, işçi sınıfı devrimcilerinin ve Marksistlerin gözünde “iftiracı” damgası yiyeceklerdir.
MB yayın kurulunun “cevap” adını verdiği yazısı, bütünüyle niyet okumaları üzerine kurulu hayali iddialardan ve hakaretlerden ibaret olmanın ötesinde, onun IV. Enternasyonal’e olan derin öfkesinin nasıl kontrol dışına çıkabildiğini göstermekte ve devrimcilerin asla ilgilenmeyecekleri kimi mesleklere özgü bir yaklaşımı içermektedir ki en tehlikeli olan da budur. 
Dolayısıyla, MB’nin yanlışlıkla “cevap” adını verdiği yazıyı okuyan herkesin anlayabileceği gibi, köklü yöntemsel farklılıklarımızdan üslubumuza ve ilgi alanlarımıza kadar birçok etmen, bırakın hemfikir olmayı, MB yayın kurulu ile sağlıklı bir diyalog kurmamızı bile engellemektedir. 
Bu yüzden, MB yayın kurulu üyelerinin bu yazıyı üzerine alınmasına ve burada anlatılanlar üzerine kafa yormasına, elbette, gerek yok. Zaten, MB yayın kurulunun her şeyi bilen üyelerinin yeni bir şey öğrenmeleri mümkün de değil.
MB yayın kurulunun çarpık bakışı
MB yayın kurulu “cevap” yazısında “4.Enternasyonal’in halen var olduğu şeklindeki iddialara kulak asarsak devrimci işçi hareketi tarihinde Birinci Enternasyonal, 1864-1876; 2.Enternasyonal, 1889-1914; 3.Enternasyonal 1919-23 arasında varlık gösterebilmişken 4.Enternasyonal’in (1938-?) sonsuza dek gidebileceğini kabullenmemiz gerekiyor. Bütün enternasyonaller sınıf mücadelesinin belirli bir döneminde büyük görevlerin getirdiği yakıcı ihtiyaçlara cevap vermişler ve dönemlerinin ürünleri olmuşlardır. Durum böyleyken Troçki’nin bir takım epigonları, tarihsel maddeciliği idealizm lehine terk ederek 4.Enternasyonal’i sınıf mücadelesinden bağımsız olacak şekilde tarih dışı tinsel bir varlığa dönüştürmüşlerdir. İşte Marksizm’den asıl kopuş budur.” diyor.
Gelin, “Marksizm’den asıl kopuş”un ne olduğuna bakalım. 
MB yayın kurulu, IV. Enternasyonal’i tarihe mal etmek için, önce, Uluslararası İşçiler Birliği’ni (I. Enternasyonal), Sosyalist (II.) Enternasyonal’i, Komünist (III.) Enternasyonal’i ve IV. Enternasyonal’i aynı kefeye koyup, onların “sınıf mücadelesinin belirli bir döneminde büyük görevlerin getirdiği yakıcı ihtiyaçlara cevap vermişler ve dönemlerinin ürünleri olmuşlardır” diyerek, tarihsel maddeci diyalektik yöntemin yerine eklektizmi geçirme yolunu seçiyor. Durum böyle olunca da, bizim söz konusu tarihsel deneyimlerden öğrenme şansımız ortadan kalkıyor.
Herkesin bildiği gibi, Britanyalı ve Fransız sendikacıların 1864 yılında Londra’da kurduğu Uluslararası İşçiler Birliği (UİB - I. Enternasyonal), Marksist bir enternasyonal değildi. O, işçi sınıfının yanı sıra küçük-burjuvazinin ve radikal-demokrat burjuvazinin siyasi temsilcilerini; reformist sendikacıları, komünistleri, Prouhoncuları, anarşistleri, burjuva milliyetçilerini içeren gevşek bir “sendikal” dayanışma örgütüydü. 
14 Temmuz 1889’da Paris’te toplanan -o zamanki adıyla- Birleşik Sosyalistler Kongresi’nde kurulduğu kabul edilen Sosyalist (II.) Enternasyonal, işçi sınıfının “sol” küçük-burjuvazi, yani Marksizmin, anarşizm üzerindeki genel ideolojik ve siyasi egemenliğini ifade etmesine karşın, bizzat işçi sınıfı içinde -işçi aristokrasisi ve bürokrasisi ile geniş işçi yığınları arasında- yaşanan ayrışma ile damgalandı. Sosyalist (II.) Enternasyonal içinde ulusalcı-reformist ve enternasyonalist-devrimci kanatlar arasında yaşanan mücadeleler, sınıf içindeki bu ayrışmanın siyasi ifadeleriydi. Dahası, Sosyalist (II.) Enternasyonal, herhangi bir merkezi organa, bir programa ve tüzüğe, hatta net bir isme bile sahip değildi.[3] Bu yüzden Sosyalist (II.) Enternasyonal, Marksist anlamda bir dünya partisi olmamış; her bir ulusal işçi-kitle partisinin ülkesindeki duruma (ulusal çıkarlara) göre davrandığı ve uluslararası örgütlenmeyi kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı gevşek bir federasyon olarak kalmıştır. Bolşevik Parti ve diğer ülkelerdeki enternasyonalist Marksistler bu yaklaşımın reddi üzerinden Komünist Enternasyonal’i inşa etmişlerdir.
Eğer Marx ile Engels’in Kasım-Aralık 1847’de “Komünist Parti Manifestosu”nda ifade edilen perspektifler üzerinde kurmuş olduğu Komünistler Birliği’ni saymazsak, Marksist anlamda bir dünya partisi, dünya devriminin kurmay örgütü olarak kurulan ilk örgütlenme, Komünist (III.) Enternasyonal’dir (Yeri gelmişken, MB yayın kurulunun bir yanlışını düzeltelim: Komintern’in ömrü, MB’nin yazdığı gibi 1919-23 ile sınırlı değildir: Komünist Enternasyonal, 1923’te değil ama 1933’te, Almanya Komünist Partisi’nin ve SSCB’nin Nazizmin iktidara gelmesine yol açan politikalarını onaylamasıyla birlikte iflas etmiş; Troçki önderliğindeki Marksistler, ancak bunun ardından IV. Enternasyonal’in kurulması çağrısını yapmıştı). Komünist Enternasyonal, birinci kongresinde, “öncüyü homojen bir devrimci enternasyonalde toplama yönünde net bir tavır aldı. (...) İkinci Enternasyonal’de egemen olan ‘ulusal temelde bağımsız partiler arasında gevşek ilişkiler sürdürme’ (ve doğrudan birbirine karşı davranma) ilkesine, ortak teorik ve pratik temellerde bir dünya partisi oluşturma ilkesiyle; ortak bir uluslararası önderliği demokratik merkeziyetçilik temelinde inşa etme hedefiyle yanıt verdi.”[4] Komünist (III.) Enternasyonal, bu yüzden, UİB’den ve Sosyalist (II.) Enternasyonal’den niteliksel olarak ayrılır. 
Bu durum, Sovyetler Birliği’nde yaşanan Stalinist siyasi karşı devrime karşı “Sol Muhalefet / Uluslararası Sol Muhalefet” adı altında on yıl boyunca mücadele eden Troçki ve yoldaşlarının 3 Ağustos 1933’te kurduğu Uluslararası Komünist Birlik (Bolşevik- Leninist) ve onun devamı olan IV. Enternasyonal için de geçerlidir. IV. Enternasyonal’in 3 Eylül 1938’de kurulması, Marksist hareket ve uluslararası işçi sınıfı adına tarihsel bir dönüm noktasıdır. Ama onun işlevi, Troçkizmi sadece Stalinizm karşıtı bir düşünce akımı gibi göstermek isteyen bütün merkezci iddiaların tersine, basitçe, Marksizm-Leninizmi bir sonraki kuşağa aktarmasıyla sınırlı değildir. IV. Enternasyonal, kapitalizme son verme ve komünizme ilerleme mücadelesinde işçi sınıfına öncülük etme misyonunu Komünist Enternasyonal’den devralmış bir siyasi partiydi. Onun, Troçki’nin yazdığı “Kapitalizmin Can Çekişmesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Görevleri (Kitlelerin, İktidarın Zaptına Hazırlanmak İçin Geçiş Talepleri Etrafında Seferberliği) adlı kuruluş belgesini, kısaca “1938 Geçiş Programı”nı onaylaması, sınıf mücadelelerine dünya ölçeğinde somut müdahale iradesinin ifadesidir.
MB yayın kurulu, bize, “Bütün enternasyonaller sınıf mücadelesinin belirli bir döneminde büyük görevlerin getirdiği yakıcı ihtiyaçlara cevap vermişler ve dönemlerinin ürünleri olmuşlardır.” diyor. Evrende belirli maddi koşulların ürünü olmayan ve o koşullarla birlikte ortadan kalkmayan hiçbir şey olmadığına göre, bu sözler, ilk bakışta çok doğru gibi görünüyor. Ama biraz daha yakından baktığımızda, onun, MB yayın kurulunun elinde, “somut durumun somut tahlili”ni değil ama gerçekte hiçbir şey ifade etmeyen idealist bir genellemeyi ifade ettiğini görüyoruz.
İki noktayı anımsamakta yarar var: 
1) Maksistlerin, “kendiliğinden bilinç (sendikal bilinç)” ile “sınıf bilinci (komünist bilinç)” ve “kitlelerin örgütü” ile “komünistlerin örgütü” arasında yaptıkları ayrımı enternasyonallere uyarlarsak, UİB’in (I. Enternasyonal) kendiliğinden (sendikalist) bilincin örgütsel ifadesi olduğunu; Sosyalist (II.) Enternasyonal’in ise Almanyalı Marksistlerin sınıf bilinçli (Marksist) iradesiyle kurulmuş olmasına karşın bu yönde ilerlemeyip, işçi aristokrasisinin ve bürokrasisinin elinde, ulusalcı-reformist “kendiliğinden bilincin” cisimleştiği bir örgütlenme haline geldiğini biliyoruz. İşçi sınıfının her bir ülkedeki “kendiliğinden bilinci”, bu ülkelerin birbirine rakip egemen sınıfları eliyle belirlendiğinden, Sosyalist (II.) Enternasyonal’in demokratik merkeziyetçi bir dünya partisi haline gelmesi mümkün olmadı.
Komünist (III.) Enternasyonal ile IV. Enternasyonal’de ise durum bütünüyle farklıdır. Bu enternasyonaller, “sınıf bilincini” yani komünist bilinci kendilerinde cisimleştiren örgütlerdir; dolayısıyla, işçi sınıfının güncel çıkarlarını değil ama tarihsel çıkarlarını ifade eden perspektifler ve programlar üzerinde yükselirler. İşçi-kitle örgütleri değil ama devrimci öncünün örgütleri olan bu tür partiler, varlıklarını, sınıfsal mücadelelerin iniş-çıkışlarından ve kitlelerin bilincindeki savrulmalardan bağımsız olarak sürdürürler (bu, kuşkusuz, onların sözkonusu iniş-çıkışlardan, değişimlerden hiç etkilenmeyecekleri anlamına gelmez).
Marksistlerin partileri, -dolayısıyla da- enternasyonalleri, ekonomik çevrimlerin, savaşların, devrimlerin ve karşı devrimlerin yoğun etkisine maruz kalarak, bir dönem için karşı devrimin saldırısı altında fiziksel anlamda imha edilme noktasına gelseler ve kitleleri devrime taşıyamasalar bile, “günün” değil ama çağın gereklerine yanıt veren; işçi sınıfının güncel değil ama tarihsel çıkarlarını yansıtan tarihsel bir perspektifin ve programın cisimleşmiş ifadesi oldukları için yaşarlar. (Nitekim, IV. Enternasyonal, II. Dünya Savaşı sırasında, tüm çabalarına rağmen emperyalist savaşı sosyalist dünya devrimine çevirememiştir. MB yayın kurulunun mekanik mantığına göre bu yüzden daha o dönemde “yeni -beşinci!- bir enternasyonal”in kurulması gerekirdi.) Komünist Parti Manifestosu’nun, Komünist Enternasyonal’in kapitalizmden komünizme geçiş taleplerini ifade eden ilk dört kongre kararlarının ve IV. Enternasyonal’in 1938 Geçiş Programı’nın güncelliği, onların yazılmış oldukları döneme ilişkin özgün tespitlerinin günümüzde geçerli olup olmamasında değil; sahip oldukları yöntemde ve perspektifte yatar. Biz Marksistler de, güce tapan küçük burjuvaların aksine, bu mirası, sözkonusu örgütlerin dönemlerinde sınıf mücadelesine önderlik edip edemediğine bakarak değil, bu perspektiflerinden dolayı sahipleniriz. 
2) Üzerinde konuştuğumuz şey, soyut bir kategori olarak “enternasyonal” değil ama somut bir siyasi örgütlenme, Leninist bir dünya partisi olarak IV. Enternasyonal’dir. IV. Enternasyonal, emperyalizm ve proleter devrimleri çağında; faşizmin yükseldiği bir dönemde ve bir dünya savaşının hemen öncesinde; SSCB’de iktidarı işçi sınıfından gaspetmiş olan Stalinist bürokrasinin ve onun Avrupalı ortaklarının elinde dünya devrimi ve komünizm programını bütünüyle terkeden Komünist Enternasyonal’in ardılı olarak kuruldu. 
IV. Enternasyonal, üretim araçları üzerindeki burjuva mülkiyetin -dolayısıyla onun üzerinde yükselen devletlerin- işçi devrimleriyle ortadan kaldırılması ve onların yerini sovyetik tarzda örgütlenmiş işçi devletlerinin alması; üretimin dünya çapında kâr için değil ama insan ihtiyaçlarının karşılanması uğruna emekçilerin demokratik planlaması altında gerçekleşmesi; yani, bir dünya sosyalist devletler federasyonuna ulaşma perspektifiyle kurulmuştur. Kısacası, onun programı, kapitalizmden komünizme geçiş programıdır.
Dolayısıyla, kapitalist sömürünün ortadan kaldırılmasını ve komünizmi amaçlayan; dünya devrimi perspektifi üzerine kurulu bir programı savunan IV. Enternasyonal’in “tarihsel işlevini tamamlamış” olduğundan söz etmek, yalnızca şu iki durumdan birinde söz konusu olabilir: 1) Söz konusu tarihsel dönemin (kapitalizmin ya da “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı”nın) sona ermesi; yani, insanlığın komünizme ulaşması ya da Marksizmin öngöremediği yeni bir çağa girmesi. 2) IV. Enternasyonal’in dünya devrimi / komünizm programından vazgeçmesi. 
Özetle, yeni (“V.”) bir enternasyonalin kurulması için, “Bütün enternasyonaller sınıf mücadelesinin belirli bir döneminde büyük görevlerin getirdiği yakıcı ihtiyaçlara cevap vermişler ve dönemlerinin ürünleri olmuşlardır” demek yetmez. MB yayın kurulu, eğer “V. Enternasyonal” çağrısını bu tez üzerine kuruyorsa, emperyalizm ve proleter devrimleri çağının kapandığını; dolayısıyla, IV. Enternasyonal’in programının çağın gereklerine yanıt vermediğini ve artık geçersizleştiğini kanıtlamak durumdadır. O, bildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar böyle bir şey yapmamıştır.
IV. Enternasyonal’i tarihe gömmenin diğer yolu, yukarıda değindiğimiz gibi, onun dünya devrimi perspektifini ve programını terk etmiş; işçi sınıfının devrim ve komünizm davası uğruna dönüşü olmaz biçimde (aynı 1914’te II. Enternasyonal ve 1933’te III. Enternasyonal gibi) ve bütünüyle yitirilmiş olduğunu kanıtlamaktır. Bunun yolu da bellidir: Oturur, IV. Enternasyonal’in perspektif dökümanlarını ve programını inceler; bunların Marksizmin revizyonu olduğunu ve sınıf işbirlikçi, oportünist bir pratiğe hizmet ettiğini kanıtlarsınız. 
MB yayın kurulu, bunların hiçbirini yapmıyor. MB yayın kurulunun üyeleri, daha da ileri gidiyor ve Marksist geleneği sürdüren Troçkistleri, “epigonlar”, “skolastikler”, “dogmatizm” gibi, “derin” tespitler eşliğinde -kendilerince- aşağılarken, Mayıs 1951’ de Marksizm ile bütün ilişkilerini resmen kesmiş olan Natalya Sedova Troçki’ye sarılıyor.
Sedova IV. Enternasyonal’den neden ayrıldı?
IV. Enternasyonal’i bir an önce (aslında fazlasıyla gecikmiş bir şekilde) yerin dibine batırmaya kararlı görünen MB yayın kurulu, Natalya Sedova’nın “Troçki’nin epigonlarını ‘eski ve geçersiz formülleri saplantı haline getirmek’ ile mahkûm edip 4. Enternasyonal’den istifa etmiş” olduğunu iddia ediyor. 
Üzülerek belirtmem gerekiyor ki, MB yayın kurulunun bu tespiti bilinçli bir çarpıtma üzerine kuruludur ve gerçeği ifade etmemektedir. 
Sedova, IV. Enternasyonal’in ve ABD-SİP’in önderliklerine yazdığı 9 Mayıs 1951 tarihli mektubunda, SSCB’de “yeni ve öngörülmedik bir biçim altında da olsa” kapitalizmin restore edilmiş olduğunu savunuyor ve bu konuda II. Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren IV. Enternasyonal’in önderliği ile fikir ayrılığı içinde olduğunu söylüyordu. O, IV. Enternasyonal önderliğinin Kore savaşında emperyalist müdahale karşısında Kuzey Kore’yi savunmasına karşı çıkıyordu.  
MB yayın kurulu, söz konusu mektuptan alıntı yapmasına rağmen, bütün bunları neden söylemiyor? Bunu yapamıyor, çünkü bu durumda, “dogmatizm lehine Marksist yöntemi terk edenlere bayrak açanlardan birisi” olarak övdüğü Natalya Sedova’nın SSCB’de “devlet kapitalizmi”ni savunduğunu; yani, onun IV. Enternasyonal’den ayrılma yönündeki kararının, gerçekte, Troçkizmden / Marksizmden kopuş anlamına geldiğini de itiraf etmesi gerekecekti. 
Sedova’nın IV. Enternasyonal’den ve Marksizmden kopmuş olması, kuşkusuz, önemli bir kayıptı. Bununla birlikte, o, yaşamının önemli bir bölümünü olağanüstü zor koşullar altında bir Marksist olarak yaşadıktan sonra saflardan kopan ne ilk insandı ne de sonuncusudur (eğer, geçmişte Marksist harekete önderlik etmiş olan devrimcilerin Marksizmden koparak partiden ayrılmasını o hareketin iflas nedeni olarak açıklamak mümkün olsaydı, Marksist bir hareketten söz edemezdik. Bu baştan sona idealist çarpık yaklaşıma aşağıda tekrar döneceğiz). 
Dahası, Sedova’nın IV. Enternasyonal’in saflarından ve Marksizmden uzaklaşmasında, savaş sonrası dönemin devasa ekonomik büyümesi üzerinde yükselen burjuva ve küçük burjuva ideolojik basınçların ve uluslararası ortamın fırtınalı ve gergin karakterinin yanı sıra, IV. Enternasyonal önderliğinin eksikleri ve yanlışları da, kuşkusuz, etkili olmuştur. Ama hiçbir eksik ya da yanlış, hatta suç, 1951’de “SSCB’de kapitalizmin restore edilmiş olduğu” biçimindeki anti-Marksist düşünceyi savunmanın ya da Kuzey Kore’nin emperyalist saldırıya karşı savunusuna karşı çıkmanın gerekçesi olamaz; hiç kimse, Sedova’nın Troçkizmden kopmasının sorumluluğunu IV. Enternasyonal’in önderliğine yıkamaz.
Oysa MB yayın kurulu, Natalya Sedova’nın, SSCB’nin sınıf karakterine ilişkin temel tespitlerini reddederek IV. Enternasyonal’den ayrılmasını, “4.Enternasyonal’in Troçki’nin geleneğini temsil edemeyeceğinin ve de dağılışının ifadelerinden biri” olarak tanımlıyor. Yani, MB yayın kuruluna göre, “Troçki’nin geleneğini”, Marksist yöntemi ve bizzat Troçki’nin kaleme almış olduğu programı savunan IV. Enternasyonal’in önderliği değil; Troçki’nin yaşamı boyunca bağlı kaldığı ve ölümünden kısa süre önce ABD-SİP içindeki Burnham-Shachtman eğilimine karşı parlak bir şekilde savunduğu Marksist yöntemi terk ederek SSCB’nin “devlet kapitalisti” olduğu biçimindeki revizyonist tezi savunan Natalya Sedova temsil ediyor! Öyle mi? 
Bununla birlikte, MB yayın kurulu, IV. Enternasyonal’in programının geçersiz olduğunu, onu savunanların bu programı terk etmiş olduğunu kanıtlayamadığı gibi; “dogmatizm lehine Marksist yöntemi terk edenlere bayrak açanlardan birisi” olarak selamladığı Sedova’nın, SSCB’de -II. Dünya Savaşı döneminde- kapitalizmin restore edilmiş olduğu ve emperyalist saldırı karşısında Kuzey Kore’nin savunulmaması gerektiği yollu düşüncelerini paylaştığını da söylemiyor. Bunu yapamıyor; çünkü bu durumda, “Troçkist” maskesi takamaz; IV. Enternasyonal’in saygınlığını sömüremezdi.
MB yayın kurulunun, ciddi ve kapsamlı bir kuramsal çalışmayı gerektiren bu adımların hiçbirini atmayan; her siyasi yapı gibi yanlış yapmış olabileceğini ise aklından bile geçirmeyen üyeleri, bunun yerine, “V. Enternasyonal” çağrısını IV. Enternasyonal’i karalama üzerine inşa etmeyi tercih ediyor. MB yayın kurulunun, tarih boyunca bütün oportünistlerin öğretiye bağlı Marksistlere yönelttiği “epigonlar”, “skolastikler”, “dogmatizm” gibi suçlamalar eşliğinde, sayısal büyüklük, bölünmeler, örgütsel güç vb. ampirik verilere ve “ölçütlere” sarılmasının nedeni budur. Marksistlerin zerre kadar değer vermediği bu sözde “ölçütler”, ideolojik ya da siyasi mücadelede değil; olsa olsa mahalle kahvelerinde dedikodu malzemesi olarak “anlamlı” olabileceği için, bizi ilgilendirmiyor. 
Güce tapma ve kendiliğindenliğe boyun eğme
Tarihsel maddeci diyalektik yöntemi bir yana bırakıp ampirik gözlemci yönteme sarılan MB yayın kurulunun IV. Enternasyonal’i mezara gömme gerekçesi olarak sarıldığı bir diğer sav, onun kitleselleşememiş ve “dünya işçi hareketinin önderliğini” alamamış olmasıdır. Lütfen dikkat edin, MB yayın kurulu, IV. Enternasyonal’i, bir devrim durumunda iktidarı almayı reddettiği ya da karşı devrime savrulduğu için mahkûm etmiyor (edemez de!). MB yayın kurulunun üyeleri, IV. Enternasyonal’i, faşizm ve savaş yıllarının ardından açılan devasa kapitalist büyüme döneminde, reformizmin altın çağında ve Stalinist ya da sosyal demokrat sendikal ve siyasal örgütlerin egemenliği altında olan bir işçi sınıfı içinde çoğunluğu elde edemediği için tarihe gömüyor. MB yayın kurulunun üyelerine göre, “1960’lı ve 1970’li yılların görkemli mücadeleleri[nin] Stalinizmin ve diğer küçük burjuva radikallerinin egemenliği altında kalmış” olmasının sorumlusu da IV. Enternasyonal’dir(!). 
MB yayın kuruluna sormak gerekiyor: Hazır bizim gibi dogmatiklerinkinden farklı ve de “bilimsel” bir ölçüt bulmuşken, neden onu “dünya işçi hareketi”ne hiçbir zaman sizin anladığınız gibi fiili önderlik yapamamış olan IV. Enternasyonal’in bütün tarihine -hatta Lenin-Troçki önderliğindeki Komünist (III.) Enternasyonal’e- uygulamıyorsunuz? Neden, Stalinist ve sosyal-demokrat önderliklerin sahip olduğu devasa güç karşısında umutsuzluğa kapılanların sizden çok önce yapmış olduğu gibi, açıkça, “IV. Enternasyonal’in kurulması yanlıştı” demiyorsunuz? Neden, programı ve perspektifi ne olursa olsun (bunların ne önemi var ki!) Türkiye’deki “en güçlü” sol harekete girip kendinizi feshetmiyorsunuz? 
MB yayın kurulu üyeleri, yalnızca bu yöntemlerinden dolayı, örneğin 20. yüzyılın başlarında yaşıyor olsalardı, yıllarca hiçbir kitlesel etkiye sahip olmadığı hatta defalarca ortadan kalkma noktasına geldiği için, Bolşevikleri de mezara gömerlerdi. Onların, aynı şekilde, I. Dünya Savaşı’nı durduramadıkları için dönemin enternasyonalist Marksistlerini de mahkûm etmeleri gerekmektedir.
Bir kez daha anımsamakta yarar var: Marksistler, siyasi önderliği, MB yayın kurulu üyelerinin yaptığı gibi, belirli bir dönemde sahip olduğu fiziksel güce ve kitleler üzerindeki etkisine göre değil; siyasi perspektifine ve programına bakarak değerlendirirler. Bu yaklaşım sayesindedir ki, bizler, güce tapan küçük burjuvalardan farklı olarak, hem “karşı devrimin anası” ekonomik büyüme ve reformizm dönemlerinde hem de en ağır baskı ve yenilgi dönemlerinde bile işçi sınıfına yabancı ve komünizm düşmanı güçlere yedeklenmez; fiziksel olarak imha edilsek bile siyasi varlığımızı sürdürmeyi başarırız. Bütün bunlar, 1938-1953 arası IV. Enternasyonal ve 1953’ten bu yana onun Uluslararası Komitesi (DEUK) için geçerlidir.
Eğer MB yayın kurulu, yüzeysel gözlemcilik ve eklektizm yerine tarihsel maddeci bir yönteme sahip olsaydı, Stalinizmin ve sosyal demokrasinin II. Dünya Savaşı sonrası kabaca 30-35 yıla damgasını vuran egemenliğinin IV. Enternasyonal’in güçsüzlüğünden kaynaklanmadığını; tersine, her iki olgunun altında da dünya kapitalizminin dinamiklerinin yattığını görebilirdi. 
Bu tespit, elbette, ilkelere ve perspektiflere bağlılık, siyasi tutarlılık, kararlılık vb. öznel etmenlerin önemini reddettiğimiz anlamına gelmiyor. Tersine, bu öznel etmenler son derece önemlidir. Ama IV. Enternasyonal - DEUK, bu konuda en son eleştirilebilecek örgütlenmedir. Onun içinde, her zaman Marksist yönteme, ilkelere ve siyasi programa bağlı kadrolar çıkmış ve bunlar, yalpalayan önderlikleri hizaya çekmiş ya da revizyonizme-oportünizme kayanları partiden uzaklaştırmıştır. 
Bizler, Cannon önderliğindeki Troçkistlerin Pablocu revizyonizme ve tasfiyeciliğe karşı DEUK’u kurmasını; ABD-SİP’in Pabloculuğa dönmesi karşısında Heally ile Lambert önderliğindeki Britanyalı ve Fransız Troçkistlerin IV. Enternasyonal’in ve DEUK’un kuruluş ilkelerine bağlı kalmasını; Lambert’in ve Heally’nin önderliğinde 1970’lerde açığa çıkmaya başlayan ulusalcı oportünist çizgiye karşı direnen ABD’li, Britanyalı, Alman, Avustralyalı, Sri Lankalı ve diğer ülkelerden “bir avuç” genç Troçkistin IV. Enternasyonal’i yaşatma çabasını tam da bu yüzden sahipleniyoruz. 
Eğer bugün DEUK’ta cisimleşen bütün bu çabalar, Marksist perspektiflerin korunması ve geliştirilmesi yönündeki bu ısrarlı mücadele olmasaydı, IV. Enternasyonal, tam da MB yayın kurulu üyelerinin söylediği -belki de can attığı- gibi, dönemin Stalinist “komünist” partilerinin, sosyal demokrasinin, burjuva ve küçük burjuva ulusal kurtuluş hareketlerinin, küçük burjuva radikalizminin ya da günümüzün modası “yeni sol”un içinde tasfiye edilmiş olabilirdi.
Oysa günümüzde, IV. Enternasyonal’in saygınlığını sömürmek üzere onun adına sahip çıkan bir sürü akım işçi sınıfına yabancı ve çoğu durumda düşman mülk sahibi sınıfların şu ya da bu kesimine yedeklenirken, DEUK, işçi sınıfının ideolojik ve siyasi/örgütsel bağımsızlığını titizlikle korumaya devam ediyor. Aralarında MB yayın kurulunun da yer aldığı merkezcileri telaşa düşüren de,  IV. Enternasyonal’e şu ya da bu biçimde sahip çıkıyor gibi görünen bütün oportünist eğilimler hızla sağa kayarken, DEUK’un savunduğu Marksist perspektiflerin işçi sınıfı ve gençlik içinde güçleniyor olmasıdır.
İşin ilginç yanı, MB yayın kurulunun IV. Enternasyonal’i önceki onyıllar içinde güçlenmediği / kitleselleşmediği ve “dünya işçi hareketi”nin önderliğini alamadığı için canlı canlı mezara gömmeye çalışırken, Stalinizmin, küçük burjuva radikalizminin, ulusalcı hareketlerin ve onlara yedeklenen Pablocu önderliklerin bu süreçteki rolünü irdelemeyi akıl bile etmemesidir. 
Haydutlar, aile içindeki işbirlikçilerinin yardımıyla eve giriyor ve ne varsa yağmalayıp ortadan kaldırmaya çalışıyor. Evdekilerden birkaçı bu saldırıya karşı koyuyor ve haydutlarla birlikte işbirlikçileri de püskürtüyor. Ama bu arada, işbirlikçilerin ve onların yalanlarına kananların gitmesiyle birlikte evdeki insan sayısı azalmış; direnenler de bir hayli hırpalanmış durumdadır. Onlar, yaralarını iyileştirip evi yeniden onarmaya çalışırken, onu yağmalayanlar ile MB yayın kurulu gibi merkezci izleyiciler ise yaşanan felaketten, direnenleri sorumlu tutuyorlar: Direnmeye kalkmasaydınız, ne güzel hep birlikte olacak ve -elbette oportünist politikalar izleyerek- büyüyecektik! MB yayın kurulu üyeleri, IV. Enternasyonal’in saygınlığını sömüren her türlü oportünist akımın 1953’ten bu yana yaptığını, üstelik de Pablocu, Morenist, Lambertçi, Cliffçi vb. bütün o akımların -haklı olarak- sustuğu bir dönemde, biraz (59 yıl) gecikmeli olarak yapmaya kalkmaktadır. Ne diyelim? Fazlasıyla talihsiz bir gecikme...
Önceki yazımda Troçki’den aktarmıştım:
“e. Merkezci her zaman sağcı gruplaşmalara manevi bir bağımlılık içindedir ve daha ılımlı olanların huzurunda yaltaklanmaya, onların oportünist kusurları hakkında sessiz kalmaya ve işçilerin karşısında onların yaptıklarının üzerini örtmeye eğilimlidir.
“g. Merkezcinin, oportünist ile Marksist arasında işgal ettiği yer, belirli bir ölçüde küçük burjuvazinin kapitalistle proletarya arasında işgal ettiği konuma benzer; ilkinin karşısında el pençe divan durur ve ikincisini hor görür.”[5]
Ne için ve nasıl bir “yeni” enternasyonal? 
MB yayın kurulu, “cevap” adını verdiği ama V. U. Arslan’ın yazısına yönelik eleştirilerimin tek bir satırına bile yanıt vermediği yazısında, “Tartışılması gereken 5.Enternasyonal’i inşa sürecinin programı ve metodolojisidir” diyor. Çok doğru! Ama MB yayın kurulunun her şeyi bilen üyeleri, bu konuda da tek bir sözcük bile yazmıyor. Yoksa bunu da mı bizden bekliyorlar?
MB yayın kurulu, yeni bir enternasyonalin kurulması gerektiğini ilan ediyor. Buna karşılık, onun günümüz dünyasını nasıl kavradığı, işçi sınıfına ve emekçi kitlelere neyi önerdiği bile belli değil. Ne Arslan’ın -daha önce yanıt verdiğim- yazısında ne de MB yayın kurulu üyelerinin benim yazıma verdikleri sözde yanıtta, küreselleşme, kapitalizmin krizi, burjuvazinin işçi sınıfına yönelik uluslararası saldırısı, emperyalist müdahaleler, işçi sınıfının mevcut sendikal ve siyasi önderliklerden bağımsız örgütlenmesi, bu örgütlenmelerin programı ve biçimi gibi, işçi sınıfı ve Marksist hareket için yaşamsal öneme sahip konulara tek bir sözcükle olsun değinilmiyor. 
Oysa bırakalım ulusal ya da uluslararası düzeyde bir parti kurmayı, bir siyasi dergi çıkartmak için bile, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu bütün bu ve diğer konulara ilişkin kapsamlı bir çözümleme yapıp, sorunlara ilişkin çözüm önerileri geliştirmek, en azından, bu yönde bir çaba göstermek gerekir.
Ama böylesi bir çaba, yöntemsel ve tarihsel ölçekte ciddi bir teorik çalışmayı ve varolan diğer akımlarla ciddi bir hesaplaşmayı gerektirir. MB yayın kurulunun üyeleri ise bu son derece külfetli ve sorumluluk isteyen işe soyunmaktansa, Marksistlerin “devrimci teori olmadan devrimci eylem olmaz” ilkesinin yerine Bernstein’ın “Hareket her şeydir, nihai amaç hiçbir şey!” şiarını geçirmeyi ve kuramsal çalışmayı “masa başı devrimciliği” olarak aşağılamayı tercih ediyorlar. Bunda da, kendilerince haksız sayılmazlar. Öyle ya! Kuramsal çalışma sistematik bir çabayı, kendisiyle hesaplaşmayı ve edilen her sözün hesabını vermeyi gerektirirken, insanların bilinçlerinden çok duygularına hitap eden ve her şeyin birkaç gün sonra nasıl olsa “unutulacağını” sanan “hareketçilik” çok daha kolay bir yol. MB yayın kurulunun “masa başı devrimciliği” diyerek aşağıladığını sandığı şey, başta Marx ile Engels olmak üzere, Marksistlerin onlarca yıl içinde -barikatlarda değil ama “masa başında”- oluşturmuş olduğu Marksizm; sınıf bilinçli işçilerin günümüzdeki ve yarınki eylemlerine yön verecek olan devasa teorik / entellektüel birikimdir. Yine Troçki’den aktaralım:
“Teorik olarak merkezcilik amorf ve eklektiktir; teorik yükümlülüklerden mümkün olduğu ölçüde yan çizer ve pratiğe yalnızca Marksist teorinin devrimci yöneliş kazandırabileceğini anlamaksızın, teori karşısında (lafta) ‘devrimci pratiğe’ öncelik verir”
MB’nin yayın kurulu, insanlık kültürünün Marksistler eliyle biçimlendirilmekte olan yaşamsal önemdeki bölümüne dudak büktüğü için, “yeni” bir enternasyonalin gerekliliğini kanıtlamak zorunda kaldığında, tek bir ciddi söz bile söyleyemiyor. O, IV. Enternasyonal’e ve DEUK’a karşı teorik ve programatik bir eleştiri geliştiremediği için, mecburen, en kolay yolu seçiyor; tek bir kanıt bile sunmadan -dahası, kendisiyle çelişme pahasına- çamur atıyor ve ucuz yalanlar üretiyor.
Dahası, MB yayın kurulu, DEUK’a yönelik karalamasını, sansasyonel bir haber bulmuş küçük burjuva gazetecisi havasıyla, “bu ‘yüce’ DEUK nedir, şimdi bunu açıklamanın zamanı geldi” diyerek, sanki bilinmeyen bir şeyi açıklıyormuş gibi yapıyor. İşin trajik yanı, okurlarını aptal yerine koyan MB yayın kurulunun, DEUK’a yönelik bütün temelsiz karalamalarını, bizzat DEUK’un onlarca yıl önce yazıp yayımlamış olduğu dökümanlardan ama bilinçli olarak bütün anlamını çarpıtacak şekilde cımbızlayarak aldığı bir iki cümleye dayandırıyor olmasıdır. Sonra da, bizden, bu yalanları yanlışlamamızı istiyorlar. MB yayın kurulu üyeleri farkında mı bilmiyorum ama bu tavırlarıyla, Stalin’in, Troçkistleri Nazi ajanlığıyla suçlayıp tersini kanıtlamalarını talep eden savcılarını andırıyorlar. 
MB yayın kurulu, DEUK’u sözde karalamak için, 1953’te IV. Enternasyonal’in tasfiyesine karşı DEUK’un kurulmasına önderlik eden J. Cannon’un 10 yıl sonra Pablocu saflara savrulmasını örnek veriyor ama DEUK’un konuya ilişkin değerlendirmelerini ağzına bile almıyor. DEUK, ABD-SİP’in Pabloculuğa dönüşünü değerlendirirken, bizim küçük burjuva küfürbazlarımız gibi Cannon’u bir bütün olarak ayaklar altına alıp çiğnememiş; Pabloculuğa dönüşün maddi toplumsal temellerini gözler önüne sermişti. Marksizmin yöntemine sarılan DEUK, sonradan Lambert’in, Heally’nin ve diğerlerinin yaşadıkları savrulmaları da aynı tarihsel maddeci diyalektik yöntemle ele almıştır. Çünkü yaşananlardan dersler çıkartmanın ve ileride benzeri durumların yaşanmamasını sağlamanının tek yolu budur.
MB yayın kurulunun yöntemi ise bir kez daha -üzülerek belirtmek gerekir ki- Stalinistlerin Troçki’ye ve Troçkizme saldırırken kullandıkları yöntemdir. Stalinistler, Troçki’nin Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) 1903’teki bölünmesinde Menşeviklerle hareket etmesini, 1920’lerden beri, “Troçki’nin karşı devrimci olduğunun belgesi” olarak sunmaya çalışırlar. Stalinistlerin, Troçki’nin 1904’te Menşevikler’den bütünüyle kopmuş olduğunu, 1917’de Bolşeviklere katılarak Sovyet Devrimi’ne önderlik ettiğini ve ölümüne kadar Bolşevik-Leninist geleni savunduğunu gizlemesinin nedeni, kendilerine karşı Marksizmi savunan Troçki’ye kuramsal ve programatik düzeyde yanıt verememeleri ve onun saygınlığını ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırma çabasıydı (bunu yapanlar hala var).
MB yayın kurulu, Cannon’un ve Healy’nin Marksist hareketin gelişmesine ve sürekliliğine yapmış oldukları devasa katkıları gizlemekte ve onları -sonradan revizyonist saflara geçtikleri için- ayaklar altında çiğnemektedir. Bu, açıkça anti-Marksist bir yaklaşımdır. Biz Marksistler, örneğin Kautsky’nin ve Plehanov’un revizyonizme ve oportünizme savrulmalarını acımasızca eleştiririz ama bunu yaparken, onların Marksizme ve komünizm mücadelesine yapmış oldukları devasa katkıyı karalamaz; tersine, sahipleniriz. Onların karşı safa geçtikleri anı ve sonrasını, önceki Marksist dönemleri ile mekanik bir şekilde birleştirmek, ya Marksizmin yöntemine ilişkin derin bir cehaletin ya da açık bir kötü niyetin ifadesidir (bunlar da çoğu zaman bir aradadır). Bunu yapanların amacı da, gerçekte, söz konusu kişileri değil ama onların içinde yer aldığı hareketi, Marksizmi ya da partiyi / enternasyonali karalamaktır.
MB yayın kuruluna göre DEUK’un tarihi önderlerin tarihidir; ayrılmalardan, bölünmelerden, ihanetlerden ve benzeri olaylardan ibarettir. Bunların arkasında hangi maddi dinamiklerin yattığı, söz konusu hareket/parti içinde onlara karşı verilen mücadeleler vb. MB yayın kurulu için herhangi bir anlam taşımamaktadır. MB yayın kurulu, Cannon’u, Lambert’i, Heally’yi ve diğerlerini, ulusalcı yozlaşmalarından dolayı sözümona mahkûm etmekte ama onların Pablocu revizyonizme karşı vermiş oldukları yaşamsal önemdeki mücadeleyi ve bu mücadelede edinilmiş olan kuramsal ve siyasi/örgütsel kazanımları yok saymaktadır. 
Bir kez daha anımsatalım: Troçki önderliğindeki muhalefet, III. Enternasyonal Almanya şubesinin Nazizmin iktidara gelmesine yol açan ihanet politikasını onaylayana kadar (1933), III. Enternasyonal’in bayrağı altındaydı ve onun revizyonist önderliğini alaşağı ederek, Komintern’i yeniden Marksizmi ve dünya devrimi programını savunan bir örgüt haline getirmeye çalışıyordu. “Yeni (IV.) bir enternasyonal”, ancak 1933’te yaşananlar III. Enternasyonal’in bütünüyle iflasını ilan ettiği zaman Marksistler için bir gereklilik haline gelmişti. MB yayın kurulu üyelerine kalsa, Marksistlerin, Stalinist bürokrasinin “tek ülkede sosyalizm” kuramını ilan ettikleri 1924’te (belki de, SSCB’de ilk Marksistin partiden atıldığı, sürgüne gönderildiği ya da öldürüldüğü gün) “yeni bir enternasyonal” çağrısı yapması gerekirdi. MB yayın kurulunun Komünist Enternasyonal’in “sonunu” 1923 olarak belirtmesi, aslında bu düşüncenin örtülü bir ifadesidir.
Enternasyonal tarihine MB yayın kurulunun yöntemiyle yaklaşırsak, II. Enternasyonal içindeki Marksistlerin reformist, revizyonist önderliklere ve Komünist (III.) Enternasyonal’deki Sol Muhalefet’in bürokratik ulusalcı deformasyona karşı mücadelesinin ya da DEUK içindeki Troçkistlerin revizyonist önderliklere karşı mücadelesinin herhangi bir anlamı yoktur. DEUK içindeki Marksistlerin IV. Enternasyonal’in devrimci programına sahip çıkıp onu yaşatmaları da MB yayın kurulu için önemli değildir. Çünkü MB yayın kurulunun niyeti, tarihte yaşanmış olanlardan dersler çıkartmak, herhangi bir yanlışı düzeltmek ya da devrim ve komünizm davasını ilerletmek değil; DEUK’un kişiliğinde IV. Enternasyonal’i karalamak ve bir an önce mezara gömmektir. Bu, gerçekte, MB yayın kurulu üyeleri tarafından, hakkında bir yerlerden (açıkçası, DEUK’tan ve bizden) birşeyler duydukları ama gerçekte ne olduğunu kavramadıkları revizyonist bir akım olarak Pabloculuğa (dolaylı olarak da sosyal demokrasiye, Stalinizme ve küçük burjuva ulusalcı akımlara) verilmiş bir destektir. 
DEUK içerisinde, MB yayın kurulunun yazısında fazlasıyla eksik ve çarpık biçimde ele aldığı tüm o politikalara ve oportünist önderlere karşı, her zaman Marksist programı savunmaya devam eden bir muhalefet olmuş ve bu muhalefet, örneğin, Sosyalist (II.) Enternasyonal içindeki komünistlerden ve Komünist (III.) Enternasyonal içindeki Troçkist muhalefetten farklı olarak, söz konusu oportünist önderlikleri DEUK’tan ya ayrılmak zorunda bırakmış ya da uzaklaştırmıştır. MB yayın kurulu, DEUK içindeki Troçkist muhalefetin oportünist önderliklere karşı mücadelesine ilişkin yüzlerce sayfalık tartışmalardan ve ciddi özeleştiriler de içeren değerlendirmelerden hiç söz etmemektedir. 
Bu durumu, konuya ilişkin ve son derece doğal karşılanabilecek bir bilgi eksikliğinin ürünü olarak görüp uyarmak ve yoldaşça bir tartışma içinde düzeltmek, eksikleri tamamlamak mümkündü (asıl olarak Marksist Tutum’a yönelik olmakla birlikte, Arslan’ın yazısına verdiğim yanıtın amacı da buydu). Ama MB yayın kurulunun o yazıya verdiği sözde “cevap”ta segilediği tavır, bunun bir “eksik” ya da “hata” değil de bilinçli bir tercih olduğunu gözler önüne sermektedir. 
MB yayın kurulunun içine sindiremediği ve onu öfkelendiren şey, DEUK içindeki Marksistlerin ortaya çıkan her oportünist-revizyonist eğilime karşı kararlı ve ilkeli bir mücadele vermiş olması; IV. Enternasyonal’in ve komünizm programının sürekliliğini sağlaması ve DEUK’u demokratik merkeziyetçi bir uluslararası örgüt haline getirmesidir. Çünkü IV. Enternasyonal’in adını kullanmaya ve sömürmeye devam eden bütün küçük burjuva akımların işçi sınıfına yabancı güçlere yedeklendiği ya da yedeklenmeye çalıştığı koşullarda, DEUK’un Marksist ilkelere sahip çıkması ve işçi sınıfına devrimci perspektifler / politikalar sunuyor olması, bütün merkezci ve küçük burjuva akımların IV. Enternasyonal’i “tarihe gömme” yönündeki çabalarını boşa çıkartmaktadır.
DEUK ne yapıyor?
II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik büyüme ve reformizm dönemine özgü parlak günlerinde, Stalinistlerin, Pablocuların ve her türden küçük burjuva solcusunun küstahça dudak büktüğü DEUK, tam da işçi sınıfının devrimci gücüne ve IV. Enternasyonal’in önderlik etme kapasitesine olan güveninden; Marksist yönteme ve ilkelere olan bağlılığından dolayı, bugün, başka hiçbir devrimci örgütlenmenin başaramadığını başarıyor.
Kapitalizme ve onun hizmetindeki her renkten küçük burjuva akıma karşı mücadelede en gelişkin teknolojiyi başarıyla kullanan DEUK, 13 dilde yayın yapan ve her gün onlarca makale ile güncellenen Dünya Sosyalist Web Sayfası (wsws.org) adlı günlük bir siyasi yayına sahip. Bu sayede o, Şubat 1998’den bu yana, eski teknolojiyle (basılı dergi ya da gazete aracılığıyla) asla gerçekleştirilemeyecek bir hızla ve verimlilikle, farklı ülkelerde ve kıtalarda yeralan Troçkistleri yayın kurulu toplantılarında biraraya getiriyor, onların eşzamanlı siyasi faaliyetini örgütleyebiliyor, dünyanın dört bir yanındaki sosyalist işçilere, aydınlara ve gençlere, güncel gelişmeler üzerine bu sayfada yayınlanan Marksist perspektifleri basılı olarak sunabiliyor ve işçi sınıfının devrimci öncüsünü ideolojik ve siyasi olarak donatıyor. 
Peki, DEUK’un günlük yayın organı “wsws.org”un en yakın izleyicilerinden biri olan ve daha düne kadar “wsws.org”dan ödünç aldığı ve bizim yaptığımız çevirileri kaynak bile göstermeden yayımlayan MB yayın kurulu, kendisine “Marksistim” diyen herkesi sevindirmesi gereken bu çaba karşısında ne yapıyor? V. U. Arslan’ın yazısında ve MB yayın kurulunun “cevap”ında gördüğümüz gibi, histerik bir şekilde ona saldırıyor. 
Peki, MB yayın kurulunun daha düne kadar “seçimlere devrimci bir programla katılan tek örgüt” diye övdüğü DEUK’un Almanya şubesi Sosyalist Eşitlik Partisi (bütün partileri, kimi yerel taleplerde farklılıklar içermekle birlikte, aynı perspektifler ve program çerçevesinde faaliyet gösterdiği için bir bütün olarak DEUK) ne zamandan beri “ana faaliyeti ... internetten yürüttükleri seçim çalışmaları” olan ve “ne ulusal alanda ne de uluslararası ölçekte örgütlenmek (Leninist inşa) gibi bir derdi de” olmayan, “sınıf mücadelesine tümden yabancı” sanal örgütler haline geldi? MB yayın kurulu, bu sorunun yanıtını da vermiyor.
Elbette, hiç kimse ve hiçbir siyasi çevre DEUK ile ortak ideolojik ve siyasi pozisyonları savunmak zorunda değil. Hatta MB yayın kurulu, belirli bir dönem için -yanlışlıkla- DEUK ile aynı düşünceleri paylaştığını sanmış da olabilir. Eğer öyleyse, bugün DEUK “dünya işçi hareketinin önderliğini” henüz alamadığı için bu yönde bir çaba MB’ye “gereksiz” gelmiş olmalı. Ama her durumda, eğer MB yayın kurulu, DEUK’u eleştirecekse, bunu, onun savunduğu perspektiflere ve siyasi pozisyonlara yanıt vererek ve onun yanlışlarını teşhir ederek yapmalıdır. Buna, örneğin 2012 yılı içinde toplanan Sosyalist Eşitlik Partisi kongrelerinin siyasi değerlendirmelerine ilişkin eleştirilerini açıklayarak başlayabilir.
Sonuç olarak, MB yayın kurulu, açık çarpıtmalarla ve yalanlarla IV. Enternasyonal’i ve DEUK’u karalayacağına, “yeni” enternasyonal için önerdiği “programı ve metodoloji”yi açıklasa çok daha iyi olurdu. Böylece, biz zavallı “epigonlar” da enternasyonal nasıl olurmuş görür; bu “programın ve metodoloji”nin doğruluğuna ikna olur ve doğru yolu bulurduk. Hem MB yayın kurulunun, bu “yeni (V.) enternasyonal”in fiziksel sınırlılıkları konusunda kaygılanmasına da gerek yok; zira onun kaç kişi olacağı vb. biz Marksistleri hiç ilgilendirmiyor. Biz, onun fiziksel sınırlılığıyla değil; perspektifiyle ve programıyla ilgileneceğiz.
Tehlikeli sınırlar
MB yayın kurulu üyelerinin sahip olduğu anti-Marksist yöntem ve çarpık bakış açısı, onların, yalan ve karalamalarla çıktıkları bu yolda, kendilerinin bile hayal edemeyeceği noktalara sürüklenmesine yol açabilir. Onların, ilkeli bir siyasi eleştiri geliştirmeye çalışmak yerine yalnızca burjuva devletlerin istibarat örgütlerinin ve başka kurumlarının ilgi alanına giren konularla ilgileniyor olmaları, bu son derece tehlikeli eğilimin işaretleridir. 
MB yayın kurulu üyeleri, yazmış oldukları sözde “cevap”ta, “Bu grubun esas yaptığı hatırı sayılır bir mali kaynakla yürüttükleri internet gazeteciliğidir (wsws.org)” diye yazmakla yetinselerdi, onların, beş yaşındaki çocukların bile bildiği bir gerçeği ya da kendi web sayfaları için ödedikleri son derece cüzi miktarı bilmediklerini ve internet yayıncılığının “hatırı sayılır bir mali kaynakla” yürütüldüğünü sanıyor olduklarını düşünebilirdik. Ama onların, cümlenin devamında, “Bu mali kaynak da emekçilerden gelmemektedir” diye yazmaları, bilinçli olarak DEUK hakkında mide bulandırıcı bir başka kuşkuyu yaymak istediklerini gösteriyor. 
Onlara, yalnızca Marksistlerin değil ama bütün devrimcilerin -hatta sıradan dürüst insanların bile- çok iyi bildiği bir noktayı anımsatmakta yarar var: Devrimciler, burjuva devletlere karşı mücadele eden devrimci partilerin mali kaynaklarıyla değil ama perspektifleriyle ve siyasi çizgileriyle ilgilenirler. Bu tür konularda herhangi bir siyasi yapı hakkında, üstelik de hiçbir kanıt olmaksızın, ima yoluyla alenen kuşku yaratmak, devrimcilerin değil başkalarının işidir (bunu yapanlara ne ad verildiğini yazmam gerekiyor mu?). 
Ama MB yayın kurulu üyeleri, başkalarının nerede, ne zaman ve kimlerle ne yaptığına o kadar meraklı ki, DEUK’un -başta sözünü ettikleri dört ülke olmak üzere- “hiçbir yerde işçi sınıfı ya da gençlik mücadeleleriyle kurduğu organik bağ bulunmadığını” da bir şekilde öğrenmişler(!). DEUK’un içinde bulunduğu direniş, grev ya da gençlik mücadeleleri onun ve şubelerinin web sayfalarını izleyen herkes tarafından görülebilir. Bütün bunların, gözünü ilkel bir DEUK düşmanlığı bürümüş olan MB yayın kurulunun bakış açısındaki “kör noktaya” denk düşmesini de anlayabiliriz. 
Anlaşılamaz olan şey, onların, bu konularda Toplumsal Eşitlik’in yayın kuruluna sorular yöneltmesi ve bizi hiç ilgilendermeyen konulardaki abuk sabuk iddialarını “çürütmemizi” istemeleridir. Aklınca DEUK’u küçümsemek adına atıp tutan MB yayın kurulu üyelerinin, bu konuda söyledikleri, onların gerçekte güce tapan küçük burjuvalar olduklarını gösteriyor. 
Kendilerine, bize saçma sapan sorular soracaklarına, son birkaç ay içinde Sosyalist Eşitlik Partileri’nin ve wsws.org “muhabirlerinin” Kanada Quebec’teki öğrenci boykotu, Sri Lanka’daki öğretmenler grevi, ABD Chicago’daki öğretmenler grevi, Detroit’teki otomobil işçileri (“çalışma hakkı yasası”na karşı), Belçika Genk’teki Ford fabrikasının kapatılmasına karşı, Detroit’teki Chrysler işçileri, Fransa’da Peugeot-Citroën’de işten çıkarmalara karşı, Kanada’daki Ford işçileri, Avustralya’daki Ford fabrikasındaki işten çıkarmalara ve kapatılmasına karşı, Britanya’daki öğrenci hareketi, Avrupa otomobil işçilerine yönelik saldırı vb. gelişmelerde bulunup, bunlara ilişkin işçilere ve öğrencilere yönelik yazdıklarını okumalarını öneririz. 
MB yayın kurulu, kimlerin, nerelerde hangi eylemlere katıldıkları; kaç kişi oldukları ve neler yaptıkları gibi bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen konularda daha ayrıntılı bilgi edinmekte gerçekten ısrarlıysa, bu merakını giderebileceği iki kaynak var. Bunlardan biri, büyük olasılıkla hiçbir yanıt alamayacağı ya da son derece ağır bir yanıtla karşılaşacağı DEUK’tur. İkincisi ise, DEUK’u ortadan kaldırmak için bütün bu soruların yanıtlarını bulmak isteyen “profesyonel” ve “resmi” kaynaklardır. MB yayın kurulu üyeleri ile aramızdaki bir diğer “önemli farklılık” da burada ortaya çıkıyor: Onlar enerjilerini devrimci bir partinin üyelerinin nerede ne yaptığı üzerine kafa yorup spekülasyonlar üretmeye ve kuşku yaymaya harcarken, biz Marksistler, “masabaşı devrimcileri” olarak, bu tür yıkıcı “pratik”ler ile değil ama teoriyle ve politikalarla ilgileniyoruz. 
Yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla, MB yayın kurulunun “pratik” ilgi alanı, yalnızca DEUK ile de sınırlı değil. Onlar, Toplumsal Eşitlik yayın kurulunun savunduğu ilkelerle ve siyasi düşüncelerle değil ama nerede ne yaptığıyla da fazlasıyla yakından(!) ilgileniyorlar. MB yayın kurulu, bizim “kaç yıldır” DEUK’un “kapısını aşındırdığımız” ve “bir türlü kardeş örgüt olarak kabul edilmediğimiz” yalanını yazmak için nereden istihbarat aldığını belirtmiyor. Yeri gelmişken, kendilerine bir iyilik yapıp, istihbarat kaynaklarının sakat olduğunu ve onları bütünüyle yanlış bilgilendirdiğini söyleyelim. 
İlk olarak, Toplumsal Eşitlik, bir “örgüt” değil Marksist devrimci düşünceleri savunan ve işçi sınıfının öncüsünü bu düşüncelere kazanmaya çalışan siyasi bir dergidir (MB yayın kurulu üyeleri, hakkımızda daha ayrıntılı bilgi edinmek için dergimize ve web sayfamıza bakabilirler). 
İkincisi, DEUK da dahil, hiçbir yerin “kapısını aşındırma”dık, aşındırmıyoruz ve aşındırmayacağız. 
Üçüncüsü, DEUK, kendisine “enternasyonal” adını veren diğer küçük burjuva örgütlenmelerden farklı olarak, demokratik merkeziyetçi bir parti ve bizim bildiğimiz kadarıyla, “kardeş örgüt” gibi bir kategoriye sahip değil (böyle bir kategorisi olsaydı bile, onun gibi bir “örgüt” olmadığımız için bizi ilgilendirmezdi). MB yayın kurulunun pek bilgili üyelerinin, demokratik merkeziyetçi, Leninist bir dünya partisi olarak örgütlenen DEUK’un yalnızca çeşitli ülkelerde parti şubeleri bulunduğunu bilmiyor olması ilginç!
Hiçbir “istihbarat kaynağı”nın böylesi uçuk hayaller kurmayacağından ve MB yayın kurulunun “cevap” yazısı boyunca sıralamış olduğu diğer yalanlardan, karalamalardan ve iftiralardan hareketle, şunu söylemek mümkün: 
MB yayın kurulu, bütün bu saçmalıkları, panik halinde kendi kafasından uydurmuş ve yüzü kızarmadan yazmıştır. Peki neden? Bu sorunun yanıtını, yalnızca MB’nin yayın kurulu üyeleri bilebileceği için, konuya ilişkin her yorum bir “spekülasyon” olur. Troçki, Merkezcilik ve IV. Enternasyonal adlı makalesinde, “Kendi konumundan ve yöntemlerinden her zaman şüpheli olan bir merkezci şu devrimci ilkeye nefretle bakar: olanı dile getirmek. İlkeli bir politikanın yerine kişisel manevracılığı ve küçük örgütsel diplomasiyi geçirmeye eğilimlidir.” diye yazmıştı. MB yayın kurulu üyeleri, bu “kişisel manevracılığı ve küçük örgütsel diplomasi”yi kat kat aşmış durumdalar.
MB yayın kurulunun “Toplumsal Eşitlik’e Cevap- DEUK ve Neden 5. Enternasyonal?” adlı yazısında, gerçeğin bir kırıntısının -ama yalnızca kırıntısının- bulunabildiği tek yer, bizim DEUK’un “herşeylerini benimsemiş, adeta kopyalamış” olduğumuz yollu iddiasıdır. Bununla birlikte, MB yayın kurulunun üyeleri kantarın topuzunu yine kaçırmış. Zira biz Toplumsal Eşitlik yayın kurulu üyeleri, DEUK’un “herşeylerini” benimsemiş değiliz; çünkü onun “herşeylerini” bilmiyoruz, bilmek durumunda da değiliz. “Kırıntı” dememin nedeni bu. 
Öte yandan, bizler, MB yayın kurulunun aklından bile geçmeyen bir şeyi yaptık ve IV. Enternasyonal’in adına sahip çıkan diğer akımlara ilişkin olarak daha önce yapmış olduğumuz gibi, DEUK’un perspektif dökümanlarını ve tarihini de titizlikle inceledik. Bu çalışmanın sonucunda da, DEUK’un, Marksizmin ve IV. Enternasyonal’in kuruluş ilkelerinin günümüzdeki tek tutarlı savunucusu olduğu düşüncesine ulaştık. Bu, elbette, inceleme ve tartışma sürecinin kapandığı anlamına gelmiyor. Bizler, Marx’ın, Engels’in, Lenin’in ve Troçki’nin öğrencileri olarak, bu çalışmayı hep sürdüreceğiz; çünkü kendi öznel niyetlerimize ve verili konumumuza meşruiyet kazandırma peşinde koşmuyor, kendimizi sürekli olarak aşmaya, yenilemeye çalışıyoruz.
MB yayın kurulunun, ortak yönteme, ilkelere, perspektiflere ve programatik yönelime sahip Marksistler arasında 165 yıldır kaçınılmaz olarak ortaya çıkan düşünce ve dil birliğini ifade eden bir durumu “adeta kopyalama” diyerek kendince küçümsemesi ve olumsuz bir şey olarak görmesi, onun ulusalcılığının bir ifadesi olarak, son derece anlaşılabilir. Anlaşılması zor olan şey, uluslararası bir hareketin siyasi çizgisini benimsemeyi ve savunmayı bile “havarilik”, “kuyruğa takılma” gibi küçük burjuva bireyci kavramlarla açıklayan MB yayın kurulu üyelerinin, bütün bunların ardından, nasıl olup da enternasyonalden söz edebildiği; demokratik merkeziyetçi dünya partisi düşüncesini geliştirmiş ve yaşama geçirmiş olan Lenin ile Troçki’ye -lafta da olsa- “sahip çıktığı”. MB yayın kurulunun bu yaklaşımı, bir federasyon gibi çalışan ve her bir şubesinin kendi ulusal çıkarlarına göre politika geliştirdiği UİB’in üyesi grupların ya da II. Enternasyonal partilerinin ulusalcı-revizyonist önderliklerinden devralınmıştır. 
Bütün tarihsel veriler, MB yayın kurulu üyelerinin sergilediği türde eşzamanlı duygu/düşünce çatışmalarının uzun süre devam edemeyeceğini ve bir şekilde netleşmek zorunda olduğunu gösteriyor. Dileriz, MB yayın kurulunun yazılarında izleri görülen bu uzlaşmaz eğilimlerin çatışmasından Marksist devrimci bir eğilim baskın çıkar.

Dipnotlar

[1] http://www.toplumsalesitlik.org/tr/perspektif-dokumanlari-2/merkezciligin-turnusol-kgidi-enternasyonalizm-2
[2] http://www.bolsevik.org/content/toplumsal-eşitlik’e-cevap-deuk-ve-neden-5-enternasyonal
[3] Bu durumu, Sosyalist Enternasyonal’in kongrelerine verilen adlarda da görmek mümkün. Onun kuruluş kongresi “Uluslararası İşçiler Kongresi“ adını taşırken, 1893 Zürih Kongresi’nin adı “Uluslararası Sosyalist İşçiler Kongresi“, 1896 Londra Kongresi “Uluslararası İşçiler ve Sendikalar Kongresi“ idi. Sosyalist Enternasyonal’in kongreleri, ancak 1900 yılındaki Paris Kongresi’nden başlayarak “Uluslararası Sosyalistler Kongresi“ adını alacaktı.
[4] Komintern’in Evrimi, Dördüncü Enternasyonal İçin Birinci Uluslararası Konferans -29-31 Temmuz 1936- Dökümanlarından, akt. Will Reisner,  “Documents of The Fourth International, The Formative Years 1933-40”, Pathfinderpress, New York 1973 syf. 113-114 (Alıntıdaki vurgular bize ait).
[5] http://www.toplumsalesitlik.org/tr/perspektif-dokumanlari-2/merkezciligin-turnusol-kgidi-enternasyonalizm-2; Lev Troçki, Merkezcilik Üzerine İki Makale (“Merkezcilik ve IV. Enternasyonal” olarak da biliniyor), 22 Şubat 1934. Bu makale ilk kez Ağustos 1934’te Class Struggle adlı dergide yayınlandı. (Cilt 4, Sayı 8)