Suriye’ye askeri müdahale, patriotlar ve kimyasal silahlar
Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinin ardından ABD tarafından, Suriye’de Esad hükümetini devirmek için sürdürülen kanlı iç savaşa doğrudan müdahale yolunda önemli adımları atıldı. Öncelikle Kasım ayında Katar’ın başkenti Doha’da Suriye’deki muhalefetin yeniden düzenlenmesi için bir konferans düzenlendi. Washington’ın ve ABD’nin önceki Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un himayesi altında düzenlenen konferansta Suriye Ulusal Konseyi (SUK) yerine Suriye Devrimci ve Muhalif Güçlerin Ulusal Koalisyonu (SDMK) oluşturuldu.
Ulusal Koalisyon’un oluşturulmasının ardından özellikle silahların hangi ellerden geçeceği ve nasıl denetleneceği önem kazanmış ve sıra askeri önderliğin düzenlenmesine gelmişti. Bu amaçla 7 Aralık’ta, Suriyeli milis grupları ABD’den, Britanya’dan, Fransa’dan, Körfez ülkelerinden ve Ürdün’den yetkililerin katılımıyla Türkiye’de yapılan görüşmelerde yeni bir birleşik komutanlık oluşturdu. 500 dolayında delege, 30 üyeli bir Yüksek Askeri Konsey ile bir genelkurmay başkanı seçti.
Yüksek Askeri Konsey oluşturulurken ABD, Suriye’deki çatışmalarda işbirliği yaptığı El Kaide bağlantılı El-Nusra Cephesi ile aralarına mesafe koymaya çalıştı. El-Nusra Cephesi Konsey’in içinde yer almasa da, herhangi bir halk desteğine sahip olmayan ve büyük devletlere bağımlı İslamcıların egemenliğindeki yeni askeri önderliğin bileşimi, Suriye muhalefetinin gerici karakterini gözler önüne sermekte. 30 üyeli komutanlığın üçte ikisinin Müslüman Kardeşler ve diğer İslamcı örgütlerle bağlantılı olduğu belirtiliyor ki bu grupların çoğu, El-Nusra Cephesi’ni terörist bir örgüt olarak tanımlamak bir yana, bu örgütün muhalefetten dışlanmaması gerektiğini belirtiyorlar. Zaten Washington örgütü kara listeye alsa dahi, onun savaştaki önemli payından dolayı bunu yapması pek mümkün görünmüyor.
Ulusal Koalisyon’un ve Yüksek Askeri Konsey’in oluşturulmasının ardından, Washington ile onun Avrupalı ve Arap müttefikleri önderliğindeki 130 hükümetin temsilcileri, 12 Aralık’ta Fas’ın Marakeş kentinde bir “Suriye’nin Dostları” toplantısı düzenlediler. Fas Dışişleri Bakanı Saad Eddine El Othmani, Suriyeli Devrimci ve Muhalif Güçlerin Ulusal Koalisyonu’nun Suriye halkının yegâne temsilcisi olduğunu ilan etme konusunda anlaştıklarını söyledi. Toplantı, ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Koalisyon’u resmen tanımasından bir gün sonra gerçekleşmişti. İslamcıların egemenliğindeki koalisyon, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine karşı NATO destekli bir vekil savaşı sürdüren silahlı muhalefet gruplarını temsil etmek üzere ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından örgütlenmişti. Marakeş’teki toplantıya, Esad’ı desteklemeye devam eden ve aralarında Rusya’nın, Çin’in ve İran’ın da yer aldığı ülkeler katılmadı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, toplantıyla ilgili olarak, “ABD bütün kartlarını Ulusal Koalisyon’un askeri zaferine oynamaya karar vermiş durumda” diyerek tepkisini ifade etti. [1]
Patriotlar ve NATO müdahalesi
ABD tarafından bir yandan muhalefet (bir anlamda Esad sonrası hükümet) yeniden düzenlenirken diğer taraftan, NATO eliyle askeri bir müdahalenin altyapısı oluşturuluyordu. Fas’taki toplantıdan yalnızca birkaç gün sonra ise Türkiye’nin sınır bölgelerinde konuşlandırmak üzere NATO’dan talep ettiği Patriot füze sistemlerinin Almanya, Hollanda ve ABD tarafından temin edilmesine karar verildi. Bu üç ülkenin 6 Patriot bataryasının ve 1.200 askeri personelin Türkiye sınırına yerleştirilmesi için çalışmalar yaptığı ve Almanya’nın Kahramanmaraş’a, Hollanda’nın Adana’ya ve ABD’nin Gaziantep’e Patriot bataryaları yerleştireceği duyuruldu.
NATO, yaptığı açıklamada, bu kararın “Türkiye’nin topraklarını ve halkını savunma ve NATO’nun güneydoğu sınırındaki tansiyonu düşürme amacıyla” alındığı belirtildi. Türkiye’nin olası bir Suriye saldırısına karşı “savunusu” bahanesiyle konuşlandırılacak olan Patriotlar, aslında ABD ve başlıca müttefiklerinin sürdürdüğü kanlı savaşın tırmandırılacağının göstergesidir. Füze sistemlerinin, bir yandan savaş uçaklarına ve füzelere karşı muhalif güçlere hava koruması sağlamak, diğer yandan da sınır boyunca bir “uçuşa yasak” bölge oluşturmak için kullanılma olasılığı yüksek. Bu hamle aynı zamanda Suriye’ye doğrudan askeri müdahalenin de habercisidir.
Ancak bu hamlenin sadece Suriye’ye dönük olduğunu söylemek gerçekçi olmayacaktır. Özellikle İran ile ittifakı nedeniyle Suriye, Ortadoğu’nun sınırlarını yeniden çizmek ve ABD’nin konumunu ana jeopolitik rakiplerine göre güçlendirmek için bir “köşe taşı” olarak görülüyor. Esad rejiminin devrilmesinden sonra bölgede sıranın İran’a geleceği konusunda yaygın bir görüş hakim. İran’ın Türkiye’ye yaptığı uyarılar da bu olasılığı güçlendiriyor. Ankara ile Tahran arasında sert rüzgârların estiği Aralık ayının son günlerinde İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar sırasında basın mensuplarına verdiği demeçte AKP hükümetini bir kez daha uyardı: “Batı’nın planlarının farkında olunması gerek… Bazı Türk yetkililer de İran’ın aleyhine konuşuyor. Babacan eğer İran’ın füzeleri varsa bizde de Patirot var diyor. İran’ın füzeleri kendi kontrolündedir ama Patriotlarınki NATO’nun.”
Müdahale gerekçesi: kimyasal silahlar
Suriye’ye doğrudan bir askeri müdahalenin altyapısı oluşturulurken aynı zamanda müdahalenin meşruiyetinin sağlanması için faaliyetler de devam ediyor. ABD bu süreçte Irak’ta kullandığı taktiği uyguluyor. Irak’a müdahale için Saddam Hüseyin yönetiminin El Kaide ile işbirliği içinde olduğu ve bu terörist örgüte “kitlesel imha silahları” sağlanacağı yalanlarının propagandası yapılmıştı. Suriye’de de “kimyasal silahlar” müdahalenin gerekçesi olarak gösteriliyor. 
Aralık ayı boyunca Suriye’deki kimyasal silahlar konusundaki haberlerde ve yetkililerin açıklamalarında artış yaşandı. Bilindiği üzere Obama, kimyasal silah kullanımını dış müdahale için “kırmızı çizgi” olarak nitelemişti. Ancak Esad’ın kimyasal silah kullandığının ispatlanamaması ve Esad rejiminin ısrarla kimyasal silahı Suriyelilere karşı kullanmayacaklarını açıklaması, son dönemde bu kırmızı çizginin genişletilmesine neden oldu. 
Daha önce kimyasal silahlar konusunda belirsiz kaynaklara dayanarak Esad yönetimini tehdit eden Washington, şimdi, bu kimyasal silahların, bizzat ABD’nin desteklemekte olduğu “asiler”in eline geçebileceği konusunda uyarı yapıyor. Washington Post tarafından birinci sayfada yayımlanan bir makalenin anlamı buydu. Makale, “ABD yetkilileri, Suriye’nin kitlesel imha silahlarının aşırı İslamcıların, düzenbaz generallerin ya da diğer denetlenemez hiziplerin eline geçmesinden giderek daha fazla kaygılanıyor” diye yazıyordu. ABD’nin bu adımları, bir ikiyüzlülüğün ifadesi olmakla birlikte, Suriye’ye yönelik müdahale hazırlıklarının açık ifadesidir. Bugüne kadar desteklenen El Kaide güçlerinin, bir süredir “Esad yönetiminin elindeki kimyasal silahları eline geçirmemesi gereken terörist gruplar” olarak adlandırılması yoluyla, Suriye’ye müdahalenin zemini oluşturulmaya çalışılıyor. [2]
Son gelişmeler, on binlerce insanın ölmesine, milyonlarca insanın yurtlarından olmasına, açlığa ve yoksulluğa terk edilmesine neden olan Suriye’deki bu kanlı iç savaşın emperyalistlerin askeri bir müdahalesiyle daha da tırmandırılacağının sinyallerini veriyor. 
Bu gidişata ve katliamlara son verecek tek güç, emperyalist devletlerin ve onların Türkiye gibi bölgesel müttefiklerinin askeri müdahale hazırlıklarına karşı çıkan; Baas rejimini olduğu kadar gerici burjuva muhalefeti de karşısına alan, tüm etnik, dinsel vb. kimliklerden Suriyeli emekçileri işçi sınıfı kimliği altında birleştirecek sosyalist bir işçi sınıfı alternatifidir. 

Dipnotlar

[1] http://wsws.org/articles/2012/dec2012/syri-d13.shtml
[2] http://www.wsws.org/en/articles/2012/12/19/syri-d19.html