Yeni Japon hükümetinin militarizme dönüşü
Japonya’da geçtiğimiz Pazar günü [16 Aralık] yapılan seçimlerde Liberal Demokratik Parti’nin (LDP) yeniden iktidara gelmesi, yalnızca Japonya’da değil ama uluslararası politikada da büyük bir dönüşüme işaret etmektedir. Seçim kampanyasına egemen olan milliyetçilik ve militarizm, Japon egemen sınıfının kendi çıkarlarını Asya’da ve küresel ölçekte, askeri güç de dahil, her yolla yeniden ileri sürme kararlılığını gösteriyor.
LDP’nin gelecek hafta başbakanlığa atanacak olan önderi Şinzo Abe, daha şimdiden, Japonca’da Senkaku, Çince’de ise Diaoyu olarak adlandırılan adalar konusunda Pekin ile olan toprak tartışmasında katı bir tutum alacağının işaretini verdi. Japonya’nın ulusal televizyon kanalı NHK’ye konuşan Abe, Senkaku adalarının “Japonya’nın asli toprakları”nın bir parçası olduğunu açıkladı ve “bizim amacımız [Çin’den gelen] tehdide son vermektir” dedi.
LDP, seçim kampanyası sırasında içinde insan yaşamayan adalar üzerinde kalıcı yapıların inşa edilmesini savunmuştu ki bu Çin ile ilişkileri büyük ölçüde kötüleştirecek bir hamle olur. Doğu Çin Denizi’nde, şimdiki Japon Demokratik Partisi (DJP) hükümetinin kayalıkları Eylül ayında “millileşttirme”sinden sonra, halen gergin bir durum söz konusu. Japon ordusu, geçen hafta, adaların çevresindeki hava sahasına girmiş olan Çin donanmasına bağlı bir casus uçağını engellemek için savaş uçaklarını havalandırdı.
Küresel ekonomik kriz onların ekonomilerini -kötüleşen yaşam standartları karşısında yaygın hoşnutsuzluğa ve öfkeye yol açacak şekilde- giderek daha fazla etkiledikçe, hem Japon hem de Çin yönetimleri milliyetçiliği kışkırtmaya başvurmaktadır. Pekin, Senkaku adalarının “millileştirilmesine”, açıkça ırkçı bir karakter taşıyan Japon karşıtı gösterilere yeşil ışık yakarak yanıt verdi.
Japon ekonomisi, şimdi, 15 yıl içinde beşinci kez durgunluğa girmiş durumda. Japonya’nın ihracatı yüksek değerli Yen’den ve ABD, Avrupa ve Çin pazarlarının küçülmesinden zarar görmüş durumda. Yirmi yıllık ekonomik durgunluğun ardından, Japon egemen çevrelerinde, Çin’in geçen yıl dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olarak Japonya’yı geride bırakmasında somutlaşan uzun süreli gerileme konusunda yoğun bir düş kırıklığı söz konusu.
Yeni hükümet, bu gerilemeyi, hem ekonomide hem de dış politikada, Japonya’nın rakipleri ve Japon işçi sınıfı zararına tersine çevirmek için kararlı. Abe, ABD Merkez Bankası’nınkine benzer şekilde, enflasyona ve düşük değerli bir Yen’e neden olacak saldırgan bir para politikası uygulayacağını açıkladı ki bunlar, yalnızca gelişmekte olan uluslararası kur savaşlarını şiddetlendirecek adımlardır. LDP, aynı zamanda, Japonya’nın büyük kamu borçlarınının yükünü çalışanların üzerine yıkmak için, satış vergilerinde aşırı artışlardan yana.
Abe, “yeni” olarak adlandırdığı LDP’nin saldırgan gündemini somutlaştırmaktadır. O, LDP’nin önde gelenlerinin çocuğudur. Onun anne tarafından dedesi Nobuşuke Kişi, savaş sonrası ABD işgali altında savaş suçundan hapse atılmış ama hiçbir zaman cezalandırılmamıştı. Nobuşuke Kişi, sonradan başbakan olmuş ve ülkenin anaya-sasındaki sözde barışsever maddenin çıkartılması için baskı yapmıştı. Abe, aynı dedesi gibi, Japon ordusunu “normalleştirmek” ve güçlendirmek; ülkenin “kendi kendine işkence yapan tarihi” olarak adlandırdığı şeye -yani, Japonların savaş döneminde işlemiş oldukları suçların kabul edilmesine- son vermek için bir anayasa değişikliği peşinde koşuyor.
Mevcut durum, ürkütücü bir şekilde 1930’lara benzemektedir. [O zamanlar,] dünya ticaretindeki gerilemeden büyük zarar gören Japonya derin bir ekonomik ve siyasi krize saplanmıştı. Tokyo’daki gözü kara askeri yönetim, 1931’de Mançurya’yı ve 1937’de bir bütün olarak Çin’i işgal ederek, pazarlar ve hammaddeler uğruna savaş yoluyla Japonya’nın ekonomik rahatsızlığının üstesinden gelmeye çalışmıştı. Çin’in askeri işgali, kendisi için avantajlı bir “açık kapı” politikası talep ederek Çin’deki kendi yağmacı çıkarları peşinde koşan ABD emperyalizmi ile olan gerilimleri büyük ölçüde şiddetlendirdi. Karşıt çıkarlar, 1941’deki Pasifik Savaşı’nda patlamıştı.
Japon militarizmine, içeride işçi sınıfının acımasız şekilde ezilmesi, onun Çin’deki, Güneydoğu Asya’daki işgallerini ve Kore ile Tayvan üzerinde varolan sömürgeci egemenliğini pekiştirmek için başvurduğu en vahşi yöntemler eşlik etmişti. Geçtiğimiz hafta, Japon işgal birliklerinin yüz binlerce Çinli askeri ve sivili katlettiği kötü şöhretli Nanjing Katliamı’nın 75. yıldönümüydü. Japon egemen çevrelerinde yaygın olan tavır, bu yılın başlarında, eski Tokyo Valisi ve şimdi sağcı Japon Yeniden Yapılanma Partisi’nin başkanı Şintaro İşihara tarafından ifade edilmişti. İşihara, Nanjing Katliamı’nın varlığını şiddetle reddetti.
Dünya, ABD’nin Pasifik Savaşı’na Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombaları atarak 1945’te son vermesinden bu yana, elbette, köklü biçimde değişti. ABD, Asya’daki savaş sonrası egemenliğini, Başkan Obama’nın Asya-Pasifik’e dönüş denilen yönelimi dolayımıyla sürdürmeye çalışıyor. Obama, Çin’in etkisini baltalamayı amaçlayan bu saldırgan seferin bir parçası olarak, Japonya’yı ordusunu güçlendirmeye ve Çin’e karşı daha sağlam bir duruş sergilemeye teşvik etmektedir ki bu politika, Abe yönetiminde daha da hızlanacaktır.
Çin’in dünyadaki konumunda son derece kapsamlı bir değişim gerçekleşmektedir. Çin Komünist Partisi (ÇKP), geçtiğimiz otuz yıl boyunca, 1949 devriminin ekonomik ve toplumsal kazanımlarını çöpe atmış, kapitalist mülkiyet ilişkilerini yeniden kurmuş ve Çin’i dünyanın en büyük ucuz emek platformu haline getirmiştir. ÇKP’nin kendi egemenliğine destek olarak teşvik ettiği milliyetçilik, tutkuları ABD’nin egemen olduğu mevcut emperyalist düzen tarafından engellendiği için hüsrana uğramış hevesli bir burjuvazinin sınıf çıkarlarını temsil etmektedir. ÇKP, Japonya’nın savaş dönemindeki mezalimlerini yalnızca Çin’in 19. ve 20. yüzyıllarda büyük güçler tarafından “ulusal aşağılanma”sına son vermek için değil; kendi etki alanını yaratma yönelimine haklılık kazandırmak için de suçlamaktadır.
İşçi sınıfı, tüm Asya’da ve uluslararası düzeyde büyük tehlikelerle karşı karşıyadır; çünkü derinleşen küresel ekonomik kriz, [daha önce] Pasifik’te savaşa yol açmış olan fay hatlarını yeniden akifleştirmektedir. Rakip kapitalist sınıflar, bir kez daha, hiç sakınmadan, yeni ve her zamankinden daha fazla yıkıcı bir çatışmaya sürükleniyorlar.
Bu savaş yönelimini önlemenin tek yolu, kapitalizme ve dünyanın onun eliyle çağdışı ulus devletlere bölünmüşlüğüne son vermektir. Çin’deki, Japonya’daki ve dünyanın diğer yerlerindeki işçiler, milliyetçilik ve militarizm zehirini reddetmeli; kâr sistemine son verip akılcı bir biçimde planlanmış dünya sosyalist ekonomisi uğruna mücadelelerini birleştirmeliler. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin tek başına uğruna mücadele ettiği program budur.