Cinsiyet Sorununa İlişkin Marksist Perspektif

Kapitalist sistem, sınıfsal ezme-ezilme ilişkilerinin beraberinde, cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı sömürü araçlarını da oluşturmuştur. Sınıflı toplumların tarihi boyunca süre giden cinsiyete dayalı sömürünün en kurumsallaşmış halinin kapitalist sistem eliyle oluşturulmuş olması, aynı zamanda bu sömürü biçiminin kendi tarihi boyunca en sistematik ve evrensel bir biçimde bugün işlediği anlamına da gelir. Bu sistematik işleyişi, yani kadın emeğinin sömürüsünü her düzeyde cinsiyetçi temelde örgütlenmiş toplumsal işbölümüyle destekleyen kapitalizm, üretim sürecine soktuğu ölçüde kadına bir yandan ister istemez toplumsal bir güç kazandırırken, öte yandan, onun binlerce yıldır yaşadığı ezilmişliği kurumsallaştırmaktadır. Bu yüzden, kadınların ve LGBT'lerin* ezilmişliğine son verme tarihsel görevi, asıl olarak, kapitalizme karşı mücadeleyi erkek egemenliğine karşı mücadeleyle bütünlük içinde sürdüren komünist kadın ve LGBT’lerin ve onların önderliğinde örgütlenmiş emekçilerin omuzlarındadır. 
Burjuva devlet aygıtının ve kapitalist üretim ilişkilerinin lağvı, cinsiyete dayalı sömürünün ortadan kalkmasının ve ezilen cinsiyetlerin kurtuluşunun ön koşuludur. Ancak, binlerce yıllık sınıflı toplumların ürünü olan cinsiyetçi işbölümü ve erkek egemenliği, komünizme geçiş dönemi boyunca -farklı düzeylerde ve biçimlerde de olsa- sürecektir. Komünistler, böylesi uzun bir geçmişi olan patriarkanın, “ev işleri” olarak adlandırılan işlerin proleter devrimi sonrasında toplumsallaştırılmasıyla ve kadınlara toplumsal yaşamda eşitlik sağlanmasıyla, kısa sürede ortadan kalkacağı hayalini kurmazlar. Erkek egemenliğine karşı mücadele, proletarya diktatörlüğü altında da devam etmeli; bu mücadelenin başını komünist kadınlar ve LGBT bireyler çekmelidir. 
Bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi, gerek kapitalizmde gerekse kapitalizmden komünizme geçiş toplumunda insan soyunun herhangi bir kesiminin sınıflardan ve sınıflar mücadelesinden “bağımsızlığı” ya da “bağımsız örgütlenmesi” mümkün değildir. Patriarka kurumundan en büyük zararı gören kadın ve LGBT bireyler komünist mücadelenin içinde yer almalı ve kadın-LGBT hareketi arasında taban bulmaya çalışan burjuva ve küçük burjuva yanılsamalara karşı kararlılıkla mücadele etmeliler. Marksistler, kadın ve LGBT emekçiler için özgün talepler yükseltmeli, onların öz örgütlenmelerini desteklemeli ve onları komünizm mücadelesine kazanmaya çalışmalılar. 
Komünizmin zaferi, aynı zamanda, erkek egemenliğinin her alandaki varoluşuna karşı verilecek olan mücadelenin başarısına ve cinsiyetler arası eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Bu hedefe giden yolda, komünistler, tüm cinsel kimlik ve yönelimlerin, işçi sınıfı ekseninde birleşik bir mücadelede örgütlenmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdırlar.
Erkek egemenliğini üreten kurumların lağvı
Marksistler, kadınların ezilmişliğine ve LGBT bireylerin dışlanmasına son verme tarihsel görevinin, asıl olarak, kapitalizme karşı mücadeleyi erkek egemenliğine karşı mücadeleyle bütünlük içinde sürdüren komünistlerin ve kadın-LGBT emekçilerin omuzlarında olduğunu;  sorunun çözümü yönündeki mücadelenin bugünden başlatılması gerektiğini savunurlar.
Özel mülkiyetin bir kuşaktan diğerine aktarımında, dolayısıyla toplumun sınıflara bölünmüşlüğünün sürdürülmesinde; emek gücünün en ucuz biçimde yeniden üretilmesinde; kadınların yedek sanayi ordusuna eklenmesinde ve LGBT bireylerin özünde burjuva bir talep olan 'çalışma hakkı'nın dahi karşılanmamasında; bireysel tüketimin kışkırtılmasında; sınıflı toplumun korunması için gerekli hiyerarşik, cinsiyetçi, otoriter ve rekabetçi ilişkilerin üretilmesinde ve yeniden üretilmesinde temel bir işleve sahip olan aile, baskıcı ve tutucu bir kurumdur.
Egemen ideoloji aileyi toplumun çekirdeği saysa da, o, tarih boyunca üretim biçiminin değişimiyle birlikte sürekli değişikliğe uğramış bir iktisadi birimdir. Ama ailenin toplumun temeli sayılması yanlış sayılmaz, o bugünkü işleviyle burjuva toplumun yeniden üretiminin başlangıç birimidir.
Sanayi kapitalizmi öncesi ailenin ekonomik işlevi, ev ekonomisi denilen ailenin kendi kullanım-değerlerlerini üretmesiydi ve bunun için tüm aile bireyleri çalışırdı. Büyük kapitalist üretimin gelişimi ve üretimin toplumsallaşmayla birlikte meta değişiminin egemenliği ise, bu üretici rolü ortadan kaldırmış, ailenin ekonomik bir birim olarak önemi zamanla kaybolmuştur. Kadının üretim sürecine girmesi de bunu hızlandırmıştır. Ancak yine de ailenin, burjuvazinin yararına, işçi sınıfı içinde erkek işçinin evde eşi tarafından ücretsiz olarak yeniden üretime hazırlanması ve çocuk bakımının aileye yüklenmesiyle yeni emekçi kuşakların yetiştirilmesi gibi bir üretici işlevi vardır. Kapitalistlerin, erkek işçi dolayımıyla “ev kadınları”na yüklediği ve yine erkek işçi dolayımıyla oldukça düşük bir maliyetle sürdürdüğü bu yeniden üretim kapitalizmin varlığı için yaşamsal bir öneme sahiptir.
Ailenin önemli işlevlerinden biri de, onun siyasi-ideolojik boyutudur. Burjuva toplumun bu anlamda temeli ve devamlılığının sağlayıcılarından biri olarak aile, egemen burjuva düşünce yapısının yeniden üretildiği eğitim aygıtıdır. Üretimin toplumsallaşmasına karşıt olarak burjuva bireyciliğinin, büyüğe karşı boyun eğmenin ve cinsel baskının ve ayrımcılığın üretildiği; geleneksel düşüncelerin babadan oğula aktarıldığı, burjuva ahlakının ilk öğretildiği yerdir.
Kolektif üretim ve yaşamın toplumsallaşmasının gelişmesi, burjuva bireyci aile ile bir arada yaşayamaz. Ataerkil ailenin sönümlenmesinin ve cinsiyet sorununun çözümünün başlangıcı, üretim araçlarının toplumsallaştırılmaya başlanmasıyla birlikte, burjuva aile birliğinin getirdiği bağların yerini toplumun komünist birliğinin almaya başlamasıdır. Bunun gerçekleşmesinin yolu ise, üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını sağlayacak olan proletaryanın siyasi iktidarı ele geçirmesi; yani bir proleter devrimdir. 
Kapitalizm kamu alanı ile özel alanı, üretim ile yeniden üretimi birbirinden ayırmış; kadınlara asıl olarak ikincilerin sorumluluğunu yükleyerek, onları evlere kapatmış ve ezilmelerine özel bir biçim kazandırmıştır. Kadının çalışma yaşamına katılımında kapitalizmle birlikte yaşanan gelişme, bu gerçekliği değiştirmemiştir. "Ev kadınlığı" kadınları toplumsal yaşamdan yalıtan ve toplumsal faaliyetlere katılma olanağından yoksun bırakan ücretsiz işçiliktir. Kadının evden tam olarak kurtulması için toplumun yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun için devletçe finanse edilen ücretsiz kreşler ve anaokulları; parasız sağlık hizmeti, hasta çocuklar için özel bakım olanakları; ev emeğinin yerini alacak ucuz ve kaliteli yemekhane ve çamaşırhaneler; herkese yeterli büyüklükte, sağlıklı bir konut ve kolektif yaşam biçimlerine dayanan şehir planlaması mücadelenin hedefleri arasında olmalıdır.
Kadınlar üretime ve toplumsal yaşama katılmadıkça özgürleşmelerini sağlayacak koşulları edinemezler. Çalışmak isteyen bütün kadınlara ev dışında iş olanağı sağlanmalı ve eşit işe eşit ücret verilmelidir. Kadınlar ve işgücünün aşırı sömürüye tabi diğer kesimleri için eğitimde, kıdem ve terfide pozitif ayrımcılık sağlanmalıdır. Çalışma yaşamında, kadının biyolojik yapısından kaynaklanan -hamilelik, doğum vb.- özelliklerinin toplumsal yaşamda dezavantaj olmaktan çıkartılması için önlemler alınmalıdır. Doğum ve çocuğun hastalanması durumunda iş ve kıdem kaybı olmaksızın anne ve babaya ücretli izin verilmeli ve her işyerine kreşler kurulmalıdır. Okul çağında olmayan çocukların bakımı için toplumsal donanımların olmaması kadınları part-time işlerde çalışmaya zorluyor. Part-time çalışma düşük ücret, alt düzey bir konum, yüksek emek yoğunluğu, sendikasızlaştırma vb. nedeniyle güçsüzlük anlamına gelmektedir. Part-time işin oluşturduğu aşırı sömürüye karşı tam gün çalışanlarla eşit saat ücreti ve aynı haklar sağlanmalıdır.
Cinsel yaşamlarını istedikleri gibi düzenlemek bütün insanların hakkıdır. Eşcinseller tarih boyunca ezilmiştir, bu kapitalizmde de devam ediyor. LGBT bireyler, burjuva ahlakının tezgâhından çıkan, yazılı ve yazılı olmayan çalışma yasaları sebebiyle, iş bulamamaktalar; ailelerinin, sosyal çevrelerinin ve çalışma hayatındaki sınıf arkadaşlarının dahi inkâr ettiği cinsel kimlik ve yönelimleri sebebiyle, hem ötekileştirilmekteler hem de yaşamlarını sürdürebilmek için bedenlerini satmaya mecbur bırakılmaktalar.
Bütün bunların yanı sıra, sınıflı toplumun çürümüş ahlakının kabul etmediği cinsel kimlik ve yönelimleri sebebiyle barınma sorunu yaşamakta ve göçebe, marjinalize edilen bir yaşam sürdürmekteler. LGBT bireyleri, 'ahlaksızlık' olarak sunan bu ahlakı ören tüm burjuva kurumlar lağvedilmelidir. Eşcinselleri baskı altına alan tüm yasalar iptal edilmeli; iş, konut ve çocuk bakımı konularında eşcinselleri hedefleyen ayrımcılığa son verilmelidir. Eşcinsellerin horlanmasına ve aşağılanmasına son!
Aileye ilişkin burjuva yasalarının ikiyüzlü, aşağılayıcı niteliğine son verilmelidir. Aile içinde kadına yönelik her türlü baskı ve şiddet (dayak, cinsel taciz, tecavüz) kamu davası olarak ele alınmalıdır. Kadının isteği üzerine otomatik olarak boşanma hakkı tanınmalıdır. Evli olmayan annelere ve çocuklarına karşı ayrımcılığa son! Anne babaya çocukları üzerinde mülkiyet ve tam kontrol hakkına son verilmelidir. Çocukların yetiştirilmeleri ve eğitilmeleri bütün toplumun sorumluluğudur. Ailesinden baskı gören çocuklar için çocuk evleri kurulmalıdır.
Seks sektöründe çalışmayı, yalnızca kadının kendi bedeni üzerindeki kullanım hakkını para karşılığı erkeklere satması olarak açıklamak eksik bir açıklamadır. Bedenini cinsel nesne olarak kiralayarak para kazanmak, diğer her şeyin satılabilir hale getirildiği sömürü üzerine kurulmuş bütün toplumların ayrılmaz parçasıdır. Dünya üzerinde, kadınlarla hemen hemen aynı oranda, erkek ve translar da bugün seks sektöründe çalışarak yaşamlarını sürdürmekteler. Yaşamak için çalışmanın ve çalışarak ölmenin dayatıldığı ve cinselliğin bastırıldığı sınıflı toplum sistemi ortadan kalkmadan bu olgu da ortadan kalkmayacaktır. Bunu anlamak için sınıflı toplumlarda cinselliğin metalaşması tarihine göz atmak yeterli olur. İlkel toplumlar sonrası cinselliğin bastırılmasının dayatıldığı sınıflı toplumların bir ürünü olan insan bedeninin seks için kiralanması olgusu yalnızca onu doğuran maddi koşulların ortadan kalkmasıyla sönümlenebilir. Bu yüzden, bu koşullar üzerinde yükselen hiçbir burjuva devlet, insan bedeninin kapitalist pazarda kiralanmasına son verecek adımları atamaz. Bu yönde bir mücadeleyi örgütleyip onun başını çekecek tek güç, başta genelevlerde çalışan insanlar olmak üzere, işçilerdir.
Erkekler kadınlara tecavüz ediyor, devlet polisiyle, yasasıyla, mahkemesiyle suçu kadınlara yüklemeye çalışıyor. Tecavüz durumunda kadının suçlu olduğunu varsayan bütün yasa hükümleri iptal edilmelidir. Dövülen, tecavüze ya da cinsel şiddete maruz kalan kadınlar için, polisten ve adliyeden bağımsız sığınma evleri kurulmalıdır.
Kadın bedeninin/cinselliğinin denetimi ve manipülasyonu kapitalizmin kadının ezilmesini sürdürmek için başvurduğu temel yollardan biridir. Gebeliği önleme ya da sona erdirme konularında karar hakkı yalnızca kadınların olmalı, bunun için serbest ve ücretsiz kürtaj koşulları yaratılmalıdır. Ücretsiz doğum kontrolü, yaygın doğum kontrolü eğitimi sağlanmalıdır. Evlilik baskısı ve zorla evlendirmeye karşı ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır.
Kadınlar birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Eğitimde kadına pozitif ayrımcılık tanınmalı; kadınlar tüm eğitim kurumlarına kabul edilmelidir. "Erkek işi" olarak görülen alanlarda kadınlar için kontenjan sağlanmalı; ders kitaplarında ve medyada kadının aşağılanmasına ve kadın bedeninin her türlü ticari kullanımına son verilmelidir.
Bu hedefler doğrultusundaki mücadele, toplumsal devrim hedefine tabi kılınmalı ancak bugünden başlayarak tüm cinsel kimliklerden işçilerin birliği temelinde erkek egemen sınıflı toplum ve onun kurumlarına karşı yürütülmelidir.