“Dindar Bir Nesil Yetiştirme” Tartışması Üzerine

Başbakan Erdoğan’ın 1 Şubat günü AKP İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “dindar bir gençlik yetiştirme” amacını tekrarlamasıyla birlikte, burjuva siyasetinde ve medyasında yeni bir tartışma başladı. Erdoğan, bu yöndeki düşüncesini partisinin bir gün önceki meclis grup toplantısında ifade etmiş; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da kendisine “bölücü” ve “din tüccarı” suçlamalarını yöneltmişti.
Gelin, önce Başbakan Erdoğan’ın AKP İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada tam olarak ne söylediğine bakalım: [Kılıçdaroğlu’na hitaben] “Önce şu kulakların duymaya alışsın... Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım. Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden, muhafazakâr demokrat parti kimliği sahibi AK Parti’den, ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? O belki senin işin olabilir, senin amacın olabilir. Ama bizim böyle bir amacımız yok. Biz muhafazakâr ve demokrat, milletinin, vatanının değerlerine, ilkelerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz. Bunun için çalışıyoruz”. 
Doğru söze ne demeli! Dünyanın her yerinde, siyasi partiler, kendi dünya görüşlerine uygun kültür ve eğitim politikalarını da içeren bir programla yola çıkar ve iktidara geldiklerinde onu uygulamaya koyarlar. Dolayısıyla, dinsel ve milliyetçi değerlere sahip çıkan tutucu (“muhafazakâr”) bir parti olarak AKP’nin “dinin, vatanının değerlerine, ilkelerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştirmeyi” amaçlamasında anormal bir durum yoktur. 
Öte yandan, herhangi bir siyasi partinin bu çizgisi, devletin anayasa ile belirlenmiş olan temel politikalarıyla çeliştiğinde, söz konusu parti iktidara gelmiş olsa bile engellerle karşılaşır. 
Dahası, “muhafazakâr”, yani tutucu bir gençlik yetiştirmek, cumhuriyetin “aydınlanmacı despotik” karakter taşıyan kuruluş yılları hariç, TC Devleti’nin resmi politikası olagelmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın amacı da gençleri “Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmektir”. (14 Haziran 1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu, 2. maddesinin birinci fıkra) Bu nedenle daha düne kadar “Milli Güvenlik Dersi” adı altında askerler okullara gelmiş ve sınıfların kapılarında “dikkat!” çekilerek karşılanmışlardır. Bazı dönemlerde öğrencilerin zorunlu din derslerinde müfredatın dışına çıkılarak namaz kılmaya zorlanmaları hatta camilere götürülmelerine ses çıkartılmazken, konjonktüre göre bu durum basında manşetlere çıkartılarak abartıldığı ve iktidara “balans ayarı” yapıldığı dönemler de olmuştur.
Burjuva basın gözüyle “dindar gençlik”
Nitekim gerçek sorunların üzerini örtüp anlamsız tartışmaları ön plana çıkartmada uzmanlaşmış olan Türk burjuva medyasının bu konunun üzerine atlaması şaşırtıcı olmadı. Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasında Meclis’te başlayan söz düellosu şimdi burjuva medyasındaki köşe yazarlarının “uyarılarıyla” sürdürülüyor. 
“Merkez” medyanın “ağır topu” sayılan köşe yazarlarından M. Ali Birand, Erdoğan’ın “dindar genç yetiştireceğiz” sözlerinde “bir anormallik” olmadığını belirttikten sonra ekliyor: “Tabii ki, Ateist (Allaha inanmayan) bir nesil yetiştirilmeyecek.” Peki, nasıl bir nesil yetiştirilecek? Birand, bu sorunun yanıtını vermiyor ama şu uyarıda bulunuyor: “daha önceki uygulamalardan biliyoruz ki, işin ölçüsünü tutturabilen bir toplum değiliz. Dinini bilen- Dindar bir nesil yetiştirelim derken, kolaylıkla bir süre sonra, koyu muhafazakâr Dinci bir nesil yetiştirme yarışına girilebilir. İkisi arasında ince bir çizgi vardır. Ölçü kaçtı mı, çok daha tehlikeli bir alana kayılıverir. Aman dikkat…”[1]
Bir diğer “ağır top” Hasan Cemal ise “Her şeye Atatürkçü damgasının vurulduğu bir dönemden sonra, şimdi de dindar-muhafazakâr damgası mı vurulacak?” sorusunun ardından, “dinle de, dindarlıkla da, muhafazakârlıkla da bir alıp veremediğim yok” diyor ve ekliyor: “Benim...  Hepsine saygım var. Ama öyle [“dindar” demek istiyor] olmak zorunda değilim. Çocuğumun da böyle yetişmesine itirazlarım vardır, olabilir.” Hasan Cemal’in itiraz ettiği ve “demokrasi adına kaygı duyduğu” şey, “bir parti liderinin dindar, muhafazakâr olması” değil ama “iktidarda çıkıp dindar, muhafazakâr nesiller yetiştireceğiz demesi.” Hasan Cemal de kaygısını “Eğer Sayın Başbakan böyle bir çizgideyse, o zaman bir otoriter anlayıştan bir başka otoriter anlayışın rengini, suyunu verdiği bir düzene geçeceğiz demektir” diyerek ifade ediyor. [2]
“Merkez” medyada Erdoğan’ın sözlerine yönelik en yalın tepkiyi ifade edenlerden biri Ahmet Hakan oldu. Hakan, sözü hiç dolandırmadan şunları yazdı: “Ne hakla karışıyorsunuz benim çocuğumu nasıl yetiştireceğime? Çocuğumu ister Mahmut Efendi’ye mürit olarak yetiştiririm, ister Sartre’a takipçi olarak... Size mi soracağım çocuğumu nasıl yetiştireceğimi? Hem kim verdi size nesilleri belirleme hakkını? Tornacı mısınız siz? Çekin ellerinizi nesillerin üzerinden. Rahat bırakın nesilleri.” [3] 
“Dindar gençlik yetiştirme” konusunda İslamcı yazar İhsan Eliaçık da Ahmet Hakan’la benzer bir tutum takınıyor.  Habertürk’te televizyonunda “Söz Sende” adlı programa katılan İhsan Eliaçık Başbakan Erdoğan’a “senin görevin inançlı nesil yetiştirmek değil. Özgürlüklerin önünü açmak. Nesli yetiştirecek olan ailelerdir. Erdoğan’ın bu sözünü totaliter buluyorum.” derken, düşüncelerini “İktidarın göre-vi insanları dönüştürmek değildir. Devletin ve iktidarın böyle bir görevi yoktur. Siz halkın önünü açmakla mükellefsiniz. Halk kendi çocuklarını istediği gibi yetiştirir. Dindar gençlik yetiştireceğiz demekle Atatürkçü gençlik yetiştireceğiz demekten hiçbir farkı yoktur. Bu tür gençleri ilgili sivil toplum kuruluşları yetiştirir. Bu sizin işiniz değildir. Bu toplumda müslüman var. Hristiyan var. Dindar demek inancını ve hayatını ona göre yaşayan kişi demektir.” [4]  diyerek özetledi.
İnsan, entelektüel birikimlerinden kuşku duymadığımız bu köşe yazarlarının tepkileri karşısında ne diyeceğini bilemiyor. Burjuva medyasında elli yıla yakın süredir gazeteci, yazar, köşe yazarı, haber sunucusu ve TV programı yapımcısı olarak çalışan Birand’ın “ateist bir nesil” yetiştirilmesine neden karşı olduğunu anlayabiliyoruz. Zira egemenlerin “kutsal” dogmalarına boyun eğmeyip her şeyi sorgulayan, yalnızca bilimin yönlendirdiği, tanrıtanımaz bir gençlik, onun sözcülüğünü yaptığı kapitalistlerin egemenliği önündeki en büyük tehlikedir. Onun, “dindar” ile “koyu muhafazakâr-dinci” arasında var saydığı “ince çizgi”ye gelince… Birand’ın, bu çizginin nereden geçtiğini açık bir şekilde belirtmekten kaçınmasını, onun AKP iktidarına “şirin gözükme çabası” ile açıklamak fazla basit olur. Çünkü söz konusu olan, sabit bir “çizgi” değil ama sermayenin küresel çıkarlarına uygun biçimde sürekli hareket eden bir hattır. 
1969’da “Devrim” dergisinden başlayan gazetecilik kariyerini bugün Milliyet gazetesinde sürdüren eski ulusalcı “sosyalist” ve yeni liberal “solcu” Hasan Cemal’in yukarıda aktardığımız sözleri ise yalnızca şu anlama geliyor: Muhalefette istediğinizi savunabilirsiniz [“dindar, muhafazakâr olabilirsiniz”] ama iktidara geldiğinizde bunları unutmanız gerekir. Tersi durumda, “bir otoriter anlayıştan bir başka otoriter anlayışın rengini, suyunu verdiği bir düzene geçeceğiz demektir.” Bir siyasi partinin iktidara geldiğinde çizgisini gözden geçirmesi önerisinin “seçmenler” karşısında açık bir ikiyüzlülüğü içermesi bir yana, Hasan Cemal, Türkiye’nin dinci-tutucu, otoriter bir rotaya girdiğinin farkında. Bununla birlikte bu yeni yönelimi hala bir olasılık olarak gören Cemal’in söylemediği şey, bu gidişatın ABD emperyalizminin Obama yönetimi altında benimsediği yeni uluslararası stratejiye uygun olduğudur. 
Hürriyet gazetesinin “asi Müslüman” yazarı Ahmet Hakan’ın ve İhsan Eliaçık’ın “özgür bireyin tepkisini” ifade eden yazıları ve sözleriyle ilgili olarak söylenebilecek tek şey, “birey” ile devlet ve iktidar arasındaki ilişkiye ilişkin en temel gerçeklerden bihaber görünmeleridir. “Ellerini [yeni] nesillerin üzerinden çeken” ve “çocukların nasıl yetiştirileceğine” karar vermeyen bir devlet varsayımından hareket eden Hakan ve Eliaçık’ın, ne tarihte ne de bugün böyle bir devlet olmadığını -gelecekte de olmayacağını- bilmesi gerekir. Tersi durumda, devlet “devlet” olmaktan çıkar. 
Özellikle kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olmasıyla birlikte, çocuğun ailenin “özel mülkü” olarak kabul edilmesi ve devletin de çocukları önce aileleri eliyle ideolojik olarak biçimlendirmesi dünya çapında genel bir durum halini aldı. İran’daki çocukların nasıl yetiştirileceğine İslam Cumhuriyeti’nin ihtiyaçları doğrultusunda nasıl mollalar karar verip uyguluyorlarsa, Amerika Birleşik Devletleri’nde de benzer politikalar iktidarlar tarafından uygulanıyor. Sınıflı toplumlarda devletin rolünü bilen biz Marksistler bunda şaşıracak hiçbir şey göremiyoruz.
“Dindar nesil” tartışması ve sermaye
Başbakan Erdoğan’ın “dindar nesil yetiştirme” amacını ifade etmesinin ardından başlayan -daha doğrusu başlatılmak istenen- tartışma, yukarıda kısaca değindiğimiz başlıca örneklerde de göründüğü üzere fazlasıyla zorlamadır. Onun, gerçekte, Erdoğan’ın sözlerinin asıl muhatabı olan Kılıçdaroğlu’nun, 1 Şubat akşamı CNN Türk televizyonunda gazeteci Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlarken, dindar bir neslin yetiştirilmesine karşı olmadıklarını, hatta imam hatip okullarını CHP’nin açtığını söylemesiyle kapanmış olması gerekirdi. Ama öyle olmadı ve “merkez” medyanın kimi önemli kalemleri konuyu sıcak tutma çabası içine girdi. Peki neden?
Öyle görünüyor ki, Türkiyeli kapitalistlerin belirli bir kesimi Afganistan’dan Atlantik Okyanusu’na uza- nan kuşakta yaşanan siyasi değişimin ve ABD emperyalizminin Obama yönetimi altında benimsediği İslamcı önderliklerle işbirliği yöneliminin Türkiye’nin rejimi üzerindeki olası etkilerinin farkında. Onlar “Arap Baharı” ile birlikte İslamcı siyasi önderliklerin en güçlü iktidar adayı olarak ortaya çıkmasının ve Türkiye’nin, emperyalizmin Ortadoğu’ya ilişkin planları çerçevesinde üstlendiği rolün gerektirdiği değişimleri daha iyi analiz ediyorlar. Bu nedenle son dönemde tartışılan ve yavaş yavaş da hayata geçmeye başlayan dönüşümü destekliyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nca Arapça’nın okullarda seçmeli ders olarak okutulması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önümüzdeki 4 yıllık Strateji Planı’nda gençlere ve yetişkinlere yönelik dini bilgiler içeren eserler hazırlanması ve öğrencilere yönelik umre hizmetlerinin geliştirilmesi gibi konuların olması da tesadüf değil. Dinsel öğelerin Ortadoğu’daki toplumların yaşamlarında kapladıkları yer düşünüldüğünde “dini bütün” ve İngilizce, Fransızca, Almanca’nın yanı sıra Arapça da bilen yetişmiş kadroların kapitalizmin bölgedeki çıkarlarının temsilcileri olması kesinlikle tercih edilecektir. 
Emperyalizmin Türkiye’ye Ortadoğu’ da biçtiği rolü sadece askeri üslerin ve askeri gücünün kullanılması ile sınırlı olduğunu düşünmek son dönemde yaşanan değişimi anlamamaktır. 
Türkiye, Afganistan ordusunun oluşturulmasından başlayarak neredeyse bölgedeki tüm ülkelerle ciddi askeri ilişkiler kurmuştur. Ancak AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın en önemli görevlerinden birisi de yaşanan bu kaos ortamı dindiğinde kapitalizme bölge genelinde hizmet edecek kadroların oluşturulmasına da yardımcı olmaktır. AKP’nin bu görevini de diğer görevlerinde olduğu gibi farklı tempolarda ve reflekslerde yaptığının altını çizmek gerekiyor. Bir yandan eğitimde tüm okullara tablet bilgisayar dağıtarak teknolojinin okullarda kullanımının yaygınlaştırılmasına başlanırken diğer yanda “dindar nesil” yetiştirme tartışmalarına girilmesi ve sürekli değiştirilen eğitim sistemi daha bu yolda alınacak çok yol olduğunu gösteriyor. 

Dipnotlar

[1] M. Ali Birand, Militer Genç Yerine Dinci Genç Gelmesin, Hürriyet, 3 Şubat 2012, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=19833537
[2] Hasan Cemal. “Sayın başbakan, demokrasi bunun neresinde, laiklik bunun neresinde?”, Milliyet, 3 Şubat 2012, http://siyaset.milliyet.com.tr/sayin-basbakan-demokrasi-bunun-neresinde-laiklik-bunun-neresinde-/siyaset/siyasetyazardetay/03.02.2012/1497236/default.htm
[3] Ahmet Hakan, Çekin Ellerinizi Nesillerin Üzerinden, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19834612.asp
[4] T24 Bağımsız İnternet Gazetesi, http://t24.com.tr/haber/ihsan-eliaciktan-erdogana-senin-gorevin-inancli-nesil-yetistirmek-degil/195566