GSS Neler Getiriyor?

Türkiye’de birçok alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de bugün sonuçlarını görmekte olduğumuz dönüşümlerin temelleri 1980 askeri darbesi sonrasında atılmıştı. Son günlerde sıkça önümüze gelen Genel Sağlık Sigortası, 1982 anayasanın ilgili maddesinde de “Genel Sağlık Sigortası kurulabilir” ifadesi ile yer almış, izleyen yıllarda da sağlık sektöründeki program (1987-1990), yürütülen finans politikaları ile Genel Sağlık Sigortası’nı tekrar gündeme getirmişti. 1993 yılında toplanan sağlık kongresinde alınan kararlar doğrultusunda günümüze kadar gelen bir takım düzenlemeler yapılmış ancak dönemin mevcut durumu bu politikaları hayata geçirmeye uygun olmadığı için hastanelerin özerkleşmesi ve özelleşmesi konusunda yapılan çalışmalar bugüne kadar ertelenmişti.
Elbette söz konusu değişiklikler için ne sermayenin o günkü işlevselliği ne de paralelindeki devlet yapısı özelleştirmeleri bugün olduğu gibi mümkün kılmamıştı. Diğer yandan birçok alanda yürütülen özelleştirmelere bakıldığında, sağlık sektörünün (eğitim de aynı şekilde) özelleştirme sürecinin daha uzun sürdüğü görülüyor. Türkiye’nin küresel pazarla bütünleşme süreci hızlandıkça, devlet de “koruyuculuğunu”, sosyal devlet politikalarını yavaş yavaş bir kenara bırakmış üzerindeki hantal yüklerden kurtulup sermayenin küresel ölçekte hız kazandığı arenada sermayenin işleri kolaylaştırıcı aygıta dönüşmüştür.
AKP hükümeti öncesinde Sağlık Bakanlığı “Ulusal Sağlık Politikası” adı altında aile hekimliğinin kurulması ve hastanelerin işletmeleştirilmesi yönünde programlar hazırlamıştı. Bu reformlar AKP hükümeti  döneminde “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” adı altında tekrar yürürlüğe konmuş ve uygulanmaya başlamıştır.
Dönüşümün en önemli bileşenlerinden birkaçı, sağlık kurumlarında özelleştirme-piyasalaştırma, Genel Sağlık Sigortası ve Aile Hekimliğidir. Bunların neticesi ise en basit haliyle sağlığın metalaştırılmasıdır.
Nihayetinde sağlıkta dönüşüm için yapılan çalışmalar sonucunda 2008 yılında Genel Sağlık Sigortası  yasalaşmış, yasalaşma sürecinden sonra isteyen Sosyal Sigortalar Kurumu’na başvurarak sisteme dahil olurken 2011 yılında bildirim yapmayanlara para cezası uygulanmıştı. Son tamamlayıcı ayağında ise (2012) bildirim yapılmaksızın sosyal güvencesi olmayanlar sisteme dahil edildi. Bu durumda, “herkesi sosyal güvenlik sistemine dahil etme” söylemiyle gerçekleştirilen yeni yapıda işsiz olanlar da, Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacak ve prim ödemek zorunda bırakılacak. 
5502 Sayılı Yasa ile Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü, BAĞKUR ve SSK, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı olarak tek çatı altında birleştirildi. SGK’da sağlık ve sigorta işlerinin ayrışması, SGK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri ve 3 sosyal güvenlik kurumunun tek çatı altında birleştirilmesinden sonra, 4’ncü adım olarak, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası çıkartıldı. Bununla birlikte, “prim ödeme gün sayısı ve emeklilik yaşının düşüklüğü, aylık bağlama oranlarının yüksekliği” sosyal güvenlik alanındaki yasal düzenlemelerde karşılığını bulmuştu. 1999 yılında prim ödeme gün sayısı 7 bine ve emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60’a yükseltilmiş, son olarak SSGSS Yasası ile kademeli olarak arttırılmak üzere emeklilik yaşı 65 ve prim ödeme gün sayısı da 9 bine yükseltilmiş, aylık bağlama oranları ise düşürülmüştür. Tabii ki yeni düzenleme, aynı zamanda sosyal sigortalar fonlarının devasa artışını da beraberinde getirecektir.
Özel sağlık kurumlarının açılması, sonrasında sigortalı hastaların özel sağlık kurumlarından düşük bir ücretle faydalanması bu programın ön koşullarını hazırladı. Görece “iyi” görünen bu süreç geçiş dönemini “kolaylaştırdı” diyebiliriz. 
Şimdi ise çalışan emekçiler asıl gerçeklerle yüz yüze bırakılmışlardır. Sosyal güvencesi olanların primleri direk Genel Sağlık Sigortasına aktarılırken, yeşil kartlılar ile sosyal güvencesi olmayanlar gelir sorgusuna alınıyor. Geliri 295 liranın üzerinde olanlar artık prim ödemek zorunda kalacak.
Sağlık sisteminin kapsamı
“Herkes sigortalı olacak, toplumda sigortasız kimse kalmayacak” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığı en azından olumlu bir tepkinin gelmediği, daha çok çalışan emekçi aileler üzerindeki baskı ve tedirginliği artırdığı ortada. Genel sağlık sigortası ile görünürde herkes sigortalı olacak diğer bir tabirle herkes kontrollü bir şekilde devlet aygıtının kanunlarla boşluk bırakmadığı sağlık sektöründe yolunacak. Öyle ki ödediğimiz bu primlerin bize geri dönüşü hiçbir şekilde mümkün olmayacak.
Bakanlar Kurulu’nca, her yıl yeniden belirlenecek olan primlerin ödenmesi zorunluluğu, ayrıca katkı paylarının da alınabileceği “yepyeni” bir süreç bizi bekliyor. Aslında yapılmaya çalışılan, var olan kamu fonlarının dışında emekçilerin “sofrasından” alınan primlerin düzenli bir hale getirilerek özel sermayeye fon yaratılmasıdır. Ayrıca uzun erimli ve hayatın her alanında kesintisiz var olacak olan sağlık kurumları sermaye için yeniden düzenlenerek kâr alanlarına dönüşüm süreçleri hızlandırılacaktır.  
Bu konuda yapılan çalışmalarda, dünyanın neredeyse her yerinde sağlıktaki dönüşüm süreçlerinde izlenen yollar burada da aynı şekilde karşımıza çıkıyor. Sağlık sektöründe satıcı - müşteri ilişkisinin oluşturulması, katkı payı adı altında hizmetin ücretlendirilmesi, rekabet ortamı oluşturulması, sağlığın kendi içinde piya- salaştırılması, sağlık kurumlarının blok satışı, korunma ve sorumluluğun bireye yüklenmesi, taşeronlaştırma, kamu-özel ortaklıklarının yaygınlaştırılması, kamu hastanelerinin özel yatırımcılara satılması, performansa dayalı ücretlendirme, kamu sağlık hizmetlerinde sözleşme sistemine geçiş, kamu kurumlarının özel sektörden hizmet satın alması, Sağlık Bakanlığı’nın hizmet üretiminden çekilmesi; işlemlerini koordinasyon ve denetimle sınırlaması, en temel kamu hizmeti olan sosyal güvenlik hizmetlerinin özel sigorta kurumlarına, bireysel emeklilik şirketlerine teslim edilmesi gibi uygulamalar kapsamlı bir sürecin adımlarıdır. Bunlara ek olarak, üniversitelerdeki tıp eğitimi, toplum sağlığını değil sermayenin kâr güdüsünü merkeze alarak dönüşecektir.
Genel Sağlık Sigortasının  uygulanması kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı görevlilerin, kapı kapı dolaşarak ve hangi hanede ne kadar tüketim ve harcaması yapıldığının tespiti ile belirlenecek olan prim tutarları ödemeleri zorunlu tutulacak, ödenmediğinde ise hapis cezasına kadar yaptırımları söz konusu olacak ve sonuç ne olursa olsun kişi devlete olan “borcunu” ödemek zorunda kalacak. Bu ödeme tutarları ise en düşük GSS primi gelir  testi  sonucu  aile  içinde  kişi  bbaşına düşen  geliri,  brüt  asgari  ücretin  üçte birinden (295 lira) fazla olup olmama durumuna göre düzenlenecek. 295 liradan fazla 886 liradan az geliri olan tüm yoksullar her ay 35 lira prim ödemek zorundalar.  En yüksek prim ödeme tutarı ise gelirin asgari ücretin iki katından fazla olması durumunda 212 lira olarak belirlenmiş durumda. SGK’ lılar ve onların baktıkları insanlar dışındaki herkes gelir testine girmek zorunda. Gelir testine girmeyenlerin gelirinin asgari ücretin iki katından fazla olduğu varsayılacak ve her ay 212 lira borçlanacaklar. Sağlık hizmetinin yaygınlaştırılması adı altında, prim ödeme zorunluluğunun tüm topluma dayatılması, sağlıkta dönüşüm süreci ile gerçekte ne amaçladığını gösteriyor.
1/1/2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası kanun gereği “zorunlu” olarak uygulanmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’de ikamet eden herkes kanunun belirlediği şartlar içerisinde GSS’li olmak durumunda. İster sağlık hizmetlerinden yararlansın ister yararlanmasın, SGK’lı olarak çalışmıyorsa direk olarak söz konusu prim tutarını ilgili bankaya düzenli olarak yatırmak zorunda. Ayrıca bu primleri ödemeyen –ödeyemeyen kişilerin sağlık sigorta- sından yararlanmaları da söz konusu olmayacak.  4857 sayılı İş Kanunu’na göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içerisinde  30 günden az çalışanların (yani sigorta primi 30 günden az yatırılanların) eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini  30 güne tamamlamaları zorunlu olacak. Bu şekilde çalışan emekçiler, gelir testine göre  primlerinin  devlet  veya kendileri tarafından ödenmesi koşuluyla sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekler.                                                                                             Sigortalılar, isteğe bağlı sigortalılar, gelir testi sonucunda hane içinde kişi başına düşen geliri asgari ücretin üçte birinden az olan vatandaşlar, vatansızlar ve sığınmacılar vb. dışında kalan herkes  gelirine göre ilgili primlerini ödemek durumundadır. Kişinin özel sigorta yaptırmak istemesi halinde de Genel Sağlık Sigortası primini ödemesi durumu ortadan kalkmamaktadır.
Bu sistem ile toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçilerin sırtındaki yük ciddi olarak artacak. Sosyal güvence sahibi olmayan 1,7 milyon kişiyi gelir bildirimine göre prime tabi tutacak olan bu uygulamayla, 18 yaşından büyük işsiz çocuklar, bir yandan “ailenin bakmakla yükümlü olduğu” statüsünden çıkarılıp Genel Sağ- lık  Sigortası’na tabi kılınırken, öte yandan onların primleri ailedeki çalışanlardan alınacak.
Herkes için sağlık!
Devletin sağlık hizmetlerini kendisi için ağır bir yük olarak görmesi ve kamunun bu ayağındaki ciddi bütçe açığı olarak dillendirdikleri bu süreci sona erdirmeleri sonucunda sağlık sektörü sermaye için ciddi bir kaynağa dönüşmüş olacak. Bu gün 32 milyar TL’nin üzerinde ve kamudaki en büyük bütçe açığı olarak ifade edilen devletin sağlık harcamaları, söz konusu uygulama ile kapatılacak ve sermaye için devasa bir kâra doğru geçiş sağlanacaktır. 
Diğer tüm alanlarda olduğu gibi, uluslararası bir sürecin parçası olarak kamu hizmetlerinin sermayenin insafına terk edilmesi sürecinin bir ürünü olarak GSS artık hayatımızda. Primlerini ödeyemeylerin sağlık hizmetlerinden dışlanması, önceki yıllarda da sıkça yaşadığımız hastane kapılarındaki ölümlerin yaygınlaşacağı ve belki de sıradanlaştırılmaya çalışılacağı bir dönem olacak. Sermaye sınıfının sözcüsü olan AKP hükümeti, her zaman olduğu gibi, bu yasayı da “toplum yararına” olarak sundu. Ama gerçekte toplumun büyük bir çoğunluğunu olumsuz etkileyen bir sürecin, sağlığın metalaştırılması ve hastanın müşterileştirilmesi sürecinin yalnızca sağlık sektöründeki kapitalistlerin yararına olacağı ortadadır. Diğer tüm kamu hizmetleriyle beraber, sağlık hizmetinin de herkes için nitelikli ve parasız olması için mücadele, bu dönüşümden en çok etkilenecek ve buna dur diyebilecek olan işçi sınıfı ve emekçilerin omuzlarındadır. İşçi sınııfının sosyal hak kayıplarını, fiziksel ve ruhsal olarak sağlıksız yarınlarla sürdürmek isteyen sermaye sınıfı ve hükümetine karşı dur demenin vaktidir.