Amerikan Demokrasisinin Çöküşü

Bir hafta önce, ABD Adalet Bakanı Eric Holder, başkanın gizlice Amerikan yurttaşlarının öldürülmesi emrini verme hakkını ileri süren bir konuşma yaptı.  O, sözde “terörle mücadele”ye atıf yaparak,  daha önce hiç açıkça dile getirilmemiş olan bu yetkinin, başkanın savaşa karar verme yetkisi uyarınca yasal olduğunu ve yargı denetimine tabi olmadığını iddia etti.
Holder, başkanın yargısız öldürmeleri emretme yetkisinin, gerek sivil gerekse askeri cezaevlerindeki şüpheli teröristlerin kaçırılmasını ve mahkeme kararı olmaksızın süresiz alıkonulmasını da içeren bir dizi yetkinin bir parçası olduğunu vurguladı. O, teröristlerin “bizim sınırlarımızın içinde ikamet ettiğini” belirterek, hükümetin öldürme yetkisinin “Afganistan’daki savaş alanlarıyla sınırlı olmadığını” vurguladı.
Holder, bu polis-devleti yetkileri iddiasına anayasal bir kılıf uydurma çabası içinde, “yasal prosedür ile yargı süreci bir ve aynı değildir… Anayasa, yargı sürecini değil,  yasal prosedürü garanti altına almaktadır” biçimindeki şaşırtıcı iddiayı ortaya attı.
Bu konuşma, geçen sonbaharda Yemen’de üç Amerikan vatandaşının hedef seçilerek öldürülmesine yasal bir gerekçe sağlamak için, yönetim üzerindeki baskıya yanıt olarak yapılmıştı. Sözde bir El-Kaide lideri olan Anwar al-Alawki, bir diğer Amerikan vatandaşı Samir Khan ile birlikte bir insansız uçak saldırısında öldürülmüştü. İki hafta sonra, Awlaki’nin 16 yaşındaki oğlu Abdulrahman Alawki bir başka insansız uçak saldırısında öldürüldü.
Amerikan hükümetinin kendi vatandaşlarını basitçe öldürme hakkı olduğunu iddia eden böylesi olağandışı ve radikal bir konuşmanın siyasi tartışmaların odak noktası ve hararetli bir tartışma konusu haline geleceği düşünülebilirdi. Gerçek şu ki, medya ve siyaset kurumu onu neredeyse görmezden geldi. Üç haber program ağının hiçbiri bundan söz etmedi. Büyük gazetelerde bu konuşmayı haber yapan yazılar iç sayfalara atıldı.
Obama, geçtiğimiz Salı günü, Holder’ın konuşmasından bir gün sonra, Beyaz Saray’da yılın ilk basın toplantısını düzenledi. Tek bir muhabir bile Obama’ya bu konuşma hakkında soru sormadı ya da başkanın öldürme emri vermesi konusunu gündeme getirmedi.
Bu, Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu’nun, yaklaşık kırk yıl önce, cezalandırıcı vergi denetimleri ve yasadışı dinleme talimatı vererek “yetkisini kötüye kullandığı” ve “vatandaşların anayasal haklarını ihlal” ettiği için Richard Nixon’ı görevden alma kararı verdiği Amerikan demokrasisindeki çürümenin ne derece ilerlemiş olduğunun bir ölçüsüdür. Bugün, diktatörce yetkilerin haksız şekilde kullanımı vatandaşları yargısız öldürme emri verme noktasına ulaşmışken, herhangi bir görevden alma çağrısı söz konusu olmadığı gibi, tartışma konusu dahi değildir.
New York Times’ın Adalet Bakanı’nın konuşması hakkında yorum yapması altı günü buldu. Onun Pazar günü yayınlanan bir başyazıda yaptığı şey, Holder’ın temel tezini onaylar ve onun kapsamlı ve kaygı verici anayasal sonuçlarını geçiştirirken ikincil ve usule ilişkin itirazlar yükselten bir açıklamadır.
Times şunu ilan etti: “Bir başkan konvansiyonel bir savaş sırasında konvansiyonel düşmanlara ya da konvansiyonel olmayan savaşlarda konvansiyonel olmayan düşmanlara karşı öldürücü güç kullanma emri verme hakkına sahiptir.” [Vurgu bize ait] Bu, “terörle mücadele”nin ve ABD hükümetinin bu bahaneyle Amerikan emperyalizminin çıkarlarına ters düşenleri öldürme hakkına sahip olduğu iddiasının genel bir kabulüdür.
Gazete, Başkan Obama’nın “yargı müdahalesi, gerçek gözetim ya da kamuya hesap verme olmaksızın bir Amerikan vatandaşının öldürülebilmesi emrini vermek için yasal yetki talep eden ilk başkan haline geldiğini” onaylamaktadır. O, “polis, savcı, jüri, yargıç ve infaz memuru gibi gizlilik içinde faaliyet gösteren yürütme bu sürecin anti-tezidir” diye yazarak, Holder’ın yasal prosedür ile yargı süreci arasında yaptığı ayrıma itiraz etmektedir.
Ancak Times’a göre, bu sorunun üstesinden gelinebilir ve yasal prosedür, devletin işlediği cinayetlere hukuki bir incir yaprağı sağlamak üzere,  basitçe, ABD vatandaşlarının anayasaya aykırı biçimde gözetlenmesine düzenli olarak yaptırım uygulayan bir Dış İstihbarat Denetleme Mahkemesi (DİDM) gibi yeni bir gizli mahkemenin oluşturulması yoluyla düzeltilebilir. Times’ın sinikliği ve anayasal hakları küçümsemesi, yeni bir özel mahkemenin “bir teröristin açığa çıkarılmasını yavaşlatmayacağını” savunmak için “DİDM’nin büyük bir hızla çalıştığı ve bir tutuklama talebini nadiren reddettiği” olgusuna atıfta bulunduğunda tam olarak sergilenmektedir.
Times, hiçbir yerde, Obama’nın politikalarının anayasaya aykırı olduğunu ve başkanı anayasayı uygulamakla, korumakla ve savunmakla yükümlü kılan yeminini çiğnediğini açıkça belirtmiyor. [Amerikan Anayasası’nın] Beşinci Düzenlemesi, mahkeme kararı olmaksızın gözaltına alma, işkence ve yargısız infaz gibi uygulamaları yasaklarken son derece açıktır. Onun, “hiç kimse… yasalara aykırı olarak yaşama hakkından, özgürlüğünden ya da mülkiyet hakkından mahrum bırakılamaz” şeklindeki hükmü son derece açıktır.
Başyazı, yöneticilere, Yemen’de üç ABD vatandaşının öldürülmesine yasal dayanak oluşturduğu varsayılan Adalet Bakanlığı belgesinin yayınlanması için çağrı yaparak bitiyor. Gazete, ikiyüzlü bir şekilde, “Sayın Obama’nın, halktan böylesine hayati bilgileri saklamada Sayın Bush tarafından sergilenen korkunç örneği neden takip etmek isteyeceğini anlayamıyoruz” diye yazıyor.
Bu, anayasanın lime lime edilmesi gibi önemli konuları yüzeysel olarak kişiler düzeyinde ele alan bir yaklaşımdır. Gerçekte, bu türden gelişmeler, yalnızca, kökeni derinlere uzanan tarihi ve sosyal süreçlerin sonucu olabilirler. Bütün bir anayasal güçler ayrılığı ve demokratik haklar düşüncesinin geçtiğimiz on yıl boyunca yaşadığı çöküşünün şaşırtıcı hızı, bu sürecin, Amerikan toplumunun altında yatan çelişkilerden kaynaklandığını göstermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri, varlığı insanların en temel ihtiyaçlarıyla şiddetli çatışma içinde olan bir plütokrasi [zenginler idaresi] tarafından yönetilmektedir. Toplumsal karşı devrimle birlikte, onun yararına, yasal alanda bir karşı devrim sürdürülmektedir.
Lenin’in emperyalizm “bütünüyle gericidir” özdeyişi, militarizmin ve savaşın yayılmasıyla, iş yerlerine ve yaşam standartlarına yönelik saldırı ve devlet baskısına ve diktatörce yönetim biçimlerine dönüş eliyle, her gün doğrulanmaktadır. Günümüzde demokratik haklar sadece işçi sınıfının sosyalizm uğruna mücadelede kitlesel seferberliği dolayımıyla savunulabilir.
Yazının İngilizce Orijinali: http://wsws.org/articles/2012/mar2012/pers-m12.shtml