Falkland Savaşı’nın 30. Yılında Güney Atlantik’te Sular Isınıyor

BM ve NATO eliyle Suriye’ye askeri operasyon hazırlıklarının hızla sürdüğü şu günlerde, İran ile İsrail arasındaki kriz derinleşirken içine Irak’ı da alan ve Afganistan’a kadar uzanan geniş bir bölgede emperyalist savaş ve işgal sesleri oldukça gür çıkıyor. Kapitalizmin içinden geçtiğimiz küresel krizi ve “Arap Baharı” gibi gelişmeler, özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkaslarda mevcut ekonomik ve siyasi dengeleri hızla altüst oluşa zorluyor.  Her ne kadar bu bölgeler bir yangın yeri halini alsa da kriz, bu bölgenin ötesinde dünyanın her yerinde silahlanma ve savaş hazırlıklarıyla genişliyor.
Ortadoğu ve Afrika’dan binlerce kilometre ötede Güney Atlantik’te bu gelişmeleri izliyoruz. Takip edenlerin bildiği üzere, geçtiğimiz ay İngiliz kraliyet ordusunun Falkland adalarına “askeri çıkarma” yapacağı yönündeki haberler Arjantin’in tepkileriyle birlikte basında geniş yer buldu. Falkland savaşının 30. yıl dönümü öncesinde İngiltere’nin, en büyük savaş gemisini Falkland’a gönderme kararı alması, iki ülke arasındaki siyasi gerilimi arttırdı. 1833 yılından itibaren adanın kontrolü elinde tutan İngiltere’nin, bahsi geçen savaş gemisi dışında nükleer başlık taşıyan denizaltısını Falkland açıklarında demirlediği yönündeki haberlerse okyanusta savaş hazırlıkları olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.
Önceki aylarda, İngiliz şirketlerinin ada açıklarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarını genişletmesi, İngiltere ile Arjantin arasında öteden beri var olan siyasi krizi derinleştirdi. Bununla birlikte, İngiliz kraliyet üyelerinden Prens William’ın arama kurtarma pilotluğu eğitimi için 6 haftalığına adaya gönderilmesi Falkland savaşının 30. yılında sembolik de olsa Britanya imparatorluğuna bir gönderme olarak değerlendirildi. Bu gelişmelere Arjantin’den tepkiler gecikmedi. Arjantin hükümeti sorunu BM’ye taşırken, Buenos Aires sokaklarında Falkland adalarının Arjantin’e ait olduğunu ifade eden ve İngiltere’nin askeri adımlarını mahkûm eden kitlesel eylemler düzenlendi. Eylemlerde, 1982 yılında ölen askerler anılırken [adaya] “geri döneceğiz” pankartları açıldı.
Arjantin’de tepkiler sürüyor 
İngiltere’nin bu adımını,  Falkland krizinin “askerileştirilmesi” olarak değerlendiren Arjantin Dışişleri Bakanlığı, “savaş riskinin” İngiliz hükümeti tarafından yükseltildiğini ifade etti. Dahası İngiltere’nin bölgede askeri faaliyetler dışında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini sürdürmesi Arjantin dışında içinde Brezilya’nın da olduğu Latin Amerika ülkelerinin tepkilerini çekmeye devam ediyor. 
Arjantin, savaşı kaybettiği 1982 yılından bugüne kadar ada üzerinde hak iddia ettiğini belirten düzenlemeleri anayasasında korurken sorunun çözüm adresi olarak BM’yi göstermeyi bugün dahi sürdürüyor. İngiltere ise bu öneriyi kabul etmeyerek ada halkının İngiliz vatandaşı olarak kalmayı kabul ettiğini ifade eden 1980 referandumuna gönderme yapıyor. 
İngiliz hükümeti ise her ne kadar savaş gemileri ve Prens William’ın aynı dönemde adada bulunmasını rutin görevler olarak belirtse de İngiliz Daily Telegraph gazetesinde çıkan haber bu tespiti yalanlıyor. Gazeteye açıklama yapan kraliyet donanmasından bir yetkili, mart ayı sonunda yola çıkacak olan geminin Güney Amerika’daki tüm savaş uçaklarını yenecek güçte olduğunu açıklayarak İngiliz hükümetinin hedefleri hakkında bilgi verdi. Tek başına bu beyan bile, krizin ortasındaki Avrupa’da, İspanya, Portekiz ile birlikte anılan İngiltere’nin, içine girdiği ekonomik krizi Latin Amerika’da ve okyanuslarda silahlanarak aşmanın hesaplarını yaptığını gösteriyor.
Falkland Savaşı’nın 30. yılı
Falkland gerilimi olarak karşımıza çıkan bugünkü gelişmeleri anlamak için 1982 yılında, Arjantin’in İngiltere karşısında yenilgisiyle sonuçlanan savaşı önceleyen ekonomik ve siyasi gelişmelere bakmakta yarar var. Çünkü Arjantin’de askeri diktatörlüğü hızla adayı işgale sürükleyen dinamiklerle, İngiltere’de, işçi sınıfına karşı amansız bir saldırı planı hazırlığı içinde olan Thatcher’ı savaşa iten dinamikler aynıydı.
Bu dinamikler, dünya ekonomisinin içinden geçtiği kapsamlı dönüşüme dayanıyordu. İkinci dünya savaşı sonrasındaki otuz yıla damgasını vuran sermaye birikim modeli ve Keynes’in ulusal kalkınma stratejileri, 70’li yıllarda artık yolun sonuna geldi. Krizle birlikte BrettonWoods sistemi çökerken buna bağlı olarak sabit döviz kurundan vazgeçilmesi, sermaye hareketleri önündeki engelleri adım adım kaldırdı. Bu süreç 70’lerin ortasından itibaren başta ABD, Britanya, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde başlayıp dünyanın geri kalanına hızla yayıldı.
Küresel sermayenin önündeki engellerin kalkması, işçi sınıfına ağır çalışma koşullarını, özelleştirmeleri, işsizliği ve ücret kesintilerini dayattı. Savaş sonrası Keynesçi kalkınma programları ve sendikalar eliyle inşa edilmiş toplumsal düzen, liberal muhafazakâr burjuva hükümetler eliyle ortadan kaldırılırken İngiltere ve ABD’de kapsamlı işçi eylemleri ve grevler bizzat sendikalar eliyle yenilgiye uğratıldı. İşçi sınıfının 1970’lerin sonundan itibaren sendika bürokrasileri eliyle yenilgiye uğratılması üzerine, emperyalist saldırganlık dizginlerinden boşaldı.  
Adaların işgali
Dünya ekonomisinde yaşanan böylesi bir değişim ve ulusal kalkınma programlarının çöküşü Arjantin’de kendisini göstermeye başladı. 1974 yılında Peron’un ölmesinin ardından iktidara gelen Julia Peron, dünya çapındaki ekonomik dönüşümün ve buna bağlı olarak artan kitlesel eylemlerin Arjantin’deki etkilerini ortadan kaldıramadığı için, burjuvazi bir kez daha askerleri göreve çağırdı. Askerler iktidara gelir gelmez, sendikaları, partileri ve parlamentoyu kapattıktan sonra içinde “Troçkistler”in de olduğu binlerce solcuyu katletti. Toplumsal muhalefetin ezildiği bir ortamda generaller ekonomide görece bir toparlanma sağladıysa da ekonomik krizin derinleşmesini engelleyemediği gibi artan kitlesel eylemlerle iktidarlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.  
İşte bu tarihsel koşullarda yükselen sınıf hareketinin basıncını azaltmak ve kitleleri iktidara yedeklemek uğruna generaller, önceki on yıllar boyunca İngiltere ile siyasi krize yol açan Falkland adalarını, 19 Mart 1982’de işgal etti. Arjantin burjuvazisi işgalle birlikte, İngiltere karşısında yükselecek milliyetçi dalganın etkisini arkasına alarak, içerdeki toplumsal muhalefeti sonlandırmanın ihtiyacını hissediyordu. Dahası İngiltere karşısında elde edilecek zaferin ülkenin içinden geçtiği ekonomik ve siyasi krizi aşmaya katkı sunacağı tespiti Arjantin burjuvazisiyle generallerin ortak kavrayışının ürünüydü. 
Thatcher için büyük fırsat
Askeri diktatörlüğün adayı işgali, 1979 yılında iktidara gelen ve 60’lı ve 70’li yıllar boyunca İngiltere’de yükselen sınıf hareketine karşı, kapsamlı hazırlıklar yapan Thatcher için büyük bir fırsat sundu. Kapitalizmin dünya çapında yaşadığı liberal dönüşümün liderliğine Reagan ile birlikte soyunan Thatcher, içerdeki toplumsal muhalefeti ezmenin ve kapsamlı iş yasalarını hayata geçirmek için bu fırsatını kaçırmayacaktı. İşçi Partisi ve sendikaları da arkasına alan Thatcher, savaş sırasında süren grevleri bütünüyle yasakladı. Sonraki yıllarda filmlere konu olan ve savaşla birlikte bilinçli bir şekilde yükseltilen milliyetçiliğin desteğiyle 74 gün süren savaşı kazandı. Bu savaşta İngiltere, ABD ve Fransa’nın bütünüyle açık desteğini aldı. 
Savaştan galip ayrılmanın hızıyla, İngiltere’de, toplumsal refahın ikinci dünya savaşı sonrasında görece korunan bütün kazanımları işçi sınıfının elinden bir bir gasp edildi. Büyük madenci grevi de dahil birçok grev bizzat yeni dönemde sendikaların da desteğiyle yenilgiye uğratıldı. İngiltere ve ABD’de başarıyla uygulanan ve sermayenin dizginsiz genişlemesini sağlayan düzenlemeler dünyanın geri kalanında hızla uygulanmaya başlandı.
Falkland Savaşı ve oportünizm
Burjuvazinin, sınıf mücadeleleri tarihi boyunca böylesi krizlerin ortasında farklı ulustan işçi ve emekçileri savaşa sürüklediğini defalarca gördük. Milyonlarca insanın öldüğü bütün emperyalist savaşların, işgallerin nedeninin, kapitalistlerin daha fazla pazar ve daha fazla kâr elde etme arzuları olduğunu biliyoruz. Burjuvazi kârlarını korumak için silahlanırken, işçi ve emekçileri milliyetçilikle zehirleyerek savaşa sürüklüyor. 
70’lerin ortasında patlak veren ekonomik kriz ve her iki ülkede yükselen sınıf hareketi, Arjantin ve İngiltere’yi saldırganlığa iterken işçi ve emekçiler, milliyetçilik zehiriyle “kendi” burjuva partileri eliyle bir kez daha etkisiz hale getirildiler. 
Özellikle Arjantin’de “İngiliz emperyalizmine karşı” bizzat generaller tarafından başlatılan kampanyalarla, yasaklı olan sendikalar ve partilerin eylemlerine izin verildi. Solun geniş kesimi ile içinde Morenocuların da olduğu “Troçkistler” generallerin arkasında hizaya geçtiler. Başta sendikalar olmak üzere Peronizm’in damgasını vurduğu Arjantin solu, generallerin Falkland adalarındaki işgaline destek verdiler. Morenocular ise Arjantin’in İngiliz emperyalizmini dize getirmesi için uluslararası kampanyalar örgütlerken Arjantin’in adadaki işgalini, İngiliz emperyalizmi ile Arjantin halkının mücadelesi olarak gösterdi. Daha da ileri giderek Falkland’a asker sevkiyatının başlaması üzerine “ülke tarihinde o güne kadar görülmedik, olağanüstü bir devrimci yükselişin ortaya çıktığını …sosyalist devrimin ilerlediği”ni iddia etti.[1]
Önceki on yıllar boyunca gerillacılıktan Peronizm’e savrulan Morenocular Arjantin soluna damgasını vuran ulusalcılığı ve milliyetçiliği askeri diktatörlüğün arkasında bir kez daha dile getirerek Marksistlerin birinci ve ikinci dünya savaşlarında geliştirdikleri pozisyonları reddederek karşı devrimci bir rol oynamışlardır.
“Diktatörlüğe karşı savaş”(!)
İngiltere’de ise 74 gün süren savaş, işgalci Arjantin’e karşı ada halkının “özgürleştirilmesi” olarak kabul ettirilmeye çalışıldı. Arjantin’deki askeri diktatörlük karşısında demokrasiyi öne çıkaran söylemler, Mussolini ve Frankodahil Arjantin’in hemen yanı başında Şili’de Pinochet’e karşı hiçbir zaman dile getirilmedi. Savaşla birlikte İngiliz burjuvazisi, Thatcher’in işçi sınıfına karşı amansız saldırıları öncesinde kitleleri teslim aldı.
Savaş, 74 günün sonunda Arjantin’in yenilgisiyle sonuçlanırken, esas yenilgiye uğrayan Arjantin ve İngiltere’de kendilerini kapsamlı saldırıların beklediği işçi ve emekçilerdi. Thatcher savaşın galibiyeti üzerine 1983 seçimlerinden zaferle ayrıldı. Bu zaferle, Thatcher bir dizi iş yasasını hayata geçirirken özelleştirmeler eliyle onbinlerce işçinin işine son verdi. Esnek çalışma gibi uygulamalarla neo-liberalizmin kalesi haline gelen İngiltere’de zafer İngiliz burjuvazisinindi. 
Arjantin’de ise yenilgi askeri diktatörlüğün yıkılmasına yol açarken burjuva parlementerist sistem önceki dönemden daha güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Savaşın yenilgiyle sonuçlanmasının yarattığı şaşkınlık, savaş boyunca askeri diktatörlüğü savunan solu ve sendikaları savaş sonrasında çaresiz bıraktı. Onların yaşadığı bu moral bozukluğu, yenilgiyle sarsılmış olan askeri diktatörlüğe karşı genel bir saldırı başlatma iradesini bütünüyle ortadan kaldırdı. 
Savaş sırasında Arjantin solu, “gerçek düşman içerde” sloganını ifade etmek yerine burjuvazinin silahlı kanadına teslim oldu. Savaşa, işgale ve askeri diktatörlüğe karşı devrimci bozgunculuğu öne çıkaran bir program, kapsamlı saldırıların öngününde olan İngiliz işçi sınıfını savaşa ve Thatcher’ın iktidarına karşı harekete geçirebilirdi. Böyle bir program ortaya çıkmadığı gibi Arjantin ve İngiltere’de işçi ve emekçilerin geniş yığınları sendikalar ve ulusalcıların yardımıyla militarizme boyun eğdiler. Bunun sebebi, hiç şüphesiz, her iki ülke işçi sınıfını ortak devrimci program ve eylemde birleştirecek Marksist partilerin yokluğuydu.  Savaş sonrasında Thatcher’in galibiyeti, işçi sınıfının on yıllar sürecek yenilgilerini birbiri ardına hayata geçirmesini sağladı. Dahası bu yenilgiler sonrası, emperyalist saldırganlık Lübnan’dan, Libya’ya, Nikaragua’dan Afganistan’a kadar geniş bir bölgeye hızla yayıldı.
Bugün olası savaş ve işgallerin bir kez daha ortasındayız. Hemen yanı başımızda Suriye’de kapsamlı yıkımların habercisi olan gelişmelerle karşı karşıyayız. İran, İsrail, Irak gibi ülkelerde kriz derinleşiyor. Bugün küçük bir kıvılcımın ateşleyebileceği savaşlar, okyanusta İngiltere ve Arjantin’i bir kez daha karşı karşıya getirebilir. Biz, kapitalistlerin dünyayı yıkıma götüren savaşlarına ve işgallerine “dur” diyecek tek gücün uluslararası işçi sınıfı olduğunu düşünüyoruz.   

Dipnotlar

[1] SSS-Sosyalizm dergisi 9. sayı (Arjantin Troçkizmi, Morenoculuk Dosyası)