Bir Mücadele Deneyimi

İşçilerin sendikalaşma sürecinde yaşadıklarını yalın bir şekilde gösteren bu mektubu, binlerce işçinin deneyimini yansıttığı için önemli buluyoruz. Bu mektup, hem sendikalar içindeki muhalefet çalışmasının hem de fabrikadaki taban örgütlenmelerinin (fabrika komitelerinin) uzun vadeye yayılan bir çalışma perspektifiyle birbirine paralel şekilde sürdürülmesi gerektiğini gösteriyor. Devrimci enternasyonalist bir perspektife sahip olmaları durumunda, bu komiteler, diğer fabrikalardaki işçilerin komiteleriyle birlikte üst organlarını oluşturacak ve başarılı sınıf mücadelelerine damgalarını vuracaklardır.
Manisa’daki bir elektrik fabrikasında bir yıldan fazla çalışıyorum. Şu anda çalıştığım işyerinde fiili olarak sendikalaşma sürecini yaşadım. Sendikalaşma sürecinden bahsetmeden önce, 6 yıl boyunca çalıştığım Vestel fabrikasındaki çalışma koşulları ile ilgili anlatılacak o kadar şey var ki,  hangi birini anlatsam bilemiyorum. Kısaca bahsetmek gerekirse, insanlık dışı uygulamalara maruz kaldığımız, sürekli stres ve yoğun iş temposu, ayda 100 saati geçen mesailer, esnek ve iş güvencesinden yoksun çalışma, her an işten atılma korkusu, sömürünün yoğun olduğu düşük ücretlerde askeri disiplini aratmayacak bir fabrika Vestel. Bu çalışma koşullarına ve psikolojik baskıya daha fazla katlanacak fiziksel bir güce sahip değildim. Sendika ve örgütlenme lafının yasak olduğu Vestel’den ayrıldıktan sonra 6 ay kadar işsiz kaldım. Arkadaş tavsiyesiyle yeni kurulan elektrik fabrikasında sözleşmeli işçi olarak işe başladım. 
Elektrik alanında dünya devleri arasında yer alan bu fabrikada daha iyi çalışma koşulları ve daha iyi bir ücret alacağımı düşünüyordum. İşe başladığımda, patronun ve onu temsil eden amirlerin daha hızlı ve daha çok üretim yapmaya yönelik işçiler üzerindeki baskısı, işten çıkarmaya yönelik tehditler, ihtarlar, zorla yaptırılan uzun süreli mesailer, ücretsiz izinler vb. bir süreç yaşanıyordu. Tüm bu yaşananlar karşısında işçi arkadaşlarımızla birlikte kararlar aldık, birlikte mücadele ettik, birlikte sendika mücadelesine başladık.
Birleşik Metal-İş sendikasının Manisa İl Temsilcisiyle irtibata geçtik, görüşmelere başladık. Artık sendika ile birlikte hareket ediyorduk. Benim gibi 50’ye yakın sözleşmeli işçi kadrolu işçilerin başlattığı mesaiye kalmama eylemine işten atılmamak için destek vermekten korkuyordu. Ama yine de biz sözleşmeli işçiler, işyeri dışında yapılan sendika toplantılarına katılıyorduk. Sendika toplantılarında, sendikalaşmayla birlikte iyi ücretler alarak çok iyi şartlar altında çalışacağımız söyleniyordu sendika yetkilileri tarafından. Bir yandan sendika toplantılarına katılırken bir yandan da  alkışlı ve ıslıklı eylemler, “toplu sözleşme hakkımız engellenmez” kokartlarını takarak iş çıkışında 24 saat süren işyerini terketmeme eylemleri yapıyorduk. Biz bu eylemleri yaparken patron da boş durmayarak herkese toplu ihtarlar veriyordu. Patron, eyleme katılan ya da katılmayan ayrımı yapmaksızın eylemin yapıldığı gün eyleme gelmeyen raporlu ve izinli arkadaşlarımıza da ihtarlar vermişti. 
Patronun bu tutumu mücadelemizi kırmaya yönelikti. Örgütlü mücadelemiz sonucunda patron sendika ile görüşmek zorunda kaldı. Sendika yetki için yeterli üye sayısına sahip olmasına rağmen bu konuda önüne çeşitli engellerin çıkarıldığı bir mahkeme süreci yaşandı. Ankara’dan gelen müfettişler konu ile ilgili incelemelerde bulundu. Müfettişlerin söylediği şey, şirketin, İstanbul ve bazı bölge temsilciliklerindeki çalışanların da (beyaz yakalı) metal işkolunda yer aldığı ve bu nedenle üye çoğunluk sayımızın yetmediğiydi. Sendika bize ne mahkeme süreci ne de müfettişlerin söyledikleri ile ilgili doğru düzgün bir bilgilendirme yapmıyordu. Sendikanın tavrı belirgin bir şekilde değişmeye başlamıştı. Sendika ile patron arasında neler görüşüldüğü bizlere gerçek bir şekilde aktarılmıyordu. Sendika yetkililerinin ağzından zorla laf alıyorduk. Bizim, işçiler arasında sendikaya karşı örgütlü ve bilinçli bir şekilde davranmamız sendikayı son derece rahatsız etmişti. 
Bizim sendikadan istediğimiz şey, sendika toplantılarında söyledikleri sözlerini tutması ve bize karşı şeffaf olmasıydı. Sendika bize karşı dürüst davranmadı, bize gerçekleri anlatmasını istedik. Sendika, bazı işçileri yanına alarak bize karşı bir muhalefet oluşturdu, böylece irademizi kırmaya çalıştı. Bizler, örgütlü, tek bir ağız olma yönünde emeklerken daha ayağa kalkmadan, yürüyemeden yalanlarla kandırıldık. 
Sendikalaşmak için mücadeleyi başlatan işçilere siz şu şartları kabul edin, ben diğer işçileri ayarlarım gibi laflar söyleyen sendika gerçek yüzünü göstermiş oldu. 1 yıl süren davanın bizim lehimize sonuçlanmasından sonra bizim hiç görmediğimiz, duymadığımız şeyler anladık ki patronun lehine gelişiyordu. Ancak sendika yetkililerine sorduğumuzda “her şey yolunda”, “her şey eskisinden daha iyi olacak” cevaplarını alıyorduk. Toplu sözleşmenin içeriğine ilişkin bir bilgi vermekten kaçınıyordu sendika. Toplu sözleşme imzalandıktan sonra bizim toplu sözleşmeyi görme isteğimiz kabul edilmiyordu. Aylar sonra övdükleri ve şeffaf dedikleri toplu sözleşme aslında bizleri işverene karşı bir satış sözleşmesinden ibaretti. 
DİSK gibi bir sendikaya bağlı Birleşik Metal-İş sendikasının her defasında “biz sarı sendikalar gibi değiliz, biz işçi sınıfının haklarını sonuna kadar savunuruz, bizim gibi mücadele eden yok” sözlerini söyleyip ama aslında söyledikleriyle yakından uzaktan alakalı olmayan yaptıkları bizi hayal kırıklığına uğrattı. Şimdi, gerçekten düşünüyoruz da örgütlü olduğumuz sendikanın diğer sarı sendikadan ne farkı var? Yaşadıklarımız, bir fark olmadığını gösterdi. 
Toplu sözleşmenin imzalanmasından sonra sendika için mücadele edilmesi anlamında geriye bir şey kalmamış olabilir ama bizim için mücadele hala devam ediyor. İşyerinde benim gibi düşünen yüzlerce işçi arkadaşım var. Birbirimizden destek alarak ve birbirimize güvenerek, gerçekleri birbirimizden saklamayacağımız sendikadan ve patrondan bağımsız şeffaflığa dayalı taban örgütlülüğümüzü ifade eden fabrika komitesini kurma fikri bilincimize çıktı. Evet işçi kardeşlerim, şimdi biz fabrika komitesini kurmak için yolumuzu çizdik ve bu yol inanıyoruz ki bizi daha da güçlendirecek ve başarıya götürecektir.
Dünyadaki tüm işçi ve emekçilerin 1 Mayıs işçi bayramını kutlar ve alanlarda görüşmek dileğiyle sözlerimi bitiriyorum.
Manisa’dan bir okur