Bütün Devrimci Proleter Örgütlere ve Gruplara Açık Mektup

Bu belge ABD İşçi Partisi'nin yayın organı New Militant'ın 3 Ağustos 1935 tarihli sayısında yayımlandı.
Hitler’in, “muazzam” iki işçi sınıfı partisinin -üstelik bunlardan biri SSCB’ye yaslanıyor- en küçük bir direnişiyle karşılaşmaksızın iktidarı alışı, İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerdeki iç çürümeyi tam olarak açığa çıkarmıştır. Dört örgüt (Uluslararası Komünist Birlik/ Bolşevik- Leninist; Hollanda’dan, Devrimci Sosyalist Parti ve Bağımsız Sosyalist Parti; Almanya Sosyalist İşçi Partisi/SAP), Dördüncü Enternasyonal’in kurulması tarihsel görevini ilk olarak 1933 Ağustosu’nda programatik bir belgede [Yeni Bir Enternasyonalin Gerekliliği ve İlkeleri Üzerine Dörtlü Açıklama (1933)] formüle etmişti. O tarihten bu yana gelişen olaylar, önümüzde başka bir yol olmadığını inkâr edilemez biçimde doğrulamaktadır.
Avusturya proletaryasının imhası[1], parti çıkmaz bir sokağa girdikten sonra oportünist politikalar yüzünden yönünü yitirmiş olan kitlelere son dakikada ayaklanma çağrısı yaparak zafer kazanılamayacağını göstermiştir. Zaferi, işçi sınıfı hareketinin bütün alanlarında devrimci politikalarla sistemli olarak hazırlamak gerekiyor.
Bu dersin aynısı, İspanyol proletaryasının imhasından[2] çıkmaktadır. Burjuvaziyle blok oluşturmak için emekçilere sırt çevirmeye, hiç- bir koşul altında, özellikle de devrim sırasında, izin verilemez. Aldatılmış ve hayal kırıklığına uğramış kitlelerin güven duymadıkları bir partinin gecikmiş çağrısıyla silaha sarılmasını beklemek ve onlardan bunu talep etmek mümkün değildir. Proleter devrim, iflas etmiş bir önderliğin buyruklarıyla, doğaçlama olarak gerçekleşmez. Devrim, önderliği elde etmesi için partiye duyulan güveni pekiştirmeyi hedefleyen, öncüyü sınıfın bütünüyle kaynaştıran ve proletaryayı kentlerdeki ve kırlardaki bütün sömürülenlerinin önderi haline getiren sürekli ve uzlaşmaz bir sınıf mücadelesi içinde hazırlamak zorundadır.
Reformizmin en önemli kesiminin (bütünüyle paslanmış Alman sosyal demokrasisinin) rezilce çöküşünün ardından İkinci Enternasyonal’in “sol kanadı”, Avusturya ve İspanya’da iflas etmişti. Ancak bu ürkütücü dersler, hiçbir iz bırakmadan geçiştirilmiş; reformizmin parti ve sendikalar içindeki önder kadroları, iliklerine kadar yozlaşmıştır. Kişisel çıkarları ve yurtsever düşünceleri onları burjuvaziye bağlamaktadır; tek kelimeyle, onlar sınıf mücadelesi yolunu seçemezler.
Sosyal demokrasi burjuvazinin savaş arabasına bağlanmıştır
İkinci Enternasyonal’in partileri, Belçikalı başkanlarının, emekçi kitleler zararına, bankaları kurtarmak için mali sermayenin ilk işaretiyle Katolik ve liberal komisyoncularla el birliği yapmasına sessizce razı oldular. Vandervelde’nin ardından, Karl Marx’ın mağrur eleştiricisi ve bir “Plan”ın fikir babası olan de Man çıktı. “Sol” merkezci Spaak bile bakanlık üniforması giyme karşılığında sosyalist muhalefete ihanet etmekten geri kalmadı.[3]
Fransız Sosyalist Partisi, bütün bu derslere ve uyarılara aldırmaksızın “cumhuriyetçi” burjuvazinin eteğine yapışmayı sürdürüyor; radikallerin dostluğuna, proletaryanın devrimci gücünden daha fazla umut bağlıyor. Sosyal demokrasi, bütün ülkelerde, dünyanın dört bir yanında; Hollanda’da, İskandinavya’da ve İsviçre’de kapitalizmin çürümesine rağmen, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki ajanı olmayı sürdürmekte ve faşizme karşı kendini savunmada kitleleri seferber etme yeteneğinden bütünüyle yoksun olduğunu gözler önüne sermektedir.
O, İşçi Partisi’nin seçim başarılarının onu bir kez daha iktidara getirmesi durumunda, sonuç, İngiltere’nin barışçıl biçimde sosyalizme dönüşümü değil ama emperyalist gericiliğin pekişmesi; yani, İşçi Partisi önderliğinin iflasını kaçınılmaz biçimde ortaya koyacağı bir iç savaş dönemi olur. Bu parlamenter ve sendikacı ahmaklar, İngiltere’deki faşizm tehlikesinin kıtadakinden daha az olmadığına henüz ikna olmuş değiller.
ABD’deki krizin fırtınalı gelişimi, “Roosevelt planı” lafazanlığı eliyle vaazedilen olasılıklar arka planına aykırı biçimde, bitmek tükenmek bilmeyen grevler dizisi ve işçi sınıfı örgütlerinin gelişimi, işçi sınıfı hareketi içindeki son derece tutucu ve burjuva güçlere rağmen artmaktadır. Stalinist partiye gelince, Litvinov’un[4] SSCB’nin Amerikan emperyalizmi tarafından tanınması karşılığında Amerikan komünistlerini açıkça terk eden resmi açıklamaları, onun elini kolunu bağlamış durumda. Bileşimleriyle ya da programlarıyla proleter partilerle ortak hiçbir yanı olmayan diğer partilerle (Köylü-İşçi Partisi[5]) sürdürdüğü onlarca ilkesiz manevra ve tasfiyeci girişim sonucu çürümüş olan bu Stalinist parti, kendisini, Stalinist diplomasinin ABD’deki hizmetçisi olarak Moskova’dan gelen emirlere göre faaliyet gösteren bir radikal aydın hareketi rolüyle sınırlandırmaktadır. Oysa Amerikan kapitalizminin giderek derinleşen krizi, işçilerin geniş kesimlerini yarı taşralı uykularından uyandırıyor; onların sahip oldukları burjuva ve küçük burjuva yanılsamaları adım adım dağıtıyor; proletaryayı daha kapsamlı sınıf eylemlerine zorluyor (Toledo, Minneapolis, San Francisco) [6] ve devrimci Marksist partiye, Amerikan işçi sınıfının gelişmesi ve örgütlenmesi üzerinde yaygın ve derinlemesine bir etki sahibi olma fırsatı yaratıyor. Özellikle Amerikan emperyalizminin paramparça olması dünya proletaryası için büyük önem taşıdığı için, Dördüncü Enternasyonal’e ve onun Amerikan şubesine düşen tarihsel rol, yalnızca yenidünya ile sınırlı olmayan, dünya çapında özel bir öneme sahiptir.
Komünist Enternasyonal’in dünya üzerine ürkütücü çöküşü
Bu arada, Üçüncü Enternasyonal, varlığının ilk beş yılında elde etmiş olduğu etkiden ve saygınlıktan geriye kalan kırıntıları heba etmekten başka bir şey yapmıyor. Komünist Enternasyonal, Avusturya’da ve İspanya’da, son derece uygun koşullara rağmen biraz olsun etkili bir örgüt oluşturmayı becerememekle kalmamış; işçilerin gözünde devrimci parti düşüncesinin saygınlığını sistematik olarak zedelemiştir. Saar referandumu[7], Alman proletaryasının yalnızca sosyal demokrasiye değil, - Hitler’e böylesine aşağılık biçimde teslim olan- Komünist Parti’ye duyduğu güveni de son kırıntısına kadar yitirdiğinin kanıtıdır. 12 yıllık ölümcül politikaların sorumluluğunu taşıyan Komünist Enternasyonal’in şubeleri, Büyük Britanya’da, Belçika’da, Hollanda’da, İskandinavya’da, Kuzey ve Güney Amerika ile Doğu’da, içinde bulundukları belirsizlikten kurtulmaktan acizdirler.
Komünist Enternasyonal’in, Alman bozgunundan sonra, maceracı “Üçüncü Dönem” politikasının[8] yerine ne pahasına olursa olsun teslimiyetçi birleşik cephe politikasını geçirdiği doğrudur. Bununla birlikte, onun bu son dönüşünün en büyük başarıyı elde ettiği Fransa’daki deneyim, bütün çelişki ve zigzaglarıyla Komünist Enternasyonal’in proleter devriminin üzerinde bir fren işlevini korumayı başarabildiğini göstermektedir. Doğrudan faşist tehlike karşısında işçi milislerinin oluşturulmasını reddeden; iktidar mücadelesinin yerine kendi acil talepler programını ve parlamentarizm politikasını geçiren Komünist Enternasyonal, en kötü pasifist ve reformist yanılsamaların yayıcısıdır. O, sola karşı Sosyalist Parti’nin sağ kanadına eylemsel destek vermekte, proleter öncünün moralini bozmakta ve faşistlerin iktidarı almasının önündeki engelleri temizlemektedir.
Nihayet, Komünist Enternasyonal’in kurucusu olan Sovyetler Birliği Komünist Partisi, proletarya diktatörlüğünü Stalin’in tutucu despotluğuna dönüştürmüş olan denetim dışı bürokrasi tarafından son geçtiğimiz birkaç yıl içinde bütünüyle ezilmiştir. Bu yönetici klik zulüm, sahtekârlık, tahrifat ve kanlı baskı yöntemleriyle, Marksist düşüncenin her türlü ifadesinin önünü en baştan kesmeye çabalamaktadır. Gerçek Leninizm, dünyanın hiçbir yerinde, SSCB’de olduğu kadar vahşi bir kovuşturmaya uğramamaktadır.
Stalin Komünist Enternasyonal’in ölüm kararını imzalamıştır
Komünist Enternasyonal’in en son oportünist manevrası, Milletler Cemiyeti’ne yönelik Sovyet dış politikasıyla ve Fransız emperyalizmiyle askeri işbirliğiyle yakından bağlantılıdır. SSCB’nin egemen bürokrasisi, açıkça, Komünist Enternasyonal’in bir savaş tehlikesi karşısında kendisine herhangi bir yardım sağlamaktan aciz olduğu ve aynı zamanda Sovyet diplomasisinin faaliyetlerini engellediği yargısına varmıştır. Komünist Enternasyonal’in Sovyet üst tabakasına küçük düşürücü ve tamamen kölece bağımlılığı, özellikle çarpıcı bir ifadesini, Stalin’in Fransız emperyalizminin ulusal savunmasını onaylayan son açıklamasında bulmaktadır.
Komünist Enternasyonal’in önderi, bir emperyalist bakan aracılığıyla, Fransız Komünist Partisi’ne, Fransız burjuvazisiyle bugünlerde bir yurtsever ateşkes anlaşmasına varması için talimat gönderdi. Bu yolla, neredeyse 7 yıldan bu yana kongresini toplamayan Üçüncü Enternasyonal, şimdi, enternasyonalist duruşunu terk ederek en sınırsız ve aşağılık yurtseverlerin konumuna geçmiş durumda. Sürekli olarak ertelenen Yedinci Kongre toplansın ya da toplanmasın, Üçüncü Enternasyonal yeniden canlandırılmayacaktır. Stalin-Laval bildirisi[9], onun ölüm belgesidir.
Yeni bir kıyımın ve ihanetin eli kulağında
Bu arada kapitalizmin yıkıcı güçleri, kendi şeytani işleyişini sürdürüyor. Dünya ekonomisinin parçalanması, on milyonlarla ölçülen işsizlik ve köylülüğün yıkımı, kaçınılmaz biçimde, sosyalist devrim görevini gündeme getirmektedir. Düzenden nefret eden ve uyanan emekçiler bir çıkış yolu arıyorlar. İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerin yerlere kapanması, çökmesi ve çürümesi proletaryayı devrimci bir önderlikten yoksun bırakmakta, küçük burjuva kitleleri umutsuzluğa sevketmektedir. İflas etmiş önderlikler, faşizmin zafer kazanmasının sorumluluğunu proletaryanın “pasifliğine” bağlamaya çalışıyorlar. Böylece, siyasi ihanete iftiracılık eklenmektedir.
Çözülmez çelişkilerin pençesinde harmanlanan kapitalizm, halkları yeni bir katliama sürüklemeye hazırlanıyor. Bakanlar ve diplomatlar, açıkça, savaşın önümüzdeki bir yıl içinde mi yoksa üç yıl içinde mi patlayacağı üzerine tahminlerde bulunuyorlar. Birbirleriyle rekabet içinde olan bütün hükümetler, en yıkıcı araçlarını hazırlıyor ve bu yolla, 1914-18 savaşıyla karşılaştırılamayacak kadar dehşetli olacak bir patlamayı her açıdan hızlandırıyorlar.
Sözde işçi sınıfı partilerinin ve sendikaların liderleri barışın güzelliklerine övgüler diziyor, “silahsızlanma” hakkında gevezelik ediyor, hükümetlerine aralarında barışmalarını öğütlüyor, çalışan kitleler arasında Milletler Cemiyeti’ne ilişkin umutlar canlandırıyor ve aynı zamanda “ulusal savunma” davasına -yani kaçınılmaz savaşlarıyla birlikte burjuva egemenliğinin savunusuna- bağlılık yemini ediyorlar.
Sovyet diplomasisi, “Birleşik Cephe” ve hatta “örgütsel birlik” kılıfı altında, sınıf bilinçli işçilerin arkasından, her iki Enternasyonalin şubeleri ve Sovyet devletiyle askeri işbirliği içinde olan ülkelerin burjuvazileri arasında bir sınıf barışı hazırlıyor. Böylece, yeni bir savaşın patlaması, kaçınılmaz olarak, 4 Ağustos 1914’tekini aratacak yeni ihanetlere yol açacaktır. [10]
Bugün, 1915’teki “solcular”dan daha güçlüyüz
Sovyet bürokrasisinin uluslararası devrime ihaneti, dünya proletaryasını oldukça geriletmiştir. Devrimci öncünün karşı karşıya kaldığı zorluklar inanılmaz ölçüde büyüktür. Yine de onun şimdiki durumu, son savaşın öngününde olduğundan çok daha iyidir. O zamanlar kapitalizm çok güçlü ve neredeyse yenilmez gibi görünüyordu. Enternasyonal’in yurtseverliğe aniden çökmesi, Lenin için bile tümüyle sürpriz olmuştu. Devrimci unsurlar, her yerde hazırlıksız yakalanmıştı. İlk uluslararası konferans, sayısal olarak çok az ve çoğunluğu kararsız bir bileşimle, savaşın bitmesinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra gerçekleşmişti. Devrimci kadroların biçimlenmesi yavaş ilerledi. Proleter devrimin olabilirliği, “Zimmerwaldcılar”ın[11] çoğunluğu tarafından bile yadsınmıştı. Yalnızca savaşın kırkıncı ayında Rusya’da kazanılan Ekim zaferi, Üçüncü Enternasyonal’in oluşumunu hızlandırarak bu durumda bir değişiklik yarattı.
Bugün, kapitalizmin içsel güçsüzlüğü ve çürüyüşü, faşist demagojinin başlıca konusu olarak işe yarayacak kadar belirgindir. ABD’deki ağır krizde, en az onun kadar ağır işsizlikte, Roosevelt’in ekonomik maceracılığında, grevlerin seyrinde ve bütün işçi sınıfı örgütlerinde yaşanan kaynaşmada, ilk kez Kuzey Amerika’daki devrimci hareketin muazzam gelişmesinin koşulları ortaya çıkmıştır. İlk başarılı proleter devrim örneği kitlelerin belleğinde yaşıyor. Son yirmi yılın büyük olaylarının deneyimi, en iyi militanların bilinçlerine kazınmış durumda.  Bütün ülkelerde gerçek devrimci örgütler, en azından gruplar var. Onlar, ideolojik kısmen de örgütsel olarak birbirlerine yakından bağlılar. Onlar, daha şimdiden, 1915 Sonbaharı’nda Üçüncü Enternasyonal’i oluşturma hazırlığına girişen “ZimmerwaldSolu”yla karşılaştırılamayacak kadar etkili, homojen ve çelikleşmiş bir gücü temsil ediyorlar.
Reformist partilerin ve sendikaların içinde muhalefet grupları ortaya çıkıyor ve güçleniyor. Bunların bir kısmı bağımsız örgütlenmeler halini alıyor. Komünist Enternasyonal’in şubeleri içindeki hapishane rejiminden dolayı, daha sessiz ve örtülü bir karakter sergilemekle birlikte, buralardaki muhalefet de gelişiyor. SSCB’de bile, sürekli yeni temizliklere ve baskılara duyulan gereksinim, bürokrasinin, nefret ettiği Marksist eleştiri ruhunu ortadan kaldırmaktan aciz olduğunun kanıtıdır.
Ne pahasına olursa olsun “birlik”, büyük bir aldatmacadır
Bugünkü muhalif ruh hali ve muhalefet eğilimleri asıl olarak MERKEZCİ; yani, sosyal yurtseverlikle devrim arasında bocalayan bir karakter taşımaktadır. Geleneksel kitle örgütlerinin çöküş ve ayrışma süreci içinde olduğu koşullar altında merkezcilik, ilerici işçi sınıfı gruplaşmaları için bile, çoğu durumda, kaçınılmaz bir geçiş aşamasını ifade eder. Marksistler, bu tür eğilimlerin devrimci yola geçişlerini hızlandırmak için örnek olma ve propaganda yoluyla onlara ulaşma becerisini sergilemek zorundadırlar. Bunda başarılı olmanın koşulu, merkezci önderliğin acımasızca eleştirisi, “İkibuçukuncuEnternasyonal”i[12] oluşturma yönündeki çabaların teşhiri ve çağımızın devrimci görevlerinin melez ve şekilsiz birliktelikleri peşinen yüz kızartıcı bir iflasa mahkum ettiği gerçeğini bıkmaksızın anlatmaktır.
Program ve taktiklerine aldırmaksızın bütün işçi sınıfı örgütlerinin “birliği” sloganı, bugünlerde, merkezciler tarafından cansiperane bir şekilde propaganda ediliyor; bu slogan, daha uzak görüşlü olan ve haklı olarak dışlanmaktan korkan reformistlerce ustalıkla istismar ediliyor. Merkezciler, sıkça, yeni bir Enternasyonal düşüncesinin yerine, iki eski Enternasyonali birleştirme düşüncesini geçiriyorlar. Gerçekte sosyal demokrat ya da Stalinist türde reformistlerle ve sosyal yurtseverlerle birlik, son tahlilde, ulusal burjuvaziyle birleşmek; bunun sonucunda proletaryayı, özellikle de savaşın patlaması durumunda, kaçınılmaz olarak hem uluslararası hem de ulusal düzeyde bölmek anlamına gelir. Enternasyonal’in ve onun ulusal şubelerinin gerçek birliği, yalnızca sosyal yurtseverlerle ilişkileri kopartarak oluşturulabilecek olan devrimci Marksist bir temel üzerinde garanti altına alınabilir. Proleter birliğin ilkeli koşulları ve güvenceleri konusunda sessiz kalmak, işçileri kandıran ve yeni felaketleri hazırlayan yanılsamaları yaymak için oluşturulmuş koroya katılmaktır.
Yeni dönem, yeni bir enternasyonali gerektiriyor
İki eski Enternasyonal’in onur kırıcı ve umutsuz durumu, bunlardan birinin gerçek şefinin dünya proletaryasının örgütünü diplomatik pazarlıklarda bozuk para gibi kullanırken, diğerinin başkanının kendi kralının sıradan bakanı haline gelmesi gerçeği eliyle yeterince karakterize edilmektedir. Bu aynı derecede iflas etmiş iki bürokrasinin ne tür birleşme manevralarına girişebilecekleri bir yana, proletaryanın birliğini sağlayacak olanlar bunlar değildir ve çözümü göstermek onlara göre değildir. Merkezcilerin, uzlaşmazı uzlaştırma ve yok olmaya mahkûm parçaları birbirine yamayarak kurtarma yönündeki çabaları, en baştan başarısızlığa mahkumdur. Yeni dönem, yeni bir Enternasyonal’i gerektiriyor. Bu yolda başarılı olmanın başlıca koşulu, gerçek proleter devrimcilerin, Marx’ın ve Lenin’in izleyicilerinin ortak bir program üzerinde ve ortak bir bayrak altında ulusal ve uluslararası düzeyde sıkıca birleşmeleridir.
Bütün ülkeler için özdeş rota sunma yönündeki herhangi bir çaba ölümcül olacaktır. Marksistler (devrimci sosyalistler, enternasyonalistler, Bolşevik-Leninistler), ulusal koşullara, eski işçi sınıfı örgütlerinin ayrışma düzeylerine ve son olarak da verili durumdaki güçlerine bağlı olarak, bazen bağımsız bir örgüt biçiminde bazen de eski partilerin ya da sendikaların içinde hizip görünümü altında ortaya çıkabilirler. Bu hizip çalışması, elbette, içinde bulunulan zamandan ve mekândan bağımsız olarak, Dördüncü Enternasyonal’in, eski örgütlerin devrimci unsurlarının yeniden gruplaşması yoluyla ya da bağımsız örgütler aracılığıyla oluşturulabilecek yeni partilerinin inşası yolunda bir aşama işlevini görür. Ancak bunlar, hangi alanda ve hangi yöntemle faaliyet gösteriyor olurlarsa olsunlar, mutlak ilkeler ve yalın devrimci sloganlar adına konuşmakla yükümlüdürler. Onlar, işçi sınıfıyla saklambaç oynamazlar; amaçlarını gizlemezler; ilkesel mücadelelerin yerine diplomasiyi ve tertipleri geçirmezler. MARKSİSTLER HER ZAMAN VE HER KOŞUL ALTINDA OLANI AÇIKÇA SÖYLERLER.
Savaşı yalnızca devrim ortadan kaldırır
İnsanlar için ölüm kalım sorunu olan savaş tehlikesi, işçi sınıfı içinde faaliyet gösteren bütün grup ve eğilimler için en önemli sınavdır. “Barış için mücadele”, “savaşa karşı mücadele”, “savaşa karşı savaş” ve benzeri sloganlar, onlara devrimci mücadele yöntemlerinin propagandası ve uygulanması eşlik etmediğinde, içi boş ve aldatıcı ifadelerdir. Savaşa son vermenin tek yolu burjuvazinin üstesinden gelmektir; burjuvazinin üstesinden gelmenin tek yolu ise devrimci eylemden geçer.
“Ulusal savunma” gerici yalanına karşı, ulusal devletin devrimci imhası sloganını yükseltmek gerekiyor. Kapitalist Avrupa tımarhanesinin karşısına, Dünya Birleşik Devletleri’ne gidişin bir aşaması olarak AVRUPA SOSYALİST BİRLEŞİK DEVLETLERİ programını çıkarmak gereklidir.
Marksistler, “silahsızlanma”, “hakem usulü” ve “halklar arasında dostluk” (yani kapitalist hükümetler arasında dostluk) vb. pasifist sloganları, halk kitleleri için afyon olarak değerlendirir ve kesinlikle reddederler. İşçi sınıfı örgütleriyle küçük burjuva pasifistleri (Amsterdam-Pleyel Komitesi vb. girişimler) arasındaki birlikler, işçi sınıfının dikkatini yaşamsal mücadelesiyle ilgili gerçeklikten uzaklaştırıp onu aciz gösterilerle aldatarak, emperyalizme en mükemmel hizmeti sunmaktadırlar.
Savaşa ve emperyalizme karşı mücadele, herhangi bir özel “komite”nin işi olamaz. Savaşa karşı mücadele, devrime hazırlanmaktır; yani, işçi sınıfı partilerinin ve Enternasyonal’in işidir. Marksistler, bu çok büyük görevi, hiç kıvırmadan, proleter öncüsünün önüne koyarlar. Onlar, cesaret kırıcı “silahsızlanma” sloganına karşılık olarak, ORDUYU ELE GEÇİRME ve İŞÇİLERİ SİLAHLANDIRMA sloganını yükseltirler. Marksizm ile merkezcilik arasında çizilmiş en önemli sınır çizgilerinden biri tam da buradadır. Merkezci, yüksek sesle ifade etmeye bile cesaret edemediği devrimci görevleri yerine getirme yürekliliğine hiç bir zaman sahip olmayacaktır.
IV. Enternasyonal, öncellerinin yolunda devam etmektedir
Dördüncü Enternasyonal’in ilk programının yayımlanmasından bu yana geçen bir buçuk yıllık süre içinde, onun ilke ve düşünceleri uğruna verilen mücadele bir gün bile yatışmamıştır. Ulusal şube ve gruplar sayısal olarak gelişmiş; bunlardan bazıları saflarını ve etkilerini genişletirken, diğerleri daha fazla bir homojenliğe ve iç bütünlüğe ulaşmış; aynı ülkelerdeki örgütler birleşmiş (ABD ve Hollanda); çok sayıda programatik ve taktiksel doküman oluşturulmuştur. Bütün bu çalışmalar, IV. Enternasyonal’in bayrağı altında dünya çapında ilişkilendirilmeleri ve birleştirilmeleri durumunda, kuşkusuz daha hızlı ilerleyecektir. Kapıdaki savaş tehlikesinin, bu görevin tek bir gün bile ertelenmesine tahammülü yoktur.
Yeni partiler ve Yeni Enternasyonal yeni bir temel üzerinde oluşturulmalıdır. Bütün diğer görevleri yerine getirmenin anahtarı budur. Yeni devrimci inşanın hızı ve zamanı ile tamamlanması, açıktır ki sınıf mücadelesinin genel seyrine, proletaryanın gelecekteki zaferlerine ve yenilgilerine bağlı olacaktır. Bununla birlikte, Marksistler kaderci değildir. Onlar, tarihsel sürecin kendilerinden önce gündeme getirmiş olduğu bu görevlerin yükünü “tarihsel süreç”e yıkmazlar. Bilinçli bir azınlığın inisiyatifi, bilimsel bir program, açıkça formüle edilmiş hedeflere uygun cesur ve kesintisiz bir ajitasyon ve her türlü belirsizliğin acımasız eleştirisi, proletaryanın zaferi için en önemli faktörlerden biridir. Kaynaşmış ve çelikleşmiş bir devrimci parti olmaksızın sosyalist devrim düşünülemez.
Koşullar zor, engeller çok büyük, görevler muazzam ama yine de kötümser olmak ya da cesareti yitirmek için bir neden yok. Proletaryanın uğradığı bütün yenilgilere rağmen, sınıf düşmanının durumu da umutsuz olmayı sürdürüyor. Kapitalizm ölüme mahkumdur. İnsanlığın kurtuluşu yalnızca sosyalist devrimdedir.
Enternasyonallerin kısa aralıklarla birbirini izlemesinin, proletaryanın tarihsel yükselişiyle uyumlu bir iç mantığı vardır. Birinci Enternasyonal, proleter devrimin bilimsel programını geliştirmiş ama kitle tabanına sahip olmayışının kurbanı olmuştu. İkinci Enternasyonal milyonlarca işçiyi karanlıktan çıkarttı, eğitip harekete geçirdi ama tam karar anında, yükselen kapitalizmin çürütmüş olduğu sendikal ve parlamenter bürokrasi tarafından ihanete uğradı. Üçüncü Enternasyonal, ilk kez muzaffer bir proleter devrim örneği üzerine oturdu, ama kendisini, yalıtılmış Sovyet devletindeki bürokrasi ile Batı’daki reformist bürokrasinin değirmen taşları arasında öğütülmüş buldu. Bugün, kesin kapitalist çöküş koşullarında, seleflerinin omuzları üzerinde yükselen ve onların zaferlerinden ve yenilgilerinden çıkartılan deneyimlerle güçlenmiş olan Dördüncü Enternasyonal, Batı’nın ve Doğu’nun emekçilerini dünya sermayesinin kalelerine yönelik başarılı bir saldırı için seferber edecektir.
Dünya işçileri birleşin!
İmzalar: 
Hollanda Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (RSAP): P.J.Schmidt, H. Sneevliet.
ABD İşçi Partisi (WPUS): A.J. Muste, James P. Cannon.
Uluslararası Komünist Birlik (Bolşevik-Leninist) Uluslararası Sekreterliği: Crux (Troçki), Dubois, Martin.
SFIO [II. Enternasyonal’in Fransa Şubesi] Bolşevik-Leninist Grubu
Kanada İşçi Partisi (WPC): J. MacDonald, M. Spector[13]

Bu belgeye ek olarak, Dördüncü Enternasyonal üzerine “Dörtlü Açıklama”yı (Bkz. Ağustos 1933 tarihli Militant) sunuyoruz. O bildirgenin tek bir satırı bile eskimiş değildir. Şimdiki mektup, “Dörtlü Açıklama”nın son birbuçuk yıllık deneyimin ışığında yeniden ifade edilmesinden ibarettir.
Temel ilkeler ve önümüze koyduğumuz büyük görev (Dördüncü Enternasyonal’in hazırlanması ve inşası) konusunda bizimle aynı düşüncede olan bütün partileri, örgütleri, eski partilerin ve sendikaların içindeki şubelerini, bütün devrimci işçi sınıfı birliklerini ve gruplaşmalarını, bu Açık Mektubu onaylayan imzalarını -olası öneri ve eleştirileriyle birlikte- bize iletmeye çağırıyoruz. Bugüne kadar, faaliyetimizle ilişki kurmamış olan örgütsüz yoldaşlar, bundan böyle ortak saflara katılmada gerçekten istekliyseler bizimle temas kurabilirler.
Açık Mektubu imzalayan girişimci gruplar, Dördüncü Enternasyonal tavrını benimseyen partiler ve gruplar arasında bir GEÇİCİ İRTİBAT KOMİTESİ oluşturma kararı almış bulunuyor. İrtibat Komitesi, bir bilgilendirme bülteni yayımlamakla görevlendirilmiştir.
Bu komite, en kısa süre içinde Dördüncü Enternasyonal’in temel programatik ve taktik dökümanlarını düzenli ve kolektif olarak geliştirme güvencesini verir.
Bir uluslararası konferansın hazırlanması konusunda, bize gelecek yanıtlara ve hazırlık faaliyetlerinin genel gidişatına göre karar verilecektir.

Geçici İrtibat Komitesi’nin adresi: 
P. J. Schmidt ya da H. Sneevliet,
Paramaribostraat 10 nuis,
Amsterdam-W, Hollanda

Dipnotlar

[1] 1934 yılı şubat ayında, Viyana işçileri EngelbertDollfuss sağcı rejiminin ditatörlüğe yönelmesine karşı bir muhalefet yükselttiler. Ancak, önderlerinin kararsızlığının da etkisiyle yenilgiye uğradılar.
Avusturya sosyal demokrasisi, Dollfuss rejimini NAZi’lere göre kötünün iyisi olarak destekleyip, işçi sınıfını hedefleyen önlemlerini onaylayarak, ona sürekli destek verdiler. Bu tutum Dollfuss’un ve NAZi’lerin varlıklarını güçlendirmelerine fırsat verdi. 
[2] 1934 Ekimi’nde, Asturias’daki sağcı Lerroux hükümeti, genel ayaklanmaya yönelen bir genel grevi ezdi. Ekim ve Kasım ayında Lerroux, Evideo kasabasını işçilerden geri almaya ve Asturias komününü ezmeye hazırdı. Bu süreçte işçiler, 3.000 ölü, 7.000 yaralı verdi; 40.000 işçi tutuklandı.
[3] Emile Vandervelde (1866-1938). 1929-36 Yılları arasında İkinci Enternasyonal’in başını çekti; çeşitli Belçika hükümetlerinde yer aldı.
Hendrik de Man (1885-1953). Belçika İşçi Partisi’nin önderlerinden ve 1933 yılındaki “Çalışma Planı”nın yazarı. Depresyona son vererek üretimi arttırmayı hedefleyen bu planın en önemli noktası, hükümetin kapitalistlerin hisselerini satın almasıydı. De Man, Van Zeeland hükümetinde Maliye Bakanlığı yaptı.
Paul HenriSpaak (1899 -   ). Belçika İşçi Partisi’ndeki başlıca sol kanat üyelerinden ve Sosyalist Eylem’in editörüydü. 1935’te Belçika hükümetinde bakan; 1950’lerde ise NATO Genel  Sekreteri olarak çalıştı.
[4] MaximLitvinov (1876-1951). Eski bir Bolşevik, 1930-39 yılları arasında dışişleriyle ilgili halk komiseri, 1941-43 arasında Birleşik Devletler’de büyükelçi ve 1943-46 yıllarında dışişleri komiser vekili. Stalin onu, demokratik emperyalistlerle işbirliği aradığı zaman “kollektifgüvenlik”i kişileştirmede kullandı; Stalin-Hitler paktı ve soğuk savaş dönemlerinde ise kızağa çekti.
[5] 1924 yılında ABD’ndeki İşçi Partisi (Komünist Parti), Zinoviev- Kamenev- Stalin üçlüsünün ısrarıyla ve onların daha önceki aşırı solculuklarına tepki olarak, LaFollette türü bir programla, LaFollette ilerici hareketine uyarlanarak Çiftçi-İşçi Partisi’ni kurdu. Kitlelerin küçük desteğiyle kitlesel bir çiftçi-işçi partisi oluşturma yönündeki bu girişim, İşçi Partisi’ni tam bir kargaşa içine soktu ve Parti seçimlere komünist bir adayla katılma kararı almak durumunda kaldı.
[6] 1934 yılındaki başlıca üç grev, art arda grev kaybeden Amerikan işçilerinin durumunu değiştirdi. 1934 baharındaki Toledo Auto-Lite grevi, militan mücadelenin yeni yöntem ve teknikleriyle göze çarptı. Bu grevde yönlendirici rol oynayan Amerikan İşçi Partisi, İşsizler Sendikası‘nı harekete geçirerek; militan unsurların önderliğinde seferber olan bir işsiz örgütünün, sanayi işçilerinin grevinde ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini gösterdi.
Minneapolis hayvan sürücülerinin Amerika Komünist Birliği (Troçkist) üyelerinin önderliğindeki 1934 Mayıs ve Temmuz-Ağustos grevleri, Minneapolis’i, işçileri dağınık olan bir kasabadan bir sendika kasabasına dönüştürmeye başladı ve CIO’ınbir çok büyük grevinde standart teknik haline gelen hareketli grev gözcülüğü gibi çok sayıda yeni grev yönteminin doğmasına önayak oldu.
San Francisco liman işçilerinin, bu kentte iki günlük genel greve yol açan 11 hafta grevi, Birleşik Devletler’in batı yakasındaki gemi sanayinde sendikalaşma sürecini başlattı.
Bu üç grevin önemine ilişkin ayrıntılı bilgiler, Art Preis’sLabor’sGiant Step’in (New York, PathfinderPress, 1972) dördüncü bölümünde bulunabilir.
[7] Saar: Almanya’nın, aynı zamanda Avrupa’daki başlıca kömür havzası olan batı bölgesi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Versay Anlaşması, burayı Almanya’dan aldı; yönetimini Milletler Cemiyeti’ne, kömür madenlerinin denetimini ise Fransa’ya verdi. Bu anlaşmaya göre, 1935 yılında yapılacak bir referandumla Saar halkı; a) özerkliği sürdürme, b) Fransa’ya katılma ve c) tekrar Almanya’ya dönme seçeneklerinden birinde karar verecekti. Alman Sosyal Demokratları başlangıçta Saar’ın Almanya’ya dönmesinden yanaydılar; ancak Hitler’in 1933’te iktidarı alması, onların özerkliğini desteklemelerine yolaçtı. Farklı nedenlerle de olsa Uluslararası Komünistler Birliği’nin (ICL) ve Troçkistlerin tavrı da aynıydı. Alman Komünist Partisi, başlangıçta sözel bir radikalizm sergileyerek sorunun özünden kaçmaya çalıştı ancak hemen ardından Saar’ın Almanya’ya dönmesini desteklemeye yöneldi. Daha sonra tavrını özerkliği desteklemekten yana koydu. Komünist Parti’nin ve Sosyal Demokrasinin muhalefetine karşın Saar, 13 Ocak 1935 tarihinde ezici bir çoğunlukla yeniden Almanya’ya katılma kararı aldı.
[8] “Üçüncü Dönem”. Stalinistlerin 1928’de açıkladıkları şemaya göre kapitalizmin bu son aşaması, onun kaçınılmaz sonu ve yerini sovyetlereterketmesi dönemidir. Komintern’in buradan hareketle son altı yıl boyunca uyguladığı taktikler, aşırı solculuk, maceracılık, sekter “kızıl” sendikalar ve birleşik cepheye muhalefet oldu. 1934’te, “üçüncü dönem” teorisi ve pratiği terkedildi ve onun yerini Halk Cephesi (1935-39) aldı ama bu döneme bir numara verilmedi. “Birinci dönem” 1917-1924 (kapitalist kriz ve devrimci yükseliş); “ikinci dönem” 1925- 1928 (kapitalist stabilizasyon) idi.
[9] Fransız-Sovyet saldırmazlık anlaşması, 2 Mayıs 1935 tarihinde Moskova’da ilan edildi. Son resmi bildiri, Fransız Dışişleri Bakanı Laval’ın Stalin, Litvinov ve Molotov’la görüşmesinin ardından açıklandı: “Taraflar, bugünkü uluslararası durumun değerlendirilmesinde; barışı korumada hükümetlere düşen sorumluluğun onları bu konuda samimi çaba göstermeye ve bunun özellikle barışı korumayla ilgili ortak güvencelerini oluşturma çalışmalarına her alanda katılmaya zorladığı konularında tümüyle hemfikirdir. Bu öncelikli görev, onları, ulusal savunmalarını hiç- bir biçimde zayıflatmamakla yükümlü kılmaktadır. Bu konuda Bay Stalin, Fransa’nın silahlı kuvvetlerini güvenlik düzeyinde tutmak için oluşturduğu ulusal savunma politikasını anlamakta ve tümüyle onaylamaktadır.” Fransız Komünist Partisi bu işareti aldı ve açıkça sosyal yurtsever oldu.
[10] 4 Ağustos 1914’te Alman Sosyal Demokrasisi, savaş öncesindeki “savaşta ve barışta militarizme muhalefet” etme vaadini çiğneyerek, emperyalist hükümetin savaş bütçesi için oy verdi. Aynı gün Fransız ve Belçikalı sosyalist partiler birer bildirge yayınlayarak savaşta kendi hükümetlerini destekleyeceklerini ilan ettiler. Bu tarih Marksistler tarafından, İkinci Enternasyonal’in devrimci bir güç olarak çöküşünü betimlemekte kullanıldı.
[11] Zimmerwald. (İsviçre) İkinci Enternasyonal’in çöküşünden arta kalan savaş karşıtı ve enternasyonalist akımları yeniden toparlamak için düzenlenen 1915 Eylül konferansının yapıldığı yer. Katılımcıların çoğu, devrimci olmaktan çok merkezciydi. Merkezci karakterine rağmen Zimmerwald Konferansı, yeni bir Enternasyonal yönünde atılmış adımdı.
[12] İkibuçukuncu Enternasyonal’e yapılan bu gönderme, 1921 Şubatı’nda, devrimci kitlesel basınç altında İkinci Enternasyonal’i terketmiş olan merkezci parti ve grupların oluşturduğu Uluslararası Sosyalist Partiler Birliği’yle (ya da İkibuçukuncu Enternasyonal) karıştırılmamalı. Bu tanımlamayla anılan ilk grup, 1923 Mayısı’nda İkinci Enternasyonal’le yeniden birleşen o gruptur.
Bu dökümandaki “İkibuçukuncu Enternasyonal” tanımı, Stalinistlerin 1934 ve 1935 yıllarında sosyal demokratlara yaptığı; İkinci ve Üçüncü Enternasyonal’lerin füzyonunu da içeren organik birlik önerisine atıfta bulunuyor.
[13] A. J. Muste (1885-1967). Birinci Dünya Savaşı sırasında işçi hareketiyle ilgilenen protestan bakan ve pasifist. 1920 yılında, AFL içinde militanlığı, sendikal demokrasiyi ve sanayi sendikacılığını canlandıran; depresyonla birlikte işsizlerin örgütlenmesine katkıda bulunan İlerici Emek Eylemi İçin Kongre’nin (CPLA) kuruluşuna yardımcı oldu. CPLA, 1933’te Amerikan İşçi Partisi’ni örgütledi. Bu parti, 1934 yılında sola kaydı; Muste’nin sekreter olacağı Birleşik Devletler İşçi Partisi’ni (WPUS) oluşturmak amacıyla Amerika Komünist Birliği’yle birleşti. Muste, 1936’da, WPUS Sosyalist Parti’ye katılma kararı aldıktan sonra Marksizm’le ilişkisini keserek kiliseye ve pasifizme geri döndü. 1960’larda, Vietnam savaşına karşı hareketin oluşumunda önder bir rol oynadı.
James P. Cannon (1890-   ). IWW’nin örgütleyicilerinden, Sosyalist Parti sol kanat önderlerinden ve Amerikan Komünist Partisi’nin kurucularından. Troçki’yle dayanışmasını ifade ettiği için 1928’de Komünist Parti’den atıldı; Sol Muhalefet’in, Sosyalist İşçi Partisi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in oluşumuna önderlik etti.
Martin, İtalyan Komünist Partisi Politbürosu’ndan ayrılarak, daha sonra ILO’nun İtalyan seksiyonu haline gelecek olan Bordigist grubu oluşturan Yeni İtalyan Muhalefeti’nin kurucusu AlfonsoLeonetti’nin takma adı. ILO Uluslararası Sekretaryası’nın ve 1936 yılı boyunca ICL’nin aktif üyesiydi. Feroci adıyla da tanınan Leonetti, 1933’teki önkonferansa Suze adıyla katıldı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden İtalyan Komünist Partisi’ne döndü.
Jack McDonald (    -1941). Kanada Komünist Partisi’nin kurucularından ve ilk genel sekreteri. 1929’da atılana kadar partinin genel sekreterliğini sürdüren McDonald, Kanada’da Troçkist hareketin kurucularından ve ölene değin önderlerinden biri oldu.
Maurice Spector (1898-1968). Kanada Komünist Partisi’nin kurucularından ve yayınının editörü. 1924 yılında Komünist Parti başkanı, 1928’de Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu üyesi. 1928’de partiden atıldı. Kanada’daki Troçkist hareketin kurucularından. Amerikan hareketi faaliyetinde yeraldı; Moskova Duruşmaları’ndan sonra Troçkist hareketten ayrıldı.