Yunanistan Seçimleri: İşçiler Söz Sahibi Değil

Yunanistan’da 6 Mayıs’ta yapılacak seçimler, askeri diktatörlüğün 1974’te sona ermesinden bu yana en fazla sayıda partinin katılımıyla çekişmeli olacak. Yüksek Mahkeme, geçen hafta, 36 kayıtlı örgütten 32’sinin seçimlere katılmasına izin veren bir karar aldı. Ama seçimlere çok sayıda parti katılmasına rağmen, işçiler bu seçimlerde söz sahibi değil.
Geçen hafta, AB Komisyonu Başkanı Barroso, AB’nin bir sonraki Yunan hükümetine dayatma niyetinde olduğu programı açıkladı. Bu “Büyüme ve İstihdam için Avrupa Girişimi”, yalnızca ek bütçe kesintilerini değil ama aynı zamanda, elektrik üretim sektörünü etkileyen yaygın özelleştirmeyi ve piyasaların liberalleşmesini de gerektiriyor. Dahası, Barroso, hükümetin özel sektördeki ücretlerde 2014’e kadar en az yüzde 15 kesinti dayatacağını ilan etti.
İşçi sınıfına yönelen, gerçek ücretlerin yüzde 65’e varan oranlarda düşürülmesine, gençler arasında yüzde 50’nin üzerinde işsizliğe ve aş evlerinin önünde uzun kuyruklara yol açan önceki saldırılar, doğrudan doğruya AB’den, IMF’den ve Avrupa Merkez Bankası’ndan (AMB) oluşan troyka tarafından düzenlenmiş ve örgütlenmişti.
George Papandreou başkanlığındaki sosyal demokrat PASOK hükümeti bu saldırıları yaşama geçirmede giderek daha fazla zorlukla karşılaştığında, yerini, gayrı resmi bir şekilde AMB’nin eski başkan yardımcısı Loukas Papadimos’un “teknokrat” yönetimine bırakmıştı. Şimdiki seçim tarihi bile doğrudan troykanın talimatlarıyla belirlendi.
Bu koşullar altında, işçilerin sosyal hakları yalnızca AB kurumlarına ve Yunanistan’daki yönetici seçkinlere karşı mücadele içinde savunulabilir. Ama seçimlere katılan tek bir parti bile, işçi sınıfı için bu tür bağımsız bir perspektifi savunmuyor. Onların hepsi Yunan burjuvazisinin şu ya da bu kesimi adına konuşuyor ve en fazlasından işçi sınıfına yönelik saldırıların en iyi şekilde nasıl sürdürülebileceği hakkında tartışıyor.
Birlikte şimdiki hükümeti oluşturan PASOK ile tutucu Yeni Demokrasi’ye ek olarak, seçimlere Radikal Sol Koalisyon (Syriza) da katılıyor. Syriza, bunu, uzun süre kemer sıkma önlemlerini desteklemiş ve onlara oyları artık önem taşımadığı zaman çok geç şekilde karşı çıkmış olan eski PASOK milletvekilleri ile birlikte “Birleşik Sosyal Cephe”nin bayrağı altında yapıyor.
Syriza, seçim bildirgesinde, sosyal harcamalarda daha fazla kesintiye karşı çıkmakta ve şimdiye kadar yapılmış olan kesintileri geri alacağını vaat etmektedir. Bununla birlikte, o, aynı zamanda, Yunanistan’ın AB ve Avro bölgesi üyeliğini, dolayısıyla da bu kurumların emirlerini savunuyor. Onlar, Yunanistan’ın borçlarının iptal edilmemesi ama yalnızca yeniden görüşülmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu koşullar altında, sosyal saldırıları geri çevirmeye yönelik her vaat yalnızca boş bir laftan ibarettir.
Syriza’nın, son seçimlerde PASOK’un oynamış olduğu rolü oynamak istediği açığa çıkıyor. PASOK, o zamanlar, sosyal harcamalarda artış talebiyle bir kampanya sürdürmüş; seçimlerden sonra da, Yunanistan’ın son üç yıldır yaşadığı eşi görülmedik sosyal kesintileri uygulamak için sendikalarla olan sıkı ilişkilerini kullanmıştı.
Bu yalnızca PASOK milletvekilleriyle ittifakı değil ama bütün “sol”u kapsayan bir koalisyon oluşturmak için Demokratik Sol’a (DIMAR) yapılan çeşitli teklifleri de içermektedir. DIMAR iki yıl önce Syriza’dan kopmuştu ve o zamandan beri PASOK ile bir koalisyon oluşturmaya çalışıyor. Bu partinin amacı Yunanistan’ın Avro bölgesi üyeliğini ne pahasına olursa olsun savunmak; bir başka şekilde ifade edersek, toplumsal karşı-devrimi sürdürmektir.
Syriza’nın başkanı Alexis Tsipras, kısa süre önce, partisinin, parlamentoda bir çoğunluğu garanti altına almak için sağcı ulusalcı “Bağımsız Yunanlılar”ın bir kesimi ile de bir koalisyon oluşturabileceğini söylemişti.
Yunanistan Komünist Partisi (KKE) özel bir rol oynamaktadır. Bu parti, seçim kampanyasında, tekrar tekrar, herhangi bir koalisyon hükümetine katılmayacağını söyledi. O, kampanyasını, AB’den ayrılma, borçların ödenmemesi, hatta bankaların ve büyük şirketlerin devletleştirilmesi gibi son derece radikal taleplerle sürdürüyor.
Gerçekte, bu iddialar, yalnızca, onları güvenli kanallara akıtmak için işçilerin öfkesine hitap etmeye yaramaktadır. KKE Genel Sekreteri Aleka Papariga’ya göre, Yunanistan’da bir toplumsal devrim gündemde değildir. Bu koşullar altında, AB’den çekilme yönündeki doğru çağrı, Drahmi’ni kapitalist temelde yeniden devreye sokulması biçimindeki ulusalcı ve gerici perspektife dönüşmektedir.
KKE, hükümetle işbirliği içinde olduğu için iki büyük sendika federasyonuna saldırırken, bizzat kendisi işçilerin sendikalist deli gömleğinden kurtulmasını önlemeye çalışmaktadır.
Bu, ifadesini geçtiğimiz yıllarda sendikalar bir dizi 24 saatlik etkisiz genel grev örgütlediğinde buldu. KKE, çok sayıda işçinin grevlerin yaygınlaştırılması talebini üstlenmedi ama ayrı ve aynı şekilde geçici grevler için çağrı yaptı. Onların görevlileri Atina caddelerindeki göstericilerin yakalanmasına yardımcı oldular. KKE görevlileri, Sintagma Meydanı’nda, parlamentoyu öfkeli işçilere karşı korumak için onun etrafında bir bariyer oluşturdu.
DIMAR, KKE ve Syriza’nın yanı sıra, on yıllardır onların yörüngesinde dolanan küçük gruplar da seçime katılıyor. Bunların en büyüğü, içinde Pablocuların, Maocuların ve KKE’den ayrılanların yer aldığı Antarsya. Onlar, “devrim” ve “kapitalizmden kopma” türü radikal söylemleriyle, olası bir Syriza hükümeti için sol bir incir yaprağıdır. Bu grupların seçim bildirgelerindeki başlıca hedeflerden biri Syriza’nın ile KKE’nin “ortak eylemi” için çağrıdır.
Sahte sol örgütlerin ve sendikaların bütünüyle iflas ettiği ve ciddi bir ilerici alternatifin olmadığı koşullarda, aşırı sağ partiler her zamankinden daha açık şekilde faaliyet gösteriyor. Bağımsız Yunanlılar’ın ve aşırı sağ LAOS partisinin yanı sıra açıkça faşist “Altın Şafak”ın da parlamentoya gireceği tahmin ediliyor.
Daha şimdiden, halen iktidarda olan ve kamuoyu araştırmalarında toplam oy oranları yüzde 77,4’ten yüzde 40’ın altına inmiş olan PASOK’un ve Yeni Demokrasi’nin bu aşırı sağ partileri hükümete katılmaya davet etmeyi düşüneceği konuşuluyor. LAOS, bir süre, şimdiki koalisyonun üyesiydi. PASOK ve Yeni Demokrasi, ona benzer sağcı demagojiyi kullanıyor ve göçmenlere yönelik cadı avı sürdürüyor. Onların işçi sınıfına karşı AB tarafından talep edilen ek kesintileri acımasızca uygulamakta kararlı olduklarından kuşku yok.
Yunanistanlı işçiler, bu tür diktatörce eylemlere karşı koymak ve sosyal haklarını savunmak için, bu “sol” partileri ve sendikaları reddetmek zorundalar. Onların, Yunanistan’daki yönetici seçkinlere ve AB kurumlarına karşı olan ve Avrupa’nın bütün işçilerini Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri perspektifiyle birleştiren devrimci enternasyonalist bir partiye ihtiyaçları var.
28 Nisan 2012