IV. Enternasyonal İçinde Revizyonizm: Pabloculuk -2-

II. Dünya Kongresi (1948)
IV. Enternasyonal’in Nisan 1948’de toplanan II. Dünya Kongresindeki başlıca tartışma konularından biri, SSCB işgali altında olan Doğu Avrupa ülkeleriydi. Kongre, Doğu Avrupa ülkelerindeki devletleri, proleter devrimin yukarıdan darbeyle gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ve bu ülkelerde kapitalizmin varlığını sürdürdüğü gerçeğinden hareketle, burjuva devletler olarak değerlendirmeyi sürdürdü.
IV. Enternasyonal, “SSCB ve Stalinizm üzerine karar”ında, bu ülkelerin SSCB içinde yapısal olarak eritilmesinin hem uluslararası durumdan hem de bu ülkelerin işçi sınıfı ile Sovyet bürokrasisi arasındaki ilişkilerden dolayı mümkün olmadığını belirtiyordu.  Kongre’ye göre, onların ekonomik yapısı kapitalist, rejimleri ise burjuvaydı: “Hiçbir yerde, burjuvazi ortadan kaldırılmış ya da -işbirlikçi kategorisine sokulan kimi gruplar hariç- mülksüzleştirilmiş değildir”, “Bizzat ulusallaştırılmış sektör bile kapitalist bir yapıyı koruyor”, “‘Tampon’ ülkelerde devletler burjuva olmayı sürdürmektedir”, “Stalinistler, yalnızca, burjuva devlet aygıtında belirleyici mevkilere yerleşmektedir.” vb. vb.[1]
II. Dünya Kongresi, ayrıca, Stalinist bürokrasinin, hem ABD emperyalizminin yoğun baskısına hem de Komünist Partilerin Batı Avrupa’daki burjuva hükümetlerden dışlanmaya zorlanması ve yalıtılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yanıt olarak “sol” bir dönüş yapmaya karar verdiğini tespit ediyor ve bu ”dönüş“ü “maceracı ve sekter“ olarak tanımlıyordu. Kongre, IV. Enternasyonal’in şubelerinin önüne şu görevi koydu: “IV. Enternasyonal’in şubeleri -asıl olarak yerel düzeyde, fabrikalarda ve sendikalarda uygulanan- eylem birliği ve birleşik cephe taktiğini, işçilere bizim siyasetimizin karakteri ile Stalinistlerin politikaları arasındaki temel farklılıkları gösteren yalın bir siyasi çizgiyle birleştirmek zorundadır ... bütün bunlar da çeşitli Stalinist önderliklerin keskin ve sağlam eleştirisiyle birleştirilmelidir.“ [2]
II. Kongre, IV. Enternasyonal’in Stalinist bürokrasi karşısındaki geleneksel uzlaşmaz tutumunu koruyordu: “Bürokrasi, sosyalizme yabancı denetlenmeyen bir kast olmaktan çıkarak, sosyalizmin hem Rusya’da hem de dünya çapında ölümcül düşmanı, denetlenemez bir kast haline gelmiştir. O, eski mülk sahibi sınıfların asalaklığının, toplumsal artı değerin çarçur edilmesi, ezilenlere karşı acımasızlık, üreticilerin sömürüsü gibi bütün gerici özelliklerine sahiptir.” [3]
Bir üçüncü dünya savaşı tehlikesi, IV. Enternasyonal’in, sonraki kırk yıla damgasını vuracak olan “Soğuk Savaş”ın somut işaretlerinin açıkça görüldüğü bir ortamda toplanan II. Kongresini de etkisi altına almıştı. Kongre, “ABD önderliğindeki dünya emperyalizminin SSCB’ye karşı saldırısı biçiminde bir üçüncü dünya savaşının, bu arada başarılı bir sosyalist devrimin gerçekleşmemesi durumunda, kaçınılmaz olduğu” tespitini yaptı ve işçi sınıfının müdahale etmemesi durumunda, SSCB’nin askeri yenilgisinin ve yıkımının kesin olduğunu vurguladı. 
Bu karara göre, “SSCB’nin yazgısı her zamankinden daha açık biçimde sosyalist devrimin yazgısına bağlı”. Bununla birlikte, Stalinizm, “yalnızca Stalinist partilerin karşı devrimci faaliyetiyle değil, aynı zamanda Kremlin’in Doğu Avrupa’daki bütün devrimci belirtilerin kökünü kazıyan -ve yarın daha büyük ölçüde Avrupa ve Asya’da yinelenebilecek- askeri güç kullanımıyla da sosyalist devrimin ölümcül düşmanı”ydı. [4]
Özetle, IV. Enternasyonal’in Nisan 1948’deki II. Kongre’sinde, Stalinist bürokrasiye devrimci nitelikler atfeden bir akım olarak Pabloculuktan söz etmek mümkün değildi. Bu revizyonist akımın netleşmesi için, Stalinist bürokrasi ile emperyalist müttefikleri arasındaki çelişkilerin artacağı ve Kremlin’in Doğu Avrupa’daki devletleştirmelere hız kazandıracağı sonraki ayları ve yılları beklemek gerekecekti.
Pabloculuğun ilk ifadesi: Yugoslavya üzerine karar
II. Dünya Kongresi’nden birkaç ay sonra, Haziran 1948’de, Stalinist bürokrasi içinde bir ilk yaşandı ve Kremlin ile Yugoslavya’daki Tito önderliği arasındaki ipler koptu. IV. Enternasyonal’in önderliği, Stalinist bürokrasinin iki kesimi arasında bütünüyle ulusalcı çıkarlardan kaynaklanan bu bölünmeyi, Yugoslavya Komünist Partisi’nin (YKP) “sola yönelmesi” olarak değerlendirdi. 
Bu arada, Komintern’in lağvının ardından kurulmuş olan Komünist Enformasyon Bürosu (Kominform) 28 Haziran 1948 tarihinde yaptığı açıklamada, “Yugoslavya Komünist Partisi (YKP) Merkez Komitesi içindeki bir akımın SSCB’nin ve SBKP’nin yozlaştığına ilişkin, karşı-devrimci Troçkizm’in cephaneliğinden alınmış haince propagandasından” söz ediyordu.
Böyle bir durum, elbette, söz konusu değildi. Komintern tarafından YKP’yi -başta Troçkistler olmak üzere- muhaliflerden temizlemek üzere 1936 yılında SSCB’den Yugoslavya’ya geri gönderilmiş olan Tito, savaş boyunca Kremlin bürokrasisiyle birlikte çalışmıştı. Ancak, bu “birlikte çalışma”, Stalinist bürokrasinin ulusal hizipleri arasındaki bütün ilişkilerde olduğu gibi, baştan sona karşılıklı gizli hesaplarla ve ayak oyunlarıyla damgalanıyordu. Stalin, Churchill ile Yugoslavya’daki “etki alanını” yarı yarıya paylaşma konusunda anlaşmış ve YKP yönetimine bu yönde müdahalelerde bulunmuştu. Kremlin’in emperyalistlerle anlaşmasının farkında olan ve bunun sonuçlarını önceden gören Tito da, bu arada Stalin’e karşı önlemlerini alıyordu. Stalinist Kızıl Ordu’nun hiçbir rol oynamadığı -ama özellikle İngilizlerin lojistik olarak desteklediği- direniş savaşının sonunda iktidarı alan Tito, bir yandan kendisini Kremlin bürokrasisinin sadık izleyicisi gibi gösterirken, öte yandan kendi planını yaşama geçirmiş ve Kremlin’i devre dışı bırakmıştı. 
Uluslararası Sekreterlik, bütün şubelerin önderliklerine gönderdiği 30 Haziran 1948 tarihli sirkülerde (16 nolu sirküler), Kremlin’in “YKP’yi ve Tito hükümetini bütünüyle boğmayı” amaçladığını belirtti. Bu sirkülerde, Tito’nun “kişisel olarak yıllarca hizmet ettiği Kremlin’in bürokratik GPU aygıtının eski akıl hocası ve kendi ülkesinde ona enerjik biçimde nasıl karşı konulabileceğini öğrenmiş tam bir bürokrat olduğu” vurgulanıyordu. [5]
Ertesi gün ise ünlü “YKP’ye Açık Mektup” yayınlandı. IV. Enternasyonal’in önderliği, “YKP’nin Merkez Komitesi’ne ve bütün üyelerine” hitaben yazılmış olan bu mektupta, “Komünist partilerin yayın organlarının onları [Yugoslav Komünistlerini] bir iftira ve hakaret ırmağı içinde yutma peşinde” olduğunu belirtiyor ve onlarla dayanışmasını ilan ediyordu. Bu mektubun en çarpıcı yanı, IV. Enternasyonal Uluslararası Sekreterliği’nin, Yugoslav Stalinistlerin “geçmişte izledikleri yola” takılmadığını ifade etmesiydi. “Tersine”, diyordu Uluslararası Sekreterlik, “biz sizin direnişinizdeki vaadinizle; devrimci bir işçi partisi eliyle Kremlin aygıtına, işçi hareketi içinde bugüne kadar ortaya çıkmış olan bu en büyük bürokratik aygıta karşı başarılı mücadele vaadinizle ilgilenmeyi arzuluyoruz.”[6] Uluslararası Sekreterlik’in bu mektubunda, birkaç gün öncesine kadar Stalinist olarak tanımlanan YKP açıkça “devrimci bir işçi partisi” konumuna yükseltiliyordu. 
Pablo başkanlığındaki Uluslararası Sekreterlik, 13 Temmuz günü, “YKP’nin Kongresine, Merkez Komitesine ve Üyelerine [ikinci] Açık Mektup”unu kaleme aldı. Uluslararası Sekreterlik, bu mektupta, YKP’li “yoldaşlar”ına, uzun uzun Stalinist partilerin Tito’ya yönelik kampanyasının ikiyüzlülüğünü anlattıktan sonra, SSCB’nin yozlaşması sürecini ele alıyor ve Yugoslav Stalinistlerine “ders” veriyordu. “Yugoslav Komünistleri, yeni bir Leninist enternasyonal için birleşin! Yaşasın Komünizmin Dünya zaferi!” sloganlarıyla biten bu mektupla birlikte, IV. Enternasyonal, ilk kez bir Stalinist partinin “devrimci işçilerin seferberlik odağı haline gelebileceğini ve böylece dünya işçi sınıfı hareketi içindeki şimdiki felç durumunu tek bir darbede bütünüyle değiştirebileceğini” ifade etti.
IV. Enternasyonal’in önderliği, Stalinist YKP ve Tito hakkındaki son teşhisi, “sol merkezci” oldu. Pablo bu tespiti 15 Ekim 1949 tarihli Yugoslav Merkezciliğinin Evrimi başlıklı yazısında şöyle ifade ediyordu:
“Savaş sırasında, hatta sonrasında özgün bir gelişme yaşayan YKP, kitlelerin devrimci hareketi eliyle beslenen sol merkezci bir eğilimi temsil etmektedir. Onun Stalinist kökeni, elbette, göz önünde bulundurulmalı... bu eğilimin perspektiflerinin yalnızca iyi olmakla kalmayıp dünya komünist devrimi ve uluslararası işçi hareketinin yeniden canlanması için mükemmel bir hale gelip gelmeyeceği … uluslararası proletaryanın aktif yardımına bağlıdır.” [7]
Bir süre Kremlin ile emperyalistler arasında manevralar yapan Yugoslav Stalinistleri, Haziran 1950’de Kore Savaşı’nın patlamasıyla birlikte, net bir tavır almak zorunda kaldılar. Belgrad, BM’deki görüşmelerde Kuzey Kore’nin saldırgan olarak tanımlanmasına karşı oy kullanmakla birlikte, General MacArthur’a yetki verilmesine ilişkin kararın oylanmasında çekimser kalarak ABD emperyalizmine örtülü bir destek verdi. 
IV. Enternasyonal’in Uluslararası Yürütme Komitesi’nin (UYK) 1950 yılının Kasım ayı sonunda yapılan Genişletilmiş Toplantısı’nda, Yugoslavya üzerine yeni bir karar alındı. Ağustos 1951’deki III. Kongre’de kimi değişikliklerle onaylanacak olan bu kararda, “kazanımları 1945-46 yıllarında yaygınlaşıp kurumsallaştırılmış” olan bir “Yugoslav proleter devrimi”nden söz ediliyor ve YKP’nin “kelimenin tam anlamıyla Stalinist bir parti olmaktan çıktığı” tespitini yapıyordu. “Yugoslav devriminin dinamikleri sürekli devrim kuramını bütünüyle doğrulamış”tı! [8]
Kısa süre içinde bütünüyle açığa çıkacak olan Pabloculuğun izlerini taşıyan bu karar, Troçki’nin “işçi sınıfı ile köylülüğün devrimci ittifakının yalnızca Komünist partide örgütlenmiş proleter öncünün siyasi önderliği altında sağlanabileceği” vurgusunu bir yana atmaktan; IV. Enternasyonal’in üzerindeki bu görevi Yugoslavyalı Stalinistlere devretmekten başka bir anlam taşımıyordu.
Yugoslavyalı Stalinistlere yönelik bu tutum, kuşkusuz, Tito’nun ve yandaşlarının “Marksizme kazanılmasına” hizmet etmeyecek ama IV. Enternasyonal’in genç kadroları içinde ciddi bir kafa karışıklığına ve yanılsama dalgasına yol açacaktı. “Uluslararası işçi sınıfının” Yugoslav “sol merkezcileri”ne aktif yardımını sağlamak için işe koyulan IV. Enternasyonal önderliği, bütün örgütlerini bu amaçla seferber etti ve bu ülkeye heyetler gönderdi. 
“Nereye gidiyoruz?”
IV. Enternasyonal’in sekreteri Pablo, yaklaşan III. Kongre tartışmaları çerçevesinde Ocak 1951’de “Nereye Gidiyoruz?” başlıklı bir metin kaleme aldı. Pablo, Quatrieme Internationale’in Şubat 1951 tarihli sayısında ve ABD-SİP’nin Mart 1951 tarihli Uluslararası Bilgilendirme Bülteni’nde yayınlanan bu belgenin girişinde, “Savaşın bitmesinden itibaren, ... geçmişte tanık olduğumuz her şeyden temelden farklı bir döneme girilmiş” olduğunu belirttikten sonra şunları yazıyordu: “Hareketimize göre nesnel toplumsal gerçeklik asıl olarak kapitalist rejim ile Stalinist dünyadan oluşmaktadır. Dahası, biz bundan hoşnut olsak da olmasak da, kapitalizme karşı olan güçlerin ezici çoğunluğu şimdi Sovyet bürokrasisinin önderliği altında ya da onun etkisinde olduğu için, bu iki unsur genel olarak toplumsal gerçekliği oluşturmaktadır.” [9]
Pablo’ya göre, kapitalizme damgasını vuran temel özellikler (eşzamanlı olarak ekonomik, toplumsal ve uluslararası düzeylerde devingen, karmaşık ve çelişkiler içeren bir denge üzerine kurulu olması; kapitalizmin kendi içsel işleyişine özgü karşılıklı ilişkilerden kaynaklanan bu dengenin sürekli olarak bozulup yeniden kurulma eğilimi vb.) artık geçerli değildi. Pablo’nun, kapitalizmin işleyişine ilişkin temel Marksist yaklaşımı “artık geçersiz” ilan etmesi ve dünyayı “kapitalist rejim” ve “Stalinist dünya” olarak ikiye bölmesi boşuna değildi. Bu, kapitalizme karşı mücadelede işçi sınıfının ve IV. Enternasyonal’in yerini Stalinist bürokrasiye ve Komünist Partilere devretmesinin kuramsal hazırlığıydı. 
Pablo, bu belgede, üçüncü bir dünya savaşı tehlikesi karşısındaki yaygın kaygıyı bir histeri noktasına vardırıyor ve bu histeriyi kendi revizyonist tezlerinin gerekçesi haline getirmeye çalışıyordu. O, emperyalizmin SSCB’ye karşı yoğun bir savaş hazırlığı içinde olduğunu ve bu savaşın, özellikle Avrupa’da ve Çin’de başlangıcından itibaren bir iç savaş biçimini alacağını; bu savaşta, Avrupa’nın ve Asya’nın hızla Sovyet bürokrasisinin, komünist partilerin ya da devrimci kitlelerin denetimi altına gireceğini öngörüyordu. Dolayısıyla, savaş, bu kez devrim anlamına gelecekti. Pablo’nun bu savaş-devrim tezinin “devrimci” öznesi ise Kremlin bürokrasisiydi: 
“Yugoslavya’daki gelişmeler ... Çin devriminin zaferi ve gelişmekte olan diğer sömürge devrimleri (Kore, Vietnam, Burma, Malaya, Filipinler), komünist partilerin belirli koşullarda ana hatlarıyla devrimci bir yönelimi koruduklarını yani bir iktidar mücadelesine girmek durumunda kaldıklarını göstermiştir... Yugoslavya’dan, Mao Zedung’un yeni Çin’inden ve Asya’da sürmekte olan diğer devrimlerden çıkardığımız en önemli ders, kapitalizme ve emperyalizme karşı kitlelerin devrimci mücadelesi yoluyla elde edilen her zaferi, komünist partilerin önderliğinde olsalar bile, yalnızca ve basitçe Sovyet bürokrasisinin zaferi ile karıştırmamaktır.” [10]
Pablo, bu tespitlerini, “emperyalizm ile ilişkilerinde ve özellikle çatışmalarında SSCB önderliğindeki bloka eleştirel”; sömürgelerde sürmekte olan devrimlere ise “Stalinist ya da Stalinistleştirilmiş önderliklerine rağmen koşulsuz destek” tavrıyla tamamlıyordu. Kapitalizmden sosyalizme geçişin birkaç yüzyıl sürecek ve farklı biçimler ve rejimler içerecek uzun bir dönemi kapsayacağını savunan Pablo, bu yolla, Stalinist diktatörlüklere gerekli tarihsel meşruiyeti de sağlarken, Komünist Partilere “derin giriş” taktiğinin de kuramsal zeminini oluşturuyordu.
Pablo’nun tezlerine, Ernest Germain’in (Mandel) “IV. Enternasyonal’in II. Dünya Kongresi’nin Stalinizm Sorunu Üzerine Tezlerinde Neyin Değiştirilmesi, Neyin Korunması Gerekiyor? (10 Tez)” [11]başlıklı tartışma belgesi eşlik etti. Mandel, IV. Enternasyonal’in Uluslararası Yürütme Kurulu’nun (UYK) Kasım 1950’deki 9. Plenumunda onaylanmış olan bu belgede, Sovyet bürokrasisinin “artık, uluslararası burjuvazi ile proleter dünya devrimi ile yapabileceğinden daha fazla işbirliği” yapamayacağını ilan ediyordu. Ona göre, Stalinist partiler, belirli koşullar altında “siyasi çizgilerini değiştirebilir ve Kremlin’in hedeflerinin ötesine geçerek kitlelerin mücadelesini iktidarın zaptına kadar götürebilirlerdi.” Dolayısıyla, bu partiler, “böylesi koşullar altında, kelimenin klasik anlamıyla Stalinist partiler olmaktan çıkarlardı.” (Tez IV)
Üçüncü bir dünya savaşı, Mandel’in de gündemindeydi. Sovyet bürokrasisi, “tamamen devrimci bir dönemde ... iki emperyalist blok arasında değil ama birleşik emperyalist cephe ile SSCB, tampon devletler ve sömürge devrimleri arasında” yaşanacak olan III. Dünya Savaşı’nda bütünüyle yeni bir rol oynayacaktı. (Tez VII) Bir tarafında “birleşik emperyalist güçlerin” öte yanında ise “yozlaşmış işçi devletleri”nin yer alacağı bu savaşta, IV. Enternasyonal, “emperyalizmin açacağı savaşa karşı SSCB’yi, tampon bölgeyi, Çin’i, sömürge devrimini ve Yugoslavya’yı açıkça savunmalı” ve “Sovyet bürokrasisinin uluslararası burjuvazi ile birlikte ortadan kalkacağına olan güvenini” korumalıydı. (Tez VII) 
Bu arada, daha önce ABD-SİP ile birlikte Doğu Avrupa’daki rejimleri burjuva olarak tanımlamış olan Mandel, Stalinist bürokrasinin Kızıl Ordu’nun işgali altındaki ülkelerde gerçekleştirdiği devletleştirmelerin, “deforme” işçi devletlerinin kurulması olduğunu savunmaya başlıyordu. (Tez IX) Mandel, son olarak, destekleyici tek bir kanıt bile sunmadığı şu tespiti yaptı: “Deneyim, bize, bu partilerin [IV. Enternasyonal’in partileri] bir dizi ülkede beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabileceğini, hatta devasa devrimci deneyimlerin basıncı altında, bizzat Komünist partilerin kendilerini yenileme/düzeltme yolunda ilk adımları atabileceğini göstermiştir.” (Tez X) 
ABD-SİP’in tepkisi
ABD-SİP’nin Siyasi Komitesi, 5 Haziran 1951 tarihli tartışma bülteninde, bu yaklaşıma ilişkin çekincelerini özetleyen bir metin kaleme aldı. ABD-SİP, bu belgede şu vurguları yapıyordu: 
“… 9.) Moskova’nın oynamakta olduğu doğrudan karşı devrimci rol, bir savaş durumunda arka plana çekilmeyecektir. Tersine, bağımsız kitle hareketinin Kremlin’in ya da onun egemen olduğu partilerin denetimi dışına çıkmaya yöneldiği her yerde ve durumda gündeme gelecektir… 
“11.) Stalinist partilerin genel olarak yeniden tanımlanmasına kalkışmak yerine, onların verili her durumdaki somut evrimini; hem Kremlin ile hem de kendi ülkelerindeki kitle hareketi ile ilişkilerini izlemenin tavsiye edilmesi daha doğru olacaktır. Öte yandan, Stalinizm’in karşı devrimci bir güç olduğunu belirten tanımlamamızı yeniden teyit etmek zorunludur. Stalinizm, son savaştan önce ve savaş sırasında ne idiyse sonrasında da aynı olmaya devam etmektedir. O, ulusal reformcu bir bürokrasi ve dünya işçi hareketi içinde emperyalizmin bir ajanıdır. Durumda yeni olan şey, Stalinizm’in rolü değil; Kremlin de dahil, bu partilerin şimdi kendilerini içinde buldukları koşullardır.
“… Stalinist partilerin ‘tam olarak reformist olmayan’ partiler biçiminde tanımlanması hem bulanık hem de yanıltıcıdır ve çıkartılmalıdır.
“Tezlerde, kapitalist ülkelerdeki Stalinist partilerin savaş zamanında nasıl davranacaklarına ilişkin çözümleme tek yanlı bir eğilim sergiliyor. O, bu tür partilerin belirli koşullarda devrimci bir yönelim sergilemek zorunda kalabileceklerini belirtiyor. Bu [olasılığı] dışlamıyoruz. Ama tam tersi de dışlanamaz. Belirli koşullarda, Stalinistler, savaşın ortasında bile devrimleri boğmak için çalışabilirler ve çalışacaklardır. İşin bu yanı da en az diğeri kadar vurgulanmalıdır. 
“13. Bu söylenenlere uygun olarak, taktik yönelimin Stalinizm ile herhangi bir uzlaşma anlamına gelmediğini vurgulamak gerekiyor. Tersine, bu taktikler bizim canlı kitle hareketiyle kaynaşmamızı ve Stalinizm ile daha etkili şekilde savaşmamızı sağlamak üzere tasarlanmaktadır.
“16. Mevcut dünya durumunun asıl siyasi özelliği, proleter önderliğin krizidir. Kuruluş Tezlerimizin bu savını yeniden teyit etmek zorunludur. Her şey bu tarihsel görevin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu görevin yerine getirilmesinin nesnel koşulları şimdi olgunlaşmıştır ama o, kendiliğinden ve mekanik bir şekilde ya da bizim müdahalemizden ve politikalarımızdan bağımsız biçimde gerçekleşmeyecektir. Önerilen taktiksel adımlar, en tam anlamlarını ve önemlerini bu sorunun çözümüyle bağlantılı olarak elde ederler.” [12]
Pablo ile Mandel’in III. Kongre öncesi tartışmalarda açığa vurduğu revizyonist çizgiye yönelik en sert karşı çıkışı ise “Pablo Nereye Gidiyor?” başlıklı bir belgeyle, IV. Enternasyonal’in Fransa şubesi Komünist Enternasyonalist Parti (PCI) yaptı. Ancak PCI’nin, IV. Enternasyonal önderliğinin 9. Plenumunda benimsemiş olduğu Pablocu tezlere yönelik eleştirilerinin uluslararası tartışma bülteninde yayımlanması Mandel tarafından engellendi. Bu eleştiriler, kongreden üç ay sonra, ABD-SİP’in Aralık 1951 tarihli Uluslararası Bilgilendirme Bülteni’nde yayınlanacaktı. 
IV. Enternasyonal içindeki Pablocu tehlikeyi, ABD-SİP’in eleştirilerine paralel biçimde ama ondan çok daha açık ve sert bir üslupla ifade eden Lambert önderliğindeki PCI çoğunluğu ile Pablo ve onun PCI içindeki yandaşları arasında, uzunca süredir, kapitalizmin mutlak çöküşü, Yugoslavya, kitleselleşme yönelimi (“derin giriş”) gibi birçok konuda tartışma yaşanıyordu. III. Kongre’de kendisine karşı cepheden tavır alan PCI ile siyasi tartışma yoluyla baş edemeyen Pablocular, bu partinin önderliğini ve onu destekleyen çoğunluğunu 1952’de IV. Enternasyonal’den ihraç edecekti.
III. Dünya Kongresi (1951)
IV. Enternasyonal’in III. Kongresi, 1951 yılı Ağustos sonu ile Eylül başında İsviçre’de gerçekleşti. Pablocu önderliğin kongreye sunduğu siyasi rapor, Pablo’nun yayımlamış olduğu “Nereye Gidiyoruz?” adlı belgenin neredeyse tekrarıydı. Raporda, 1946 ön konferansına ve 1948’deki II. Kongre’ye damgasını vuran “kapitalizmin mutlak çöküşü” yaklaşımı terk edilmişti. Rapor, asıl olarak, “emperyalizmin hızlanan savaş hazırlıkları”nı ve “Asya’daki devrimci başkaldırı”yı ön plana çıkartıyor; yeni bir emperyalist savaşın en baştan uluslararası bir iç savaşa dönüşeceğini“ ilan ediyordu. İşçi  sınıfının  Kremlin’in  bürokratik denetiminden kurtulacağı varsayılan bu savaş-devrim, sosyalist devrimin emperyalizm ve Stalinizm üzerindeki egemenliğiyle sona erecekti. 
Pablocu Uluslararası Sekreterlik tarafından hazırlanmış olan “Halk Demokrasileri” üzerine karar taslağı, Doğu Avrupa’daki devletleri “deforme işçi devletleri” olarak tanımlıyor; bu ülkelerde de -SSCB’deki gibi- bürokrasi karşıtı siyasi devrimlerin geçerli olduğunu belirtiyordu. Bu ülkeler için yükseltilen slogan, “bağımsız sosyalist cumhuriyetlerin gönüllü federasyonu” idi. 
Uluslararası Sekreterliğin bütün bu önerilerini kabul edip karar altına alan Kongre, Yönelim ve Perspektifler Üzerine Tezler’i onaylayarak, Pablo’nun Stalinizmin devrimci olabileceği biçimindeki revizyonist görüşlerinin IV. Enternasyonal içinde kök salmasının yolunu açtı.
III. Dünya Kongresi, IV. Enternasyonal’in şubelerine şu yönelimi sunuyordu: 
“Reformist partilerin … proletaryanın büyük çoğunluğu için çekim gücü olduğu ülkelerde (İngiltere, Belçika, Avustralya), onların saflarında bilinçli bir sol kanat geliştirmek ve örgütlemek için bu örgütlere eklemlenmeye çalışmalıdır.
“İşçi sınıfının çoğunluğunun hala Komünist Partileri izlediği ülkelerde … bu partilerin saflarında ve onların etkilediği kitlelerin içinde daha sistematik bir çalışmaya yönelmelidir.
“’Halk Demokrasileri’ ülkelerinde … öncelikle savaş durumunda gelişecek olan devrimci olanaklardan yararlanmak için, kendilerini Komünist Partilere eklemlemeye; oralarda ve kitlesel proleter örgütlerde kalmaya çalışmalıdır.
“Çin’de … mümkün olan her yerde Komünist Partiye girmeye; bu partinin proletaryadan yana ve anti bürokratik yönelişini destekleyebilecek somut bir program oluşturmaya çalışmalıdır.
“Komünist Partilerin kitle hareketine önderlik etmediği diğer bütün Asya ülkelerinde de Komünist Partilerin ve onların etkilediği örgütlerin içinde çalışmaya yönelmeli” [13]
“Dönüm noktası”
Pablocu önderliğin elindeki IV. Enternasyonal’in yayın organının Kasım-Aralık 1951 tarihli sayısındaki başyazının başlığı, yeni durumu bütün çıplaklığıyla ifade ediyordu: “IV. Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi: Enternasyonalizmde bir dönüm noktası”
Bu başyazı, “Bütün dışsal görünümleriyle hala Stalinist olan Yugoslavya ve Çin’deki gibi partiler, eski rejimlere karşı başarılı devrimlere önderlik ettiler. Bu partiler, bu gerçeklik dolayımıyla, Stalinist olmaktan; yani Kremlin’in basit ajanları, Sovyetler Birliği ile kapitalist hükümetler arasında uygun diplomatik ilişkilere ulaşmada baskı araçları olmaktan çıkmıştır. (...) Yugoslavya’da, Stalinist yöntemlerle eğitilmiş ve on yıl boyunca onları uygulamış olan rejimin önderleri, bir bütün olarak, Sovyetler Birliği’ndeki bürokratik sistemi mahkûm eder; birçok yönden Lev Troçki’ninkine paralel işçi demokrasisi düşüncesini ve planlarını savunur duruma gelmiştir.” [14] diyordu.
Böylece, Troçki ve yoldaşlarının 1933’ten başlayarak savundukları ve IV. Enternasyonal’in kuruluş gerekçesini oluşturan Stalinizm’in reforme edilemez karşı devrimci karakterine ilişkin bütün temel pozisyonlar terk ediliyordu. Dahası, Bu kongrede Mandel tarafından sunulan tezler, işçi sınıfının bağımsız önderliği üzerine kurulu merkezi bir dünya devrimi stratejisini terk ediyor; merkezi bir parti olarak enternasyonali, verili ulusal koşullar eliyle belirlenen oportünist taktiklerin yönlendirdiği ulusal partilerin aritmetik toplamına dönüştürmeyi öngörüyordu. 
III. Kongre’de benimsenen “Yönelim ve Perspektifler Üzerine Tezler”, IV. Enternasyonal’in şubelerinin bulundukları ülkelerdeki işçi hareketi üzerinde egemen olan,  Stalinist, sosyal demokrat, burjuva ulusalcı ya da küçük burjuva radikal her türden siyasi güce siyasi olarak tabi kılınması anlamına geliyordu. Pablocu önderliğin uygulamaya koyduğu bu oportünist yöneliminin işçi sınıfı ve emekçiler açısından son derece yıkıcı sonuçları, sonraki on yıllar içinde, Latin Amerika’dan Sri Lanka’ya, Fransa’ya ve nihayet bürokratik diktatörlüklerin çöküşüne kadar, bütün dünyada yaşanacaktı.
1951’deki III. Kongre sonrasında, başta Fransa şubesi Enternasyonalist Komünist Parti (PCI) olmak üzere, Pablocu hizibin muhalifleri, kongrede ifade ettikleri tezlerini kapsamlı bir çözümleme üzerinden geliştirme yönünde herhangi bir çaba sergilemiyor; asıl olarak kendi şubelerindeki sorunlarla uğraşıyordu. Görünürde, IV. Enternasyonal içinde her şey yolunda gidiyordu. Ama yalnızca görünürde... 
III. Kongre’de benimsenen Stalinizme uyarlanma yöneliminin Sri Lanka’dan başlayarak birçok şubede Komünist Partilere geçişlere yol açtığı bu dönemde, Pablo ile Mandel, orada benimsenmiş olan revizyonist tezleri yaşama geçirme gayreti içinde, IV. Enternasyonal’in ulusal şubelerini Stalinist partilere ve ulusalcı cephelere katılmaya zorlamak için ellerinde bulundurdukları Uluslararası Sekreterlik kurumundan olabildiğince yararlandılar. 
Ancak asıl belirleyici mücadele, IV. Enternasyonal’in en önemli partisi olan ve onunla resmi üyelik ilişkisi savaşın hemen sonrasında çıkan bir yasa eliyle engellenen ABD-SİP içinde verildi. McCarthyism’in yükseldiği o dönemde ABD-SİP’in durumu giderek zorlaşıyor, partinin çoğunluğu temel Troçkist pozisyonları korurken, Pablocu revizyonizmin açtığı yola girme çabası içinde bir azınlık eğilimi kendini göstermeye başlıyordu. Kendisini hiçbir belgede ifade etmemiş olan Cochran-Clarke-Bartell önderliğindeki bu eğilim, III. Kongre’nin ardından, Cannon önderliğindeki çoğunluğa karşı sürdürdüğü parti içi mücadelede Pablocu tezlere sarılıyor ve “III. Dünya Kongresi’nin Pablo tarafından temsil edilen çizgisinin gerçek temsilcileri olduklarını” ve “Pablo’nun da onları desteklediğini” öne sürüyorlardı.[15] Bu iddia doğruydu.
Cochrancıların muhalefeti, ABD-SİP’in Mayıs 1953’teki Ulusal Komite Plenumu ile birlikte iyice sertleşti ve partinin pratik faaliyetini engellemeye başladı. ABD-SİP içindeki mücadele sürecinde, Stalinizm üzerine iki belge yayınlandı. Bunlardan biri, Cannon’ın desteklediği Hansen’e diğeri ise Cochrancı muhalefetten Frankel’e aitti. Pablo, Novack’a yazdığı mektubunda, Hansen’in belgesinin fazlasıyla kaba olduğunu ve ayrıntıları abarttığını belirtmekle ve Cannon’un onu desteklemede acele ettiğini söylemekle birlikte, Cochrancıların belgesine ilişkin bir yorumda bulunmamıştı. Ama onun Frankel’in belgesine açık desteğini ifade etmesi uzun sürmeyecekti. 
Cannon’un 1953 yazında ve sonbaharında yazdığı mektuplar, bir yanıyla, ABD-SİP önderliğinin Pabloculuğa karşı açık mücadeleye hazırlandığını gösterirken, aynı zamanda, onun III. Kongre kararlarının ardında yatan temel eğilimi kavramamış olduğunu sergiliyordu. Örneğin, Cannon, Sam Gordon’a yazdığı 4 Haziran 1953 tarihli mektubunda, III. Kongre’nin kabul ettiği belgeleri “yazılmış oldukları gibi” kabul ettiklerini ve orada “yazılı olarak açık biçimde belirtilmemiş olanlarının herhangi bir özel yorumuna karşı çıktıklarını” belirtiyordu:
“Eğer satır aralarında, bizim atladığımız ya da görülmeyen mürekkeple, herkesin bilmediğini bilip açıklayan özel bir papazlar kastı tarafından deşifre edilmek üzere yazılmış herhangi bir şey varsa, o bölümü kabul etmeyiz. Biz papazlara inanmıyoruz. Bizim, Katolik papazların meslekten olmayan cahil insanlara İncil’i açıkladığı gibi bize kararları açıklayacak, sırları ya da özel yorumları bilen özel temsilcilere ihtiyacımız yok.”
Bu arada, IV. Enternasyonal önderliğinin IV. Kongre için hazırladığı “Stalinizmin Yükselişi ve Çöküşü” başlıklı belge ipleri iyice gerdi ve ABD-SİP’in Ulusal Komitesi’nin 5 Ekim 1953 tarihli memorandumu yayınlamasına yol açtı. ABD-SİP, bu memorandumda, söz konusu belgenin “gerçek durumu çarpıtan bir çözümleme yöntemine” sahip olduğunu ve IV. Enternasyonal’i “geleneksel çizgisinden uzaklaştıran siyasi sonuçlara yol açtığını” belirtiyordu. Artık, IV. Enternasyonal’in Pablocu önderliği ile açık hesaplaşma kaçınılmazdı. Çatışma, Cochran önderliğindeki Pablocu hizip, partinin New York’taki 25. Kuruluş Yıldönümü etkinliğini örgütlü olarak boykot edince, parti faaliyetini sabote etmekten dolayı ABD-SİP’in 7-8 Kasım tarihli plenumunda partiden ihraç edilmesiyle, ABD’de başladı.
Bu arada, Kremlin bürokrasisinin Doğu Avrupa’daki egemenliğini sağlama almış gibi göründüğü 1953 yılında, iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan biri, Stalin’in, Mart 1953’te kuşkulu biçimde aniden ölmesi ve Sovyet bürokrasisi içindeki hizip çatışmasında, bu kanlı diktatörün sağ  kolu  ve  polis  şefi  olan  Lavrenti Beria’nın iktidardan uzaklaştırılarak idam edilmesiydi.
Kremlin’deki bürokratların en akıllıları, işçi sınıfının hem SSCB içinde hem de uydu ülkelerde giderek artan hoşnutsuzluğu karşısında iktidarlarını Stalin’in eski kaba yöntemleriyle sürdüremeyeceklerini görmeye başlamışlardı. Nitekim Kremlin bürokrasisinin bu kaygısı, Doğu Alman işçi sınıfının Stalinist bürokrasiye karşı 17 Haziran 1953’te başlattığı ayaklanmayla doğrulandı. Bununla birlikte, Stalinist bürokrasi içinde yaşanan hesaplaşma, Kremlin bürokrasisinin işçi sınıfına yönelik yöntemlerinde köklü bir değişikliğin ifadesi değildi. O, Doğu Alman işçi sınıfına karşı, en etkili ve gerici silahı olan Kızıl Ordu’ya başvurdu ve ayaklanmayı bastırdı. Bu, IV. Enternasyonal’in Pablocu önderliğinin Stalinist bürokrasinin “uydu ülkelerde devrimci rol oynadığı” iddiasını paramparça eden bir gelişmeydi. Ama Pablo ve izleyicileri, Doğu Alman işçi sınıfının ezilmesinden gerekli dersleri çıkartmak şöyle dursun, Kremlin’in yeni efendileri hakkındaki “öz reform” hayallerini körüklemeye devam ettiler.
“Açık Mektup”
IV. Enternasyonal içinde hızla gelişen hizip mücadelesi, Cochrancıların ABD-SİP’ten ihraç edilmesinden sonra yeni bir boyut kazandı ve Uluslararası Sekreterliğin 15 Kasım 1953’te, bütün IV. Enternasyonal şubelerine gönderdiği bir mektupla[16] birlikte, artık geri dönülmez noktaya ulaştı. M. Pablo, P. Frank ve E. Germain (Mandel) imzalı bu mektupta, ABD-SİP çoğunluğunun “Enternasyonal’in çizgisine bağlı olduğunu ilan eden azınlığı” ihraç etmesi, onun “uluslararası hareketin en temel kurallarına, geleneğine ve aynı zamanda önderliğine sinik biçimde başkaldırması” olarak tanımlanıyordu. Bu, “Enternasyonal’in bütünlüğüne yönelik son derece iğrenç bir operasyonun başlatılması” idi. Mektuba göre, “Uluslararası Cannoncu hizip, Enternasyonal’in IV. Kongresi tartışmalarının ve hazırlıklarının ortasında hareketi bölmeyi önceden planlamış”tı ve “Uluslararası Sekreterlik aylardır sürmekte olan bu korkunç planın farkında”ydı. 
Pablocu önderlik, bu mektupta, III. Kongrenin ve orada neredeyse oybirliğiyle alınan kararların, “Enternasyonal’in evrimindeki en yüksek noktayı ifade ettiğini“ vurguluyor; Cannon, Stein, Warde ve Burns’ün kısa süre öncesine kadar bu çizgiyi “övdükleri hatta yücelttikleri” belirtiliyordu.  Uluslararası Sekreterlik, ABD-SİP önderliğinin ve izleyicilerinin “hareketin eski örgütsel şeması içinde yetişmiş ve eski düşüncelere ve şemalara saplanmış” olduğunu ve “merkezi bir dünya partisine gerçekten uyarlanmaya karşı ciddi biçimde direndiklerini” belirtiyordu. Pablo-Mandel-Frank üçlüsüne göre, “Bir zamanlar, Sovyetler Birliği konusunda bozgunculara karşı Troçkizmi savunmuş olan Cannon ... şimdi Stalinofobik sekterlerin başına geçmiş”ti. IV. Enternasyonal, “ilkelerinden ödün vermeyecek; Cannon’un gerçekleştirdiği ya da Burns’ün İngiltere’de hazırlık yaptığı ihraçlara asla izin vermeyecek”ti. Bu, Pablocu önderlik ile Cannon önderliğindeki Marksist muhalefet arasındaki iplerin artık bütünüyle koptuğunun ilanıydı.
ABD-SİP, Pablocu Uluslararası Sekreterliğin bu mektubundan bir gün sonra, 16 Kasım 1953 tarihinde, IV. Enternasyonal’in yönetimindeki Michel Pablo önderliğindeki revizyonist tasfiyeci eğilime karşı açık mücadelede çağrısı yapan bir mektup yayınladı. 
ABD-SİP’in önderlerinden James P. Cannon tarafından hazırlanan ”Açık Mektup“, aynı zamanda, IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) kurulmasına giden yolun ilk adımıydı. Cannon, bu mektupta, IV. Enternasyonal’in Avrupalı önderliğine önceki yıllar boyunca verdikleri “eleştirisiz destek” konusunda kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra, bu tavrın “Dördüncü Enternasyonal’in yönetiminde Troçkizmin temel programını terk etmiş olan denetlenemez ve gizli bir kişisel hizip oluşturma yolunun açılmasına yardımcı” olduğunu belirterek, bir anlamda özeleştiri veriyordu. Pablo etrafında oluşturulmuş bu hizip, “şimdi, Troçkizmin çok sayıda ülkede tarihsel olarak yarattığı kadroları dağıtmak, bölmek ve koparmak ve Dördüncü Enternasyonal’i tasfiye etmek için, bilinçli ve planlanmış biçimde” faaliyet gösteriyordu.[17]
Pablocuların Stalinist bürokrasiye uyarlanma çizgisini ve “Stalinist Komintern tarzı” uygulamalarını teşhir eden Açık Mektup, ne Pablocuların iddia ettikleri gibi basit bir “örgütsel manevra” idi ne de IV. Enternasyonal’in Pablocu önderliğinin Cochrancı eğilime verdiği desteğe ya da yukarıda aktardığımız mektubuna yönelik basit bir tepkiden ibaretti. O, IV. Enternasyonal’de, II. Dünya Savaşı sonrası özgün koşullar içinde ortaya çıkmış olan ve alttan alta derinleşen çelişkilerin kaçınılmaz hale getirdiği bir yol ayrımının ilanıydı.
DEUK’un kurulması
Nitekim IV. Enternasyonal’in Britanya, Fransa, Yeni Zelanda ve İsviçre şubeleri bu mektuptan bir hafta sonra, 23 Kasım 1953’te düzenledikleri bir toplantıda, IV. Enternasyonal’i Pablocu tasfiye girişimine karşı korumak amacıyla IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni (DEUK) kurma kararı aldılar. “Her bir ülkede, Lenin tarafından geliştirilmiş türde devrimci sosyalist bir parti; yani, demokrasi ile merkeziyetçiliği diyalektik olarak birleştirme … yeteneğine sahip savaşçı bir parti kurmanın zorunlu” olduğunu vurgulayan kararda, “Enternasyonal’in birliğinden ve kendi ulusal şubesinin geleceğinden kaygı duyan her sorumlu kadronun, her Troçkist militanın, Pablocu gaspçıların revizyonist ve tasfiyeci merkezi ile IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi arasında açıkça ve hızla tercih yapması gerektiği”  belirtiliyordu. [18]
Açık Mektup’un yayımlanması ile DEUK’un kurulması, IV. Enternasyonal’in Marksist kuruluş ilkelerinin bir yana bırakılmasına ve dünya partisinin Pablocu önderlik eliyle tasfiyesi tehlikesine karşı başkaldırıyı ifade eden, yaşamsal öneme sahip bir adımdı. Bununla birlikte, ABD-SİP önderliğindeki Marksistler, bu adımı, Nisan 1948’deki II. Kongre’den ve Uluslararası Sekreterliğin Yugoslavya üzerine kararlarından başlayarak 1951’deki kongreye damgasını vuracak şekilde yıllar içinde biçimlenmiş olan Pablocu revizyonizme karşı yeterli ideolojik-siyasi hazırlıkları yapmadan atmak zorunda kalmışlardı. 
Sonraki yılların gelişmeleri ışığında, bugünden geçmişe baktığımızda, Cannon önderliğindeki Troçkistlerin bu mücadeleye, Pablocu revizyonizmin maddi temellerine ilişkin kapsamlı bir kuramsal çözümlemeyle başlamamış olmasının ne denli önemli bir eksiklik olduğunu ve ne tür sorunlara yol açtığını görebiliyoruz. Bu anlamda, IV. Enternasyonal içindeki Marksistlerin, Pablocu revizyonizme karşı mücadele bayrağını açmakta geç kalmış olduğunu; bu tehlikeyi, ancak IV. Enternasyonal’in tasfiyesi somut bir olgu haline geldiğinde fark edip harekete geçtiklerini söyleyebiliriz. Nitekim, Pabloculuğa karşı mücadelede sahip olunan ideolojik ve siyasi eksiklikler, ulusalcı küçük burjuva akımların (Morenoculuk ve Lambertçilik) DEUK içinde kendilerine şu ya da bu şekilde bir yer bulmasına, ABD-SİP’in 1963’te Pabloculara katılmasına ve ulusalcı oportünist sapmaların bizzat DEUK’un içinde farklı biçimler altında ortaya çıkmasına yol açacaktı. Bununla birlikte, sınıflar mücadelesinin, devrimci önderlikleri, çoğu zaman, burjuvaziye ya da kendi içlerindeki küçük burjuva revizyonist ve oportünist sapmalara karşı açık mücadeleye “yeterince” hazırlık yapmadan girmek zorunda bıraktığını biliyoruz. Dolayısıyla, Cannon önderliğindeki Troçkistleri, Pablocu revizyonizme karşı mücadeleye girmeden önce aylar sürecek kuramsal hazırlıklar yapmadıkları için eleştirmek, Marksistlerin işi olamaz. 
DEUK’un kurucularının eleştirilmesi gereken yanı, Pablocu tasfiyeciliğe karşı “erken” mücadeleye girmemiş olmaları değil; bu mücadelenin kuramsal çözümlemesini sonraki yıllarda yapmamış ve kadrolarını bu tarihsel deneyimle donatmamış olmalarıdır. Nitekim Pabloculuk ile kapsamlı kuramsal hesaplaşmanın yaşanmamış olması, hem ABD-SİP’in 1963’te bu akıma teslim olmasında hem de o tarihlerde DEUK’u ve IV. Enternasyonal’in kuruluş ilkelerini savunan Heally önderliğindeki Britanya şubesinin 1970’lerden başlayarak ulusalcı yozlaşmasında belirleyici rol oynayacaktı.
devam edecek 

Dipnotlar

[1]The USSR and Stalinism - Resolution Adopted by the Second Congress of the Fourth International—Paris, April 1948 - Fourth International, New York, Cilt IX, No. 4, Haziran 1948, syf. 110-128
[2]Age.
[3]The USSR and Stalinism - Resolution Adopted by the Second Congress of the Fourth International—Paris, Nisan 1948 - Fourth International, New York, Cilt IX, No. 4, Haziran 1948, syf. 110-128
[4]Age.
[5]Prometheus Research Series No. 4, New York, 1993
[6]Age.
[7]Evolution of Yugoslav Centrism, Michel Pablo,  Fourth International, Cilt X, Sayı 10 (No.100), Kasım 1949 (IV. Enternasyonal’in aylık yayını)
[8] “Resolution on the Yugoslav Revolution and the Fourth International, “Circulaire du S.I.: à toutes les sections de la IVe Internationale,” 15 November 1950, Supplement No. 158 to La Vérité No. 260, syf. 13-14, 16’dan aktaran Jan Norden: Yugoslavia, East Europe and the Fourth International: The Evolution of Pabloist Liquidationism, Ağustos 1992 (Mart 1993’te gözden geçirildi), Kaynak: Prometheus Research Library, Prometheus Research Series No. 4, New York, 1993
[9]Michel Pablo, Where Are We Going? SWP-International Information Bulletin, Mart 1951
[10]Michel Pablo, Where Are We Going? SWP-International Information Bulletin, Mart 1951
[11]Mandel’in “10 Tez”i, ABD-SİP’nin Nisan 1951 tarihli Uluslararası Bilgilendirme Bülteninde yayımlandı.
[12]ABD-SİP Siyasi Komitesi’nin uluslararası perspektifler üzerine tartışmaya katkısı, 5 Haziran 1951; 3 - 17 ve 19 - 24 sayılı belgeler. SİP’nin İç Bültenlerinde ve Uluslararası Komite’nin Uluslararası Bültenlerinde yayımlandı
[13]Theses on Orientation and Perspectives, Fourth International, Volume 12, No. 6, November-December 1951, pages 184-189
[14] A Milestone in Internationalism, Fourth International, New York, Volume 12, No. 6, November-December 1951
[15]Struggle in the Fourth International, International Committee Documents 1951-1954, Cilt 1, syf. 49-50
[16]Uluslararası Sekreterlik Bürosu’nun bütün şubelerin önderliklerine mektubu, 15 Kasım 1953; ABD-SİP’nin İç Bültenlerinde ve Uluslararası Komite’nin Bültenlerinde yayımlandı. http://www.marxists.org/history/etol/document/fi/1950-1953/ic-issplit/24.htm
[17]Troçkistlere Açık Mektup, Cannon, Bu mektup ilk kez ABD Sosyalist İşçi Partisi’nin yayın organı Militant’ın 16 Kasım 1953 tarihli sayısında yayımlandı.
[18]Uluslararası Komite’yi Kurma Kararı, 23 Kasım 1953, ABD – SİP İç Bülteni, Belge No: 16