Mısır’da Hileli Seçimler ve İşçi Sınıfının Görevleri

Uzun süredir ABD maşası olan Hüsnü Mübarek’in geçtiğimiz yıl Şubat ayında kitlesel işçi sınıfı gösterileriyle devrilmesinden sonra düzenlenen Mısır’daki seçimler, Mısır egemen sınıfın Washington’daki müttefikleriyle birlikte örgütlediği sözde “demokrasiye geçiş”in düzmece karakterini sergilemiştir.
Seçimler, sayılmış olan son oylarla birlikte, Mübarek yönetimi altındaki son başbakan Ahmed Şafik ile sağcı Müslüman Kardeşler’in adayı Mohamed Mursi arasında bir ikinci turun yolunu açmış durumda.
Bu adayların hiçbiri Mısır devriminin amaçlarına uygun bir siyasi meşruiyete sahip değildir. Onların her ikisi de, geçtiğimiz yıl Mübarek’i devirmek için milyonlarca Mısırlı işçiyi sokağa dökmüş olan yoksulluğa ve diktatörlüğe son verme özlemlerine son derece düşmandır.
Seçimler, kitleler arasında, cuntanın seçimlerinin onların devrimci mücadeleleriyle bir ilişkisi olmadığı ve tersine onların toplumsal ve demokratik özlemlerine karşı olduğu biçimindeki yaygın duyguyu yansıtan düşük katılımla damgalanmıştır.
Seçimler, bir anayasanın yokluğunda ve olağanüstü yasalar yürürlükteyken, Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi’nin (SKYK) diktatörce denetimi altında, silah zoruyla yapılmıştır. Mübarek’in generalleri, Mısır halkına, kendilerinin özenle seçilmiş adaylarından birine oy verme çağrısı yaptıklarında, seçimlerin galibine hangi güçleri vermeye niyetli olduklarını bile kararlaştırmamışlardı.
Açıkça hile katılmış seçimler ABD emperyalizmi ve onun maşaları tarafından övgüyle karşılandı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Mısır’daki seçimlerin “demokrasiye geçişte bir diğer önemli dönüm noktasına” işaret ettiğini ileri sürdü ve sinik bir şekilde, kendisinin ve diğer ABD yetkililerinin “Mısır’ın demokratik şekilde seçilmiş hükümetiyle birlikte çalışmak için ileriye baktıklarını” ilan etti.
İktidar değişikliği için ABD önderliğindeki emperyalist savaşta bombalanmış olan Libya’nın yönetimdeki Ulusal Geçiş Konseyi’nin başkanı Mustafa Abdel Jalil, “istikrarlı bir Mısır, istikrarlı bir Arap dünyası demektir” vurgusunu yaparak, seçimleri “harika” bir şey olarak övdü.
Seçimler, işçi sınıfının, derinleşen toplumsal ve ekonomik krizin yanı sıra devrik diktatör Mübarek’in kısa süre içinde serbest bırakılacağı yollu söylentilerin de canlandıracağı yeni bir öfke patlamasına ilişkin beklentilerin ortasında, iki burjuva hizip arasında yoğunlaşan iktidar mücadelesine zemin hazırlamaktadır.
Mısır ekonomisinin geniş kesimlerini denetim altında tutan ordu ve Müslüman Kardeşler, ülkenin çok geniş kaynaklarını burjuvazinin hangi hizbinin denetleyeceği konusunda şiddetli bir mücadele tehlikesi oluşturmaktadır. Seçimler, işçi sınıfına yönelik baskının yoğunlaştırılması için hazırlanan bir rejime sahte bir meşruiyet maskesi sağlamak için tasarlandığından dolayı, Mısırlı işçiler orada gerçek bir tercihe sahip değildi. 
Mısırlı işçiler ve gençlik, yoğunlaşmış bir karşı devrim tehlikesine karşı koymak için, bir bilanço çıkarmak  zorundadır. Devrim, son derece kahramanca özverilere rağmen, devrimci bir önderliğin ve perspektifin yokluğunda başarıya ulaşamaz. İşçi sınıfı, devrimi sürükleyen güç, bütünüyle, haklarından mahrum edilmiş ve siyasi temsilden yoksun durumda olmaya devam etmektedir.
Bu asıl olarak, devrim hatta “sosyalizm” adına konuştuğunu iddia eden ama gerçekte karşı devrimci güçlerin müttefiki olan küçük burjuva “sol” partilerin rolünden kaynaklanmaktadır. Orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerinin çıkarlarını temsil eden bu partiler, parasal ve siyasal olarak Batı emperyalizmine ve Mısır egemen sınıfının çeşitli kesimlerine bağlıdır.
Yanlış isim almış Devrimci Sosyalist (DS) gibi örgütler, devrimin her aşamasında, ordunun devrilmesi ve Mübarek rejiminin yerini Ortadoğu’da emperyalist egemenliğe karşı sosyalist politikalar için savaşan bir işçi devletinin alması uğruna mücadeleye karşı çıktı.
DS ve onun uluslararası fikirdaşları, başlangıçta, SKYK’yi desteklediler ve “konsey siyasi ve ekonomik sistemi iyileştirmeyi amaçlıyor” iddiasında bulundular. Onlar, askeri yönetim altında, içinde gelişip kendilerini zenginleştirebilecekleri “genişletilmiş bir demokratik alan” elde etmek için, işçi sınıfını denetleme hizmeti sundular.
Onlar, cunta ile işbirlikleri ordu karşıtı kitlesel protestolar eliyle tehdit edilir edilmez, yaygın “ikinci devrim” çağrısına karşı çıktılar. Bunun yerine, İslamcı güçlerle ittifaka yöneldiler ve böylece, ordunun Haziran-Temmuz günlerinde Tahrir Meydanı’ndaki oturma eylemini bastırmasının yolunu hazırladılar. Onların İslamcılarla ittifakı, aynı zamanda, İslamcıların kazandığı Kasım-Ocak aylarında parlamento seçimlerine karşı kitlesel mücadelelerde de başarısızlığa uğradı.
Devrimin her kritik anında önderliği burjuva güçlere devretmiş olan DS’nin 11 Şubat’ta Batı destekli bağımsız sendikalar ile birlikte yaptığı bir genel grev çağrısı işçiler arasında yaygın bir karşılık bulmadı. Bu manevralar karşısında işçilerin sergilediği ilgisizlikten neye uğradığını şaşıran DS, daha da sağa kaydı. Başkanlık seçimlerini devrimin bir kazanımı olarak destekleyen DS, Mısır’daki siyasi yaşama İslamcılar ile eski Mübarek rejiminin egemen olduğu bu durumun siyasi sorumluluğunu taşımaktadır.
Bu tehlikeli sonuç, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) işçi sınıfı ile çeşitli siyasi yapı içindeki burjuva ve küçük burjuva tabakalar arasındaki toplumsal çelişkileri açıklamaya çalışan perspektifinin doğruluğunu kanıtlamıştır.
Burjuva ve küçük burjuva partilerle grupların ABD destekli geçişe verdikleri karşı devrimci destek, Lev Troçki’nin, Mısır gibi geri kalmış ülkelerde kitlelerin devrimci özlemlerini karşılayabilecek tek şeyin işçi sınıfının uluslararası sınıf kardeşleriyle birlikte vereceği sosyalist mücadele olduğunu savunan Sürekli Devrim Kuramının çarpıcı bir doğrulanmasıdır.
Yaklaşan sınıf çatışmalarında zafer uğruna mücadele için Mısır’da ve bütün Ortadoğu’da DEUK’un şubelerini kurarak kendi siyasi bağımsızlığını elde etmek, işçi sınıfının karşı devrimi püskürtmesi ve devrimci ivmeyi yeniden kazanması için başlıca görevi olmaya devam ediyor.