SYRİZA’nın Programı

Radikal Solun Koalisyonu (SYRİZA), bugünlerde Yunan politikasında anahtar bir rol oynuyor. 6 Mayıs’taki seçimlerde oyların yüzde 17’sini alan bu örgüt, ülkedeki ikinci büyük parti haline geldi. Seçimlerin ardından bir hükümet kurma yönündeki çabalar, SYRİZA’nın önceki hükümette olan Yeni Demokrasi (ND) ve PASOK ile bir koalisyona girmeyi reddetmesinden dolayı başarısız oldu.
Kamuoyu araştırmalarına göre, SYRİZA, 17 Haziran’da yapılması kararlaştırılan yeni seçimlerde ilk sırayı alabilir. Yunan seçim yasasına göre, en fazla oy alan parti ek olarak 50 sandalye elde ediyor ki bu durumda, SYRİZA’nın olmadığı bir hükümet oluşturmak mümkün olmayacak. SYRİZA’nın önderi 38 yaşındaki Alexis Tsipras, Yunanistan’ın bir sonraki başbakanı olabilir.
SYRİZA’nın seçim başarısı, onun ülkeyi derin bir ekonomik durgunluğa sürükleyen ve halkı işsizliğe ve yoksulluğa sokan kemer sıkma önlemlerini reddetmesine dayanmaktadır. Bu parti, AB ve IMF ile üzerinde anlaşılmış olan emekli maaşlarındaki ve ücretlerdeki kesintilerin, devlet mülkiyetinin satılmasının ve devlet borçlarının geri ödemesinin geçici olarak durdurulmasını ve yeniden görüşülmesini talep ediyor.
SYRİZA’nın parlamentodaki temsilcisi Despoina Charalambidou, Spiegel Online’a şunları söyledi: “Troyka (AB, IMF ve AB Merkez Bankası) ile varılan anlaşma derhal iptal edilmeli. Kurtarma planı Yunan halkını yoksulluğa ve işsizliğe mahkum etmekte, onu göçe zorlamaktadır. Borçlar sıradan işçilerden kaynaklanmadı; dolayısıyla onlar tarafından ödenmemeli.”
Bununla birlikte, SYRİZA, Avrupa Birliği’ni ve onun kurumlarını ya da Yunan devletini ve onun kapitalist temellerini sorgulamamaktadır. SYRİZA’nın amacı, toplumun işçi sınıfı yararına sosyalist dönüşümü değil; üst orta sınıflar ve Yunan burjuvazisinin kemer sıkma önlemlerinden özellikle zarar görmüş kesimleri için daha iyi koşullar yaratmaktır.
Tsipras, her fırsatta, hiçbir koşul altında AB’den ve Avrodan kopmak istemediğini vurgulamaktadır. O, Perşembe günü, CNN’e, “Yunanistan’ı Avro bölgesinde ve Avrupa’nın içinde tutmak için elimizden geleni yapacağız” dedi.
Ancak Tsipras, AB ve Avro bölgesi içinde kalmaya istekli olan PASOK ile ND’nin, bu yüzden ağır bir bedel ödediğine inanmaktadır. O, Atina’nın Brüksel ve Berlin ile daha iyi bir anlaşma elde etmek için kimi ek kartlara sahip olduğunu düşünmektedir.
O, öncelikle, asıl olarak Almanya’nın ısrar ettiği deflasyonist mali politikaların yerine enflasyonist bir politikanın geçmesi için mali bakımdan güçsüz AB ülkelerinin ve sosyal demokrat politikacıların (özellikle yeni seçilmiş Fransa Devlet Başkanı François Hollande’ın) desteğine güveniyor. İkinci olarak, o, Yunanistan’ın diğer ülkeleri ve Avroyu uçuruma sürükleyebilecek ulusal iflası tehdidini kullanarak AB’yi baskı altına almaya kalkışmaktadır.
Tsipras, CNN’in önde gelen uluslararası muhabiri Christiane Amanpour ile yukarıda alıntı yaptığımız görüşmede ve Wall Street Journal ile BBC ile sonraki konuşmalarında bu stratejiyi ayrıntılandırdı.
O, CNN’e, bu krizin yalnızca Yunanistan’ın olmadığını ve Avrupa’nın bir sorununu yansıttığını söyledi. Bu yüzden, protokolün iptal edilmesi ve Avrupa düzeyinde yeniden görüşülmesi gerekiyor. O, bu amaca ulaşmak için, “güney ve orta Avrupa’da ortaklar arayışı” içinde olacak. O, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i, “insanların yaşamıyla poker oynamakla” ve “Avro bölgesini riske sokmakla” suçladı.
Tsipras, Wall Street Journal’a şunları söyledi: “Bizim ilk tercihimiz Avrupalı ortakları, onların kendi yararına, para akışının durdurulmaması gerektiği konusunda ikna etmektir. Ama para akışı kesilirse Yunanistan borçlarını artık ödemeyecek. Yunanistan’daki mali bir çöküş, Avro bölgesinin geri kalanını da birlikte sürükleyecektir.
Tsipras, BBC’de de, “eğer kemer sıkma illeti Yunanistan’ı yerle bir ederse, o bütün Avrupa’ya yayılacaktır” diyerek tehdit etti.
Tsipras’ın Brüksel’e yönelik tehditler ve ricalar karışımı politikası, boş umutlar ve yanılsamalar üzerine kuruludur. O, her orta sınıf politikacısı gibi, uluslararası kapitalist krizin kapsamını baştan sona küçümsemektedir.
Yunanistan’daki kemer sıkma önlemleri, mali sermayenin işçi sınıfının sosyal kazanımlarına karşı 2008’deki mali krizden bu yana çarpıcı biçimde artmış ve ABD’den İngiltere’ye, İspanya’ya, İtalya’ya, Fransa’ya ve Almanya’ya kadar bütün kapitalist ülkeleri etkilemiş olan uluslararası saldırısının bir parçasıdır.
Şimdi ABD ve Britanya hükümetleri tarafından istenen enflasyonist bir politika, yalnızca bu saldırıları bir başka biçimde sürdürecektir. Şu sıralarda AB içinde tartışılan ve Tsipras’ın açıkça umut bağladığı “büyüme anlaşması”, sorunlu bankalara ek fonlar sağlamaktan ve rekabet edebilirliği geliştirmeye yönelik “yapısal reformlar”dan, yani esnek çalışma koşullarından ve daha düşük ücretlerden oluşmaktadır. Kamu harcamalarındaki kesintiler bütün şiddetiyle sürecektir.
SYRİZA, Yunanistan’daki seçimleri gerçekten kazanması durumunda, bu saldırıların uygulamasında önemli bir rol oynayacaktır. SYRİZA’nın Avrupa’daki kardeş partilerine (İtalya’da Komünist Yeniden Kuruluş, Almanya’da Sol Parti, Fransa’da Sol Cephe) baktığımızda, hükümete katıldıklarında, hepsinin işçi sınıfına yönelik saldırılarda yer almış olduğunu görüyoruz.
Tsipras da bunu yapabilecek durumda. Reuters, “Tsipras deli fişeklikten sorumlu bir politikacılığa geçiş yapabilir” diye belirtti.
Yeşiller Partisi’ne yakın duran ve meseleyi çok iyi kavrayan Alman gazetesi TAZ şu yorumu yaptı: “Tsipras’ın gerçekleştirilemeyecek vaatlerle kampanya sürdürmesi ve Yunanlılara hem Avroya, hem transfer ödemelerine hem de eski alıcı duruma aynı anda sahip olabileceklerini anlatıyor olması bir engel değil. Çünkü o, Yunanlıların çıkarlarını ve özlemlerini cisimleştirmektedir. O, yeni hükümetin başkanı olarak reformların ne yazık ki gerekli olduğunu kabullenmek durumunda kaldığında, onu onaylayacaklardır.”
Christoph Dreier / Peter Schwarz