Hillary Clinton’ın Kışkırtıcı Dünya Turu

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın kışkırtıcı bir provokasyon ve ikiyüzlülük karışımı ifade eden 13 günlük olağandışı Asya ve Ortadoğu turu, Amerikan militarizminin küresel ölçekte yeni bir patlamasına işaret etmektedir.
Clinton'ın seyahat programı, aralıksız olarak on ülkeyi kapsadı: Fransa, Afganistan, Japonya, Moğolistan, Vietnam, Laos, Kamboçya, Mısır ve İsrail. Bu seyahat programı, ABD dış politikasının birbiriyle bağlantılı iki amacı üzerinde odaklanmıştı. Birincisi, Washington'ın petrol zengini Ortadoğu ve Orta Asya üzerinde belirgin bir üstünlük sağlamasına yönelik karşı-devrimci stratejisinin ayrıntılandırılmasıdır.
İkincisi ise Obama yönetiminin, Çin'in ekonomik, siyasi ve askeri etkisini bir ABD askeri kuşatması ve bölgesel gerilimleri kışkırtma birleşimi yoluyla sınırlamayı amaçlayan Asya'ya “dönüş”üne katkıda bulunmaktır.
ABD Dışişleri Bakanı, yolculuğu boyunca, “demokrasiyi ve insan haklarını destekleme”nin Amerikan stratejisinin “özü” olduğunu iddia etti. 
Clinton, yolculuğuna, 5 Temmuz'da Fransa'da düzenlenen “Suriye'nin Dostları” konferansıyla ve ABD ile müttefiklerinin Suriye'de mezhepçi bir iç savaşı kışkırtıp silahlandırma faaliyetleri ve rejim değişikliğini amaçlayan doğrudan askeri müdahaleye hazırlanma konularında Fransız hükümeti ile görüşmeler yaparak başlamıştı (bunların hepsi “demokrasi ve insan hakları” adına yapılmaktadır). 
Clinton, aynı zamanda, hem Rusya'ya hem de Çin'e, ABD'nin müdahale taleplerine boyun eğmemenin “bedeli”nin ödetileceği yollu karanlık bir tehditte bulundu.
O, yolculuğunu, Mısır ve İsrail'de verdiği araların ardından, 17 Temmuz'da tamamladı. Clinton, Mısır'da, Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi cuntasına ve onun şefi Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi'ye saygılarını sundu. Bu, Washington'ın, ülkedeki milyonlarca işçinin demokratik ve toplumsal özlemlerine karşın, karşı-devrimci bir kale olarak Mısır ordusuna güvenini yeniden teyit etmesiydi.
Clinton'ın bir “demokratik geçişi” desteklediğini resmi olarak iddia etmesi, Obama yönetiminin bir buçuk yıl önce uzun süreli müttefiki diktatör Hüsnü Mübarek'in devrilmesini önlemede başarısız kalan girişimlerinden bu yana dile getirdiği bir cümledir.
Clinton, İsrail'de, Washington ile Tel Aviv'in “aynı safta” oluğunu ve İran'ın nükleer programına karşı “ABD'nin bütün gücünü” harekete geçirmeye hazır olduğunu vurgulayarak, İran'a karşı yeni savaş tehditlerinde bulundu.
Clinton'ın turunun ikinci ayağını Afganistan oluşturdu. Clinton burada, ABD destekli kukla devlet başkanı Hamid Karzai ile birlikte, Afganistan'ı Güney Kore ile diplomatik olarak eş değerde tutup ülkenin on binlerce ABD askeri tarafından belirsiz bir süre için işgal altında tutulmasına zemin yaratarak, onu Washington'ın “NATO üyesi olmayan en önemli müttefiki” olarak ilan etti.
Moğolistan'da oligarşik yönetimi, Çin'deki tek parti düzenine karşılık orada demokrasi ve refah ışığı olarak desteklemeye yönelik bir konuşma yapan Clinton, ikiyüzlü insan hakları kartını Asya'da da oynadı. Moğolistan'da, en tepedeki küçük bir kesim madencilik sektöründe yaşanan patlamadan yararlanarak zenginleşirken, kitlelerin yoksulluk içinde yaşıyor olması, Clinton'ı, bizzat ABD'deki kalıcı toplumsal eşitsizlikten daha fazla ilgilendirmiyor.
New York Times gazetesi, pazartesi günü yayımlanan ve başkentin varoşlarındaki “kimi yerel gazetelerin Moğolistan'ın ‘favela’ları [Brezilya'daki teneke evlerden oluşan mahallelere verilen ad] olarak adlandırdığı tıkış tıkış Yurt gecekondularında” yaşayan insanlardan bahsettiği bir makalede Moğolistan halkının gerçek yaşam koşullarına dikkat çekti. “Oralarda işsizlik aşırı boyutlarda; elektrik ve içme suyu ise bulunmuyor. Daha az şanslı olanlar, sıcaklık eksi 40 dereceye düştüğünde, sıcak su borularının yanında birbirlerine sokulup sarıldıkları kanalizasyon kanallarında barınıyorlar.”
Dışişleri Bakanı'nın, Washington'ın, demokrasinin “evrensel ilkelerine” bağlı olduğu biçimindeki iddiası, onun Afganistan savaşına malzeme sağlamada önemli bir halka olan Özbekistan'daki işkenceci rejimle ve dünyanın en büyük uranyum üreticisi olan Kazakistan'daki diktatörlükle olan yakın bağları eliyle; bunun yanında, ABD'nin Endonezya'daki ve Güney Kore'deki askeri diktatörlüklere verdiği desteğin uzun tarihsel kayıtları tarafından yalanlanmaktadır.
Clinton'ın turu, Laos'u da içeriyordu ki bu, bir ABD Dışişleri Bakanı'nın, son 75 yıl içinde ülkeye yaptığı ilk ziyaretti. ABD emperyalizmi, 1960'ların ortalarından 1970'lerin ortalarına kadar on yıl boyunca, ABD ile savaşta olmayan Laos'a kişi başına 840 kilo patlayıcı atarak, ülkeyi dünyada kişi başına en fazla bombalanan ülke haline getirmişti. Buna ek olarak, bu ateş fırtınasında, 30 bin Laoslu öldürülmüş, o zamandan bu yana da 20 bin insan bombalama sırasında patlamamış olan cephanelerden dolayı ölmüştür.
Clinton, Laos'un başkenti Viantiane'deki elçilik görevlilerine, “ABD Asya Pasifik'teki yükümlülüklerimizi arttırıyor. Bizler, ileriye doğru konuşlanan diplomasi diyebileceğim bir şeyi uyguluyoruz” dedi. Bir başka şekilde ifade edersek, ABD emperyalizmi, “Asya'ya dönüş” stratejisi dolayımıyla, bölgedeki son canice savaş alanını bir sonraki savaş için faaliyet üssü haline dönüştürme peşindedir. 
Clinton, Kamboçya'da, Washington'ın provokatif müdahalelerinin açmaza soktuğu Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) konferansına katıldı. Çin'in Filipinler'e, Vietnam'a ve Japonya'ya karşı boy ölçüştüğü karasuları üzerine keskin fikir ayrılıklarından dolayı, ilk kez, katılımcılar bir ortak kapanış açıklaması üzerinde anlaşamadılar.
Bölgede “ulusal çıkarlar”ı olduğunu ileri süren ABD, 2010 yılından bu yana, stratejik ticaret yollarının geçtiği ve potansiyel enerji kaynaklarına sahip olan Güney Çin Denizi'nin bir ABD gölü olduğunu iddia etmek için, kendi konumunu, bir “Pasifik gücü” olarak adlandırmaktadır. 
Clinton'ın bölgeye yaptığı geziyi, üst düzey iki Pentagon görevlisinin ziyareti izledi. ABD Pasifik Komutanlığı'nın başındaki Amiral Samuel Locklear'ın üst düzey siyasi ve askeri yetkililerle görüşüp, devasa Subic Bay deniz üssünde alt düzey bir subay olduğu günlere ilişkin anılarını anlattığı Filipinler'e uçtu. Bu, açıkça, Çin karşıtı bir ittifakın ilerlemesini sağlamak için yeni bir ABD askeri varlığının pek uzak olmadığına işaret etmektedir.
ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Ashton Carter, salı günü, bir Pentagon sözcüsünün betimlemesiyle, “Asya-Pasifik bölgesine yönelik ABD askeri yaklaşımının pratikte ne anlama geleceğini ayrıntılı olarak tartışmak” için 10 günlük bir Asya turuna başladı. 
Pentagon'un bölgedeki takviyesi ve Dışişleri Bakanı Clinton tarafından sahneye konan provokasyonlar, ABD emperyalizminin tehdit ve askeri gücünü kullanma yoluyla hem kendi ekonomik gerilemesini dengeleme hem de Çin'de olası bir stratejik rakibin yükselişini sınırlama stratejisinin ifadeleridir.
ABD ve dünya kapitalizminin yoğunlaşan krizi eliyle tahrik edilen bu pervasız strateji, beraberinde, yüz milyonlarca insanın yaşamını tehdit eden yeni bir küresel çatışma tehlikesini getirmektedir.
18 Temmuz 2012