Merkezci - Oportünist Bir Akım: Morenoculuk -3-

Lambertçilik ile kısa flört
Moreno’nun sözde “IV. Enternasyonal’i Mandelci revizyonizme karşı savunmada” kendine seçtiği ortak, bir dönemler Pabloculuğa tavır aldıktan sonra merkezci-ulusalcı bir konumda ısrar eden ve ardından hızla sağa kayan Pierre Lambert oldu. Pierre Lambert’in Nikaragua’da ve Panama’da tutuklanan Simon Bolivar Tugayı üyelerine uluslararası düzeyde destek sunması, Moreno’nun yüzünü Lambertçilik olarak bilinen akıma dönmesine yetti. İki akım arasında, Moreno’nun “Geçiş Programının Güncelleştirilmesi Üzerine Tezler” başlıklı belge üzerinden başlayan programatik tartışmaların amacı ortak bir “Enternasyonal” inşa etmekti. Moreno, Lambert’in adı artık Enternasyonalist Komünist Örgüt (OCI) olan partisini, 30 yıl öncesine gönderme yaparak, ”Pabloculuğun revizyonist ve Troçkist ilkelere ihanet eden bir akım olarak önemini ilk kavrayan, bu tarihsel meziyeti gösteren ilk örgüt” olarak övüyordu. (“Tez 11”)
Morenocular ile Lambertçiler arasında Stalinizm, Kastroculuk, işçi devletleri, ulusal sorun vb. temel programatik konuları içeren tartışmalar sürecinde, 1980 yılında, IV. Enternasyonal Eşitler Komitesi kuruldu. Bu Komite’nin amacı “bütün ülkelerde kitlesel Troçkist partiler ve kitlesel bir IV. Enternasyonal kurmak için mücadele“ idi. Onlar bu girişimi, Pablocu tasfiyeciliğe karşı IV. Enternasyonal’in sürekliliğini savunmak amacıyla 1953’te kurulmuş olan IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni (DEUK) anıştıracak şekilde, “IV. Enternasyonal-Uluslararası Komite” (CI-CI) adlı ortak bir uluslararası örgütlenmeyle taçlandırdılar. 
Ama Polonya işçileri ile dayanışma kampanyası gibi ortak bir etkinlikle de desteklenen bu birleşme süreci, kısa süre içinde fiyaskoyla sonuçlandı. Morenoculara göre, onlar, “1963’ten o yana ilişki içinde olmadıkları Lambert’in sendika bürokrasisi ile olan güçlü ilişkilerinin farkında değildiler”; Lambert’in Fransa’da Sosyalist Parti etrafında örgütlenmiş Halk Cephesi’nin “sol” ayağı olduğunu da bilmiyorlardı! Moreno, bütün bunları, Lambert’in, Mitterand’ın devlet başkanı seçilmesini desteklemesinin ve bu açıkça sınıf işbirlikçisi politikaya karşı çıkanları partisinden ihraç etmesinin ardından fark etmişti![1]  Sonuçta, CI-CI bölündü; Moreno da “OCI’nin ihaneti” başlıklı kitabında, Lambert’in Halk Cepheciliğini eleştirdi.
Morenocu enternasyonal
Uluslararası İşçiler Birliği – Dördüncü Enternasyonal (LIT-CI), Lambert ile girişilen bu kısa maceranın ardından, 1982 yılı Ocak ayında, 12 temsilcinin katılımıyla Sao Paolo’da (Brezilya) toplanan bir konferansta kuruldu. Aslında, söz konusu konferansın gündeminde LIT-CI’nin kuruluşu yoktu. Bolşevik Hizip’e üye partilerle iki Latin Amerikalı Lambertçi önderin (Peru’dan Ricardo Napuri ile Venezüella’dan Alberto Franceschi) katıldığı bu konferansın resmi gündeminde iki konu vardı: 1) Lambert’in devrimci kültürünü tartışmaya açtığı Napuri ile dayanışma kampanyası düzenlemek; 2) Enternasyonal’in inşasını ilerletmek. Katılımcılar, önce Napuri’nin savunulması için bir kampanyanın düzenlenmesi konusunda anlaştılar, ardından da, toplantının “yeni bir uluslararası örgütlenmenin kuruluş konferansı olarak devam etmesi” kararını aldılar. Bu konferans, LIT-CI’nin “kuruluş tezleri” ile tüzüğünü onaylayarak, Morenocu enternasyonalin kurulduğunu ilan etti. 
LIT-CI, Lambert’ten kopmuş olan Franceschi’nin örgütü Devrimci Sol hareket hariç, tümüyle Bir-Sek içindeki Morenoculardan oluşuyordu. Kısa süre sonra, Napuri, Lambert’in Peru’daki partisinin neredeyse yarısıyla birlikte LIT-CI’ye katıldı. Bunu, Dominik Cumhuriyeti’nde kiliseden kopan bir grubun 1985 yılında LIT-CI’ye katılması izledi.[2] Böylece, 1969 yılında Arjantin dışında yalnızca 69 üyeye sahip olan Morenocu akım, LIT-CI’nin kuruluş konferansında, 20 ülkede şubelere sahip 3 bin 500 üyeli bir örgüt haline gelmişti.[3]
LIT-CI, kurulmasından kısa süre sonra, Avrupa’daki önemli şubelerinden biri olan İtalyan Devrimci Sosyalist Birlik’i (DSB) yitirdi. Ama Morenoculara göre, DSB zaten “hiçbir zaman işçi sınıfı hareketine girme yönünde bir politik arayış içinde olmamıştı”. O, “sınıf mücadelesinin dışında aydın tipte propagandist ve sekter bir parti anlayışı geliştirmişti”, “son derece güçlü bir ulusalcı eğilim içine girdiği için kendisini uluslararası inşadan geri çekmişti” ve “Enternasyonal’in yardımlarını reddetmişti”.[4] 
Böylece Morenocular, “hiçbir zaman işçi sınıfı hareketine girme yönünde bir politik arayış içinde olmamış … milliyetçi” bir örgütü yıllarca içlerinde tutmuş olma başarısını da göstermiş olduklarını -her halde gururla- ilan ediyorlardı. Siyasi yaşamı boyunca yalnızca oportünist manevralar konusunda tutarlı olan Moreno’nun enternasyonali, 1986 yılı sonunda, artık Devrimci Sosyalist [DS] adını almış olan bu örgütle yeniden ilişkiye geçti ve onu, 1992’deki 4. Dünya Kongresi’nde “bileşen” özel statüsünde yeniden saflarına kattı. LIT-CI bununla da kalmadı ve kendisine üye olmayan; dolayısıyla, onun ”demokratik merkeziyetçi“ işleyişine tabi olmayan DS’yi, LIT-CI’nin Uluslararası Yürütme Kurulu’nun sürekli üyesi yaptı. Bununla birlikte, DS, 1994 yılında UİB ile ilişkilerini kesecek ve 5. Kongre’ye katılmayacaktı. (Açıkça sivil toplumcu demokratik bir çizgi benimseyen DS, daha sonra, yeni bir enternasyonalin kurulması gerektiğini savunmaya başladı.)
“Devrimci yurtseverlik”
LIT-CI’nin önüne koyduğu başlıca görev, Arjantin’deki ana partisi SİP’i güçlendirmekti. Bu arada, Arjantin işçi hareketi de yeniden toparlanmaya başlıyordu. Arjantinli işçilerin giderek yükselen muhalefeti ve artan kitlesel gösteriler, askeri diktatörlüğün 1982 yılı Nisanı’nda Falkland macerasına girmesinde önemli rol oynadı. Generaller ve Arjantin burjuvazisi, bu savaş sayesinde yükselecek milliyetçi dalganın etkisiyle, muhalefeti “dış düşman”a yönlendirebileceklerini; İngiltere karşısında elde edilecek bir zafer sayesinde kitle hareketini kendilerine yedekleyebileceklerini düşünüyorlardı. Bu taktik, başlangıçta oldukça işe yarıyormuş gibi göründü. Zira onbinlerce insan, “Britanya emperyalizmine karşı mücadele” uğruna sokaklara dökülmüştü. Ancak, askeri diktatörlüğün Britanya karşıtı gösterilere izin vermesi, sendikalara ve sol örgütlere askeri diktatörlük karşıtı faaliyetlerini bu kitle hareketinin içinde sürdürme fırsatı da sunuyordu. 
Bu “fırsat”, Arjantin solu ve sendika bürokrasileri Falkland savaşı karşısında “emperyalizm karşıtlığı” ile süslenmiş bir yurtseverlikle malul olduğu için, devrim ve sosyalizm yararına kullanılamadı. Bu örgütlerin hemen tamamı, “İngiliz emperyalizmine karşı savaş açmış” olan generallerin yanında yer aldı. Falkland’ın Arjantin’in bir parçası olduğundan hareket eden bu örgütler, generallerin giriştiği macerayı bir “sömürgecilikten kurtarma eylemi” olarak algılıyor ve bu “anti-emperyalist” savaşta “devrimci” bir potansiyel görüyorlardı. Onlara göre, Arjantin halkı, bu savaşta elde edilecek bir zaferin ardından, askeri diktatörlüğü de yıkacaktı. Bu oportünist hesaplar, tümüyle yanlış olmaları bir yana (düşmana karşı kazanılan zafer, yalnızca onun sahibi iktidarı güçlendirir), askeri diktatörlüğün Falkland’ı işgalini Arjantin halkıyla Britanya emperyalizmi arasında bir savaşmış gibi pazarlamaya çalışan generallere ve burjuvaziye hizmet etmekten başka bir işe yaramadı.
LIT-CI ve onun “yüzde 95 Troçkist” şubesi SİP de bu milliyetçi dalganın dışında kalmadı. LIT-CI, Arjantin’deki askeri diktatörlüğün Falkland’da zafer elde etmesi için uluslararası bir kampanya düzenledi. Bu yolla o, “Latin Amerika’da başlamış olan emperyalizm karşıtı sürece müdahale ettiğini” düşünüyordu.[5] SİP, Falkland’a asker sevkiyatının başlamasıyla birlikte, “ülke tarihinde o güne kadar görülmedik, olağanüstü bir devrimci yükselişin ortaya çıktığını … sosyalist devrimin ilerlediğini” iddia etti.[6]
SİP’in devamı olan MAS, bundan on yıl sonra, selefinin bu savaşın devrimci ve emperyalizm karşıtı potansiyelini “abartmış olduğunu” itiraf edecekti. Düşünebiliyor musunuz? Troçkist olduğunu iddia eden bir parti, askeri diktatörlüğün Falkland’ı işgalinde “devrimci ve emperyalizm karşıtı potansiyel” olduğunu ama bunun abartıldığını söylüyor. Arjantinli emekçileri askeri diktatörlüğe yedekleyen ve ipleri yeniden burjuvazinin eline teslim eden basit bir abartma!
Arjantinli generallerin baştan sona yanlış hesaplarla giriştiği Falkland’ı işgal macerası, iki ay sonra başarısızlıkla sonuçlandığında, yalnızca onlar ve geleneksel burjuva partileri değil ama işçi sendikaları ve sol örgütler de tam bir şaşkınlık içindeydi. Onların yaşadığı moral bozukluğu öylesine güçlüydü ki, bu yenilgiyle sarsılmış olan askeri diktatörlüğe karşı genel bir saldırı başlatmak akıllarından bile geçmedi. 
Oysa bu dönemde işçi sınıfının yeniden militan eylemlere soyunmuş olması ve Plaza de Mayo gösterileri diktatörlüğü iyice köşeye sıkıştırmış; derin ekonomik kriz ve kitlelerin artan hoşnutsuzluğu, bizzat Arjantin burjuvazisi ile generaller arasında bölünmeye yol açmıştı. Buna Falkland’da yaşanan yenilgi eklendiğinde, askeri diktatörlüğün yolun sonuna geldiği görülebilirdi. Ama ortada bunu görüp sürece müdahale edecek, Marksist devrimci programla donanmış bir önderlik yoktu. En önemlisi, aralarında Morenocuların da yer aldığı bu önderlikler, yineliyoruz, Falkland’ın işgalini “Arjantin halkının Britanya emperyalizmine karşı savaşı” olarak pazarlayarak, generallere “emperyalizm karşıtı” yurtsever bir maske takmış; bu sayede, Arjantin burjuvazisinin “demokrasiye kontrollü geçişinin” yolunu açmışlardı.
Burjuva yasallığına uyarlanma
Falkland yenilgisinin ardından yolun sonuna geldiklerini fark eden generaller, bir ay sonra, bütün burjuva siyasi partilerinin yasallaştığını ilan ettiler. SİP de kendisini tümüyle burjuva parlamentarizmine ve seçimlere uyarladığını açıkladı: “[Önümüzde] açılmakta olan aşama yalnızca yasal değil, asıl olarak seçimseldir. [Bundan çıkarılması gereken] sonuç son derece açıktır: Önümüzde yeni bir kitlesel mücadeleler aşamasının açıldığını düşünmediğimiz sürece, yalnızca yasallığı her yola başvurarak kullanmakla yetinmemeliyiz. Bizim asıl hedefimiz seçimlere katılmak olmalıdır. Açılmış olan aşamanın asıl olarak seçimsel olduğunu görüyor ve kabul ediyorsak, politikalarımız da buna uygun olmak zorundadır.” [7]
Morenocular, önlerinde açılan yeni aşamanın kitle mücadeleleri olmadığını iddia ede dursunlar, 1982 ve 1983 yılları boyunca Arjantin’deki siyasi yaşama egemen olan tek etmen işçilerin ve emekçilerin kitlesel mücadeleleriydi. 1982 yılı boyunca, artan vergiler ve faizler nedeniyle askeri hükümet karşıtı grevler düzenleniyor; Kayıp Annelerinin Plaza de Mayo’daki eylemleri giderek kitlesellik kazanıyordu. 1982 yılı sonunda ise sendikalı işçiler sokağa dökülmüştü. SİP’in, “bu kitlesel mücadeleler aşaması değil” tespitine en iyi yanıtı, yine işçi sınıfı, 16 Aralık 1982’deki genel grevle ve ona eşlik eden 100 bin kişilik bir yürüyüşle verdi. Generaller, ancak bu eylemin ardından, bir seçim tarihi belirlemek zorunda kaldılar.
SİP’in seçimsel aşama tespiti, yanlışlığı bir yana, Moreno‘nun Marksist yazına özgün bir katkısıydı. Böylece Marksistler, en fazla birkaç ay sürecek somut seçim kampanyaları dışında, asıl olarak seçimsel bir siyasi aşamanın varlığını da öğrenmiş oldular! Şaka bir yana, SİP, belki de seçimleri gerçekten bir “aşama” haline getirmeye çalıştığı için, açıklanan seçim tarihinden bir yıldan uzun süre önce, öyle budalaca bir seçim saplantısına kapılmıştı ki, seçimlere güçlü biçimde katılmak için kendisine ortak bulma arayışı içinde, o dönemde yaşanan yoğun kitlesel mücadeleleri bir yana bıraktı. SİP’in seçim ortağı olarak kendisine bulduğu yapı, küçük bir sosyal demokrat örgüt olan Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) idi.
MAS: “Reformist bir cephe-parti“
LIT-CI’nin “Arjantin’de kitlesel bir işçi partisi inşa etme” hedefi doğrultusunda davranan SİP’in düşüncesi, binlerce işçiyi ve militanı, sekter olmayan ve Troçkist olma koşulunun aranmadığı geniş bir cephede toplamaktı.[8] Moreno, SİP’in Merkez Komitesi’nde yaptığı bir konuşmada, MAS’ın amacını “devrimci olmayan, reformist bir cephe ya da parti“ oluşturmak diye özetledi.[9] 
Gerçekte, bu düşünce hiç de yeni değildi. Moreno, 1972’de Carlos Coral’ın sosyal demokrat Arjantin Sosyalist Partisi’yle birleşip SİP’i kurarken de aynı düşünceden hareket etmişti. O, işçi sınıfının Marksist devrimci alternatifini yükseltmek için mücadele etmek yerine, bir kez daha ”oportünist aceleciliğe“ kapılıyor; kitleleri kazanma adına kendisi kitlelere katılıyordu. Moreno’nun, Arjantin’de yeni bir ”parlamenter aşama“nın açıldığı biçimindeki tezi, gerçekte, bu sosyal demokrasiye yedeklenme pratiğine kuramsal kılıf bulmaktan başka bir şey değildi. 
MAS ”sosyalist bir Arjantin için“ başlıklı uzun programını açıkladığı 1 Mayıs 1983 tarihli bildirgesinde, Arjantin devletine ve onun sınıf karakterine ilişkin tek bir söz bile etmedi. Ordu üzerine söylemek zorunda kaldığı sözler ise Moreno’nun, ordunun ”demokratikleştirilmesi“ konusunda bilinen reformist formüllerinin yinelenmesinden ibaretti.[10] Unutmayalım ki Moreno’nun demokratikleştirilmesinden söz ettiği ordu, uzayın derinliklerinde değil Arjantin’deydi ve aralarında SİP üyelerinin de olduğu, çoğunluğu devrimci işçilerle öğrencilerden oluşan 30 bin dolayında muhalifi katlettiği diktatörlüğünün son günlerini yaşıyordu.
“İkinci bağımsızlık için!“
MAS, 1983 seçimlerinde, işçi sınıfına seslenmek üzere, “ikinci bağımsızlık için!“ biçimindeki yurtsever milliyetçi sloganı seçti. Bu, ”birinci bağımsızlığı” İspanyol sömürgeciliğine karşı mücadele sonucunda elde etmiş olan Arjantin burjuvazisinin, şimdi, emperyalizmden bağımsız ulusal kapitalizmini kurmasından başka bir anlama gelmeyen, açıkça burjuva ulusalcı, milliyetçi bir slogandı. Nitekim Moreno, bunun farkında olduğu için, ona ”sol“ bir makyaj yaptı ve programa, ”bankaların ve tekellerin ulusallaştırılması“ talebini içeren bir ”eylem programı“ ekledi. 
MAS, seçim kampanyası boyunca, burjuvazinin mülksüzleştirilmesi ve işçi iktidarı gibi temel Troçkist / Leninist talepleri ağzına bile almadı. Dahası, o ”emperyalizm karşıtı ikinci bağımsızlık“ talebinde bile oldukça dikkatliydi. MAS, ”dış borçların ödenmemesi“ talebini radikal buluyor ve bunun yerine, ”dış borç ödemelerinin geçici olarak durdurulması“ ve ”borç ödemelerini durdurmak için, borçlu ülkelerin uluslararası bir cephesinin oluşturulması“ taleplerini yükseltiyordu.[11] MAS’ın, bu tür reformist ve ulusalcı talepleri yükseltmesi bir hatanın değil; Morenoculuğun sosyal demokrat ya da ”ulusal burjuva“ güçler ile oportünist ittifaklar kurma biçimindeki asli çizgisinin ürünüydü.
MAS, artık yolun sonuna gelmiş olan askeri diktatörlüğün bir genel grev ve kitlesel seferberlik eliyle alaşağı edilmesi biçimindeki temel Marksist pozisyonu savunmadı. O, bunun yerine, ”askeri yönetimin derhal istifası“nı ve ”1976 [tarihinde seçilmiş olan] Kongre’nin [Arjantin parlamentosu] bir geçici hükümet kurarak sıkıyönetimsiz ve sınırlamasız genel seçim çağrısı yapmak üzere derhal toplanması“ talebini yükseltti.[12] Bu talepler, Arjantinli emekçilerinin demokratik yanılsamalarına bile hitap etmiyordu. MAS’ın özgür seçimler örgütlemek üzere bir geçici hükümet kurmak için toplanmasını istediği 1976 parlamentosu, Peroncuların egemenliğindeydi; her türden otoriter yönetime karşı ”demokrasi“ isteyen emekçiler ise Peronculuktan kopuyor ve liberal burjuvazinin ”Radikal Parti’sine yöneliyorlardı. 
Bu koşullar altında, kendisine Troçkist diyen bir örgütün öncelikli görevi, Peronculuktan uzaklaşan işçilerin burjuva Radikal Parti’ye yedeklenmesini önlemek, işçi sınıfının kitlesel seferberliğini yükseltmek ve onu devrimci bir program etrafında örgütlemeye çalışmak olmalıydı. Ancak MAS’ın politikalarını belirleyen şey işçi sınıfının uzun vadeli devrimci çıkarları değil, burjuva anayasacılığına sistematik uyarlanma stratejisiydi. 
MAS, baştan sona reformist ve milliyetçi talepler etrafında sürdürülen bir kampanyayla katıldığı 1983 Ekim seçimlerinde tam bir bozguna uğradı. Binlerce militanın, ülkenin dört bir yanındaki 600 yerel seçim bürosunda seferber edilmiş olmasına[13], kayıtlı olduğu iddia edilen 60 bin seçmene[14] ve ”generalsiz ve patronsuz sosyalist bir Arjantin“ gibi MAS’a önemli ölçüde oy kazandıran slogana karşın, Morenocular toplam oyların yüzde 1’inden daha azını aldılar. Bu oran, SİP’in 1970’lerde aldığı oyun üçte biri kadardı. Radikal Parti’nin adayı Alfonsin ise oyların yüzde 52’sini almıştı ki bu durum, MAS’ın seçimlerden hemen önce yaptığı ve onun “seçimsel dönem” masalıyla da çelişen, ”Arjantin devrimci bir duruma girmiştir“ tespitine[15] hiç uymuyordu. 
Halk cephesi politikası
Seçim sonuçları MAS üzerinde önemli etkilerde bulundu. Bunlardan en önemlisi, siyasi yaşamı boyunca, kendi yöntemini sorgulamak yerine -Peronizm karşıtlığından Peron’un uşaklığına; gerillacılıktan burjuva parlamentarizmine- sürekli yön değiştirmeyi tercih eden Moreno’nun, ilk kez ”seçimci [parlamentarist] bir sapma içinde“ olduklarını itiraf etmesiydi: ”Başarılarımız ve bize gösterilen ilgi karşısında sarhoş olduk; nesnel olmaktan çıktık. Gerçekliği görmekten vazgeçtik, dinlemeyi bıraktık; işçi sınıfı içinde gerçekten olup biten şeyin ne olduğunu fark edemez duruma geldik.“ Ancak Moreno, bir özeleştiri yapmaya kalktığı anda bile, sorumluluğu üstlenmekten kaçınıyor ve sempatizanlar da dahil, ”bir bütün olarak” partiyi kendi suçuna ortak etmeye kalkışıyordu: “Bu, üye ve sempatizanlardan önderliğe kadar, bir bütün olarak partinin hatasıydı.“[16] 
İktidara gelir gelmez IMF’nin yeniden yapılanma programını uygulamaya koyan Alfonsin yönetiminin ilk iki yılı, işçilerin yoğun sendikal mücadeleleriyle geçti. 1985 yılı ortalarına gelindiğinde, yıllık enflasyon yüzde 2 bin’i bulmuş, ücretler bir yıl öncesine oranla neredeyse üçte bir azalmıştı. Alfonsin, ücretleri ve fiyatları dondurdu. İşsiz sayısında tam bir patlama yaşanırken, ülke ekonomik çöküşün eşiğine gelmişti. Bu durum, Arjantin işçi sınıfının mücadelesinde yeni bir patlamaya yol açtı. Askeri diktatörlük döneminde, Peroncular ile Komünist Parti ve sosyalistler arasında ikiye bölünmüş olan CGT’nin 1984 yılı başında yeniden birleşmesinin de etkisiyle, yalnızca 1985 yılı içinde greve çıkan işçi sayısı 4,5 milyon oldu. Ancak bütün bu mücadelelere karşın, Arjantin işçi sınıfı, Alfonsin yönetimiyle bir toplumsal anlaşma yapmış olan ”yeni“ CGT bürokrasisinin denetiminde olmayı sürdürüyordu.
Öte yandan, 1983 seçimlerindeki başarısızlık Peroncu partiyi paramparça etmişti. Alfonsin hükümeti kitlesel desteğini hızla yitirirken, CGT içindeki ”asi Peroncular“ hükümetle uzlaşmış olan önderliğe karşı muhalefetin başını çekmeye başlıyordu. Böylesi bir ortamda, işçi sınıfı içinde, onu reformist burjuva ve küçük burjuva partilerinden ve sendika bürokrasisinden uzaklaştıracak talepler etrafında sistemli bir devrimci faaliyet sürdürmek yaşamsal öneme sahipti. Ancak ”oportünist aceleciliği“ kronikleşmiş olan Moreno, yüzünü işçi sınıfının en ileri kesimleri yerine ”sol“ Peronculara ve Stalinistlere döndü. MAS ile Arjantin Komünist Partisi ve ”İşçi Peronculuğu“nun temsilcileri arasında yapılan uzun görüşmelerin ardından, 1985 sonbaharında Halk Cephesi (Frente del Pueblo - FREPU) kuruldu.
FREPU’nun programı ile MAS’ın 30 ay önce açıklanmış reformist programı arasında özünde hiçbir fark yoktu. Onun ”sosyalist“ talepleri, borç ödemelerinin 10 yıl dondurulmasından, bankalarla tekellerin ulusallaştırılmasından ve toprak reformundan ibaretti. Cephenin burjuva devlet aygıtı karşısındaki tavrı da baştan sona anayasalcı ve reformistti. FREPU, ”ulusal anayasada belirtilmiş olan demokratik özgürlüklerin tam olarak uygulanmasından ve onlara tam saygı gösterilmesinden yana“ olduğunu açıklıyordu.[17] 
FREPU, 1985 Kasım ayında yapılan seçimlerde oyların yüzde 2’sini aldı. Alfonsin’in Radikal Partisi ile Peroncu Adaletçi Parti’nin yüzde 6 dolayında oy kaybettiği bu seçimlerde, Radikallerden kopan ”sol“ kanat yüzde 6 oy almış, en sağdaki UCD ise oylarını -1983 seçimlerine göre- ikiye katlamıştı. Bu seçimlerde FREPU’ya verilen 360 bin oy, asıl olarak, Peroncu partiden hayal kırıklığına uğramakla birlikte Peronculuktan kopamamış olan işçilere aitti. Onların, yüzlerini FREPU’ya dönmüş olmasının nedeni de bu cephenin, onların anayasalcı ve reformist yanılsamalarına (verili bilinç düzeylerine) uygun, burjuva demokratik bir programı savunuyor olmasıydı. Yani MAS onları sosyalizme kazanmamış; tersine, kendisi eski Peroncu işçilerin düzeyine inmişti. Moreno ve izleyicileri ise bu sonuçları, “MAS’ın doğru seçim stratejileri sayesinde kitleselleşmesinin ifadesi” olarak değerlendirdiler ve coşkuyla karşıladılar. Bu zafer sarhoşluğu, LIT-CI’nin aynı yıl toplanan I. Dünya Kongresi’ne de damgasını vurdu.
Moreno’nun ölümü ve mirası
Moreno, ne mimarı olduğu FREPU’nun çöküşünü ne de MAS’ın kitleselleşmesinin doruk noktasını ifade edecek olan bir sonraki seçimleri görebildi. Kurucusu olduğu “barbar Troçkizm“i, 45 yıl sonra Arjantin ve Latin Amerika sınırlarının ötesine taşıyıp uluslararası bir akım haline getirmiş olan Moreno, 25 Ocak 1987 günü öldü. 
Moreno’nun yalnızca Arjantin’de değil, dünya çapında önemli çalkantıların arifesinde gerçekleşen ölümü, bir bütün olarak LIT-CI adına hem yeri doldurulamayacak bir kayıp hem de iç çatışmalar ve parçalanmalarla damgalanacak yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Morenocuların, Moreno’nun ölümünün bu akım üzerindeki etkisini Troçki’nin ölümünün DE üzerindeki etkisiyle karşılaştırmaktan çok hoşlandığını biliyoruz. Onlara göre, Moreno’nun ölümü, uluslararası önderliğin niteliksel olarak zayıflamasına yol açmış; LIT-CI’nin yıkımına yol açan krizlerin ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştı.[18] 
Marksistler, tarihin tek tek bireylerin etkinlikleri üzerinden açıklanmasına cepheden karşı çıkmakla birlikte, kimi kişiliklerin belirli koşullar altında gerçekleştirdikleri etkinliklerle toplumlarının hatta insan soyunun geleceği üzerinde belirleyici rol oynadıkları gerçeğini göz ardı etmezler. Moreno’nun böylesi tarihsel bir kişilik olduğunu söylemek fazlasıyla zorlama olacaktır. Ancak onun, ”yeri doldurulamayacak“ birisi olmamasına karşın, kurucusu olduğu akım için yaşamsal öneme sahip olduğu bir gerçekti. 
Moreno’nun, kurucusu olduğu akımı 45 yıl boyunca tek önder olarak yönetmiş olması ve LIT-CI ile MAS’ın onun ölümünün ardından, eski yoldaşların birbirine karşı şiddet uyguladığı bir süreçte parçalanması onun yaratmış olduğu siyasi kültüre ilişkin genel bir fikir veriyor. 
Morenoculuğun, en baştan kuramsal bilgiye ve onu üretip taşıyan aydınlara karşı küçümseyici bir “parya tepkisi” ile damgalandığına değinmiştik. Moreno’nun ”barbar Troçkizm“ tanımlamasında ifadesini bulan bu durum, Morenocu resmi tarih tarafından bir övünç meselesi olarak kabul edilir. Oysa işçi sınıfının ve genel olarak toplumun kültürel olarak en geri kesimlerinin aydın düşmanı dürtülerine hitap eden bu kuram düşmanı tutum, “devrimci kuram olmaksızın devrimci eylem olmaz” şiarını yükselten Marksizmin yöntemine bütünüyle yabancıdır.
Moreno’nun, ilerideki yıllarda Bir-Sek önderliğine ilişkin eleştirilerine de yansıyacak olan kuramsal bilgiye ve tarihsel birikime karşı tepkiselliğin ilk doğrudan sonucu, Morenocu akımın kapsamlı ve tutarlı bir perspektiften ve stratejiden yoksun kalması oldu. Moreno’nun ve izleyicilerinin gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde sürekli olarak birbirini tekrarlayan savrulmalar yaşamasının nedenlerinden biri, onun, insan soyunun tarihsel deneyimini kapsayan entelektüel mirası karşısında sergilendiği bu inkârcı tavrıydı.
Moreno’nun ve izleyicilerinin yüzlerini her fırsatta burjuva ya da küçük burjuva önderliklere dönmesinin ardında yatan başlıca etmen, onun işçi sınıfının uluslararası devrimci kapasitesine, dünya devrimine ve dünya devriminin kurmay örgütü olarak IV. Enternasyonal’in rolüne ilişkin güvensizliğiydi. Morenoculuğu önce Peron’un “sol kolu” olmaya, ardından ulusalcı küçük burjuva gerillacılığına, nihayet burjuva parlamentarizmine sürükleyen şey, Marksist kurama ilişkin derin küçümsemeyle birleşmiş olan bu genel güvensizlikti. Pablocu oportünizmin bu temel özelliklerini taşıyan Morenocular, bu yüzden, Pablo’ya, Mandel’e vb. revizyonist önderlere karşı çıkarken bile, Pabloculuğu kendi içlerinde yaşatmaktadırlar.
Moreno’nun kendi adıyla anılan harekete bıraktığı en büyük miras, güçlü bir önder kültü oldu. Marksist kurama olan küçümseme ile desteklenen bu önder kültü, kaçınılmaz biçimde, örgüt içi terörle ve bürokratik yaptırımların eşlik ettiği, özünde liberal bir parti içi yaşam tarzı haline gelmiş; Morenocu akım içinde kollektif bir önderliğin oluşmasını tümüyle önlemişti. Hareketin önderliği içinde -elbette!- herkes eşitti ama bu eşitlerin hiçbiri Moreno’ya eşit olmadı, olamadı. Partinin kurucusu ve her şeyi olan Moreno’nun diğer eşitler üzerinde tam bir egemenlik kurup 45 yıl boyunca tek önder olarak kalabilmesinin başlıca nedeni, ısrarla belirtmek gerekiyor ki, Morenocu partilerin son derece geri teorik düzeyiydi. 
Moreno’nun en keskin ”Troçkist / Leninist“ söylemler eşliğinde en sağ politikaları yaşama geçirip akıl almaz zikzaklar çizerken, örgüt içinde Marksist bir direnişle karşılaşmadığını düşünmek için hiçbir neden bulunmuyor. Çünkü tersi durumda, bu akımın içinde düşünen bir başka insanın olmadığı gibi mantık dışı bir sonuca varmak gerekir. Peki, bu insanlar neredeydi? Daha doğrusu, Moreno’nun on yıllar süren oportünist politikalarına karşı çıkanlar nasıl olmuş da susmuştu? LIT-CI’nin resmi tarihinde bu ve benzeri soruların yanıtını bulmak -elbette- olası değil. 
Ancak, Moreno’nun ölümünden sonra Morenocular arasında yaşananlar, bu akımın önderliğindeki “eşitlerin”, seslerini ancak tek şefin yokluğunda yükseltip tartışabildiğini gösterdi. “Yoldaşlar” arasında gizli ayak oyunlarının, fiziksel şiddetin ve sürekli bölünmelerin eşlik ettiği bu “tartışmalar”, en trajik ifadelerini MAS’ın çöküşünde ve LIT-CI’nin parçalanmasında yaşandı.
Çöküş
LIT-CI, Moreno’nun ölümünden iki yıl sonra, 1989 Temmuzunda ikinci, ondan 10 ay sonra da (1990 Mayısında) üçüncü dünya kongrelerini gerçekleştirdi. O yıllarda, LIT-CI, MAS’ın Arjantin’de hızla büyümesinin ve şubelerinin sayısının artmasından kaynaklanan zafer sarhoşluğu içinde, ”kitlesel enternasyonal“ olma yolunda ilerlediğini ilan ediyordu. 
LIT-CI’nin söylemediği, belki de gerçekten ”göremediği“ gerçek, onun Arjantin, Brezilya, Paraguay ile kısmen İspanya dışındaki şubelerinin, bulundukları ülkelerin siyasi yaşamında hiçbir etkisi olmayan küçük propaganda gruplarından oluşu-   yor olmasıydı. Arjantin’de, MAS, 1980’lerin sonunda hızla kitleselleşiyordu ama oportünist bir ittifak ve reformcu bir program eliyle sağlanmış olan bu kitleselleşme, kesinlikle, LIT-CI’nin iddia ettiği düzeyde değildi. Benzeri durum, LIT-CI’nin Brezilya şubesi için de geçerliydi. LIT-CI ve MAS önderliği (gerçekte her iki örgütün önderliği de aynıydı), bu dönemde, ya başka bir dünyada yaşıyor ve aynı adı taşıyan başka bir örgütten söz ediyor ya da hareketin gücü hakkında açıkça yalan söylüyordu. Gelişmeler, trajik biçimde, her iki olasılığın da geçerli olduğunu gösterdi. LIT-CI’nin 1989’da 25 bin dolayında olduğu açıklanan üye sayısı bir yıl sonra 2 bin olarak “düzeltildi“; Arjantin’de ”iktidarın zaptına” ilişkin tespitin büyük bir hayalden ibaret olduğu ortaya çıktı (elbette, bütün yıkıcı sonuçlarıyla birlikte).
LIT-CI’nin akıl almaz siyasi körlüğü, doğallıkla, Arjantin’le sınırlı kalmadı. SSCB’de Gorbaçev eliyle 1985 yılından itibaren uygulanmakta olan Glasnost-Perestroyka politikasının yalnızca bu ülkede değil; bütün Doğu Avrupa’da canlandırdığı kapitalist restorasyoncu dinamiklerini göremeyen LIT-CI, gerçek yaşamdan büyük ölçüde kopuk bir ruh hali içinde topladığı 1989 yılındaki II. Dünya Kongresi’nde, Moreno döneminden beri geçerli olan ”dünya çapında devrimci durum“ tespitini iyice derinleştirdi. MAS ise SSCB’de ve Doğu Avrupa’da kapitalist restorasyona giden yolun bizzat Stalinist bürokrasi eliyle döşendiği bu dönemde, Arjantin’deki Stalinistler ile cephe politikasını sürdürüyordu. LIT-CI ve MAS önderliğinin siyasi körlüğü, 1990 Mayısındaki III. Kongre’de, Doğu Avrupa’ daki Stalinist diktatörlüklerin çöküşüne ilişkin akıl almaz tespitlerle tamamlandığında doruk noktasına ulaşacaktı. Artık bir önceki yıl ön-devrimci durum yaşayan Avrupa’da devrimci durum söz konusuydu; dünya çapındaki devrimci durum da, ”emperyalizmin felç olması“ gibi derin bir tespitle tamamlanmıştı.
LIT-CI, Berlin Duvarı’nın çöktüğü ve birçok Doğu Avrupa ülkesinde kapitalist restorasyonun başladığı bir dönemde toplanan bu kongrede onayladığı Dünya Durumu Üzerine Tezlerde, Moreno’nun “muzaffer demokratik devrimler“ (Şubat devrimleri) tezini Doğu Avrupa’ya uyarladı. Siyasi devrimin ilk aşaması (“bilinçsiz“ yani devrimci partinin olmadığı, kendiliğinden aşama) başarıyla tamamlanmıştı. Şimdi sıra “Ekim“de idi; işçi sınıfı bu ülkelerin çoğundaki Stalinist bürokrasi karşıtı devrimlerin önderliğini üstlenmiş ve ikili iktidar organlarını yaratmıştı vb. vb... 
Bir zamanlar Mandel’in “sosyalist demokrasi“ kavrayışını sözde “proletarya diktatörlüğü“ ve “Leninizm“ adına eleştirmiş olan Moreno’nun öğrencileri, yalnızca hayal dünyasında yaşamakla kalmıyordu. Onlar, Troçki’nin siyasi devrim programını unutmuş -belki de hiç incelememiş- olmanın bedelini ödüyorlardı. İşçi sınıfının siyasi iktidarı zaptı programının yerine Moreno’nun “yeni Şubatlarını” (demokratik devrim) geçirmiş olan LIT-CI’nin elinde, Stalinist bürokrasiye karşı kullanacağı tek bir talep vardı: “Bütün siyasi partilere özgürlük!“ Bu slogan, LIT-CI’yi nesnel olarak bürokrasinin “demokratik“ restorasyoncu kanadına yedekledi. 
LIT-CI, diğer Doğu Avrupa ülkelerindeki gelişmeler karşısında alacağı tavrın ilk sinyalini, daha Doğu Alman işçileri ayağa kalkıp Berlin Duvarını ve Honecker yönetimini alaşağı ettiğinde vermişti. LIT-CI’nin o dönemdeki ana sloganı “Almanya’nın derhal birleşmesi!“ idi. Moreno’nun burjuva “demokratik devrim“ kavrayışının yalın ifadesi olan bu sloganın, Alman emperyalist burjuvazisinin “ulusal birlik“ talebini ifade ettiği ve sürekli devrim mantığıyla hiçbir ilişkisinin olmadığı ortadaydı. LIT-CI’ye göre ise “Almanya derhal birleşsin“ sloganının yükseltmesi doğruydu; çünkü bu durumda, “her iki parçadaki Alman işçi sınıfı birleştiğinde, kıtadaki en güçlü proletaryayı oluşturacak; Almanya’da ve Avrupa’da sosyalizm için mücadelede bin kat daha güçlü olacaktı.“[19] 
Arjantin’de, Stalinistler ile artık neredeyse stratejik ortaklık haline gelmiş olan ittifakını genişleterek iktidarı alma hazırlıkları yapan, SSCB’de ve Doğu Avrupa’da “muzaffer Şubat devrimleri“ ve “kapıya dayanmış Ekim“ hayali gören LIT-CI, “onbinlerce üyeye sahip bir dünya partisi“ olduğunu ilan ettiği “doruk“ noktasında, karşısına dikilen gerçeklik duvarına çarptı. Morenoculuğun, her biri “has Morenocu“ olduğunu ilan eden çok sayıda eğilime bölünmesine ve büyük güç kaybına yol açan bu durum, bu akımın tarihsel birikime ve Marksist kurama dudak bükmesinin bedeliydi.
Morenocu enternasyonalizmin ve onun ana partisi MAS’ın Stalinist bürokratik diktatörlüklere paralel çöküşü, bir rastlantı değildi. Bu paralel çöküşlerin ardında, kapitalizmin küresel dinamikleri yatıyordu. Kurulduğu günden başlayarak ulusalcılıkla damgalanan LIT-CI, 1980’lerin sonunda ve 90’ların başında Arjantin’deki gelişmelere ve SSCB ile Doğu Avrupa’da yaşanan altüst oluşlara yanıt verebileceği kuramsal donanımdan, Marksist yöntemden ve işçi sınıfı eksenli enternasyonalist bir perspektiften yoksundu.

Dipnotlar

[1]Alicia Sagra, http://litci.org/en/index.php?option=com_content&view=article&id=1647&Itemid=3
[2] Alicia Sagra, http://litci.org/en/index.php?option=com_content&view=article&id=1647&Itemid=3
[3] İç Bülten LST (Fransa) No. 4, syf. 5
[4] LIT-CI, İç Bülten, 20 Ağustos 1982
[5] Alicia Sagra, http://litci.org/en/index.php?option=com_content&view=article&id=1647&Itemid=3
[6] Aktaran R Munck, Latin America: The Transition to Democracy, London 1989, syf. 107.
[7] “Projet de document national” (15 Eylül 1982), akt. İç Bülten LST (Fransa), No 5, 1982, syf. 9
[8] Projet de document national” (15 Eylül 1982), akt. İç Bülten, LST (Fransa), No 5, 1982, syf. 12
[9] Projet de document national” (15 Eylül 1982), akt. İç Bülten, LST (Fransa), No 5, 1982, syf 12
[10] Solidaridad Socialista 22 Nisan 1983
[11] Solidaridad Socialista 22 Nisan 1983
[12] Solidaridad Socialista 22 Nisan 1983
[13] MAS İç Bülten No. 27, 4 Kasım 1983
[14] Tribune Ouvrière, 20 Mayıs 1983, syf 4
[15] Tribune Ouvrière 17 Ekim 1983, syf. 4
[16] MAS İç Bülten No. 27, 4 Kasım 1983, syf. 1
[17] Tribune Ouvrière 30, 29 Kasım 1985,  syf. 20
[18] Alicia Sagra, http://litci.org/en/index.php?option=com_content&view=article&id=1647&Itemid=3
[19] Correo Internacional, No. 44, syf. 17