TANAP, Nabucco Projesi’nin Yerini Almaya Hazırlanıyor

Birkaç yıl öncesine kadar dünyanın en büyük enerji projelerinden biri olarak gösterilen Nabucco’nun geleceği giderek kararıyor. Zira projeye imza atan tarafların anlaşamaması ve mali açmazlar yüzünden aylardır yerinde sayan proje, Azerbaycan’dan SOCAR’la[1], Türkiye’den BOTAŞ ve TPAO’nun ortaklığıyla, 24 Aralık 2011’de ön mutabakatı gerçekleştirilen Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) 26 Haziran 2012’de imzalanan resmi anlaşması ile son darbeyi yemiş oldu. TANAP projesi ilk defa,  17 Kasım 2011’de, İstanbul'da düzenlenen 3. Karadeniz Enerji ve Ekonomi Forumu'nda gündeme getirilmişti. 
Bu anlaşmayla birlikte, Azerbaycan’ın Şah Deniz-2 sahasında yıllık 16-24 milyar metreküp doğalgazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıması öngörülen TANAP’ın kapasitesi, 23 milyar metreküpe çıkarılarak Nabucco’yla eşitlendi.  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasında imzalanan anlaşmaya göre TANAP, 5-7 milyar dolar yatırımla 5-6 yılda hayata geçecek. Projede, BOTAŞ ve TPAO olarak Türkiye’nin payı yüzde 20, SOCAR olarak Azerbaycan’ın payı ise yüzde 80 olacak. 2 bin kilometre uzunluğundaki boru hattının güzergâhı henüz tam olarak belirlenmemekle birlikte, bir kolunun Yunanistan'a, diğer kolunun ise Bulgaristan'a ulaşacağı öngörülüyor. Öte yandan, Azeri gazının, 2018'den sonra 6 milyar metreküpünün Türkiye’de kullanılması, 10 milyar metreküpünün de Avrupa’ya sevk edilmesi bekleniyor.
Türkiye’den BOTAŞ, Bulgaristan’dan Energy Holding, Macaristan’dan MOL, Avusturya’dan OVM, Almanya’dan RWE, Romanya’dan Transgaz’ın hissedar olduğu Nabucco projesi, 2013’te temel atmayı, 2017’de de ilk gaz akışını gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Ancak bu zaman kadar, Azeri gazı dışında net bir finansman kaynağı bulunamadı. Buna karşın, 25 Ekim 2011’de Azeri doğalgazının Türkiye üzerinden taşınmasını öngören Şah Deniz-2 anlaşması imzalandı. Ardından 24 Aralık 2011’de imzalanan TANAP ön mutabakatı bu anlaşmayı daha da güçlendirdi. Ayrıca, SOCAR, BOTAŞ ve TPAO dışında, İngiltere’den BP, Norveç’ten Statoil, Rusya’dan Lukoil, Fransa’dan Total de Şah Deniz-2’nin ortakları arasında bulunuyor. 
Türkiye kazanan tarafta
TANAP Projesi’ni Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile birlikte imzalayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi: “Dolayısıyla, bugün yalnız Türkiye-Azerbaycan enerji işbirliğinin geliştirilmesi ve ülkemizin enerji arz güvenliği açısından değil, Avrupa'nın enerji tedariki açısından da büyük önem arz eden bir olaya şahitlik ediyoruz. Bugünkü imzalanan anlaşmalarla birlikte, projenin hukuki altyapısının tamamlanmasına yönelik en önemli adım atılmıştır. Bu proje, ülkelerimiz arasındaki stratejik işbirliğini derinleştirmekle kalmayacak, ayrıca Azerbaycan ile Avrupa arasında Türkiye üzerinden organik bir bağ tesis edecektir. Projenin hayata geçmesiyle, ülkelerimiz hem Avrupa Birliği'nin kaynak çeşitlendirme hedefine kayda değer bir katkı sağlamış hem de Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde önemli bir rol de üstlenmiş olacaklardır. Diğer bir deyişle, Doğu-Batı enerji koridorunu oluşturan bütün bu projeler, bölgede güvenlik ve barışın geliştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanması yolunda stratejik atılımlardır. Bu tasarılar, bölge ülkelerinin birbirleriyle olan siyasi ve ekonomik bağlarının yanı sıra, batı dünyasıyla olan ilişkilerini de güçlendirmektedir. Bu yönüyle, söz konusu projeler salt bir ticari yatırım olmanın çok ötesinde anlam taşımaktadırlar”[2].
Kuşkusuz Erdoğan’ın açıklamaları, onun, liderliğini yaptığı Türk devleti ve burjuvazisinin artan gücüne duyduğu güvenin bir işaretidir. Küresel finans aristokrasisinin ve mali tekellerin liberal programını büyük bir kararlılıkla sürdüren Erdoğan iktidarı, Türkiye’nin “bölgesel güvenlik ve barışın” tesis edilmesi noktasında uluslararası emperyalizme yapacağı katkıların bilincinde hareket ediyor. Hali hazırda, Türkiye’nin Irak’ta, Afganistan’da ve Libya’da oynadığı “taşeronluk” rolü, Türk devlet elitlerinin ve hakim sınıflarının “ekonomik kalkınma” adı altında yürüttüğü, küresel sermaye projelerine yedeklenme stratejisinin de bir parçasıdır.
Aliyev ve Erdoğan arasında imzalanan anlaşma planlarına göre, TANAP’ın ilk etabı 2018’de tamamlanacak. 2020’de 16 milyar metreküplük hat kapasitesi 2023’te 23 milyar, 2026’da 31 milyar metreküpe çıkarılacak. SOCAR’ın TANAP projesiyle Türkiye’ye yapacağı toplam yatırım tutarı 2018’e kadar 17 milyar doları bulacak. Anlaşma planlarında bir aksilik yaşanmaması halinde, Türkiye bu proje ile Avrupa doğalgaz pazarına sadece transit ülke olarak değil, aynı zamanda hem icracı hem de satıcı ülke olarak girebilecek. Peki, TANAP projesinin Türkiye’ye tek getirisi bu mu? Elbette ki, bu kadar basit değil.  
Öte yandan, bu proje sayesinde NATO üyesi olan Türkiye, askeri alandaki “caydırıcı gücü” aracılığıyla, Avrupa doğalgaz piyasasının bir anlamda muhafızlığına da soyunabilecek. Zira ünlü finans spekülatörü G. Soros’unda belirttiği gibi, “Türkiye’nin en büyük ihracat ürünü ordusu”. Erdoğan, Soros’un bu tezini doğrularcasına şöyle diyor: ''Bu noktada şu hususu özellikle vurgulamak isterim; bizler, Hazar Havzası ve Orta Asya doğalgazının ülkemiz üzerinden alternatif güzergâhlardan Avrupa'ya sevkini öngören Güney Gaz Koridoru projelerini, gerek kendi enerji arz güvenliğimizi sağlamak gerek Avrupa'nın enerji arz güvenliğine katkıda bulunmak amacıyla güçlü bir şekilde destekliyoruz. Bu çerçevede, enerji stratejimizin temel bileşenlerinden birisi olan, kaynak ve güzergâh çeşitlendirmesine de büyük önem veriyoruz. Güney Gaz Koridorunun gerçekleşmesi, Azerbaycan enerji kaynaklarının güvenilir şekilde Avrupa'ya ulaştırılması bakımından da önem taşıyor''[3]. 
Bu durum da, Türk devletinin ve burjuvazisinin bu süreçten elinin güçlenerek çıkması beklenen bir sonuç olacaktır; o, bu yolla, çevresini kuşatan potansiyel rakip devletlere karşı enerji kartını politik, ekonomik ve askeri bir avantaja dönüştürebilme şansını da yakalayabilecek. Ayrıca bu durum, Türkiye’nin NATO ile kurmuş olduğu stratejik ilişkilerin derinleşmesine de neden olacaktır. 
Azerbaycan’ın stratejik hamleleri
Aliyev, İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) Projesi’nin imza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin bugün en yüksek zirvede olduğunu, iki ülke ilişkilerinin gittikçe güçlenip derinleştiğini söyledi. 
Dünyada Türkiye ve Azerbaycan arasındaki gibi sıkı ilişki olan ikinci bir birliktelik bilmediğini dile getiren Aliyev, şunları söyledi: “Türkiye ile bölge sorunları üzerinde birlikte hareket ediyoruz. Siyasi istişareler yürütüyoruz. Ekonomik alandaki işbirliklerimiz, bölgede büyük önem taşıyor. Gerçekleştirdiğimiz büyük projeler dünyada ses getiriyor. Enerji alanına gelirsek, bizim birlikte gerçekleştirdiğimiz büyük projeler bugün dünya enerji haritasına yeni tanımlar getirmiştir. Bölgeyi bizim birlikte yürüttüğümüz projeler olmaksızın tasavvur etmek imkansız. 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan, 2007’de Bakü-Tiflis-Erzurum, Avrupa’nın enerji haritasını büyük ölçüde değiştirdi. Bugün de tarihi öneme haiz TANAP projesine start veriyoruz”[4]. 
Öte yandan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TANAP projesinin sadece Türkiye-Azerbaycan projesi olduğunu belirterek, “Bu projeyi kendi gücümüz, paramız ve teknik imkânlarımızla yürüteceğiz. Bu projenin gerçekleşmesi sonucunda Türkiye’ye daha fazla gaz sevk edeceğiz ve Türkiye üzerinden Avrupa’nın enerji arzını karşılayacağız. Bu konuyla alakalı iki ülke arasında fikir ayrılığı yok. TANAP projesi büyük miktarda gaz sevkiyatını öngörüyor” dedi[5].
Aliyev’in konuşmalarından da anlaşılabileceği gibi, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki tarihi ve stratejik ortaklık, sadece enerji arzı-piyasası alanını değil, diğer siyasi, ekonomik ve askeri konuları da içermektedir. Türk ve Azeri yetkililer arasında, ekonomik tabanlı bölgesel işbirliğini esas alan bu türden projelerin, özellikle 2000’li yıllardan itibaren hızlandığı zaten bilinen bir gerçekti. Zira 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan, 2007’de Bakü-Tiflis-Erzurum projeleri, iki ülke arasında hızla gelişmekte olan diplomatik ilişkilerin ve ekonomik entegrasyon sürecinin ilk meyveleriydi[6]. Aliyev’in “dünya enerji alanına yeni tanımlar” getirme arzusuyla öncülük ettiği TANAP projesi, işte bu işbirliğinin en önemli saç ayaklarından biri olma özelliğine sahiptir.
Konuşması sırasında, Azerbaycan’ın gaz kaynaklarının çok yüksek olduğunu, Şah deniz yatağının 1,2 trilyon metreküp gaz potansiyeline sahip olduğunu, diğer kaynaklarda onaylanan miktarın ise 2,6 milyon metreküp olduğunu söyleyen Aliyev, “Bugün başladığımız proje belki 10, belki 100 yıldan uzun bir sürede bizim çıkarlarımızı temin edecek. Aynı zamanda Azerbaycan için yeni pazarların açılmasına olanak sağlayacak” dedi.[7]
Aliyev’in sözleri, Azeri burjuvazisinin ve devletinin TANAP projesine ne derece önem verdiğinin bir başka göstergesidir. Aliyev’in “100 yıllık çıkarlarımızı temin edecek” biçiminde tarif ettiği bu proje, özünde, hem Azerbaycan’ın enerji ihracatı kanalıyla küresel piyasalarla bütünleşmesini hem de onun özellikle Kafkasya’daki bölgesel etki alanını daha da arttırmasını olanaklı hale getirebilir.    
Öte yandan, Karabağ Sorunu nedeniyle sınır komşusu Ermenistan’la her an sıcak bir çatışmaya girme ihtimali bulunan Azeri devletinin, hem batılı emperyalist ülkelerin “takdirini” toplayabilmesi hem de bölgesel çıkarları gereği ekonomik ilişkiler kurduğu Rusya Federasyonu’na karşı “elini güçlendirebilmesi” (pazarlık gücünü arttırabilmesi), Türk devleti ile birlikte gerçekleştirdiği TANAP projesinin başarılı olmasına da bağlıdır.     
“Sıkıntı yok”
İmza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Recep Tayyip Erdoğan, TANAP Projesi’nden Türkiye’nin nasıl bir geri dönüş beklediği yönündeki soru üzerine, “Buradaki hedef doğalgaz 50 milyar metreküp. Bugün 6 milyar metreküp, ama daha sonra buradan 10 milyar metre küp doğalgaz alabileceğiz”, “Daha sonraki yıllarda ne kadar ihtiyacınız varsa, Aliyev gardaşım o kadar verebiliriz” dedi. “Sıkıntı yok” diye konuştu.[8]
Erdoğan’ın “gardaş ülke” olarak tanımladığı Azerbaycan’ın muazzam enerji kaynakları başta küresel sermaye odakları olmak üzerine, Türk egemenlerinin de ağzını suyunu akıtmaktadır. Resmi konuşmalara damgasını vuran tüm sahte dostluk mesajlarına karşın, hem ulus ötesi şirketlerin hem Türk burjuvazisinin Azeri doğalgazına gösterdiği bu ilgi kuşkusuz bir rastlantı değil.
Onlar, gerçekte ekonomik kriz ortamında kaybettiklerini, yeni yatırım alanları ve pazarlar yaratarak telafi etme gayreti içindeler. 50 milyar metreküpe denk düştüğü söylenen Azeri gazı, küresel kapitalizmin karşı karşıya kaldığı (kitlesel işsizlik, depresyon, ekonomik büyümedeki yavaşlama vb.) yapısal sorunların çözümünde elbette “devede kulak” kalsa da, TANAP projesi kanalıyla Avrupa piyasasına yapılacak olan enerji arzı, hem bu alanda faaliyet gösteren küresel enerji tekellerine hem Türk-Azeri egemenlerine bir nebze de olsa ilaç gibi gelecektir.
Türk ekonomisinin 2012 Ocak-Haziran aralığı arasında elde ettiği ekonomik büyümenin en önemli saç ayağının yüzde 8,5’le enerji alanında gerçekleşmiş olması, Türk devletinin TANAP projesi örneğinde olduğu gibi, küresel sermaye yatırımlarını çekecek bu tip ortaklıklara ne derece bel bağlamış olduğunun da bir başka göstergesidir.     
Bu yüzdendir ki, Erdoğan’ın kendinden emin bir şekilde söylediği “sıkıntı yok” sözü, onun, hem daha karlı enerji piyasalarına gözünü dikmiş olan emperyalist sermayeye hem de Azeri-Türk egemen sınıflarına güven telkin etme yönünde verdiği açık bir mesajdır.  
Petkim’in özelleştirilmesi
Öte yandan, Petkim’in özelleştirilmesi için 2 milyar dolar ödeyen SOCAR, hemen ardından Türkiye’nin ikinci rafinerisini inşa etmek için de harekete geçti. İzmir Aliağa’daki rafineri yatırımı ve liman için 5 milyar doları gözden çıkaran SOCAR, yeni yapılacak boru hattıyla birlikte Türkiye’ye toplam 12 milyar dolar yatırım yapmış olacak.
Erdoğan konuşmasının son bölümünde, Petkim konusunda Azerbaycan'ın tavrının her türlü takdirin üstünde olduğunu ifade ederek, Petkim'in özelleştirme projeleri içinde en önemli yatırımlardan biri olduğunu söyledi ve ekledi: “Orasının gerek rehabilitasyonu, gerek ilave yatırımlarla birlikte, orada çok farklı bir şehir oluşuyor. Sadece Petkim ile kalmıyor. Petrol ürünlerinin dışında, limandan tutun da oradaki yeni ilave tesislere kadar, rafine olayına varıncaya kadar bütün adımlar atılıyor. Bu adımlar atılınca bir şey çok önemli, Azeri gazı aynı zamanda kendi ünitesinde işlenir gibi orada işlenir hale geliyor. İşte tek millet olmanın en güzel ifadelerinden bir tanesi de Aliağa'dır, Petkim'dir, rafinerisidir, limanlarıdır ve saire…” [9].
Erdoğan’ın sözleri, Petkim özelleştirmesinden hareketle, önümüzdeki süreçte işçi sınıfına yönelik saldırıların daha da artacağına işaret etmekte. Zira Erdoğan, parçası olduğunu sınıfın (küresel burjuvazinin) işçi düşmanı politikalarına, “tek millet” söyleminin arkasına gizlenerek, “sınıflar üstü” bir hava vermeye, “ekonomik kalkınma” adı altında emekçi halkı yoksullaştıran sermaye politikalarını kararlıkla sürdürmeye devam edecektir.     
TANAP ve Nabucco projelerinin birleştirilmesi
Hiç kuşkusuz TANAP Projesi birçok açıdan büyük önem taşıyor. Burada özellikle iki olasılık öne çıkmakta: İlk olarak, projenin başarılı olması halinde TANAP, Türkiye’yi, petrolün ardından doğalgazda da önemli bir geçiş ülkesi haline getirebilir. İkinci olarak ise, TANAP, uzun zamandır tartışılan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’nın farklı bir biçimde de olsa hayata geçirilmesinin önünü açabilir. 
Örneğin, Enerji Bakanı Taner Yıldız, uzun süre önce TANAP projesinin Nabucco ile birleşebileceğinin sinyallerini vermiş ve şunları söylemişti: “İki hattın birleşme ihtimali var. Trans Anadolu, Nabucco ile birleşebilir. Nabucco bizim ortak olduğumuz bir projedir ve tabii ki o projenin geliştirilmesini Türkiye istemektedir ama öncelikli olarak Hazar doğalgazının aktarımı bizim için daha büyük önem arz etmektedir.”[10]
TANAP projesinin beklendiği gibi başarılı olması ve emperyalist hükümetlerin ve küresel enerji tekellerinin de desteklemesi halinde, bu iki projenin birleştirilmesi önünde hiçbir siyasi ve hukuki engel yok.  
Enerji alanında kıyasıya rekabet
TANAP projesi örneğinde olduğu gibi, tüm dünyada küresel ya da bölgesel güç odaklarının öncülüğünde gerçekleşen her türlü enerji projesi, özünde, hem uluslararası mali sistemin uzun süreli kriz halinden hem de birbirine “dost” ve rakip olan ulus devletlerin karşılıklı çıkarlarından kaynaklanmaktadır. 
Krizin yarattığı iktisadi ve sosyal yıkım karşısında ne yapacağını bilemez hale gelmiş olan küresel finans elitleri ve mali oligarşi, tıpkı “kudurmuş bir köpek” gibi, kendisine yeni karlar getirecek alanları fethetmek için, kıyasıya bir rekabet içinde. Hiç kuşkusuz bu rekabet alanlarının en başında da enerji sektörü gelmektedir. 
Enerji alanında yapılan yüksek maliyetli yatırımların, kapitalistlerin gözünde geri dönüşünün “kesin” gözükmesi ve geniş kitlelerin en az ekmek ve su kadar enerjiye gereksinim duyması nedeniyle, egemen sınıflar, bu alandaki yatırımlara özel bir önem veriyor. Zira 1980-90’lı yıllara damgasını vuran özelleştirme furyasından en fazla payını alan sektörlerin başında enerji sektörünün gelmesi, kuşkusuz küresel kapitalizmin evrensel bir ihtiyacından (yani yeni ve karlı yatırım alanları bulma ihtiyacından) kaynaklanmaktaydı.  
Bütün bu sebeplerden dolayı, sermaye sınıfı, kabaca 1970-80’lerde başlayan küreselleşme süreci ile birlikte, ulusal korumacılık döneminin aksine, daha önce hiç girmediği alanlara, yani daha önceki dönemde bütünüyle burjuva devlete devrettiği, sağlık, eğitim ve enerji vb gibi alanlara, bu defa derinlemesine nüfus etmeye, hatta bu alanları tarihte eşine az rastlanır ölçüde yağmalamaya hız vermiş bir durumda. 
Sonuç olarak, TANAP projesi olarak anılan enerji yatırımı da, esas olarak, Türk-Azeri burjuvazisinin ve devletlerinin küresel piyasalara entegre olma ve emperyalist enerji tekellerinin taleplerini karşılama ihtiyacından kaynaklı olarak gündeme getirilmiş ve uygulamaya konmuş kapitalist bir proje olma özelliğine sahiptir. Bu aşamada, Türk ve Azeri hükümetlerine ve onların temsilciliğini yaptığı egemen sınıflara düşen öncelikli görev ise, ancak TANAP gibi küresel sermaye projelerinin bölgesel “taşeronluğunu” başarıyla yerine getirmek olacaktır.

Dipnotlar

[1] Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi (SOCAR), Azerbaycan devletine ait petrol ve doğalgaz şirketidir. Azerbaycan'ın iki rafinerisini ve tüm petrol ve gaz boru hatlarını işleten SOCAR, aynı zamanda uluslararası ortaklıkların ülkede gerçekleştirdiği petrol ve doğalgaz projelerine de nezaret etmektedir. 70.000'den fazla işçisi olan SOCAR 2005'te, günlük 150.000 barrel oranında 14 milyon tondan fazla petrol üretmiştir. Üretilmiş petrolün çoğu Hazar Denizi'ndeki Azeri-Çırak-Güneşli yataklarından çıkarılmıştır. 1994'ten bugüne kadar SOCAR, yurtdışına yerleşen özel petrol şirketleri ile 25 üretim paylaşımı anlaşması imzalamıştır. 
[2] TANAP’ta imzalar atıldı, 26 Haziran 2012, akparti.org
http://www.akparti.org.tr/site/haberler/tanapda-imzalar-atildi/27922
[3] a.g.e
[4] TANAP'ta imzalar atıldı, 26 Haziran 2012, cumhuriyet.com
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=347866
[5] a.g.e
[6] Azerbaycan, 7 milyar varillik ham petrol ve 1,3 trilyon metreküp doğalgaz rezerviyle bugün dünyanın önde gelen enerji merkezlerinden biri. Sahip olduğu büyük enerji kaynaklarını Batılı tüketicilere satmak isteyen Azerbaycan bu konuda Türkiye ile yakın işbirliği içinde. 2006’da, Hazar petrolünü Doğu Akdeniz’e taşıyan, Bakü- Tiflis- Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı ile başlayan işbirliği, o günden bu yana büyük bir ilerleme kaydetti. BTC’den her gün 1 milyon varili, yani yılda 50 milyon ton ham petrolü Batılı piyasalara ulaştıran iki ülke, doğalgaz alanında da çok önemli işbirliklerine imza attı. 2007’de devreye giren Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğalgaz Boru Hattı ile Hazar doğalgazı ilk kez Türkiye üzerinden Batı piyasalarına taşınmış oldu. Bu hat üzerinden Türkiye’ye yılda 6,6 milyar metreküp doğalgaz satan Azerbaycan’ın asıl hedefi ise, ana karar verici olacağı büyük çaplı bir boru hattı projesini hayata geçirmek. Bu yüzden de Azerbaycan, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) Projesine büyük önem veriyor.
[7] TANAP'ta imzalar atıldı, 26 Haziran 2012, cumhuriyet.com
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=347866
[8] TANAP’ta imzalar atıldı, 26 Haziran 2012, akparti.org
http://www.akparti.org.tr/site/haberler/tanapda-imzalar-atildi/27922
[9] a.g.e
[10] Nabucco sizlere ömür!, 25 Nisan 2012, gazetevatan.com
http://haber.gazetevatan.com/nabucco-sizlere-omur/446243/2/Haber