Washington’ın Suriye'de Teröristleri Aracı Olarak Kullandığı Savaş

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın da katılması beklenen bir bakanlar kurulu toplantısını hedefleyen ve Suriye'deki yönetimin önde gelen üç isminin öldürüldüğü terörist saldırı, yönetimin Ulusal Güvenlik [Konseyi]nin Şam'daki binasında gerçekleşmişti. Saldırıda, Silahlı Kuvvetler Başkan Yardımcısı ve Esad'ın kayınbiraderi Assef Şavkat, Savunma Bakanı Davud Rajha ve Kriz Operasyonları Başkanı Hasan Turkmani öldürüldü. İçişleri Bakanı Muhammed Şaar, istihbarat şefi Hişam Behtiyar ve başka üst düzey yetkililer yaralandı.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bombaların, Esad'ın yakın çevresi için çalışan araçlardan ve korumalardan yararlanarak yerleştirilmiş olduğunu açıklarken, saldırıların sorumluluğunu hem ÖSO hem de Liva el-İslam (İslam Tugayı) üstlendi.
Baas rejiminin böylesi stratejik bir merkezinin bombalanması, üst düzey istihbarat, ilişkiler ve eğitilmiş uygulayıcılar olmaksızın gerçekleşemezdi. Bu saldırının, isyanı yönlendiren ABD'nin, Britanya'nın ve diğer Avrupalı emperyalistlerin bilgisi ve olası aktif suç ortaklığı olmaksızın gerçekleştiğine inanmak çok zor. Suriye, bugün, ABD, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından yüz milyonlarca dolar para yatırılmış gelişkin silahlarla, askeri eğitmenlerle ve istihbarat ajanlarıyla doludur.
Her durumda, ABD'deki ve Avrupa'daki önde gelen siyasi ve askeri yetkililer tarafından yapılan çok sayıda açıklama, bombalamanın Esad yönetimine karşı memnuniyetle karşılanan bir darbe olarak görüldüğünü gözler önüne sermektedir.
Britanya ile Fransa, bombalamayı ikiyüzlü biçimde kınadılar ama hemen ardından, BM Sözleşmesi'nin 7. Maddesi temelinde Suriye’ye karşı yaptırımlara destek verilmesinde ısrar ettiler. Yedinci Madde, askeri güç kullanımına olanak sağlamaktadır ve ona, en son, savaşın yolunu açmış olan Libya üzerine bir BM kararına zemin olarak başvurulmuştu.
ABD yönetimi, [bombalı saldırıya] karşıymış gibi bile görünmedi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü  Patrick Ventrell, “ABD Suriye'de daha fazla kan akmasını hoş karşılamamaktadır. Bununla birlikte, bu insanların [öldürülen üst düzey yetkililer kastediliyor – çev.] Esad yönetiminin Suriye halkına yönelik saldırısının başlıca mimarları olduğunu da kaydetmemiz gerekiyor” dedi.
ABD Başkanı Barack Obama, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i, Rusya'nın “Suriye'nin geleceğinde Esad'a yer olmadığı için … tarihin yanlış tarafında” yer almaya son vermesi konusunda açıkça uyardı.
ABD, sağcı İslamcılar ile fiili bir ittifak içindedir. ABD ordusunun eski bir istihbarat subayı olan ve şimdi Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde çalışan Joseph Holliday, New York Times'a, Suriye muhalefetinin el yapımı patlayıcıları etkili biçimde kullanmasının “kısmen Irak'ın doğusunda ABD birlikleriyle savaşırken bomba yapımını öğrenmiş olan Suriyeli isyancıların uzmanlığından kaynaklandığını” söyledi.
Hem Suriye Ulusal Konseyi (SUK) hem de ÖSO, çok sayıda CIA ajanının ve rejimin eski adamlarının yanı sıra, Müslüman Kardeşler ve onlardan daha aşırı Selefiler gibi İslamcı grupların egemenliğindedir. Alman haber dergisi Der Spiegel, bu hafta, SUK üyelerinden Randa Kassis ile bir röportaj yayımladı. Kassis, şunları kabul ediyordu: “Muhalefetin askeri bir atılım sergileyememiş olmasının nedeni, kısmen, İslamcı cihad savunucusu gruplar ile halkın çoğunluğu arasında yükselen farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Körfez ülkeleri tarafından finanse edilen ve donatılan bu İslamcı gruplar karar alma yetkisini acımasızca kendi ellerine alıyorlar.”
Kassis, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Amerikalılar, Arap Baharı'ndan etkilenen ülkelerde, kozlarını Müslüman Kardeşler'den yana oynuyorlar. Onlar, Müslüman Kardeşler'in gelecekte iktidara egemen olacağına inanıyor ve kendilerini buna uyarlıyorlar.”
Dünkü teröristler, Afganistan örneğini izleyerek, Washington tarafından günümüzün “özgürlük savaşçıları” haline getirilmekte ve yalnızca berbat bir kan banyosuna yol açabilecek olan mezhepsel bir çatışma içinde, Esad'ın Alevi [ağırlıklı] yönetimine karşı sürülmektedir.
Böylesi canice araçlar[a başvurulması], Washington'ın Ortadoğu'daki yağmacı amaçlarından bağımsız düşünülemez. Demokratik söylem ve Suriyeli kitlelerin durumundan kaygılanma rolü, Libya'ya karşı savaşta olduğu gibi, ABD'nin Ortadoğu ve onun petrol rezervleri üzerindeki egemenliğini güvence altına alma amacını gizlemektedir.
Terör saldırısı, Yedinci Madde'nin uygulanmasına destek vermelerini sağlamak için Rusya ile Çin üzerindeki baskıyı en üst düzeye çıkarmada kullanılmaktadır. Moskova ve Pekin 7. Madde'nin kullanılmasına karşı çıkıyorlar; çünkü onlar, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından onun yerini Rusya'yı bölgedeki tek askeri üssünden mahrum kılacak ABD yanlısı bir rejimin alacağının farkındalar. Bu durum Şii İran yönetimini yalıtacak ve büyük ihtimalle, İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah'a karşı -ABD'nin ticari ve askeri üstünlüğünü güvence altına almak için çeşitli dost Sünni yönetimlere ve kendi askeri zorbası İsrail'e yaslanmasını mümkün kılan- bir eylemine yol açacaktır.
Obama yönetimi İsrail’in bu amacına karşı çıkmayacaktır. İsrail yetkilileri, Suriye ile savaşta olduklarını ve gerekli her yöntemi kullanarak Esad'ı tahttan indirmeye çalışacaklarını açıkça belirttiler. Dünkü New York Times, resmi görevlilerin, “Suriye yönetiminin çökmesi” için beklenmedik durum planları üzerinde çalıştıklarını bildirdi. Esad'ın “muhalif güçlere ve sivillere” karşı kimyasal silah kullanması olasılığına ilişkin iddialar, ABD ile onun bölgesel müttefikleri İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın askeri müdahalesini meşrulaştıracaktı. Times'a göre, “Pentagon yetkilileri İsrail'in Suriye silah tesislerini imha etmek üzere harekete geçip geçmeyeceği konusunda İsrail savunma yetkilileri ile görüşmeler yapıyor...”
ABD yeni sömürgeci tutkular peşinde koşarken, ABD şirketlerinin ve bankalarının, küresel süper zenginlerin yaşamlarını daha önce hayal edilemeyecek bir lüks içinde sürdürmeleri için, dünyanın kaynaklarını yağmalama hakkının kanlı bedeli Ortadoğu'nun, Kuzey Afrika'nın ve Orta Asya'nın halklarına ödetiliyor.
Suriye'ye karşı ilan edilmemiş savaş, hızla, sonuçta İran'ı hedefleyen ve Ortadoğu'nun dört bir yanında Sünniler ile Şiiler arasında bütün yıkıcı etkileriyle mezhepsel düşmanlıkları kışkırtan daha kapsamlı bir bölgesel çatışma kaygısı doğuran, doğrudan askeri çatışmaya yol açabilir. 
Emperyalist devletlerin planlarında son derece önemli bir siyasi rol, Suriye muhalefetinin ardında hizaya geçen ve onun askeri saldırısını bir “devrim” olarak sunan çok sayıda sahte sol eğilim tarafından oynanmaktadır. Yaşananların devrim ile ilişkisi yoktur. Esad rejiminin hakkından gelme görevi, enternasyonalist ve sosyalist bir program temelinde, Suriyeli işçilere aittir. Emperyalist yanlısı muhalefete destek verilmesi, bu tür bir siyasi hesaplaşmaya engel oluşturmaktadır. Washington'ın, Londra'nın ve Paris'in Suriye'ye müdahalesi, en doğrudan şekilde SUK'un ve ÖSO'nun burjuva önderlikleri dolayımıyla gerçekleşmektedir.
Uluslararası düzeyde işçi sınıfının önünde duran yakıcı sorun, köklü bir emperyalizm karşıtı ve sosyalist düşünceler eliyle harekete geçirilmiş yeni bir savaş karşıtı hareketi biçimlendirmektir. Obama, Cameron, Merkel, Hollande ve onların benzerleri tarafından takınılan ikiyüzlü “Suriye'nin Dostları” pozuna, işçilerin ve gençlerin ortak düşmana karşı öfkesi ve birliğiyle yanıt verilmesi gerekiyor. Acil talep şu olmalı: Elinizi Suriye'den çekin!
20 Temmuz 2012