ABD Suriye’deki Vekil Savaşını Türkiye ile Birlikte Koordine Ediyor

ABD’nin Suriye’deki Beşar Esad rejimini devirmeye yönelik çabaları, Türkiye’de iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile danışıklı dövüş üzerinde odaklanmaktadır.
Türkiye, Suriye ile bir vekil savaşına başarıyla önderlik edebilecek ve Washington’ın arka planda borusunu öttürebileceği tek bölgesel güçtür. AKP, ayrıca, Suudi Arabistan’ı ve Katar’ı kapsayan Sünni temelli bölgesel ittifak hareketinin başını çekecek en iyi siyasi güç olarak değerlendiriliyor.
ABD, Suriye’deki askeri faaliyeti, Ankara tarafından kontrol edilen ve ABD’nin Esad sonrasında kukla yönetim olarak dayatma peşinde olduğu güçlerin çoğunu oluşturan Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) dolayımıyla koordine etmeye çalışmaktadır. Bu, yalnızca onun BAAS rejiminin eski üyelerinden ve sözde liberal burjuva muhaliflerinden kazanılmış kendi uzun süreli mevcutlarını değil ama öncelikle Müslüman Kardeşleri de içermektedir.
Müslüman Kardeşler, zaten, Tunus’ta ve Mısır’da Zeynel Abidin Bin Ali’nin ve Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra, Obama yönetiminin ABD’nin bölgesel çıkarlarını güvence altına almak için birlikte çalıştığı yönetimleri oluşturmuş durumda.
ABD, bu kesimlerin yanı sıra, hücum kıtaları rolünü oynamak üzere Irak’tan, Libya’dan ve başka yerlerden gelen ve Suudi Arabistan ve Katar yönetimleri tarafından finanse edilip silahlandırılan El Kaide’ye de bel bağlamaktadır.
ÖSO, en az El Kaide bağlantılı gruplar kadar Sünni bir mezhepsel güç olarak faaliyet gösteriyor. Ama Türkiye’de yerleşik komuta yapısı ve saflarında az sayıda güvenilir “liberal” bireyin varlığı, Was- hington tarafından, muhalefetin mezhepsel karakterini ve El Kaide’ye olan bağlantılarını örtbas etmeyi amaçlayan çok güçlü propagandada kullanılmaktadır. 
Bununla birlikte, Selefi güçlerin giderek artan rolünün ABD için siyasi olarak utanç verici olduğu görüldü. Bu yüzden, ABD yetkilileri, haftalardır, medyaya CIA ajanlarının isyancılara silah sağlanmasını denetlemek için çalıştıklarını vurgulayan raporlar veriyorlar. New York Times gazetesi, bu silahların, “Suriye’deki Müslüman Kardeşler’i de içeren karanlık bir aracılar ağı kanalıyla Türkiye sınırından aktığını ve parasının Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından ödendiğini” belirtmişti. 
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Ağustos ayı sonunda İstanbul’a yaptığı ziyaret, ABD-Türkiye işbirliğini güçlendirmeyi ve isyan harekâtı üzerindeki ABD kontrolünü arttırmayı amaçlıyordu. Clinton, en çarpıcı açıklamasını, uçuşa yasak bölge oluşturma ihtimalini ortaya attığında yaptı. Ama onun açıklamaları, aynı zamanda, ordu ve istihbarat yetkililerinin “gerçek ayrıntılara uyum sağlamayı” amaçlayan “çok yoğun harekât planlaması”na gönderme yapıyordu.
Washington’ın daha geniş bölgesel tutkuları, Maliye ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından o hafta sonu yapılan ve İran ile Hizbullah’ı Suriye ordu güçlerini eğitmekle suçlayan eşgüdümlü açıklamalarla vurgulandı. Maliye Bakanlığı’nın bir açıklaması, Hizbullah’ın genel sekreteri Hassan Nasrallah’ın, bütün faaliyetleri kişisel olarak denetlediğini belirtti. 
Türkiye, sınır bölgesinde Kürt grupların kurduğu denetimin oluşturduğu tehdide gönderme yaparak, Suriye’ye askeri bir saldırıya hazır olduğunu tekrar tekrar belirtiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Sınırda, şu anda tatbikatlar yapan üç tugayımız var… Suriye’nin kuzeyinde terörist bir örgüt yapılanmasını hoş görmemiz söz konusu değildir…” şeklinde uyarıda bulundu.
Erdoğan, 7 Ağustos günü, “Onun bir Müslüman olduğunu söyleyebilir miyiz?” sorusunu sorarak, Esad’a yönelik kışkırtıcı bir açıklama yaptı.
Bir Kürt ayaklanması tehlikesine gönderme yapılması, yalnızca Suriye’ye yönelik bir saldırıyı haklı çıkarmanın aracı değildir. Erdoğan, gerçekte, Türkiye’deki 20 milyon Kürt arasında kabaran huzursuzluk tehdidiyle ve Suriye’nin kuzeydoğu sınırı bölgesinde ayrılıkçı bir hareketin ortaya çıkması ihtimali ile karşı karşıyadır.
Suriye’nin sınır bölgeleri, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Kürt Ulusal Konseyi’nin (KUK) fiili denetimi altında. PYD daha önemli bir güç ve Türkiye’deki Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı.
Erdoğan, Irak Kürdistanı Başkanı Mesud Barzani ile uzlaşarak PKK’nin etkisine karşılık vermeye kalkıştı. Ama bu çabalar, Barzani’nin bir Suriye Kürt bölgesi oluşturmaya yönelik girişime destek vermesiyle başarısızlığa uğradı. Dahası, Barzani’yi kazanmaya çalışma çabası, özellikle de Kerkük’ten Ceyhan’a petrol ve doğalgaz taşıyacak bir boru hattı anlaşması ve gelişmekte olan milyarlarca dolarlık ticaret, Irak’taki Sii ağırlıklı hükümeti kızdırmış durumda.
Kerkük, Kürtlerin kendi bölgelerine katmaya çalıştığı, konumu tartışmalı bir kent. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu ay, Kürdistan’a, Kerkük’ü de içeren kışkırtıcı bir ziyarette bulundu.
Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, [11 Ağustos] Cumartesi günü yaptığı bir açıklamada Türkiye “[Kürdistan] bölgesine bağımsız bir devlet muamelesi yapıyor ve bu bizim tarafımızdan reddedilmektedir” dedi.
Fransız Total şirketine de, Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından kontrol edilen lisansların alımı için yapılan bir anlaşmayı iptal etmemesi durumunda, Irak’taki Halfaya petrol sahasındaki azınlık hisselerini satması gerekeceği söylendi.
Middle East Online’da yazan James M. Dorsey, Suriye’deki vekil savaşının olası yansımalarının “[bu ülkede yaşayan] 2,1 milyon Hristiyanın çoğunun Sünni egemenliğindeki Esad sonrası Suriye’den topluca göç etmesinden, Türkiye’nin Kürt isyancılara karşı kesintili savaşında yeni bir parlama noktası olarak Suriye’de bir Kürt bölgesinin ortaya çıkmasına kadar uzanacağını” belirtiyor. O, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Alevilerine yakın bir Şii cemaat olan ve Türkiye’nin nüfusunun yüzde 20’sini bulan Alevilerin daha fazla kararlılık sergilemesini  riske sokmaktadır.
Bu yüzden, Erdoğan’ın Suriye politikası Türkiye içinde önemli bir muhalefete yol açtı. Örneğin, Milliyet gazetesinde, Metin Münir, hükümeti, “Sünni eğilimleri, Yahudi düşmanlığı ve dış politika yoluyla içeride puan toplamak”la suçladı ve ekledi: “Suriye, Irak gibi parçalarına bölünüyor. Bu Türkiye’nin Alevi ve Kürt sorunlarını daha da karmaşık hale getirecek tehlikeli bir olgudur.”1
Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderi olduğu ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’ni Suriye’deki BAAS Partisi’nin “aynısı” olarak betimledi.
PKK, Suriye’de özerk ya da bağımsız bir bölge oluşturmayı başaracağını ve ABD ve diğer emperyalist güçlerle kendi anlaşmasını yapabileceğini hesaplıyor. Irak Kürdistanı’nın başkenti Erbil’de yayımlanan Rudaw’ın 13 Ağustos tarihli sayısı, PKK önderlik konseyinin önde gelen eski üyelerinden Nizamettin Taş ile bir söyleşi yayımladı.
Taş, bir “Suriye Kürdistanı”nın, yalnızca Barzani’nin “Türkiye’den gelen baskılardan dolayı ya da Suriye Kürdistanı’nda hemen iktidarı alma amacıyla” PKK ile rekabete girmemesi koşuluyla, nasıl ki “Irak Kürtleri Irak’a Amerikan müdahalesinden yararlandıysa” aynı şekilde kurulabileceğini belirtiyor. 
Taş, “Suriye’deki Müslüman Kardeşler, Esad’ın devrilmesinden sonra iktidarı alabilecek tek partidir. Ama İsrail, ABD ve Avrupa Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in Mısır ve Tunus’taki Müslüman Kardeşler’den farklı olduğuna inandıkları için son derece kaygılı” kanısında. “Dünyanın, Suriye’deki Sünnilere rakip olabilecek bir aktöre ihtiyacı var. Bu rolü Aleviler oynayamaz. Bu yüzden, Suriye’deki Kürtler yeni Suriye devletinde önemli bir ortak haline gelecekler.”
Böylesi yangına dönüşecek koşullar altında, Erdoğan’ın Suriye sınırı üzerindeki faaliyetleri, yalnızca Washington ile ittifak içinde Şam’a ve Halep’e yönelik doğrudan bir saldırıya yol açmakla kalmaz; bizzat Irak ve Türkiye topraklarında da bir çatışma yaşanabilir.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/aug2012/turk-a16.shtml

Dipnotlar

http://ekonomi.milliyet.com.tr/suriye-hayir-yapacaksan-once-kendineyap/ekonomi/ekonomi yazardetay/08.08.2012/ 1577816/ default.htm