ABD’nin Suriye’deki Vekil Savaşı Lübnan’a ve Irak’a Yayılıyor

Suriye’de yoğunlaşan vekil savaşı, mezhep savaşı ve Batılı askeri müdahale hayaletinin ciddi bir olasılık olarak belirdiği Ortadoğu’nun her yerinde kaygıya yol açıyor. Irak’ta [16 Ağustos] Perşembe günü 93 insan öldürülürken, bir dizi insan kaçırma olayı, Lübnan’ı komşusu Suriye’deki 17 aylık iç savaşa dahil olmaya sürüklüyor.
El Kaide’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı ABD önderliğindeki Sünni mezhep savaşında bir ortak olarak rolü, anlaşıldığı kadarıyla, onun Irak’taki faaliyetlerini güçlendiriyor. Geçtiğimiz iki buçuk hafta içinde Irak’ta El Kaide tarafından gerçekleştirilen saldırılarda 190 dolayında insan öldürüldü.
RAND Corporation’da çalışan El Kaide ve karşı-terörizm uzmanı Seth Jones, “Suriye’deki savaşın dinsel meşruiyeti ile finansmanda ve savaşçı sayısında gözlenen artış, hiç tartışmasız, Irak’taki El Kaide’ye yarıyor” demiş ve eklemişti: “O, Suriye’deki savaşın kontrolüne büyük ölçüde dahildir.”
Haziran ve Temmuz aylarında, son üç ayı bir yıl içindeki en ölümcül aylar haline getirecek şekilde, yüzlerce Iraklı öldürüldü. İki hafta önce, Bakuba’da ondan fazla yerel görevli, Başbakan Nuri el-Maliki’nin El Kaide’nin Irak’ta yeniden ortaya çıkmasını önleyemeyeceği yönündeki kaygılarını ifade ederek görevlerinden istifa etti.
Çatışma, kökleşmiş mezhepsel gerilimlerin çözülemeyen siyasi anlaşmazlıklarla biçimlenmiş bir ulusun içinde yüzeye çıkmaya başladığı Lübnan’da da kızışıyor.
[14 Ağustos] Salı gecesi, çoğu Şii Mukdad kabilesine üye maskeli kişiler, Beyrut’ta, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyeleri oldukları iddia edilen 20’nin üzerinde insanı kaçırdı. Bu kaçırma eylemi, Mukdad ailesinin bir üyesinin Suriye’deki Esad karşıtı güçler tarafından [13 Ağustos] Pazartesi günü Şam’da kaçırılmasına misillemeydi. Onlar, Hassan Salim al-Mukdad’ı Hizbullah ajanı olmakla ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı desteklemekle suçladılar; bu suçlama hem Hizbullah hem de Mukdad ailesi tarafından reddedildi.
Suriye rejiminin  Hizbullah’a (2006’da İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısını geri püskürten Lübnanlı bir Şii örgüt) olan siyasi ve askeri desteği, Washington’ın Esad’ı devrime çabasının ardındaki önemli nedenlerden biridir. Hizbullah ise, kendi adına, Esad’ın Sünni milisler tarafından devrilmesi durumunda hızla yalıtılacağından, silah ve para kaynaklarından mahrum kalacağından ve imha tehlikesiyle karşılaşacağından kaygılanıyor. 
Hizbullah önderi Hasan Nasrallah, dün [17 Ağustos] yaptığı konuşmada İsrail’i şöyle uyardı: “Lübnan ile savaş çok ama çok pahalıya mal olacaktır… Ülkemiz saldırıya uğradığında hiç kimseden izin beklemeyeceğiz.” Nasrallah, Hizbullah’ın, İsrail’e “yüzbinlerce Siyonistin yaşamını cehenneme çevirebile- cek” hassas güdümlü füzeler yağdıracağı uyarısında bulundu.
Lübnan hükümetinden önemli bir bilgi kaynağı, Lübnan’da yayımlanan Daily Star gazetesine, “Olanlar… bizim Lübnan’da büyük bir kaosun eşiğinde olduğumuzun açık belirtisidir” dedi ve ekledi, “Suriye’deki fırtına şimdi Lübnan’a ulaştı ve bunun geri dönüşü yok.”
Lübnan’ın doğusunda misilleme niteliğindeki saldırıyı izleyen diğer Şii kabileleri, Esad karşıtı Özgür Suriye Ordusu savaşçısı olduğu iddia edilen en az sekiz kişiyi daha kaçırdılar. Ayrıca, AP [haber ajansı], Bekaa Vadisi’ndeki Çtura kasabasında Esad’ı destekleyen bir Suriyeli iş adamının askerler tarafından kaçırıldığını bildirdi.
ÖSO savaşçıları, bu ayın [Ağustos ayı] başlarında, Şam’da 48 İranlıyı kaçırdı. ÖSO, Humus’da, Şubat ayında 11 İranlı hacıyı ve geçtiğimiz Aralık ayında beş teknisyeni kaçırmıştı.
Bu insan kaçırmalar Esad’ın çoğunluğu Şii ve Hristiyan olan destekleyicileri ile Suriye muhalefetinin asıl olarak Sünni destekleyicileri arasındaki mezhepsel bölünmeyi yansıtıyor. Mayıs ve Haziran aylarında, Trablus’ta ve Beyrut’ta Sünniler ile Şiiler arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Lübnan, Suriye’deki çatışmaya silah ticareti ve küçük sınır ötesi baskınlar yoluyla aylar öncesinden dahil olmuştu. Bununla birlikte, Suriye’deki savaş, şimdi, Lübnan’da kapsamlı bir iç savaşı ateşleme tehlikesi barındırmaktadır. 
Lübnan Başbakanı Najib Mikati, diğer şeylerin yanı sıra 30 yıllık bir Suriye işgaliyle sonuçlanmış olan 1975-1990 iç savaşına gönderme yaparak, “bu… bizi zor savaş günlerine, Lübnanlı yurttaşların kapatmaya çalıştığı bir sayfaya geri götürüyor” dedi.
Mikati, Hizbullah’ı kapsayan ve halen Lübnan’ı yöneten  koalisyon hükümeti 8 Mart İttifakı’nın üyesi. Bu koalisyon ve Lübnan devleti genel olarak ulusun Sünni, Şii, Alevi, Dürzi, Maruni ve Ortodoks grupları arasında sağlanmış nazik bir dengeye yaslanıyor. Hükümet, şimdiden, Lübnan’ın doğusundaki birçok bölgenin denetimini fiilen Mukdad gibi kabilelere devretmiş durumda.
Beyrut’un siyasi yorumcusu Rami Huri, hükümetin iç çekişmeyi denetleme becerisinin sınırlarını şöyle açıkladı: “Lübnan devleti güçlü bir merkezi devlet değil. Burada, Hizbullah ya da bu aile temelli milisler gibi küçük gruplar gibi devletin denetiminin dışında insanlar söz konusu… Bu olayların artmasından ve denetim dışına çıkabileceğinden kaygılanılıyor. Bu, sokaklarda silahlı çatışmalarla sonuçlanır.”
Lübnan kolluk kuvvetleri, 9 Ağustos günü, üst düzey Suriyeli subaylarla birlikte Sünnilere karşı “terörist saldırılar” düzenleyerek mezhepsel şiddeti kışkırtma komplosu kurduğu iddiasıyla, önceki Enformasyon Bakanı Michel Samaha’yı tutukladı.
Independent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Samaha’ya yönelik suçlamaların “açıklığa kavuşmuş bir kanıt olmaksızın” yapıldığını belirtti.
Lübnan Güçleri’nin önderi Samir Geagea, artan çatışmanın bir diğer belirtisi olarak, olağanüstü hâl ilan edilmesi çağrısı yaptı. Sağcı bir Hristiyan grup olan Lübnan Güçleri, Suriye’nin ülkedeki etkisine karşı çıkan ve Suriye’deki Esad karşıtı güçleri destekleyen muhalefetteki 14 Mart İttifakı’nın ikinci büyük partisi.
Geagea, Cuma günü düzenlediği bir basın toplantısında, “Her yurttaşın kafasında, şimdi, Lübnan’ın herhangi bir otoriteye, anayasaya ya da herhangi bir yasaya sahip olmayan, denetlenemez bir durumda olduğu düşüncesi oluşuyor” dedi ve ekledi: “Davaları ne kadar doğru ve iyi olursa olsun, olup bitenleri hiçbir şey haklı göstermez. Çünkü bu, ülkeyi felç etmekte ve devlet’in rolünü ortadan kaldırmaktadır.”
Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, artan risklere yanıt olarak, yurttaşlarına Lübnan’ı olabildiğince çabuk şekilde terk etmelerini önerdi.
ABD ve Türkiye, [17 Ağustos] Cuma günü, Mukdad kabilesi tarafından [15 Ağustos] Çarşamba günü kaçırılmış olan 20’den fazla insanın arasında bir Türk iş adamının yer almasına tepki olarak, Lübnan’a yapılacak yolculuklarla ilgili uyarılar yayınladı. 
Bir büyükelçilik açıklamasında şunlar yer alıyor: “ABD büyükelçiliği Lübnan’da ABD yurttaşlarına karşı saldırılar düzenlenmesi olasılığının arttı- ğına ilişkin haberler almıştır. Adam kaçırmayı, şiddetin ani bir şekilde kabarmasını, aile ve mahalleler arasındaki anlaşmazlıkların kızışmasını içeren olası tehditlerin yanı sıra Lübnan’ daki ABD yurttaşları terörist saldırıların da hedefidir.”
Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius Lübnan’a bir ziyaret yaptı. Fransız Dışişleri Bakanlığı’na göre, Fabius “başbakan, parlamento sözcüsü ve dışişleri bakanı gibi en üst düzey Lübnanlı yetkililerle buluştu. O, insani yardım kuruluşlarıyla bir araya geldi. Muhalefet ile de görüştü.”
Hazine Bakanlığının terörizm ve mali istihbarattan sorumlu müsteşarı David Cohen’e göre, “Suriye hükümetinin Suriye halkını şiddet kullanarak baskı altına almasına büyük destek” verdiği için Hizbullah’ı eleştiren Obama yönetimi de Lübnan’daki gelişmelere müdahalesini  giderek arttırıyor. “[O], bu terörist örgütün gerçek doğasını ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı varlığını ortaya çıkartmaktadır.”
Bu iddialar ikiyüzlüdür. ABD ile müttefikleri, CIA ve diğer istihbarat örgütleri dolayımıyla, Suriye’de savaşan Sünni gruplara büyük miktarda para ve silah akıtmaktadır. Bu savaş, şimdi, bütün bölgeyi bir kan banyosuna batmakla tehdit edecek şekilde Suriye sınırlarının ötesine yayılıyor.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://www.wsws.org/articles/2012/aug2012/leba-a18.shtml