Caterpillar’daki İhanet

Caterpillar’ın ABD’nin İllinois eyaletindeki Joliet kentinde bulunan fabrikasında çalışan 780 işçi, üç buçuk aylık zorlu bir grevin ardından, Uluslararası Makina Operatörleri Birliği (IAM) tarafından benimsenen acımasız bir uzlaşma sözleşmesini az bir farkla kabul etti. İşçilerin yaklaşık yüzde 40’ının çekimser kaldığı oylama, bir desteğin değil, sendika önderliğinin ihanetine olan nefretin ifadesiydi.
Sözleşme, gerçekte, şirketin işçiler tarafından Mayıs ayında reddedilmiş olan bütün önceki taleplerini içeriyor. Caterpillar işçileri şimdi altı yıllık sözleşme sürecinde gerçek ücretlerde tahminen yüzde 20’lik bir indirimle ve emekli maaşları ile sağlık yardımlarında kesintilerle karşı karşıya.
Caterpillar, bu yılın ikinci çeyreğinde, önceki yıla göre yüzde 67 artışla 1,7 milyar dolarlık rekor bir kâr yapmış olmasına rağmen işçilerin ücretlerini indirmekte ısrar ediyor. Şirketin CEO’su Douglas Oberhelman, bir önceki yıla göre yüzde 60 artışla, 2011 yılında, 16,9 milyon dolar kazandı.
Caterpillar’daki mücadele ulusal düzeyde dikkat çekti ve ABD şirket seçkinleri tarafından yakından izlendi. 22 Temmuz tarihli New York Times’ın ilk sayfasında yayımlanan bir makalede belirttiği gibi, “o, şirket, işleri büyürken işçilerinden aşırı ödünler peşinde koştuğu” için, “Amerikan işçi-işveren ilişkilerinde bir örnek durum haline gelmiştir.”   
Makale, Caterpillar’ın, işçilerin yaşam standartlarına yönelik saldırısını şimdiki ücretlerin “piyasadaki düzeyin üzerinde” olduğu iddiasıyla haklı gösterdiğini belirtti. Bu ulusötesi iş makinesi devi, “piyasa ücreti” talebiyle, Amerikan işçileri için yeni bir ölçüt koyuyordu.
Her türlü “toplumsal anlaşma” ya da “Amerikan yaşam standartları” bahanesi ortadan kalkmıştır. Bundan böyle, ücretler, ABD merkezli şirketlerin küresel piyasalarda kârlı biçimde rekabet edebilmek için gerekli olduğunu belirttikleri düzeye indirilecekti. ABD işçileri için “piyasa ücreti”, küresel emek piyasası tarafından belirlenecek; yani, Amerikan ücretleri Çin, Hindistan ve Doğu Avrupa gibi ucuz işgücü cennetlerinde varolan düzeylere indirilecekti.
Benzeri konu, [21 Ağustos] Salı günü, Caterpillar sözleşmesi üzerine bir başyazıda sinsice sevinen Wall Street Journal tarafından yinelendi. Gazete, “Cuma günkü oylama… Amerikan şirketlerinin küresel bir ekonomide rekabet gücünü koruması gerektiğinin örgütlü işgücü içinde giderek daha fazla kabul gördüğünün bir işaretidir” diye yazdı ve sürdürdü: “Bu, Caterpillar için, işgücüne, Amerikan imalatçılarıyla yapılan sendika sözleşmelerinde eskiden alışıldık olan piyasa üstü bedellerin değil, piyasa bedellerinde ödeme yapılması anlamına gelir.”
IAM, Amerikan şirketlerinin medyadaki başlıca sözcülerinden aldığı bu övgüyü, ilk günden beri grevi yalıtmaya ve sabote etmeye çalışarak haketti. O, Caterpillar’ın diğer fabrikalarında, hatta sözleşmeleri yaklaşanlarda bile, dayanışma grevleri çağrısı yapmayı reddetti; fabrikaya, şirketin üretimi sürdürmesini mümkün kılan grev kırıcıların akmasını engellemek için hiçbir şey yapmadı.
IAM, kasıtlı olarak, grevdeki işçilerin moralini bozmaya ve onların mücadelesini yenilgiye uğratmaya çalıştı. IAM, bütün diğer resmi sendikalar gibi, uzun süre önce gerçek bir işçi örgütü olmaktan çıkmıştır. O, şirket yönetiminin bir kolu olarak hizmet sunan bir işçi sendikasıdır. O, işçilerin sırtından elde edilen kârlardan bir pay alma peşinde olan zengin ve yozlaşmış bir memurlar tabakasının kontrolündedir.
Bir zamanlar “sendika” sözcüğünü işçilerin özlemleriyle birleştirmiş olan sınıf mücadelesiyle, militanlıkla ve dayanışma geleneğiyle her türlü bağlantısını koparmış olan bu örgütler, bugün, kesinlikle, sözde temsilcisi oldukları işçilerin ücretlerinin ve yan ödemelerinin indirilmesi için aktif şekilde faaliyet göstermektedirler.Bu sendikalara göre işçilerin yoksullaşması ve hızlı çalışması, küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketleri ABD içinde üretim yapmaya çekmek için gereklidir. Bu, öte yandan, söz konusu sendika memurlarının yüksek maaşlarını ve ikramiyelerini finanse etmede gereken aidat gelirlerini sağlamak için yeterli bir tutsak işçi havuzunu sürdürmenin önkoşuludur.
Caterpillar işçilerine ihanet, sendikaların organize ettiği on yıllara uzanan yenilgiler dizisinde yalnızca en son halkadır. Yakın geçmişte, şirketlerin ve hükümetin, kapitalist sistemin Wall Street’in Eylül 2008’deki çöküşüyle başlayan çöküşünün bedelini işçi sınıfına ödetme yönelimine karşı sendika önderliği, işçiler tarafından başlatılan her türlü girişimi sabote etti.
Joliet’teki oylamadan yalnızca iki gün önce, Amerika Kamu İşçileri Sendikası, elektrik şirketi Consolidated Edison tarafından dört haftadır grevde olan New Yorklu 8.500 işçiye ödünlerle dolu bir sözleşme dayattı.
Şubat ayında, Birleşik Çelik İşçileri [Sendikası], Ohio’nun Findlay kentinde bulunan Cooper Tire’daki üç aylık greve, şirketin bütün önemli taleplerini kabul ederek son verdi.
Amerika İletişim İşçileri [Sendikası] ile Uluslararası Elektrik İşçileri Birliği, bir yıl önce, bugüne kadar bir sözleşme olmaksızın çalışan 45.000 Verizon işçisinin grevini iptal etti.
Sendikaların gerici rolü, onların Amerikan büyük şirketlerinin en büyük iki partisinden biri olan Demokratik Parti ile siyasi ittifakıyla bağlantılıdır. Sendikalar, bugün, 2009’da işe alınan herkese yüzde 50 oranında ücret kesintisi koyup General Motors ile Chrysler’i iflasa zorlayarak şirketlerin ücret kesintisi yönelimine öncülük eden Barack Obama’nın yeniden seçilmesini destekliyorlar.
Sendikaların işçi sınıfının çıkarlarına düşman örgütlere dönüşmesi, onların ulusalcı ve kapitalizm yanlısı yönelimlerinin sonucudur. Sendikalar, üretimin küreselleşmesine ve Amerikan kapitalizminin geçtiğimiz 40 yıl boyunca gerilemesine, kendilerini her zamankin- den daha doğrudan şirket yönetimlerinin bir kolu haline getirerek karşılık verdiler.
Joilet’teki işçilerin Caterpillar’ın dayatmalarına karşı mücadele kararlılığı, Amerikan işçi sınıfı içinde yükselen devasa öfkenin ve muhalefetin bir ifadesidir. O, sınıf mücadelesinin uluslar- arası düzeyde yeniden canlamasının bir parçasıdır. Bununla birlikte, birbiri ardına ihanete ve yenilgiye uğrayan mücadelelerin göstermekte olduğu gibi, işçiler, işlerini, ücretlerini ve yaşam koşullarını resmi sendikalar çerçevesi içinde savunamazlar.
Yeni mücadele organlarının; işçilerin çıkarlarının şirketlerin ve mali aristokrasinin kâr dayatmalarına tabi kılınmasını reddeden bağımsız taban komitelerinin inşa edilmesi gerekiyor.
İşçi sınıfının çıkarlarının savunulması mücadelesi, öncelikle, şirketlerin iki büyük partisine ve onların savunduğu kapitalist sisteme karşı siyasi bir mücadeledir. İşçi sınıfının, büyük şirketlerin demokratik denetim altında toplumsallaştırılmasını ve mali oligarşinin haksız servetine el konulmasını içeren sosyalist bir perspektif üzerine kurulu kendi siyasi partisine ihtiyacı var. Bu, ekonomik yaşamın kâr için değil ama toplumsal gereksinimlerin karşılanması üzerine kurulu bir şekilde yeniden örgütlenmesinde kritik öneme sahip bir adım olacaktır.
Sosyalist Eşitlik Partisi ve onun ABD başkanlığı adayı Jerry White ile başkan yardımcısı adayı Phyllis Scherrer, seçimlere, işçi sınıfının kitlesel sosyalist hareketini inşa etme mücadelesinin bir parçası olarak katılıyorlar. Bütün işçilere programımızı incelemeleri, kampanyamızı desteklemeleri ve sosyalizm mücadelesine katılmaları çağrısı yapıyoruz.
SEP’in kampanyası hakkında bilgi edinmek ve ona katılmak için, “socialequality.com” internet sayfasını ziyaret edin.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/aug2012/pers-a22.shtml