Kürt Meselesinde Savaş Dönemi

Türkiye’deki Kürt sorunu, özellikle Temmuz ayının sonundan itibaren savaş ekseninde ilerliyor. Geçtiğimiz aylarda yoğunlaşan çatışmalar, “23 Temmuz süreci” ve PKK’nin “taktik değişiklik” açıklamasıyla açık bir savaş halini almış durumda. PKK, gerilla savaşının ana taktiği olan “vur-kaç” eylemleri yerine, Hakkâri Şemdinli bölgesinde cephe savaşı olarak adlandırılabilecek bir süreç başlattı. 
Sürecin bu noktaya gelmesi hiç şüphesiz tesadüf değil. Önceki sayılarımızda da ifade ettiğimiz üzere, “Kürt açılımı”nın başlatıldığı dönem ile içinden geçmekte olduğumuz dönem arasında büyük kırılmalar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Suriye Kürdistan’ında Baas rejiminin kontrolü kaybetmesi, bu kırılmaların sonuncusuydu. Suriye’ye karşı açık işgal hazırlıklarının sürdüğü mevcut durumdan yararlanmak isteyen PKK, saldırılarını arttırıp Suriye’yi örnek göstererek, Türkiye devletiyle çok daha güçlü bir şekilde masaya oturmayı ve özerklik hedefine ulaşmayı amaçlıyor. Yeniden ivme kazanan savaşın bedelini de, başta onun içinde kalanlar, köyleri bir kez daha boşaltılanlar ve çatışmalarda ölenler olmak üzere, Kürt ve Türk emekçileri ile gençleri ödüyor.
Geçtiğimiz ay, PKK’nin etkisini arttırmasının bir örneği olarak, CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün kaçırılmıştı. Aygün serbest bırakılmasının ardından yaptığı açıklamada, gerillalarla yaptığı konuşmaları aktardı ve onların “savaşın sona ermesini istediklerini, hedefledikleri demokratik özerklik sisteminin kimi Avrupa ülkelerinde de var olduğunu” ifade ettiklerini söyledi. Aygün’ün ağzından aktarılan bu ifadeler ilk kez dile getirilmiyor. PKK ve BDP cephesinden bu yönde çok sayıda açıklama yapıldığı biliniyor. 
“Demokratik özerklik” üzerine geçmiş dönemlerde kaleme aldığımız yazılarda, biz de, bu programın Avrupa Birliği’nin yerel yönetimler programıyla uyumlu olduğunu ve gerçekte hem AB hem de Türkiye burjuvazisinin hedefleriyle çakıştığını ifade etmiştik. Programın çakışması, elbette o programa önderlik etme hedefi taşıyan kesimlerin çatışmasını engellemiyor. Türkiye’nin tamamında hayata geçirilmesi hedeflenen yerel yönetimlerin güçlendirilmesi programıyla birlikte, Kürt illerinin kontrolünün PKK önderliğindeki Kürt hareketine geçmesi riski,  AKP’yi bu programı uygulamaya koymaktan uzak tutuyor. 
Bu noktada, Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi (PYD) liderlerinin yaptığı röportajlar ve açıklamalar oldukça aydınlatıcı. PYD’nin üstüne basarak vurguladığı birkaç nokta var. Bunlardan biri, Türkiye’ye düşman olmadıkları ve ona yakın olmak istedikleri, bunun için de Kürt sorununun demokratik çözümünün geliştirilmesi. Kendilerinin “Suriye’nin BDP’si” olarak kabul edilmesini isteyen PYD liderleri, açıkça, bölgede emperyalistlerin doğrudan müdahalesiyle oluşan yeni durumda Türkiye ile birlikte çalışmak istediklerini ifade ediyorlar. 
Türkiye’de siyasi gündem, Suriye’deki iç savaş hem de PKK ile yoğunlaşan çatışmalar nedeniyle savaş eliyle belirleniyor. Bu durum -PKK üstlenmemiş olsa da- Gaziantep’teki sivillere yönelik terör eyleminin hükümet ve medya tarafından PKK’ye mal edilmesi nedeniyle, birçok ilde Kürtlere yönelik saldırıların gelişmesine yol açıyor. 
Şoven-milliyetçiliğin kışkırtılması, hiç şüphesiz egemenlerin Suriye’ye yönelik savaş hazırlıklarının da bir parçasıdır. İçerideki çatışmaların ve dışarıya yönelik savaş hazırlıklarının yoğunlaştığı bu dönemde militarizme ve savaşa karşı çıkmanın tek tutarlı yolu, bu yaşananların nedeni olan kapitalist sisteme ve burjuva egemenliğine son vermek için işçi sınıfının uluslararası devrimci birliğini oluşturmaktan geçiyor.