Washington’ın Suriye’deki Vekili: El Kaide

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, [7 Ağustos] Salı günü, “vekiller ya da terörist savaşçılar göndererek Suriye halkının içinde bulunduğu kötü durumdan  faydalanmaya kalkışan” herkese bir uyarı yayınladı. Clinton, bu tür eylemlerin “hoş karşılanmayacağını” vurguladı.
Ne o, ne de Dışişleri Bakanlığı tam olarak hangi ülkelerin ya da örgütlerin uyarıldığına ilişkin bir açıklama yapma gereği duydu. Clinton’ın ikiyüzlü açıklamalarının ardında yatan gerçek şu ki, Suriye’de rejimi değiştirmek için başlattıkları savaşı sürdürmek için bu tür “vekillere” ve “terörist savaşçılara” bel bağlayanlar, onlara para akıtanlar ve onları silahlandıranlar bizzat ABD emperyalizmi ve müttefikleridir.
Bu güçlerin başında, Washington’ın sözümona şeytanı, İslamcı terörist örgüt El Kaide gelmektedir.
El Kaide’nin Suriye’deki iç savaşta belirleyici bir rol oynadığının resmi çevreler içinde giderek daha fazla kabul edilmesi, hem Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini devirmeye yönelik ABD destekli girişimin hem de Washington’ın “terörle mücadele” yalanının gerçek doğasını açığa çıkarmaktadır.
Suriye yönetiminin El Kaide teröristleri ile savaştığı yollu açıklamalarını “propaganda” olarak aylarca reddetmiş olan şirket medyası ve ABD hükümetine yakın kaynaklar, şimdi, bu örgütün Suriye’deki gelişmelerde oynadığı rolü kabul etmekle kalmıyor, onu övüyorlar. 
Önde gelen ABD haber ağlarının hepsi, Pazartesi ve Salı günleri [6 ve 7 Ağustos], El Kaide’nin Suriye’deki varlığını öne çıkartan haberler verdi. Bu, New York Times’ta geçen ayın sonunda yayınlanan ve El Kaide’nin Doğu Akdeniz Halkı İçin El Nusra Cephesi, Abdullah Azzam Birlikleri ve Al Baraa ibn Malik Şahadet Birliği adlı üç grup dolayımıyla, sözde Suriye “devrimi”nin kalbinde faaliyet gösterdiğini belirten bir haberin ardından gerçekleşti.
El Kaide’nin rolüne ilişkin en samimi itiraf, Pazartesi günü, Middle Eastern Studies’in [Ortadoğu Araştırmaları] önde gelen üyesi ve Dış İlişkiler Konseyi’nin Ortadoğu’daki İslamcı siyasi hareketler üzerine başlıca araştırmacılarından biri olan Ed Husain’in, konseyin internet sayfasına gönderdiği bir makalede yapıldı.
Husain şunları yazıyor: “Suriyeli asiler, saflarında El Kaide’nin olmaması durumunda bugün son derece güçsüz olacaktı. Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kıtaları genel olarak yorgun, bölünmüş, karmaşa içinde ve etkisiz… Oysa El Kaide savaşçıları moralin yükselmesine yardımcı olabilir. Körfezdeki Sünni yandaşlar tarafından finanse edilen Cihatçıların yoğun katılımı disiplin, dinsel coşku, Irak’tan çatışma deneyimi; en önemlisi müthiş sonuçlar getiriyor. Kısacası, ÖSO’nun şimdi El Kaide’ye ihtiyacı var.”
Husain, ÖSO’dan ayrılarak onun saflarına katılmaların sürmesi ve “yabancı savaşçıların saflarının artmaya devam etmesi” durumunda, ”El Kaide Suriye’deki en etkili savaşkan güç haline gelebilir” öngörüsünde bulundu. En son medya haberleri, Irak’tan, Suudi Arabistan’dan, Yemen’den, Ürdün’den ve başka yerlerden gelen çok sayıda insanın yanı sıra, Çeçenistan gibi uzak bölgelerden İslamcı savaşçıların Türkiye sınırından Suriye’ye aktığını ortaya koyuyor.
Peki, ABD’nin tepkisi ne? Husain, “Şimdiye kadar, Washinton bu konuyla ağırlıklı olarak ilgilenmekte isteksiz görünüyor” diye yazıyor. “Siyaset yapıcıların dile getirilmeyen pozisyonu, önce Esad’dan kurtulmak (İran’ ın bölgedeki konumunu zayıflatmak) ve El Kaide ile bunun ardından ilgilenmek.”
Bu tür açıklamalar üzerinde düşünülmeden yapılmıyor; onlar Amerikan politikasına ilişkin derin bir bilgi üzerinde yükseliyorlar. Dış İlişkiler Konseyi, Dışişleri Bakanlığı’nın Washington’daki beyin takımı ile son derece sıkı ilişkilere sahiptir. Onun yönetim kurulunda önceki iki Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Madeleine Albright bulunuyor.
Burada söz konusu olan şey, hem Suriye’deki savaş hem de ABD’nin hem iç hem de dış politikasına on yıldan uzun süredir denektaşı olarak hizmet etmekte olan “terörizme karşı küresel mücadele” için bahaneler yaratmaya yarayan siyasi gerçekliklerdir.
Washington Suriye’de demokrasi ve insan hakları için savaş vermiyor. O, Tahran ile tarihsel bağlara sahip olan rejimi devirmenin bir aracı olarak Suriye halkına karşı dizginlerinden boşalmış bir kıyımı içeren pis bir savaşa bulaşmıştır. Bu, öte yandan, enerji zengini ve jeo-stratejik olarak yaşamsal öneme sahip Basra Körfezi ve Orta Asya bölgelerinde bölgesel egemenlikte bir rakip olarak İran’ı bertaraf etmeyi amaçlayan daha geniş bir savaşa zemin hazırlamak anlamına gelmektedir. 
İran’ın bu amaçların farkında olduğu, Şam’a giden İranlı diplomat Said Celili tarafından [7 Ağustos] Salı günü dile getirildi. O, “Suriye’de olanlar Suriye’nin iç meseleleri değil; direniş ekseni ile onun bölgedeki ve dünyadaki düşmanları arasında bir çatışmadır” dedi.
New York Times, “Tahran’ın Suriye’deki çatışmayı, nihai hedefin İran olduğu kapsamlı bir uluslararası savaşın parçası olarak görmesinin şaşırtıcı“ olmadığını kabul ederek, bu açıklamanın doğruluğunu olabildiği kadar itiraf etti. Gazete, şöyle devam etti: “İran’ın paranoyasının köklerini anlamak için haritaya bakmak yeter. İran, 1979’daki devrimden bu yana, on yıllardır durmadan bir ABD askeri üsleri ağıyla kuşatılıyor.“
El Kaide’ye gelince; o, iki saldırgan savaşı haklı göstermek ve bizzat ABD içinde demokratik haklara yönelik saldırıları sürdürmek için öcü olarak kullanıldıktan sonra, şimdi, Washington’ın Suriye’de rejim değişikliği için giriştiği savaşta gerekli hücum kıtaları olarak ortaya çıkıyor.
Bu ittifak, gerçekte, El Kaide Usama Bin Ladin tarafından 1980’lerin başlarında kurulduğu zaman, CIA ve Washington tarafından kurulmuş olan ilişkilerin doğrudan tekrarıdır. ABD, o zamanlar, Sovyet destekli rejime karşı savaşta, CIA tarafından organize edilip milyarlarca dolarla finanse edilmiş olan İslamcı mücahit savaşçıları Pakistan sınırından bu ülkeye akıtmıştı.
Türkiye sınırında devasa bir lojistik faaliyeti denetleyen CIA, şimdi, Suriye’de benzer bir rol oynuyor. İnsan, silahlı Çeçen cihatçıların ABD istihbaratının aktif işbirliği olmaksızın Gürcistan‘dan ve Türkiye’den geçerek Suriye’ye yürüdüğüne inanabilir mi?
İslamcı terörizme karşı küresel savaş hakkındaki bütün söylem bir yana, gerçek şu ki, ABD emperyalizmi bu tür güçleri on yıllardır kullanmaktadır. Bu güçlere hem parasal hem de ideolojik destek sunan Suudi Arabistan, Washington’ın en önemli Arap müttefikidir. ABD yönetimi, Soğuk savaş boyunca, Ortadoğu’daki  ve Asya’daki -komünizme şiddetle karşı olan- İslamcı güçleri, ulusalcı ve laik rejimleri istikrarsızlaştırıp devirmenin ve sosyalist hareketlerin gelişmesine karşı saldırının aracı olarak teşvik etti. 
ABD medyasının ve bir bütün olarak siyaset aygıtının El Kaide’nin Suriye’deki rolüne ilişkin açıklamaları sinikliğin ötesine geçmektedir. Bu, derin bir siyasi çözülmeyi ifade etmektedir. Orwell’ın tarzıyla söylersek, medya, hiç tereddüt etmeden ve herhangi bir açıklama yapma gereği duymadan, dünkü can düşmanının bugünün müttefiki haline geldiğini bildiriyor. Önde gelen tek bir politikacı bile bu dönüşümü açıkça sorgulamayı uygun bulmuyor.
ABD emperyalizminin ve El Kaide’nin Suriye’de aynı safta yer alması, Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi sahte sol grupların emperyalistler önderliğindeki bu rejim değişikliği çabasına destek verirken hatta onu bir “devrim“ olarak değerlendirirken oynadıkları gerici rolü çok daha çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Onlar, Amerikan halkının, binlerce ABD askerinin ve yüzbinlerce Iraklı ve Afgan sivilin yaşamına ve trilyonlarca dolara malolan ve hepsi El Kaide’ye karşı mücadele adına başlatılan uzun süreli iki savaşa sürüklendikten sonra, olup bitenlerin farkına varmayacağına gerçekten inanıyorlar mı? Eğer inanıyorlarsa, fena halde yanılıyorlar. Bu ifşaatlar, bütün ABD yönetim kurumunun yüzünün açığa çıkmasında bomba etkisi yaratacak ve onu halkın gözünden düşürecektir.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/aug2012/pers-a09.shtml