Yunanistan’daki Göçmenleri Savunun

Atina, geçtiğimiz hafta, 1967-74 yılları arasındaki askeri diktatörlükten bu yana görülmedik olaylara tanık oldu. 4.500 dolayında polis, yalnızca ten renginden ve genel görünümünden dolayı göçmen oldukları varsayılan binlerce insanı toplamak üzere seferber oldu.
1.400’den fazla insan kamplarda gözaltına alındı ve sınırdışı edilmeyi bekliyor. [Onların] çoğu dövüldü.
Bu, önceki haftalar boyunca gerçekleşen ve kayıtsız göçmenleri hedefleyen baskınların ve kitlesel tutuklamaların doruk noktasıydı. Polis, açıkça Nazilerle özdeşleşen Altın Şafak adlı örgütün üyeleri ile işbirliği yaptı. Faşist çeteler, göçmenleri tehdit etmeleri, onlara tacizde bulunmaları ve saldırmaları için polis tarafından teşvik edildiler.
Atina’daki bu olaylar, uluslararası düzeyde işçilere yönelik çıplak bir uyarıdır. İşçilerin en fazla ezilen kesimlerine karşı saldırılar olarak başlayan şey, kısa süre içinde bütün işçi sınıfına yönelecektir. Yönetici seçkinler, en gerici güçleri seferber ederek, kendi kemer sıkma önlemlerine karşı bütün direnişi acımasızca bastırmaya hazırlanıyor.
Toplumsal karşı devrim, Avrupa’daki ülkelerin hepsinden daha fazla Yunanistan’da ilerlemiş durumda. Yunanistan’da, geçtiğimiz üç yıl boyunca ücretler yüzde 60’a varacak şekilde düşürülmüş, yüzbinlerce insan işten atılmış ve sosyal yardım sistemi imha edilmiştir. Resmi işsizlik oranı, bir yılda, üçte bir oranında artarak şimdi en yüksek düzey olan 23,1’ü bulmuş durumda. Gençler arasındaki işsizlik yüzde 55.
Kemer sıkma önlemleri ekonominin altını oyduğu için, vergi gelirlerindeki azalmadan kaynaklanan yeni bütçe açıklarının, işçilere, emeklilere ve gençliğe yönelik her zamankinden ağır saldırılar eliyle kapatılması gerekiyor. Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu ile yapılan borç anlaşmalarının koşullarının yerine getirileceğinden emin olmak için, kamu sektöründe 40 bin kişinin daha işten çıkarılması dayatılıyor.
Durum, nüfusun büyük kesimi için, tek kelimeyle katlanılmaz hale geliyor. Kitlesel kızgınlığın ve öfkenin patlaması yalnızca zaman sorunu. Sendika yetkilileri, şimdiden, bir toplumsal patlama uyarısında bulunuyor. Bu koşullar altında, göçmenlere yönelen ve Avrupa Komisyonu’nun desteklediği cadı avının iki amacı var.
O, devlet aygıtını güçlendirmekte ve işçi sınıfı muhalefetine karşı kullanılacak olan faşist grupları takviye etmektedir. Sivil Savunma Bakanı Nikos Dendias, Atina’daki polis gücünü 1.500 kişi arttırdı ve Halyvourgia Ellados çelik fabrikasında olduğu gibi grevcilere karşı harekete geçirdi. 
İki yıldır toplumsal hakların ortadan kaldırılmasının deneme alanı olarak kullanılan Yunanistan, şimdi, otoriter egemenlik biçimlerinin geliştirilmesi için bir laboratuvar olacak. Açıkçası, bankalar tarafından dayatılan kesintiler, demokratik egemenlik biçimleriyle bağdaşmıyor.
Göçmenlerin izinin sürülmesi, aynı zamanda, eski olduğu kadar aşağılık bir taktik olan işçi sınıfının bölünmesine hizmet etmektedir. Yönetici sınıf, dikkatleri ekonomik ve toplumsal krizdeki sorumluluğundan saptırmak için, göçmenleri günah keçisi olarak kullanarak, kasten yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı canlandırmaktadır.
Sivil Savunma Bakanı Dendias, göçmen sorununun mali sorundan daha büyük olduğunu açıkça belirtti (dikkatleri hükümetin kesintilerdeki sorumluluğundan saptırma yönünde açık bir girişim).
Yunanistan’daki ve Avrupa’daki işçiler göçmen ve sığınmacı karşıtı duyarlılığı kışkırtmaya yönelik bütün girişimlere karşı çıkmalılar. İşçiler, kökenleri ve etnik temelleri ne olursa olsun, dünyanın her yerinde aynı çıkarlara sahiptir ve aynı düşmanla karşı karşıyadır:  kendi ayrıcalıklarını ve servetini korumak için her şeyi yapmaya hazır acımasız bir mali aristokrasi.
Yunanistan’daki sığınmacıların çoğu Irak’tan, Afganistan’dan, Suriye’den ve Yunanistan’daki kemer sıkma önlemlerinden sorumlu olan hükümetler tarafından askeri yollarla harabeye çevrilmiş ya da iç savaşa sürüklenmiş olan diğer ülkelerden gelmektedir. Savaş cehenneminden kaçmış olan insanlar, şimdi Atina’nın caddelerinde kovalanıyor.
Çok sayıda başka Avrupa ülkesinde göçmenlere ve etnik azınlıklara yönelik devlet destekli kampanyalar sürdürülüyor. Bu saldırılar, devlet aygıtının takviye edilmesi ve faşist güçlerin sağlamlaştırılması için bir başlangıç noktası olarak hizmet etmekte ve bütün işçi sınıfına yönelmektedir. Avrupa işçileri, kendi demokratik haklarını ve toplumsal kazanımlarını, yalnızca polisin ve sağcı güçlerin sığınmacılara yönelik saldırılarına karşı koyduklarında savunabilirler.
Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) gibi sahte sol gruplar birer engeldir. SYRIZA, korkaklığını ve oportünizmini bir kez daha gösterdi. Parlamentodaki bu ikinci büyük parti, polisin saldırılarına karşı göçmenleri savunmak için parmağını bile oynatmadı. O, devlete olan bağlılığına ilişkin güvencelerin ardından, anlamsız birkaç protesto sözcüğünden oluşan bir açıklama yaptı.
SYRIZA, polisin göçmen işçileri Atina sokaklarında kovalamasından yalnızca bir gün sonra, polis saflarının genişletilmesi ve onlara daha iyi donanım sağlanması konusunda bir parlamento görüşmesi talep etti. Orta sınıfın hali vakti yerinde kesimleri üzerinde yükselen bu parti, böylece, güvenlik güçlerine sempatisini ve işçi sınıfına yönelik içgüdüsel düşmanlığını ifade etti.
Yerleşik ya da göçmen işçilerin haklarının savunusu ve mali seçkinlerin kemer sıkma önlemlerine karşı mücadele, işçileri bütün ulusal sınırların ötesinde birleştiren sosyalist bir perspektifi gerektirir. Yunanistan’da ve bütün Avrupa’da, yeni bir devrimci işçi sınıfı önderliği inşa edilmelidir.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/aug2012/pers-a11.shtml