Müslümanların protestolarına karşılık olarak
Avrupa devletin baskı aygıtlarını güçlendiriyor
İslam karşıtı “Müslümanların Masumiyeti“ adlı film, Güneydoğu Asya’da Endonezya’dan Kuzey Afrika’daki Tunus’a kadar bir protesto fırtınasına yol açtı. Protestoların boyutu, onların basitçe dinci fanatik bireylerin saçmalıklarına bir yanıt olmadığını; etkilenen ülkeleri savaşa sürüklemiş, onların halklarını aşağılamış ve ucuz işgücü olarak sömürmüş olan ABD ile onun Avrupalı müttefiklerine yönelik yaygın kitlesel muhalefetin bir ifadesi olduğunu göstermektedir.
Irkçı provokasyonlara karşı düzenlenen gösterileri bastırıp kendi devlet aygıtlarını güçlendiren Avrupalı egemen çevreler, bu protestolara, İslam karşıtı propagandayı düşünceyi açıklama özgürlüğü adına savunarak yanıt verdiler. Bunun en çarpıcı örneği, Charlie Hebdo adlı hiciv dergisi tarafından yayımlanan küçük düşürücü Muhammed karikatürlerine karşı bütün protestoların hükümet tarafından yasaklandığı Fransa’dır.
Devlet gücünün bu şekilde takviyesi bütün işçi sınıfına yöneliktir. Egemen sınıf şiddetli sınıf mücadeleleri beklentisi içinde. Avro krizi yoğunlaşır ve yeni bir ekonomik gerileme dalgası hız kazanırken, Avrupa’ daki toplumsal çelişkiler ve gerilimler hızla artıyor.
Fransız hükümeti düşünceyi ifade özgürlüğünü savunma yönünde davrandığını iddia etmekte ama bu hakkı, karikatürler tarafından rencide edildiğini ve aşağılandığını hissedenler için yok sayarken, yalnızca bu hiciv dergisine tanımaktadır. Düşünceyi ifade özgürlüğü, diğer ülkelerde de küçük düşürücü karikatürleri haklı göstermek için kullanılıyor; bu arada, onlara karşı protestolar suç ilan ediliyor.
Almanya’da, yazar Günter Wallraff, “medyayı dinci karikatür yağmuruna tutma” çağrısında bulundu. Wallraff, Tagesspiegel gazetesine, “eğer süper-doyum sözümona dine hakaret eden karikatürlerle ve yazılarla sistematik olarak gerçekleşiyorsa, olması gerektiği gibi, basını, sanatı ve düşünceyi ifade özgürlüğünü güçlendirmek ve demokratik pozisyonların açık bir savunusu için işe yarayabilir” dedi. Wallrath şöyle sürdürdü: “Danimarkalı karikatürcü Kurt Westergaard’ ın olayında asıl önemli olan şey, diğer medyanın onun karikatürlerini yeniden yayımlamaya karar vermesiydi.”
Westergaard, sağcı Danimarka gazetesi Jyllands Posten’in 2006’da Müslümanları provoke etmek amacıyla yayımladığı kötü ünlü Muhammed karikatürlerinin çizerlerinden biridir.
Wallraff bir zamanlar toplumsal-eleştirel araştırmacı gazeteciliğinden dolayı ün kazanmıştı. Bugün o, Alman Hristiyan Demokrat önder Angela Merkel ve diğer gericiler ile ittifak halinde bulunuyor. Merkel Westergaard’ı iki yıl önce Avrupa Medya Ödülü ile onurlandırmıştı. Ödül töreninde, şimdiki Almanya Cumhurbaşkanı sağcı Joachim Gauck bir konuşma yapmış ve ödülü, “sağlam,  dürüst ve cesur durmak için herkese yönelik bir çağrı“ olarak betimlemişti.
Dünya Sosyalist Web Sayfası’nın 2006’ da yazmış olduğu gibi,  “Müslümanların duyarlılıklarını aşağılamayı ve tahrik etmeyi amaçlayan bu kaba karikatürler siyasi bir provokasyondur“ ve onların “basın özgürlüğüyle ya da laikliğin savunusuyla herhangi bir ilişkileri“ yoktur. (Bkz: “European media publish anti-Muslim cartoons: An ugly and calculated provocation”). Aynı savdan, yani düşünceyi açıklama özgürlüğünden hareketle, Nazi paçavrası Der Sturmer’da yayımlanan Musevi düşmanı karikatürler de savunulabilir.
Altı yıl önce Jyllands-Posten karikatürlerini yeniden yayımlamış olan Charlie Hebdo tarafından yayımlanan son karikatürler, Müslümanların başörtüsünün Fransız okullarında yasaklanması, Almanya’da İslam karşıtı yobazlığın Thilo Sarrazin tarafından yayılması ve bu ülkede sünnetin yasaklanması konusunda yaşanan en son tartışma biçiminde Müslümanlara yönelen ırkçı kampanya ile benzerlikler taşımak-tadır.
Müslümanların bütün dünyada hissettiği öfkeyi anlamak için Müslüman olmak gerekmiyor. Yıllarca savaşlara sürülmüş, insansız uçakların saldırılarına hedef olmuş ve emperyalist devletler tarafından aşağılanmış biri, Batı demokrasisinin ve uygarlığının değerlerini savunduğunu iddia eden bir medya tarafından basılan ırkçı karikatürleri elbette üzerine alacaktır.
Bu İslam karşıtı kampanyanın amacı işçi sınıfını bölmek, emperyalist savaş karşıtı muhalefeti bastırmak, sağcı güçleri kışkırtmak ve artan toplumsal gerilimleri gerici, ırkçı kanallara yönlendirmektir.
Bu, neo-faşist Ulusal Cephe’nin önderi tarafından Fransız gazetesi Le Monde’ a verilen uzun bir röportajda açıkça sergilendi. Marine Le Pen, hükümetteki Sosyalist Parti tarafından Müslümanlara karşı uygulanan sıkı önlemleri, düşünceyi ifade ve basın özgürlüğüne ve aynı zamanda Fransız cumhuriyetinin ilke ve değerlerine bir destek olarak betimleyerek savunmaktadır. Laikliğin ve özgürlüğün yalnızca güçlü bir devlet eliyle savunulabileceğini ileri süren ve “devletin sağlamak zorunda olduğu koruma”dan söz eden Le Pen, Le Monde’a, “otoriteye ihtiyaç var” diyor.
Bu bakış açısının mantıksal sonucu, yalnızca İslami değil aynı zamanda Musevilere ait simgelerin de yasaklanması gerektiğidir. Le Pen okullarda Müslüman ve Musevi inançlarına uygun yemekler hazırlanmasının önüne geçilmesini ve hem İslami başörtü-sünün hem de Musevi takkesinin alenen takılmasının yasaklanmasını istemektedir. İslam karşıtlığı, Musevi karşıtlığının ikiz kardeşi haline gelmekte ve aynı amaca hizmet etmektedir: geriliğin, etnik gerilimlerin ve dinsel düşmanlıkların kışkırtılması.
Küçük düşürücü Muhammed karikatürlerine karşı çıkılması, Almanya’da toplumsal bir çalkantıdan korkan hükümet partilerinde yer alan kimilerinin talep ettiği türde bir yasağı desteklemek anlamına gelmez. Bu sağcıların bir kısmı, geçmişte kilise gericiliğinin iğrenç silahı işlevini görmüş olan tanrıya ve kutsal şeylere hakaret maddesinin yeniden Ceza Yasası’na konmasını bile savundular. Bu, Muhammed karikatürlerinin savunucuları tarafından talep edilen devlet aygıtının güçlendirilmesinin diğer yüzüdür.
Irkçılığa karşı mücadele ve demokratik hakların savunusu, işçi sınıfının sosyalist bir program temelinde bağımsız seferberliği ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Siyasi ve dinci gericiliğin zeminini, yalnızca işçi sınıfının kapitalist sömürüye, baskıya ve savaşa karşı mücadele içinde bütün ulusal ve etnik sınırları aşan birliği ortadan kaldırabilir.                                      
İngilizce özgün metin için bkz.