Çin ve Japon ulusalcılığına karşı çık

Kötüleşen küresel ekonomik çöküş Uzak Doğu’da etkisini gösterdikçe, Çin ve Japon hükümetleri, içeride artan ekonomik ve toplumsal gerilimleri başka yöne çekmek için, kasıtlı olarak, Doğu Çin Denizi’ndeki tartışmalı Senkau/Diaoyu adacıkları konusunda şovenist duyarlılıkları körüklüyor. Bu sıcak ortamdaki tehlike, herhangi bir kazanın -kasıtlı ya da değil- kapsamlı bir çatışmanın kıvılcımını çakabilecek olmasıdır.
Japonya Başbakanı Yoshihiko Noda, mevcut karşı karşıya gelişi, geçtiğimiz hafta, hükümetinin adayı Japon sahibinden satın alma işini tamamlamış olduğunu açıklayarak provoke etti. Tokyo valisi Shintaro Ishihara, daha önce, adaları satın almak için bağış çağrısı yaparak, konuyu sağcı ulusalcı çevrelerde yankı uyandıran büyük bir dava haline getirmişti.
Noda, “kamulaştırma” planını, Japonya’nın Çin’i geniş çaplı istilasının başlangıcını oluşturan 1937’deki Marco Polo Köprüsü Olayı’nın yıldönümü 7 Temmuz’da ilan etmişti. Bu zamanlama, korkunç savaş vahşetlerini yaşamış olan Çin halkını inciteceği açık olmasına karşın, Japon militarizminin gerici savunucularına çekici gelmesi için hesaplanmıştı.
Noda’nın Japon ulusalcılığına başvurması işçi sınıfı içinde kabaran muhalefetin yönünü değiştirmeye yönelik gözü kara bir girişimdir. Onun halk desteği, tüketim vergisini çalışanların sırtında yeni yükler oluşturacak şekilde iki kat arttıran bir yasayı çıkarmasının ardından yüzde 20’nin altına düşmüştü. Onun Japonya’nın nükleer santrallerini Fukushima felaketinin ardından yeniden faaliyete geçirme kararına karşı, yüz binlerce insanın katıldığı, Japonya’da on yıllardır gerçekleşen en büyük gösteriler patladı.
Japon medyası, Çin’de geçtiğimiz hafta boyunca süren yaygın Japon karşıtı gösterilere yanıt olarak, bu “çeteler”in Japon ulusunu tehdit ettiğini açıkladı. Hükümet, Senkaku/Diaoyu adaları etrafındaki Japon karasularına giren Çinli balıkçı teknelerini geri çevirmek ya da gözaltına almak üzere sahil koruma güçlerinin yarısını seferber etti ve Japon donanmasını alarma geçirdi.
Noda hükümeti, Çin üzerindeki diplomatik ve askeri baskısını Asya genelinde arttırmış olan Obama yönetiminin örtülü teşvikiyle davranıyor. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, bu hafta bölgeye düzenlediği tur sırasında, ikiyüzlü biçimde hem Japonya’ ya hem de Çin’e sakin olmaları çağrısı yaptı. Washington, ada tartışmasında bir tarafın yanında yer almadığını iddia ediyor ama adacıklar üzerine herhangi bir askeri çatışmada Japonya’yı desteklemek zorunda olacağını söylüyor. 
Çin’de, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) yeşil ışık yaktığı Japon karşıtı gösteriler de daha az gerici değil. Bu gösterilere, orta sınıfların, geleceklerinin Çin’in kapitalist bir büyük güç olarak yayılmasına bağlı olduğunu düşünen ve hem Çin’deki hem de Japonya’daki işçi sınıfına derin düşmanlık duyan hali vakti yerinde kesimleri hakim. Bu durum, onların, gerçekte Japon şirketleri zararına Çinli işletmeleri canlandırmaya hizmet eden “Japon mallarını boykot” sloganlarına yansıyor. 
Çin’deki Japonlara yönelik rastgele saldırılara ek olarak, bu protestolar, “Japon köpekleri”ni ve “küçük Japonlar”ı suçlayan apaçık ırkçı bir karaktere sahiptir. Bunların en provokatif olanları, Çin hükümetine yönelik “Japonya’ya savaş açma” çağrıları ve Japonya üzerinde mantar biçiminde bir nükleer bulut resmi taşıyan pankartlardı. Bu militarist duyarlılıklar savaş çıkması durumunda Çin’in kendi “koz”unu (Japonya’ya nükleer saldırı) oynayabileceği üzerine TV’de atıp tutan Çin medya yorumcuları ve subaylar tarafından teşvik edilmektedir. Bu barbarca öneri, Japonya’ya yönelik böylesi bir saldırı, derhal ABD’yi içine çekeceği için, küresel bir nükleer çatışmadan başka bir anlam taşımamaktadır.
Çin ulusalcılığına başvurmanın bir tarihi var. ÇKP yönetimi 1980’lerde kapitalist restorasyon programını başlattığında ve sosyalist süslü lafları giderek artan şekilde başından savarken, yükselen orta sınıf içinde bir toplumsal zemin yaratmanın bir yolu olarak Çin yurtseverliğine dönmüştü. Bütün bu süreç, 1989’da Tiananmen Meydanı’ndaki protestoların ezilmesinin ve Sovyetler Birliği’nin 1991’de çökmesinin ardından hızlandı.
Japon karşıtı protestolardaki sloganlar gibi, ÇKP’nin propagandası da asıl olarak ırkçı bakış açısı üzerine kuruludur. Devlet medyası, aralıksız biçimde, II. Dünya Savaşı ve önceki sömürgeci savaşlar sırasında işlenmiş korkunç savaş suçlarından bir bütün olarak Japon toplumunun sorumlu olduğunu ileri sürerek, bütün Japonlara karşı nefreti kasıtlı olarak beslemektedir.
Gerçekte, Japon işçilerinin ve kır yoksullarının Japonya’nın militarist rejiminden çektikleri Çinli kitlelerin- kinden daha az değildi. Örgütlü işçi hareketi ve siyasi muhalefet vahşice ezilmiş ve milyonlarca genç Japon emperyalizminin tutkuları uğruna ölüme gönderilmek üzere zorla orduya alınmıştı. Çalışanlar arasında Japon militarizmine duyulan düşmanlık öylesine derindir ki, hükümet, ülkenin anayasasındaki barışçıl maddeyi kaldırmakta bugün bile ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır.
Çinli önderler, aynı Tokyo’daki mevkidaşları gibi, kendi yönetimlerine yönelik derinleşen toplumsal hoşnutsuzluğun yönünü saptırmaya çalışmak için şovenizmi körüklüyorlar. Büyük ölçüde ABD’ye ve Avrupa’ya olduğu kadar Japonya’ya yönelik dışsatıma ve oralardan gelen yatırımlara bağlı olan Çin ekonomisi, bütün bu önemli kapitalist merkezlerdeki durgunluk eğilimleri eliyle hırpalanmaktadır. Çin’in gayrisafi yurtiçi hâsılasının dörtte birini ve 200 milyon işi ifade eden ve şimdiden durgunlaşmış olan dışsatım, Japon şirketlerinin ülkeden çekilmesi durumunda çok daha ağır bir darbe yiyecektir.
ÇKP bürokrasisi, yaygın toplumsal huzursuzluk karşısında, 1989’daki protestolar sırasında yapmış olduğu gibi, “kendi” işçi sınıfını ezmek için, Japon şirket seçkinleri de dahil uluslararası sermaye ile birleşmekte tereddüt etmeyecektir. Çinli işçilerin müttefikleri, kendisinin ve Çinli kapitalist sınıfın çıkarlarını savunan ÇKP yönetimi değil; Japonya’daki ve dünyanın her yerindeki sınıf kardeşleridir.
Japon ve Çinli işçiler, ortak zalimlerle; kimi durumlarda aynı küresel şirketlerle karşı karşıyadırlar. Onlar, kendi yönetici sınıfları tarafından canlandırılan ulusalcılığı ve militarizmi reddetmeli; sosyalist ve enternasyonalist bir perspektife yönelmeliler. Asya’da ve dünyada savaş tehlikesini ortadan kaldırabilecek tek güç, işçi sınıfını kâr sistemini lağvetmek için birleştiren sosyalist harekettir. Bu, hem Çin’de hem de Japonya’da dünya Troçkist hareketinin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubelerinin inşası demektir.

İngilizce özgün metin için bkz.