G. Afrika’daki Sendikalar Madencileri Bastırmak İçin Kitlesel İşten Çıkarmaları ve Cinayetleri Kullanıyor
Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM), altın madencilerine platin, altın ve kömür sektörlerinde on binlerce işçiyi işten çıkartacak bir satış sözleşmesi dayatma peşinde.
Güney Afrika’nın en büyük üreticisi AngloGold Ashanti, [24 Ekim] Çarşamba günü, 24 bin kişilik yerel işgücünün yarısını işten çıkardı; Anglo American Platinum (Amplats) ise 12 bin işçiyi işten attı.
Dün [25 Ekim Perşembe], NUM ile AngloGold Ashanti, Harmony, Gold Fields ve Madenciler Odası arasında yapılan görüşmelerin ardından, gerçekte kısa süre önce altın şirketleri tarafından öne sürülüp grevcilerin reddetmiş olduğu talepleri içeren bir anlaşmaya varıldığı ilan edildi.
Satışın başarılı olup olmayacağını söylemek için fazlasıyla erken. Dün, en az 12 bin altın ve 20 bin platin madeni işçisi hala grevdeydi. Ama ne olursa olsun, NUM ile Güney Afrikalı Sendikalar Kongresi (COSATU), grev kırıcıların ve toplu işten çıkarmaların, polis tehdidinin, barbarlığın ve cinayetlerin suç ortağı olarak mahkûm edilmiş durumda.
COSATU, bu hafta, maden işçilerinin kitlesel olarak işten çıkarılmasına karşı 2,2 milyon üyesini harekete geçirme tehdidinde bulunan demagojik bir açıklama yayınladı. COSATU, bu açıklamada, “kapitalist sınıfın tamamı, örgütlü işçilerin tam gücüyle ve ekonominin her köşesinde sert bir direnişle karşılaşacak” uyarısında bulundu. 
COSATU’nun sendika bürokrasisinin tavrı hamasi düzeyde bir iki yüzlülük; 100 binden fazla işçinin beklenmedik yasadışı grevlerini ezmede şirket yönetimleriyle gizli anlaşmasını örtbas etmeye yönelik bir oyundur. NUM en baştan itibaren grevcilere karşı çalışıyor. Onun ellerine kan bulaşmıştır.
NUM ile COSATU’nun 16 Ağustos günü Marikana platin madeninde Lonmin’e karşı grev yapan 36 madencinin polis tarafından öldürülmesine ve 72’sinin yaralanmasına zemin hazırlamada danışıklı dövüş yaptıklarına ilişkin bulgular ortaya çıkmış durumda.
12 Ekim’de, Daily Maverick gazetesinin muhabiri Jared Sacks, Marikana’daki şiddetin, iki grevcinin bölgedeki üst düzey NUM görevlileri tarafından öldürülmesinden dolayı başladığını yazdı. Sacks, çok sayıda görüşmeden hareketle, “grev ile bağlantılı olsun ya da olmasın, orada oturan herkesin Ulusal maden İşçileri Sendikası’ndan neredeyse bütünüyle nefret ettiğini” belirtiyor ve “konuştuğum herkes, kesin olarak, şiddetin başlamasından NUM’u sorumlu tuttu” diyor.
8 Ağustos’ta, bazı kaya delici kullanıcıları, önemli bir ücret artışı talep ettikleri kitlesel bir toplantı düzenlediler; NUM bu talebi desteklemeyi reddetti.
9 Ağustos’ta, NUM üyelerinin bir toplantısında, işçiler sendikayı aşma ve taleplerini doğrudan doğruya Lonmin’e iletme konusunda anlaştılar. Onlar, ertesi gün şirketin bürolarına doğru yürüdüler. Şirket, NUM önderlerini alıp getirdi; onlar, bunun ardından kendi üyelerini azarladılar. Sonuçta, 3 bin kaya delici kullanıcısının beklenmedik yasadışı grevi başladı.
11 Ağustos’ta, işçiler, greve destek vermesi talebiyle NUM’un yerel merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. “En tepedeki beş” NUM önderinin ve “topu topu 15-20 sendika temsilcisinin… hiçbir uyarı ve provokasyon olmaksızın protestocu işçilere ateş açmaya başlaması”, işte o zaman gerçekleşti.
Her ikisi de NUM üyesi olan ve Roeland Maden Kuyusu’ndan S. Gwadidi ile New Mine Maden Kuyusu’ndan Tobias Tshivilika oldukları belirlenen iki kaya delici kullanıcı öldürüldü.
Sacks, “Polis 11 Ağustos’taki ölümlere hiçbir tepki göstermedi. O gün ne herhangi birisi tutuklandı ne de sorgulandı” diye yazıyor. NUM memurlarının, polis memurlarının ve güvenlikçilerin öc almak amacıyla grevciler tarafından öldürülmesini ateşleyen şey bu oldu.
Polis şiddetinin kurbanlarını temsil eden avukatların Marikana katliamına ilişkin resmi Farlam Komisyonu’na sunduğu kanıtlar, COSATU ve Afrika Ulusal Kongresi (ANC) tarafından desteklenen NUM’un tepkisinin grevi yasaklama çağrısı yapmak olduğunu gösteriyor.
13 Ağustos günü NUM’un Genel Sekreteri Frans Baleni tarafından yapılan bir açıklamada şu belirtiliyordu: “NUM, platin madenlerindeki durum ve Kuzeybatı Eyaleti’ndeki o bölgede emniyet teşkilatları tarafından kullanılmasına izin verilen şiddetin hafifletmeden sürmesi karşısında alarma geçmiştir… Rustenburg’da ve çevresindeki madenlerde bulunan suçlu unsurların hakkından kararlı bir şekilde gelebilmek için, bir özel görev gücünün ya da Güney Afrika Ulusal Savunma Gücü’nün (SANDF) sevk edilmesi çağrısında bulunuyoruz.”
En alçakça rol, NUM’un önceki önderi ve şimdi milyarder bir işadamı olan Cyril Ramaphosa tarafından oynandı. [23 Ekim] Salı günü, Marikana katliamı ile ilgili soruşturmada onun yazmış olduğu çok sayıda e-mail gösterildi.
ANC’nin yürütmesinin bir üyesi ve söylentilere göre COSATU’nun tercih ettiği devlet başkanı adayı olan Ramaphosa, Lonmin’in ticari işlerle ilgili başlıca görevlisi Albert Jamieson’a, “Yaşanan berbat olaylar bir iş uzlaşmazlığı olarak betimlenemez. Onlar açıkça, alçak suçlulardır ve bu şekilde tanımlanmalıdırlar. Bu durumu uygun bir şekilde ele almak için, ona eşlik eden bir eyleme ihtiyaç var” diye yazmış.
Ramaphosa, “Güvenlik Durumu” başlıklı bir e-mailde şunları yazıyor: “Bakanın [Susan Shabangu] ve gerçekte bütün hükümet görevlilerinin, bizim özünde bir suç eylemi ile uğraşıyor olduğumuzu anlaması gerektiğini söylerken bütünüyle haklısın. Ben bunu emniyet ve asayiş bakanına kadar söyledim.”
Ramaphosa’nın, kendisine ANC’nin Maden Kaynakları Bakanı Susan Shabangu’yu “etkilemesi” yönünde baskı yapan Lonmin’in kulis faaliyetlerine yanıt olarak, Polis Bakanı Nathi Mthethwa’yı grevci işçilere göz açtırmama konusunda uyarmış olduğu söyleniyor. O, Shabangu’yu Marikana grevinin “bir iş anlaşmazlığı değil ama suç eylemi” olduğu; “sessiz ve eylemsiz” kalmanın “hem onun hem de hükümet için kötü” olduğu konusunda uyarmış. Ramaphosa, ayrıca, ANC Genel Sekreteri Gwede Mantashe ve NUM Paşkanı Senzeni Zokwana ile de tartıştığını söylüyor.
Yaralı maden işçilerini ve 200’den fazla tutukluyu temsil eden Avukat Dali Mpofu, Ramaphosa’nın Jamieson’a “Lonmin’in Sevgili Albert’i” diye hitap ettiği e-mailin “zehirli danışıklı dövüş”ün bir örneği olduğunu söylüyor. Bu, “insanların o dağda katliama uğramasından tam 24 saat önce” gerçekleşti. “Ramaphosa’nın, ‘alçakça suç eylemleri’ olarak tanımlanması ve etkili bir şekilde hesabının görülmesi gerektiğini söylediği eylemlere yanıt olarak neyin yapılması gerektiği konusunda akıl vererek, [katliama] doğrudan dahil olduğu ortada.”
Onun müdahalesi, “savunmasız insanların önceden planlanarak öldürülmesi” ile sonuçlanmıştır. 
Ramaphosa, COSATU’nun ve ANC’nin saflarından çıkan ve Siyahları Ekonomik Olarak Güçlendirme politikası dolayımıyla zengin olan açgözlü yeni burjuva tabakasının başarılılarından biridir. Onun yatırım şirketi Shanduka Group, Lonmin’in ve onun ayrıcalıklı ortağı BEE’nin yüzde 9’una sahiptir. Ramaphosa da Lonmin’in yönetim kurulundadır.
Ramaphosa, Eylül ayındaki bir radyo söyleşisinde, “Bana göre, hisse senedi sahibi olarak çoğumuz suçluyuz” diyerek, formalite icabı bir özür diledi. O, bunun ardından, bir kendi kendini acındırma çıkışıyla, Lonmin’e yaptığı 300 milyon Rand’lık [Güney Afrika’nın para birimi] yatırımın “bütünüyle batmış … yitirilmiş” olduğundan şikâyet etti.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/oct2012/safr-o26.shtml