Van Depreminin Birinci Yıldönümü ve Kapitalistlerin Kâr Hırsı
23 Ekim 2011’de, Van’da 7,2 şiddetinde gerçekleşen büyük depremi takiben 5,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem de 9 Kasım’da Van-Erçiş’te meydana gelmişti. Rant politikaları ve kâr hırsı üzerine kurulmuş, çarpık ve niteliksiz kentleşmenin sonuçları, 1999 yılında gerçekleşen Marmara depreminde olduğu gibi Van’da da ağırdı: 644 kişi yaşamını yitirdi, 4 bini aşkın sayıda insan yaralandı, 2262 bina yıkıldı, kent nüfusunun yarısından fazlası göç etmek zorunda kaldı. Depremin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, şehirde ve civar köylerde eğitim, sağlık, ulaşım gibi alanlarda hala ciddi sorunlar yaşanıyor. 
Depremi kader olarak emekçi-yoksul kesimlere yutturmaya çalışan burjuva politikacıları, Van depreminin yıldönümünde yine sahnedeydi. 23 Ekim 2012’de Van’da Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından inşa edilen afet konutlarının anahtar teslim ve sosyal tesislerin açılış törenine başbakan Erdoğan da katıldı. Erdoğan törende gerçekleştirdiği konuşmasında;  hükümetin her türlü imkânını bölge için seferber ettiğini, devletin “şefkat elini” Van’a, Erciş’e uzattığını vurgulayarak, “Bunların yanında hükümet olarak her türlü imkânımızı bu bölgeye seferber edip devletin şefkat elini uzatırken aziz milletimiz de Vanlı kardeşlerinin sevgi elini, dostluk elini gördü. Biz, Vanlı kardeşlerimizi sıkıntılarıyla baş başa bırakmadık” dedi.[1] Konuşmasının devamında Van’da deprem sonrası “15 bin 341” sayıda kalıcı konut inşa etmekle övünen Erdoğan ifadelerinde, burjuva siyasetinin ikiyüzlü karakterini tümüyle yansıttı. Çizilen bu pembe tablonun ardında yatan gerçek, deprem mağduru yoksul emekçiler açısından son derece vahimdir. 
Öncelikle inşa edilen konut sayısı 15 bin 341 iken, sadece kent dışına göç eden insan sayısı on binleri bulmaktadır. Ayrıca TOKİ’nin yapımını tamamlayıp “teslim ettiğini” belirttiği konutların çok ciddi altyapı sorunları bulunmaktadır. Elektrik, su, ısınma gibi en temel ihtiyaçlarda eksiklikler olduğu bizzat depremzedeler tarafından ifade edildi. Bununla birlikte, yapımı ve teslimi resmi bir şova dönüştürülen TOKİ konutları, depremzedelere verilmedi, 75 bin Lira karşılığında satıldı. Konutların maliyetinin oldukça üzerinde belirlenen bu rakamdan elde edilen kazanç, kapitalistlerin toplumsal bir felaketi nasıl rant fırsatına çevirebildiğinin göstergesidir.
Tüm bu çelişkiler yetmezmiş gibi, kalıcı konutlarda barınma için getirilen “hak sahipliği” şartları kiracıları ve tapusu olmayan ev sahiplerini konut alımına dahil etmemektedir. Hükümet her türlü imkânını bölge için seferber ettiği yalanını söyleye dursun, kiracı ve tapusu olmayan binlerce emekçi-yoksul insan, deprem sonrası fahiş fiyatlara ulaşan ev kiralarıyla karşı karşıyadır. Bunun sonucunda kent dışına göç eden binlerce depremzede açısından kente geri dönüş de oldukça zorlaşmıştır. Ayrıca Şehircilik Bakanlığı revize-imar planını ihaleye verdiği için, bu yıl Van’da kimse bir çivi bile çakamadı. İnsanlar kendi evlerini yapıp imar izni alamazken, depremzedelere TOKİ evlerini seçmekten başka çare bırakılmadı. (Bu felaketten kimlerin kazandığını görmek için, TOKİ’nin ardında kimlerin yer aldığına ve onun Van’da kullandığı taşeronlara bakmak yeter.)
Kısacası Van’da barınma sorunuyla ilgili son gelişmelere bakıldığında, başbakanın devletin “şefkat elini” Van’lı depremzedelere uzattığı açıklamasının, sömürücü riyakârlığın apaçık bir örneği olduğu görülecektir! 
Kentsel dönüşüm sürüyor
Bundan bir yıl önce, depremin gerçekleşmesinin ardından, özellikle AKP’li siyasetçilerin yaptığı açıklamalar, kapitalizmin sermaye birikimi ve rekabet üzerine kurulu doğasının, kamuoyu nezdinde metafizik motifler ile nasıl örtülmeye çalışıldığına ibretlik örnekler teşkil ediyordu. Bugün ise bölgede yaşanan felaketin ağır sonuçlarının hala sürdüğü ve burjuva devletin “sosyal” yönünün antikalar müzesine kaldırıldığı gerçeği gün yüzüne çıkmışken, 23 Ekim günü başbakan tarafından ifade edilenler gerçeklerle çelişmektedir. 
Şehirde barınma, sağlık, eğitim gibi alanlarda ciddi imkânsızlıkların ve sorunların sürüyor oluşu, geride bıraktığımız bir yıl içerisinde, “Van’a yardım için toplanan yaklaşık 200 milyon TL’nin büyük bir kısmı ranta mı dönüştü?” sorusunu da akıllara getiriyor. Bununla birlikte, TOKİ’nin öncülüğünde Van’da “kalkınma” amacıyla uygulanan plan, kentsel dönüşüm adı altında dünyada ve Türkiye’de sürdürülen yeni-liberal inşa politikalarından bağımsız değildir. Zaten, toplumsal felaketi dahi ranta çeviren hükümet, depremden sonra kentsel dönüşüm sürecine de bir hayli hız vermiştir.
Van depreminin gerçekleşmesinin ardından, bu depremin Van’daki “kentsel dönüşüm” sürecinin önünü açtığını ve Vanlı depremzedeler için yapılacak konutların dahi kâr amacı taşıyacağını, geçen yıl yayımladığımız yazımızda dile getirmiştik: “Özellikle burjuva medya eliyle depreme ilişkin bireyci ve kaderci yaklaşımların propagandası sürerken, bir yandan ise burjuva siyasetçilerinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, sermaye özellikle inşaat sektöründe, Van depreminin yarattığı “kriz” ortamını fırsat bilerek yeni yatırımlar için kolları sıvamaktadır. Hiç şüphesiz sermayenin akbaba gibi üşüşeceği bu “kentsel dönüşüm” projeleri adı altında inşa edilecek yeni yerleşim alanlarından ve binalardan aslında emekçilerin veya yoksul kesimlerin nasıl faydalanacağı da soru işaretidir. Bu yatırımların depremde mağdur olan veya yıkılması muhtemel evlerde oturan insanları rahata kavuşturmak için değil, kapitalistlerin daha fazla kâr elde edebilmeleri için gerçekleşeceği aşikârdır.”[2]
Ek olarak, Türkiye genelinde yaygınlaştırılan kentsel dönüşüm sürecinde TOKİ’nin oynadığı önemli rolü bir kez daha vurgulamak gerekir. Özellikle inşaat sektörü zaten 2001 krizinden bu yana Türkiye ekonomisinin büyümesinde dinamo işlevi görmektedir. AKP iktidarının çeşitli hamleleriyle yetkilerini genişlettiği TOKİ‘nin bu süreçte mihenk taşlarından biridir. Arsa Ofisi’nin bünyesine aktarılmasıyla kamu arsalarını inşaat sektöründe değerlendirmeye başlayan TOKİ, AKP’li burjuva politikacılarının oldukça övündüğü on binlerce konutun inşasını on yıl içerisinde tamamladı. 
Bununla birlikte, kentsel dönüşüm kavramının burjuvazi tarafından bu kadar göklere çıkarılması ve hatta bu yıl İKSV bünyesinde gerçekleştirilen “Tasarım Bienali” gibi kültürel-sanatsal alanlar üzerinden gelişimin ve karlılığın önünü açacak perspektif arayışı da tesadüf eseri değildir. Çünkü sözünü ettiğimiz on yıl içerisinde küresel sermayenin taşeronu olarak Türkiye burjuvazisinin demirbaşları, Türkiye’de, Libya’da, Rusya’da ve daha nice ülkede inşaat sektörüne yatırım yaparak, kendilerine oldukça kârlı alanlar yaratmış oldular.  
“Kamulaştırma” adlı yağma
Kentsel dönüşümün yıkıcı sonuçları kuşkusuz kentlerde zaten zor şartlarda yaşayan işçileri ve emekçileri doğrudan etkiliyor. Bunun sonuçlarında, oldukça cüzi rakamlar verilerek adeta zorla evlerinden edilen, bir diğer deyişle “mülksüzleştirilen” emekçi-yoksul kesimler, ya yüksek fiyatlarda borçlanma karşılığında yeniden ev satın alabilmeleri ya da evsiz kalmaları seçenekleriyle baş başa bırakılmaktadırlar. 
Özellikle Van depreminin yarattığı kriz ortamından istifade ederek TOKİ’ye “acele kamulaştırma” yetkisi veren AKP hükümeti bahsini ettiğimiz zor yöntemini güçlendirerek Van’da yaşama geçirmiştir. Yine bu önemli yetki kararına ilişkin geçen yıl öngörü taşıyan bir tespitte bulunmuştuk: “Van depreminin yıkıcı sonuçlarını, kentsel dönüşüm yatırımlarını yaymak için fırsat bilen burjuvazi, ‘acele kamulaştırma’ yetkisini de çıkararak, aslında kentsel dönüşümlerin önünde engel niteliği taşıyacak bazı yasal düzenlemeleri de ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Bu projelerin temelinde ‘insanın’ değil, daha değerli rant alanları yaratma güdüsünün olduğu düşünüldüğünde, özellikle İstanbul, İzmit çevresindeki çok sayıda örneklerden de hatırlanacağı üzere işçi-emekçi veya yoksul kesimlerin evlerinden atılacağı ve mağdur edilecekleri açıktır. Bu anlamıyla aslında kapsamlı ‘dönüşümler’, işçi-emekçi kesimlerin barınma sorunu açısından, kapsamlı saldırılar anlamına gelmektedir.”[3]
Kentsel dönüşüm sürecinin, emekçileri salt barınma sorunuyla karşı karşıya bırakmadığını, kent yapısına ilişkin çok daha bütünlüklü bir perspektifi içerdiğini bir kez daha hatırlatalım. Ayrıca, Kalkınma Bakanlığı’nın 2012 yılı Şubat ayında açıkladığı “Tekstilkent Projesi” de bu hususta oldukça önemlidir. Kalkınma Bakanı Yılmaz, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, tekstil ve konfeksiyon sektörünün önemine işaret etmişti. Devamında, Van ve genel olarak diğer Kürt illerinin “genç nüfusu ve ekonomisinin emek yoğun sektörler için önemli olduğunu” ifade etmesi ve buna ek olarak uygulanması planlanan bölgesel asgari ücretle Kürt emekçilerini sömürme hedefi, aslında burjuvazinin bölgeye dair bütünlüklü amacının ne olduğu konusunda çarpıcı bir örnektir. 
Kapitalizm barbarlıktır
Bütün bunlar hayata geçirilirken ve esas olarak emekçi-yoksul kesimlerin üzerinden bir rant arayışı söz konusuyken, burjuva politikacılarının aslında yukarıda da bir örneğini verdiğimiz popülist ve günü kurtarmaya dönük açıklamaları kendi acizliklerinin bir başka ifadesidir. Çünkü bizler, nihai amacı sermaye birikiminin önünü açmak ve baskı aygıtlarıyla onu korumak olan burjuva devlet tarafından Van’da deprem sonrası gerekli ihtiyaçların dağıtılmasındaki organizasyon bozukluğunu protesto eden depremzedelere tazyikli suyun ve copun reva görülüşünü, bunların da ötesinde İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “saray” olarak betimlediği çadırlarda çoğu çocuk 11 insanın yanarak öldüğünü ve kış ortasında soğuktan donarak ölen çocukları unutmadık!
Bu yaşananları “kader” diye emekçilere yutturmaya çalışan burjuva politikacılarının “Van’a yardım elini uzattık” söylemi işte tüm bu nedenlerle sahtedir. Onlar Türkiyeli taşeron burjuvazinin çıkarları doğrultusunda Vanlı Kürt emekçilere ve yoksul köylülere kapitalizmin vahşi yüzünü götürmek dışında bir faaliyet yürütmediler. Ayrıca bununla yetinmeyerek, sosyal medya ve TV kanallarında Kürt halkına dönük olarak yükseltilen ırkçı-gerici düşmanlığın politik zeminini oluşturdular. 
Bütün bu yaşananlar kapitalizmin insanlığın gelişimi önündeki başlıca engel olduğu gerçeğini göstermektedir. Kapitalizmin insanlığı sürüklediği barbarlığa karşı tek gerçek alternatif ise sosyalizmdir. 

Dipnotlar

[1] “Erdoğan: Biz sizi Kürt olduğunuz için mi seviyoruz?”, 23/10/2012 radikal.com.tr
[2] Van depremi, sermayenin fırsatçılığı ve kentsel dönüşüm, Orhan Cemil / 06.11.2011-toplumsalesitlik.org
[3] a.g.y.