Washington Yeni Suriyeli Kuklalar Arıyor
31 Ekim Çarşamba günü Hırvatistan’ın başkenti Zagrep’te konuşan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Washington’ın Suriye’deki sözde “isyancılar”ı temsil eden cepheyi yeniden düzenlediğini açıkladı. Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) ABD desteğinin çekilmesini içeren yeniden biçimlendirme, açıkça, gelecek Salı günkü başkanlık seçimleri bittikten hemen sonraki daha doğrudan bir ABD müdahalesi için yapılan hazırlıkların bir parçasıdır.
ABD’nin Suriye’deki politikası üzerine bir soruyu yanıtlayan Clinton, ABD BM’nin Suriye’deki savaşa siyasi bir çözüm için aracılık yapmasını “bekleyemez ve beklemeyecektir” diyerek, Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Lakhtar Brahimi’nin çabalarını devre dışı bıraktı. Washington, bunun yerine, rejim değişikliğini ve Ortadoğu’daki ABD çıkarlarına göre biçimlenmiş bir kukla hükümet yerleştirmeyi amaçlayan bu savaşı tek yanlı olarak kızıştırmaya çalışacak.
Clinton, konuşmasının devamında, Washington’ın yeni sömürgeci projesi için bir cephe hizmeti görecek yeni bir önderliği “hazırlama” çabalarını anlattı. O, ABD hükümetinin “Suriye içindeki muhalefetin daha az temsil gücüne sahip olan kesimlerinin dışa çıkarılmasını hızlandırmış” olduğunu; böylece, onların ABD ile müttefiklerinden oluşan sözde Suriye’nin Dostları’nın temsilcilerinin karşısına çıkabileceğini açıkladı. 
ABD Dışişleri Bakanı, daha geçtiğimiz yılın Aralık ayında “barışçıl demokratik bir geçiş arayan Suriyeliler’in önde gelen ve meşru temsilcisi” olarak selamlamış olduğu Suriye Ulusal Konseyi’ne açıkça küçümsemeyle davrandı. O, Suriye muhalefetinin “20, 30 ya da 40 yıldır Suriye’de olmayan” insanlardan oluşamayacağını duyurdu. Muhalefetin, “bugün özgürlüklerini elde etmek için ön cephede olan, savaşan ve ölen insanlardan” oluşması gerekiyordu. 
Clinton’ın çok kısa süre önce “Suriye halkının kurtuluşu” olarak göklere çıkarmış olduğu cephe grubunun, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından dikkatle seçilmiş ve henüz adlandırılmamış bir yeni “devrimciler” topluluğu uğruna açıkça baştan savılması, Suriye’de şimdiye kadarki ABD politikasının başarısızlığının kabulü demektir.
Washington, açıkça, Suriye’deki silahlı milis gruplarını Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ile işbirliği içinde örtülü biçimde silahlandırma ve finanse etme politikasının Başkan Beşar Esad yönetimini şimdiye kadar devireceğini ummuştu. Suriye halkının büyük kesiminin Esad yönetimine düşman olmakla birlikte, çoğu durumda El Kaide ve Sünni mezhep grupları ile bağlantılı İslamcı cihatçı unsurların egemenliği altına girmiş olan silahlı gruplar topluluğu olan sözde asilere daha fazla karşı olduğu ve onlardan daha fazla korktuğu ortaya çıkmıştır.
Clinton’ın açıklamaları, gelecek hafta Katar’ın başkenti Doha’da toplanacak olan ve yeni muhalefet konseyinin Washington’ın ve ABD’nin önceki Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un himayesi altında resmen oluşturulacağı bir konferansa hazırlık olarak yapılmıştır. Ford, ABD’nin çizgisinde kendinden bekleneni yapacak görünen “devrimciler”in belirlenmesine ve ayıklanmasına doğrudan katılmaktadır.
Clinton, Zagrep’teki basın konferansında, “biz bir önderlik yapısında yer alması gerektiğini düşündüğümüz isimleri ve örgütleri önerdik” dedi ve ekledi: “SUK’un artık muhalefetin şeffaf önderi olarak görülemeyeceğini netleştirdik. Onlar daha geniş bir muhalefetin parçası olabilirler ama o muhalefetin Suriye’nin içinden insanları ve dinlenmesi gereken meşru bir sözü olan başkalarını kapsamaları gerekir.”
ABD Dışişleri Bakanı’nın sinikliğini ve yüzsüzlüğünü abartmak çok zor. Daha önce SUK’u Suriye halkının “meşru” temsilcisi olarak kutsamış olan Clinton, şimdi, onların artık muhalefetin “şeffaf önderi” olarak işe yaramadığına karar veriyor. Başka sözcüklerle ifade edersek, ABD’nin emperyalist müdahalesi için yeni bir Suriyeli kamusal yüze ihtiyaç var ve Washington bunu oluşturacak bireyleri özenle seçmiştir.
Hiç kuşku yok ki bu, kısmen SUK’un önderliğinin Müslüman Kardeşler’in Suriye kolu ile birlikte belirlenmesiyle ve ABD’nin, bunun Esad yönetimini devrime girişimini Suriye içinde Washington destekli bir mezhep savaşı olarak görenlerin düşmanlığını arttırmaktan başka bir işe yaramayacağına ilişkin korkularıyla belirleniyor.
Washington’ın yeni düzenlemesinde, SUK önderleri hala bir pay sahibi olmaya devam ederken (belki önderliğin üçte biri), “dinlenmesi gereken meşru bir sözü olan” insanları kapsayan yeni cephenin resmi denetiminden vazgeçmek zorunda kalacaklar.  Hangi Suriyeli sesin “meşru” olduğu, hiç kuşkusuz, bir Alevi, Şii, Kürt ve Hristiyan “değerler” koleksiyonunun yönetime getirildiğini görmek isteyecek olan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek. 
Bununla birlikte, ABD destekli toplantının hemen ardından Doha’da kendi konferansını düzenleme çağrısı yapan ve bu toplantının emperyalist devletler ve Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’daki Sünni Müslüman yönetimler tarafından desteklenen “meşru” muhalefet olarak kendisinin dokunulmazlığını korumak için mücadele amacıyla hazırlandığını belirten SUK, ABD planını reddetti. Suriye’deki iç savaşta kendi çıkarları olan bu yönetimlerin nerede durduğu bütünüyle açık değil. Türkiye ile Katar’ın hala SUK’u desteklediğine ilişkin haberler var. Doha’da düzenlenen toplantının, aynı geçtiğimiz Haziran ayında Kahire’de toplanan ve delegelerin birbirlerine yumruklar sallayıp eşyalar fırlattıkları konferansta olduğu gibi herkes için öldürücü bir tartışmaya dönüşmesi son derece mümkün.
Clinton, Çarşamba günkü basın konferansında “Bizim aynı zamanda Suriye devrimini gaspetmeye çalışan aşırıların girişimlerine güçlü biçimde direnecek bir muhalefete ihtiyacımız var” dedi. Washington ve emperyalist müttefikleri, “biz” ne tür bir muhalefet istiyoruz derken, Suriye halkının istediği şeyi değil, kendi istediklerini ifade etmektedir. 
Her durumda, “aşırılık”tan bu tür biçimsel bir kopuş ve sıradaki hükümet pozu veren sürgündeki önderlerde yapılan göstermelik bir değişiklik, sürmekte olan iç savaşın mezhepçi çizgisini hemen hiç değiştirmeyecektir. Suudi, Türk ve Katar yönetimleri tarafından sağlanan silahların [Suriye’ye] akışını yöneten CIA, bu silahlandırmada aslan payının İslamcı milislere gittiğini kabul etmişti.
Washington’ın amacı, 2003’teki Irak savaşının öncesinde çeşitli Iraklı sürgünlerle yapmış olduğu gibi, Şam’daki bir kukla yönetime zemin sağlayabilecek bir grubu kabaca birleştirmektir. Adı belirtilmeyen önemli bir yetkilinin Foreign Policy’ye söylemiş olduğu gibi, “Biz buna ön-parlamento adını veriyoruz. İlk Amerikan ulusal meclisi gibi de düşünülebilir.”
Böylesi bir organın oluşturuluyor olması, Obama yönetiminin 6 Kasım seçimlerinin ardından Suriye’ye yönelik ABD müdahalesini, belki de bir “güvenli bölge” oluşturmak için askeri güç kullanımını içerecek şekilde, keskin biçimde tırmandırmaya hazırlandığını göstermektedir. Böylesi bir müdahale, İran ile bölgesel ve hatta küresel bir askeri çatışma tehlikesi oluşturan bir savaşa hazırlık kampanyasının bir parçası olacaktır.
Doha’daki bütün sefil manevralar, önderliği doğrudan doğruya ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından seçilen ve atanan sözde Suriye “devrimi” denilen şeyin gerçek karakterini vurgulamaktadır. Bu, ayrıca, ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt, Britanya’daki Sosyalist İşçi Partisi ve Fransa’daki Yeni Kapitalizm Karşıtı Parti gibi, rejim değişikliği uğruna yapılan ABD destekli savaşı bir devrim olarak teşvik etmeye ve emperyalist müdahaleye “insan hakları” bahanesiyle meşruluk kazandırmaya çalışan sahte solun rolünü de açığa çıkarmaktadır.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/nov2012/syri-n02.shtml