Yunan İşçi Sınıfını Savunun! / Christoph Dreier
AB tarafından dikte edilen ve [31 Ekim] Çarşamba günü Yunan hükümetine sunulmuş olan beşinci kemer sıkma paketi, önümüzdeki hafta parlamento tarafından onaylanacak. Emeklilik yaşının 65’ten 67’ye yükselmesini; emeklilik maaşlarında 4,6 milyar, maaşlarda 1,17 milyar, sağlık hizmetlerinde ise 455 milyon Avroluk kesintiler içeren bu kemer sıkma paketi, aynı önceli gibi, işçi sınıfına yönelik ağır bir saldırıdır. Halkın büyük çoğunluğu daha da fazla sefalete sürüklenirken, bundan bankalar ve vurguncular yararlanacaktır.
Hükümetin resmi tahminlerine göre, Yunanistan’ın borcu önümüzdeki yıl, gayri safi yurt içi hâsılanın yüzde 190’ı gibi daha önce tanık olunmadık bir düzeye yükselecek. Yunanistan ekonomisinin bu yıl yüzde 7, gelecek yıl ise yüzde 5’in üstünde küçüleceği tahmin ediliyor. İşsizlik, yeni bir rekor kırarak yüzde 25,1’e ulaşmış durumda ve işten çıkarmalar kamu sektörünü vuracağı için artmayı sürdürecek.
Yunanistan’a yönelik saldırılar, bütün Avrupa’da dayatılan kemer sıkma dalgasının en acımasız olanıdır. Bugünün en önemli sorunu, işçi sınıfının Avrupa Birliği’ne (AB), onun kemer sıkma politikalarına ve bu politikaları uygulayan hükümetlere karşı bağımsız devrimci seferberliğidir.
Böylesi bir atağın en önemli siyasi önkoşulu, güç durumdaki Yunan işçi sınıfıyla dayanışma ve Yunanistan’da sürmekte olan borç krizinden ve toplumsal felaketten dolayı onları suçlayan ırkçı kampanyalara uzlaşmaz düşmanlıktır.
Mali seçkinler, Avrupalı işçilere karşı acımasız saldırılarını, yalnızca işçiler AB’nin talimatlarına karşı koyacak bir perspektiften yoksun oldukları için gerçekleştirebilmektedir. Bu durumun başlıca sorumluluğu, Yunanistan’daki Radikal Sol Koalisyon (SYRİZA) ve Almanya’daki Sol Parti gibi gerici sahte sol grupların üzerindedir. İşçi sınıfını gerici AB kurumlarına tabi kılan bu örgütler, AB’nin iyileştirilebileceğinde ısrar ediyorlar.
İşçi sınıfının bağımsız siyasi partisinin yokluğu, artan ekonomik çöküş koşullarında, ölümcül tehlikeler doğurmaktadır. Eğer küçük burjuva “sol”u işçi sınıfının kapitalizmin krizine devrimci bir çözüm geliştirmesini engellerse, faşist eğilimler orta sınıfa ve Yunan halkının yoksul kesimlerine hitap edebilir ve edecektir.
Faşist şiddet örgütü Chrisi Avgi (Altın Şafak), kamuoyu yoklamalarında -oy oranını- yüzde 14’e yükseltmiş durumda. Devlet görevlilerinin ve faşist haydutların siyasi karşıtlara, sanatçılara, eşcinsellere ya da göçmenlere yönelik saldırıları, artık Yunanistan’da her gün ortaya çıkıyor. Amaç, öncelikle işçi sınıfını sindirmek ve yıldırmaktır.
Basın, şimdi, yaygın şekilde, Yunanistan’ın uğradığı yıkımı Weimar Cumhuriyeti’nin sonunda Naziler iktidara gelmeden önce Almanya’da yaşanmış olan yıkım ile karşılaştırıyor.
Alman egemen sınıfı da o zamanki krize, işçi sınıfını iliklerine kadar soymak amacıyla, sürekli olarak daha fazla kemer sıkma önlemi uygulayarak yanıt vermişti. Başbakan Brüning, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) desteğiyle, 1930-32 yıllarında, en az 62 geçici yasa dolayımıyla ücretlerde, sosyal yardımlarda ve emekli maaşlarında yoğun kesintileri uygulamaya koymuştu.
Alman egemen sınıfı işçilerin direnişini giderek artan otoriter önlemlerle karşılamıştı. Papen ve Schleicher’in yarı diktatör hükümetlerinin ardından, 30 Ocak’ta, bütün büyük burjuva partilerinin, ordunun ve büyük şirketlerin temsilcilerinin desteğiyle Hitler başbakanlığa atanmıştı. Büyük şirketler, işçi sınıfının örgütlerini ortadan kaldırmak için Nazileri kullanmaya kararlıydı.
Bugün Yunanistan’da, acımasız toplumsal saldırılar ile anti-demokratik ve faşizan eğilimler arasındaki bağlantı apaçık ortada. Hükümet etme işi artık Yunan bakanlar kurulu ya da parlamentosu tarafından değil, Brüksel’de gerçekleştiriliyor. AB, geçtiğimiz yıl seçilmiş hükümeti görevden aldı ve onun yerine seçilmemiş teknokratlardan oluşan bir hükümeti geçirdi. O zamandan beri, grevci işçilere, göçmenlere ve göstericilere yönelik saldırılarda sürekli bir artış söz konusu.
Polis, ilk kez Haziran ayında Yunan parlamentosuna girmiş olan Altın Şafak ile doğrudan işbirliği yapıyor.
Bu eğilimler yalnızca AB kemer sıkma önlemlerinin yol açtığı toplumsal yıkımdan kaynaklanmamakta; aynı zamanda, AB tarafından zımnen hoş görülmektedir. Anti-faşist göstericilere Yunan polisi tarafından işkence yapıldığında, AB temsilcileri sessiz kalmaktadır.
Toplumsal saldırılar yoğunlaştıkça, otoriter eğilimler bütün kıtaya yayılıyor. İspanya’da ve Portekiz’de, kesintilere karşı gösteri yapan işçiler sürekli olarak polis tarafından dövülmekte ve hakarete uğramaktadır. İspanyol hükümeti, şimdi, polisin vahşiliğini belgeleyenleri cezalandıran bir yasa çıkartmaya hazırlanıyor.
Avrupa’nın her yerinde, Romanlar ve diğer azınlıklar kolluk kuvvetleri tarafından caddelerde kovalanıyor ve sınır dışı ediliyor. Almanya’da, aşırı sağcı ve faşist oluşumlar, gizli servisler tarafından kuruluyor ve finanse ediliyor.
İşçi sınıfı, kendisini, yalnızca kemer sıkma önlemlerine ve Avrupa’da yükselen faşizan ve otoriter eğilimlere karşı mücadele birliğini kurarak savunabilir. Bu, SYRİZA gibi küçük burjuva grupların felç edici etkisine karşı kararlı bir mücadele dolayımıyla gerçekleşebilir. Aşırı sağdan çok işçi sınıfı devriminden korkan bu gruplar, faşizme ve Avrupa’daki otoriter eğilimlere karşı mücadelede, yalnızca engel olma işlevi göreceklerdir.
İşçilerin, onları AB’ye karşı Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadelede bütün sınırların ötesinde birleştiren yeni bir partiye ihtiyacı var. Bu, dünya sosyalist partisinin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubelerini inşa etmek demektir.
İngilizce özgün metin için bkz.
http://wsws.org/articles/2012/nov2012/pers-n02.shtml