21.Yüzyılda “Korsanlık”
Son dönemde gündemde en çok dikkat çeken olaylardan birisi dünya denizlerinde ve özellikle de Somali kıyılarında artan korsanlık eylemleri olsa gerek. Normalde insanların ortaçağ dönemlerinde kaldığını düşündüğü “korsanlık” kavramının 21. yüzyılda hala varlığını sürdürmesi ve “korsanların” bunu bölgede bulunan NATO, Rus ve Hint savaş gemilerine rağmen gerçekleştirmeleri dikkatleri çekiyor.
Milletlerarası Denizcilik Teşkilatı (IMO)'na göre geçen yıl dünya genelinde 264 korsan saldırısı meydana gelmiş bulunuyor. Dünya denizciliğini izleyen bir başka kuruluş olan Milletlerarası Denizcilik Bürosu sadece bu yılın eylül ayına kadar 199 korsan saldırısının gerçekleştirildiği açıkladı. Son dönemin en çok dikkat çeken bölgesi Somali kıyılarında ise geçen yıl 31 olan saldırı sayısı daha yılın bitmesine 1 ay kala 60’ı geçmiş durumda.
“Modern Korsanlık” diyebileceğimiz bu saldırılar aslında dünyanın bir çok bölgesinde açık denizlerde uzun yıllardır yaşanıyor. Örneğin Güney Çin Denizi ve Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı yıllardır korsan saldırılarının yoğun olarak yaşandığı bir başka bölge. Hatta Somali kıyılarıyla karşılaştırılacak olursa “korsan geçmişi” çok daha eski ve saldırı sayısı daha fazla olduğu söylenebilir. 1990’lı yılların başından 2005’e kadar bu bölgede korsan saldırılar oldukça artmış yıllık 25 civarında olan saldırı sayısı 200’e ulaşmıştı. Artan bu korsan saldırıları üzerine bölge ülkeleri olan Endonezya, Malezya ve Singapur ortak hareket ederek donanmalarıyla ortak devriye ve saldırı önleme harekâtları başlatmışlardı. Hint Okyanusu ile Büyük Okyanus arasında geçişi sağlayan Malakka Boğazından yılda 70.000 ticari gemi geçtiğini ve bu gemilerin dünya ticaret mallarının 1/4’ünü taşıdıklarını düşünecek olursak alınan önlemlerin kapitalistler için çok da maliyetli olmadığını görürüz. Bugün Malakka Boğazı ve çevresindeki korsanlık faaliyetleri bu kararlı uygulama ile neredeyse bitme noktasına gelmiş ve boğazdan geçişler güvenli hale getirilmiş durumda.
Benzer sorunların yaşandığı Somali kıyılarında neden buna benzer önlemlerin alınmadığına dair bir çok görüş ortaya atılıyor ancak herşeyden önce bölge koşullarının çok farklı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Malakka Boğazı, Malezya Yarımadası ile Endonezya'nın Sumatra Adası arasında bulunan yaklaşık 900 kilometre uzunluğunda oldukça dar ve fazla derin olmayan (25 metre civarında) bir boğaz. Malakka Boğazı ve çevresinde devriye görevi yapan deniz gücünün güvenliği sağlayacağı alan çok fazla değilken, bugünlerde korsan saldırıların yoğunlaştığı Somali açıkları ve Aden Körfezi bölgesinde güvenlik sağlanacak alan yaklaşık 2,5 milyon kilometrekare. Bu alanın neredeyse Türkiye'nin yüzölçümünün üç katı büyüklüğünde olduğunu düşünürsek durumun zorluğunu daha iyi kavramış oluruz. Yine de zor görünen bu işin günümüz teknolojisinde imkansız olmadığını bilmekle beraber, gerçek sorunun denizde değil karada önlem alarak çözülmesi gerektiği ortada.
Somali’de Emperyalist Korsanlık
Somali’nin yakın tarihine dikkatlice bakacak olursak bu “korsanlık” eylemlerinin arka planını da daha iyi görme olanağına kavuşabiliriz.
Somali'de güçlü ve etkin bir hükümetin olmaması, korsanlık olaylarının geçen yıldan bu yana artmış olmasının en büyük nedenlerinden birisini oluşturuyor. Bugün ülkede geçici bir hükümet ve yönetim var; ancak bunun yetki ve gücü başkent Mogadişu ile sınırlı. Ülkenin güneyi ve merkezi kısmı El Şahap adlı bir grubun kontrolünde bulunuyor. Kuzeyinde ise durum çok karışık. Korsanlar bu bölgenin Puntland adlı kısmında barınıyorlar. Korsanların rehin aldıkları gemileri çektikleri Eyl Limanı da bu bölgede bulunuyor.
Somali 1960 yılında İngiliz yönetimindeki Somaliland ile İtalyan sömürgesi olan Somali topraklarının bağımsızlık elde etmesinden sonra Somali adı ile tek devlet olarak birleşmesi ile kuruldu. Ancak Somali neredeyse kuruluşundan bugüne kadar iç savaş ve kaos yaşamakta olan bir ülke olmaktan kurtulamadı. Bugün ülkenin kuzey kısmı Somaliland adıyla bağımsızlık ilan etmişse de hiçbir ülke tarafından tanınmadı.
1991 yılında ülkede tek hükümdar olan Ziyad Barre diktatörlüğünün devrilmesiyle Somali’de kabileler birbirine girmiş ve ABD öncülüğündeki Birleşmiş Milletler, ülkeye “insani amaçlarla” müdahale etmişti. Ancak bu müdahale her ABD müdahalesinde olduğu gibi büyük bir fiyasko ile sonuçlanmış ve sonuçta tüm yabancı güçler ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. ABD’nin 1993 yılında Somali'ye binlerce askerle katıldığı kanlı “insani” operasyonun Somali topraklarının üçte ikisini petrol ve doğalgaz sondajları için kapatan beş ABD firmasının çıkarlarını güvence altına almak için yapıldığı gerçeği ise dünya basınında neredeyse hiç yer almadı.
1993 yılından sonra Somali üzerinde başrolde ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiki Etiyopya'nın olduğu bir senaryo oynanmaya başlandı. ABD’nin yazdığı bu senaryoyu oynayan Etiyopya, ülkede bir grup ya da bir kabile güçlenerek kontrolü sağlamaya başladığı an duruma müdahale ederek rakip kabile ya da grubu destekledi ve ülkenin bu kaos ortamından çıkmasına engel oldu. 2006 yılı ortalarında İslami Mahkemeler Birliği (İMB) adlı grubun başkent Mogadişu dahil ülkedeki kontrolü ele geçirmesi ve 15 yıl aradan sonra ülkeye istikrar getirmesi ABD’li petrol ve doğalgaz şirketlerinin hiç istemedikleri bir çözümdü. Bu gelişen olaylar üzerine 1993'teki operasyon bir başka şekliyle yeniden başlatıldı. Etiyopya, ABD'yi de yanına alarak bu grubun El Kaide terör örgütüyle ilişkili olduğunu ilan etti. Dünya basınında haftalarca bu tür haberler yayınlandı. ABD’li şirketlerin ayrıcalıkları ve çıkarlarının savunulması için o dönemde ABD'nin Irak ordusunun başında bulunan General John Abizaid, Etiyopya'ya gitti. Ziyaretin üzerinden birkaç gün geçmişti ki, ABD özel birliklerinin öncülüğünde yine ABD'nin finanse eğittiği 15 bin kişilik Etiyopya askeri gücü 2007'nin ilk saatlerinden itibaren Somali topraklarına girmeye başladı. İMB kısa sürede devrildi ve ülke Etiyopya işgaline maruz kaldı. Böylece 1991’den itibaren ilk kez İMB ile oluşan görece istikrar ortamı ortadan kaldırıldı.
Bugün Somali’de Etiyopya destekli hükümet, başkent Mogadişu'nun birkaç mahallesiyle, parlamentonun bulunduğu Baidoa kentini kontrol edebiliyor. Cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki anlaşmazlıktan dolayı ciddi sorunların yaşandığı Somali hükümetini ayakta tutabilecek tek güç ise daha bir yıl önce El Kaide mensubu olarak yaftalanan İMB olarak görülüyor! İMB'nin koalisyon hükümetinde yer alması ve örgütün Başkanı Şeyh Şerif Şeyh Ahmet'in ise Somali başbakanı olması gündemde.
Bazı önemli farklılıklarla birlikte, Somali'de yaşananlar ABD’nin Afganistan ve Irak'ta gelinen durumu andırıyor. İstikrarsızlaştırılan bir ülke, “insani” amaçlarla yapılan BM destekli operasyonlar, sonrasında yaşanan iktidar boşluğu, iç savaş denebilecek çatışmalar ve ABD şirketlerinin ülkede ayrıcalıklarını devam ettiren anlaşmalar sonucunda ABD destekli iktidarın duruma hakim olması.
NATO Müdahalesi Yine Gündemde
Somali korsanları ise son dönemde yoğunlaştırdıkları eylemlerle dünya kamuoyuna uluslararası bir gücün (ki bu güç bu koşullarda sadece ABD ya da NATO olabilir) bu ülkeye acil müdahalede bulunması gerektiğine zemin hazırlıyor ve kendi ceplerini doldurmakla uğraşıyorlar. Bölgede halen Amerika'nın 5. Filosu, NATO'nun Türk firkateyni Gökova dahil 4-5 savaş gemisi, Rus destroyeri Neustrashimi Hint donanmasına ait Tabar destroyeri devriye görevi yapıyor. Rusya'nın önümüzdeki aylarda bölgeye başka savaş gemilerini de göndermesi bekleniyor. Ayrıca bu ay İngiliz donanmasının komutası altında görev yapacak bir AB deniz görev gücü de bölgeye gelecek. Bu deniz gücünde 10 AB ülkesinin savaş gemileri yer alacak. Bu gemiler görevlerine başlayınca bölgedeki NATO deniz gücü faaliyetine son verecek.
Yukarıdaki bilgilerden de anlaşıldığı gibi bölgede birçok savaş gemisi devriye geziyor ama korsanlar her defasında hedef büyüterek gemi kaçırmaya devam ediyorlar. Kaçırılan gemilerin niteliğinin değişmesi de ayrı soru işaretlerini de gündeme getiriyor. Sudan'ın güneyindeki ayrılıkçı bölgeye silah taşıyan Ukrayna gemisi ve son olarak ABD'ye 100 milyon dolarlık petrol taşıyan Suudi süper tankerinin kaçırılması korsanların bazı güçlerin taşeronluğuna soyunmuş olacağı iddialarını da güçlendiriyor.
İç savaş ve kaos içinde yaşayan, yoksulluk ve açlık içinde kıvranan, yaş ortalamasının 46 olduğu ve her dört çocuktan birinin daha beş yaşına gelmeden öldüğü Somali’de, korsanlığın yarattığı “ekonomik canlılık” da gözle görünür bir biçimde artıyor. Somalili korsanların sadece bu yılki kazançlarının 30 milyon dolar civarında olduğu düşünülürse, İslamcı gerillaların kontrolünde olan ülkenin güneyindeki yetkililerin, bu durumdan çok da şikayetçi olduğu söylenemez. Zaten batılı haber kaynakları bölge yönetimindeki yetkililerin korsanlarla mücadele eder gibi göründüklerini, ancak korsanlardan yüklü bir komisyon aldıklarını öne sürüyorlar.
Başta korsanlığın en yaygın olduğu Puntland bölgesi olmak üzere halk da geçimini büyük ölçüde bu işe bağlamış durumda. “Korsan ekonomisi” ile halkın cebi para görürken, korsanlar da kendi yaşamlarında farklılıklar yaratarak lüks yaşamın tadını çıkarmaya başladılar. Yoksulluk içindeki kasabalar, köyler yavaş yavaş modernleşmeşe başlayarak yerlerini beton binalara bırakmaya başlarken, bu yeni kasaba sokaklarında dört çeker jipler, lüks otomobiller dolaşıyor. Ayrıca gemilerin bırakılması karşılığında ödenen para, çuvallar ya da su geçirmeyen bavullar içinde nakit olarak yapılıyor. Çünkü ülkede, bankacılık sistemi çalışmıyor.
Sonuç olarak 21.yy da dünya “korsanlığı” konuşurken, Somali’de milyonlarca insanın evlerini terk etmesine, ölümüne ve açlık tehlikesine yol açan, bu korsanları yaratan ve bölgedeki emperyalist amaçları için kullanan gerçek korsanları görmüyor.
Aynı Afganistan ve Irak’ta görmedikleri gibi...