Bir ikiyüzlülük vakası: Fransız Komünist Partisi ile Güney Afrika’daki madenci katliamı üzerine bir yazışma

Dünya Sosyalist Web Sayfası (WSWS), Fransız Komünist Partisi’nden (PCF), Güney Afrikalı maden işçilerinin öldürülmesini kayıran aşağıdaki mektubu aldı. Bu mektubu, Alex Lantier’in bir yanıtı izliyor.
Az önce, "Fransız Komünist Partisi Güney Afrikalı madencilerin öldürülmesini kayırıyor" başlıklı makaleyi dehşet içinde okudum. PCF’nin bildirisi onun Marikana’da yaşananlara ilişkin nefretini ve kızgınlığını ifade etmektedir. Bizim bildirimizi istismar edemez ve onun gerçek anlamını böyle sorumsuz biçimde manipüle edemezsiniz. Bu makalede yazdıklarınız son derece vahim, ciddi biçimde şok edici ve tümüyle kabullenilemezdir. Hem yorumsuz olarak bildirimizin tam metnini hem de bu yanıtı yayımlamanızı talep ediyorum. Bunu yapmamanız durumunda konuyu mahkemeye taşıma hakkını saklı tutuyorum.
Jacques Fath
PCF Ulusal Yürütme Komitesi’nin Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Üyesi
***
WSWS, PCF’nin, bize Fransız Stalinist propagandasının sinik, işçi sınıfı karşıtı karakterini daha fazla açığa vurma fırsatı sunan Marikana madenci katliamı üzerine bildirisini (Fransızcasına PCF’nin web sayfasından ulaşılabilir) aktarmaktan memnuniyet duymaktadır. Bununla birlikte, Bay Fath’ın, PCF’nin İngilizce çevirisi "yorumsuz olarak" aşağıda yer alan bildirisini aktarırken kendimize sansür uygulamamız yönündeki talebini reddediyoruz.
Güney Afrika: PCF grevdeki madencilerin katledilmesi karşısındaki kızgınlığını ve nefretini ifade eder
Güney Afrika’da 34 grevci madencinin polis tarafından öldürülmesi yoğun bir duygu uyandırmaktadır. Fransız Komünist Partisi, sefalet içinde yaşayan ve ücretleri ve yaşam koşulları için mücadele eden işçilere yönelik şiddete olan kızgınlığını ve nefretini ifade eder.
Bizzat Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma böylesi baskının canlandırdığı anlayışsızlığı vurguladı. O, bir araştırma komisyonu kurulacağını duyururken, "bu anlamsız şiddetle şok olmuş ve dehşete düşmüş durumdayız" dedi. Irk ayrımcısı terörü bilen Güney Afrika halkı, bu türde ölümcül bir trajediyi bir daha yaşamamalı.
PCF, eşitsizliği azaltmak için, hukukun gerçek egemenliği altında ilerleme ve toplumsal adalet uğruna mücadelelerinde Güney Afrika’daki siyasi ve sendikal güçlerin bütünüyle dayanışmasını yeniden teyit eder.
Fransız Komünist Partisi
Bu açıklama, PCF aynı anda cinayetleri eleştirirken katilleri ve onları ardındaki örgütleri siyasi olarak desteklemeye çalıştığı için, ikiyüzlülükle damgalanmaktadır. Bu açıklamada, suçu işleyenlere ya da katliamı desteklemiş olan Güney Afrika’daki örgütlere karşı tek bir nefret sözcüğü bile bulunmuyor.
Bu örgütlerin listesi Zuma’nın Afrika Ulusal Kongre (ANC) hükümetini ve PCF’nin Güney Afrika’daki müttefiklerini (Güney Afrika’nın ANC ile Üçlü İttifak’ının parçaları olan Güney Afrika Komünist Partisi-SACP ve Güney Afrika Sendikalar Kongresi-COSATU) kapsadığı için, bir tesadüf değil.
WSWS’de daha önce yayımlanan makalede belirttiğimiz gibi:
PCF tarafından savunulan "siyasi ve sendikal güçler"in katliamı emrettiği ve savunduğu herkesçe biliniyor. Afrika Ulusal Kongresi (ANC) hükümetinin ulusal polis şefi Riah Phiyega, katliamdan sonra, "yapması gereken görevi yerine getirmesi için polise sorumluluk vermiş" olduğunu açıkladı. O, "birilerini suçlamanın zamanı değil" diyerek maden işçilerinin ölümünden sorumlu olanlara yönelik herhangi bir kovuşturmaya karşı çıktı.
Önceki başkanı Cyril Ramaphosa’nın 275 milyon dolarlık bir servet biriktirmiş olduğu Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) madencilerin grevine karşıydı. NUM’un Genel Sekreteri Frans Baleni, "polis sabırlıydı ama bu insanlar tehlikeli silahlarla donanmıştı" diyerek polisi savundu.
PCF’nin tarihsel olarak ANC’yi destekleyen Güney Afrika Komünist Partisi (SACP) içindeki sadık Stalinist izleyicileri, polisin madencileri öldürmesini "işçilerin işçilere karşı şiddeti" olarak sergilediler.
PCF’nin işçi sınıfının savunucusu rolüne soyunma girişimi, onun SACP’nin Güney Afrika yönetici sınıfı ile ittifakını savunmasıyla ters düşmektedir. PCF’in ANC’yi, NUM’u, COSATU’yu ya da SACP’yi "toplumsal adalet" ve "yasanın egemenliği" savunucusu ilan edecek kadar ileri giden bildirisi, bu örgütlerin Marikana katliamında oynadıkları role ilişkin tek sözcük söylemiyor.
PCF, bunun yerine, Zuma’nın şiddetin "anlamsız" olduğu biçimindeki sinik açıklamasından, ona polisin grevcileri öldürmesinin "anlayışsızlığı" canlandırdığı yollu kendi gözlemini ekleyerek, sempatik bir şekilde alıntı yapmaktadır.
Gerçekte, işçi sınıfı içindeki muhalefeti ezmeyi amaçlayan bu tür şiddet, ne anlamsızdır ne de onun anlaşılması zordur. ANC ile COSATU’nun önderliği etrafında yer alan ve Ulusal Maden İşçileri Sendikası’nın eski başkanı multimilyoner Cyril Ramaphosa’da cisimleşen toplumsal tabaka, bir servet biriktirmiştir. Bu tabakanın üyeleri, şimdi, grevlerin, -Marikana katliamında göstermiş oldukları gibi- savunmak için en acımasız ve kanlı yöntemleri kullanmaya hazır oldukları servetlerinin toplumsal ve ekonomik zemininin altını oyacağından korkmaktadır.
PCF, kendi adına, bu toplumsal tabakanın gerici rolüne siyasi paravana sağlamak için devreye giriyor. O, Marikana grevcilerinin katillerini kayırıyor. Bu, yalnızca SACP’nin değil ama aynı zamanda PCF’nin ve bütün Avrupa küçük burjuva "sol"unun gerici karakteri konusunda bütün sınıf bilinçli işçilere yönelik bir uyarıdır.