Fas’ta kadınlara uygulanan şiddet gündemde
Geçtiğimiz günlerde Fas’ta 16 yaşındaki Amina Filali’nin intihar etmesi ve ardından gelen tepkiler,  ülkede kadınların yaşamak zorunda bırakıldığı koşulları gündeme taşıdı. Amina Filali, yakın zamanda tecavüze uğramış, üstelik bir de kendisine tecavüz eden adamla evlendirilmişti. Evlilik sırasında şiddete ve tecavüze sürekli maruz kalan çocuk yaştaki Amina, daha fazla dayanamayarak intihar etmişti.
Bu olayın ardından ülkedeki kadın hakları savunucuları sokaklara dökülürken, tecavüzcü erkeğin ve bu evliliğe izin veren yargıcın tutuklanmasını talep ettiler. Bununla birlikte kadınların her türlü baskı ve şiddete maruz kalmasını meşrulaştıran yasaların değiştirilmesi çağrısında bulundular.
Çünkü Amina Filali’nin de ölümün arkasında erkeğin egemenliğini tam anlamıyla güvence altına alan yasal düzenlemeler ve hukuk sistemi vardı. Fas’ta 18 yaşından küçük kadınların evlenmesi yasak. Fakat bazı özel durumlarda buna izin veriliyor. Hatta teşvik edildiğini bile söyleyebiliriz. Amina Filali, tecavüze uğradığında 16 yaşındaydı. Tecavüzcü erkeğin bir cezadan kurtulmasının tek yolu onunla evlenmesiydi. Yani burada “özel bir durum” söz konusuydu. 475 Sayılı Ceza Kanunu'na göre tecavüzcüler, tecavüz ettikleri kadınla evlendiklerinde hiçbir şekilde ceza almıyorlar.
Bu yasa sözde her iki tarafın da rızasıyla uygulanıyor. Fakat gerçekte burada sadece tek bir taraf var. Çünkü tecavüzcüleriyle evlenmeyi reddeden kadınlar ve aileleri büyük bir toplumsal baskıya maruz kalıyorlar. Hiç evlenmemiş olduğu halde bakire olmayan bir kadın kesinlikle saygı görmüyor. Kadının ailesi ise namus adına tecavüzcüyle evlendirilmeyi onaylıyor. Filali’nin evlendirilmesinden sonra da şiddet gördüğünü ama ailesinin veya devletin kendisine yardımcı olmayı reddettiğini belirtelim. Çünkü o artık “kocasının mülkiyetindeydi.”
Amina Filali’nin babasının, yargının oynadığı rol konusunda söyledikleri oldukça çarpıcı: Kendisi, olayı mahkemeye taşıdığını ve savcının “git evlendir” dediğini söylüyor. Bu da tecavüzcünün daha en başından beri yargı tarafından korunduğunu gösteriyor.
Amina Filali’nin intiharına neden olan olaylar zinciri bugüne kadar gerek Türkiye’de gerekse dünyanın pek çok yerinde rastladığımız şeyler ve bize hiç yabancı değil. Aynı olaylar, ayrımcılıklar, devletin sessiz kalması ve yasal düzenlemeler, nihayetinde bunların kadınlar üzerinde yarattığı terör ve sonuçlarını her gün gazetelerden okuyoruz. Öte yandan bu olay, burjuva aile kurumunun devlet tarafından nasıl korunduğunu, ahlak ve namusun ailenin korunmasında nasıl bir role sahip olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek.
Ücretli emeğin sömürüsü için koşullar en baştan aile kurumu eliyle yaratılıyor. Aile, bir yandan sömürü için yeni nesiller yaratma görevini üstlenirken, kadına da sömürülecek yeni işçiler doğurma, çalışan erkeğin ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğu dayatılıyor. Bu nedenle kadınlara her türlü baskı ve şiddet meşrulaştırılırken bu durumun sağlanmasında yasalar ve ahlaki kurallar büyük rol oynuyor. Bunun yanı sıra kadınlar, iş hayatında da ikincil bir konuma düşürülüyor ve ücretli emeğin sömürüsü burada cinsiyetçi bir nitelik kazanıyor.
Amina Filali’nin intiharı aslında bir cinayettir. Kapitalizm ve onun uzantısı olan erkek-egemen kültür ve aile kurumunun işlediği sayısız kadın cinayetinden birisidir. Ailenin korunması ve erkeğin egemenliğinin pekiştirilmesi için kadının yaşam hakkının bir kez daha elinden alınmasıdır.
Fas’taki emekçi kadınlar, taleplerini sadece 475. maddenin iptali ve yargıç ile tecavüzcünün tutuklanmasıyla sınırlandırmamalı ve bütün bunlara neden olan kapitalizmin kendisine karşı mücadeleye girişmelidirler.