Libya operasyonunda komuta NATO’da, yönetim merkezi ise İzmir’de!
Kaddafi’nin kendi halkını “katletmesini” bahane ederek Libya’yı bombalamaya devam eden emperyalistler, bu kanlı operasyon için emperyalist savaş makinesi NATO’yu kullanmakta anlaştılar. Bu sürecin, burjuva Türk devletine de NATO bünyesinde daha da etkili olma olanağı sağlandığı anlaşılıyor. Libya pastasını bir an önce midesine indirmek isteyen Türkiye burjuvazisi, operasyonun komutası için ülke topraklarını emperyalistlerin hizmetine açmakta herhangi bir tereddüt yaşamadı. Hükümet, Libya’daki uluslararası güce katılmak üzere Meclis’ten 1 yıllığına izin aldı. Bu konudaki tezkere, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kapalı oturumun ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Muhalefetin tavrı olumluydu" diyerek burjuvazinin ve burjuva siyasi partilerin Libya operasyonu karşısında ittifakını gözler önüne sermiş oldu.
Vicdan siyasetinden cüzdan siyasetine
İzmir’de bulunan NATO üssü bundan sonra Libya’ya yönelik emperyalist müdahalenin merkez karargahı olacak. Halbuki Dışişleri Bakanı Davutoğlu, İzmir’deki NATO üssünün operasyon merkezi olacağı haberlerini yalanlamıştı. Lakin emperyalizme hizmette sınır taşımayan burjuva devlet, aynı şekilde ikiyüzlülükte de sınır tanımıyor.
Türkiye’nin Ortadoğu politikasını “vicdan siyaseti” olarak belirten hükümet, kısa sürede yaptığı zikzaklarla aslında “cüzdan siyaseti” güttüğünü göstermiş oldu. Hükümet başlangıçta Libya muhalefetinin mücadelesine sempatiyle baktığı izlenimi verirken, diğer yandan da Kaddafi’nin iktidarını tekrar tesis edebileceği ihtimali karşısında Türk burjuvazisinin yatırımlarını korumak için temkinli davrandı.
Başbakan Erdoğan Mart ayı başında Almanya’da gazetecilerin soruları üzerine NATO’nun Libya’ya müdahale etmesini, “Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO’nun ne işi var Libya’da?” diye cevaplamıştı. Oysa çok geçmeden Türkiye’nin NATO’nun Libya’ya müdahale etmesi için ısrarcı olduğu ortaya çıkmış ve üstelik komutanın NATO’ya devri Türkiye’nin dış siyasetteki büyük başarısı olarak sunulmuştu.
NATO operasyonu hava harekatı ile sınırlı kalır mı?
Emperyalistler ve onların yerel taşeronları, NATO’nun Libya’da sadece “uçuşa yasak bölge” uygulamasının sorumluluğunu aldığını söylese de, Kaddafi’yi iktidardan uzaklaştırma amacıyla kara harekatını da içeren kapsamlı bir operasyon ilerleyen günlerde NATO’nun gündemine gelebilir.
Libya’ya yönelik saldırının ana karargahı olarak İzmir’in seçilmesi ile birlikte emperyalistler, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da patlak veren halk ayaklanmalarını kontrol altına almak için başlattıkları bu kanlı savaşı, kendi yerel taşeronları aracılığıyla gerçekleştirmeyi de planlıyorlar.
Emperyalistlere sadece Türk devleti değil, aynı zamanda küresel sermayenin taşeronu konumundaki gerici Arap rejimleri de yardım ediyor. Ne de olsa Tunus’ta, Mısır’da ve daha nice yerde, sallanan kendi koltuklarıydı. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar operasyona aktif destek vereceğini açıkladı. Ayrıca Arap Birliği, Libya’ya yönelik siyasi ve ekonomik yaptırımlara hazır olduğunu, Libya’nın petrol ve doğal gaz gelirlerini bloke edeceğini ilan etti.
Halk ayaklanmaları gerici Arap rejimlerinin emperyalistlere daha da sıkı sarılmasına neden olmuşa benziyor. Emperyalizm eliyle yaratılmış olan bu sistemden tek bir Arap ülkesinin kopması demek, bütün sistemin baş aşağı dönmesi anlamına gelecektir.
Küresel silah şirketleri atakta
Emperyalistler Kaddafi’nin “katliamlarını” bahane edip Libya üzerine bomba yağdırırken, daha şimdiden, bu savaşın en çok kazananlarının küresel silah şirketleri olacağı anlaşıldı. Silah şirketlerinin dünya borsalarındaki hisse senetlerinin son üç gün içerisinde yaşanan yüzde 6’lık yükselişi nedeniyle, ABD borsası 12,000 puan seviyesine çıktı.
Silah şirketleri arasında hisseleri en çok yükselişe geçen şirket, Irak ve Afganistan’da ABD ordusuna hizmet veren İngiliz BAE Systems olurken, onu İtalyan Finmeccanica şirketi izledi. 18 Mart 2011 tarihinden beri küresel silah şirketlerinin hisse senetlerinin değerleri yükselmeye devam ediyor.
Libya’ya yönelik emperyalist müdahaleye dur de!
Emperyalizme karşı farklı dillerden, dinlerden, milletlerden emekçileri birleştirebilecek, emperyalist saldırıları önleyebilecek ve yalnızca Kaddafi türü diktatörleri değil, onların parçası olduğu küresel sermaye diktatörlüğünü ortadan kaldırabilecek yegâne güç işçi sınıfının uluslararası sosyalist birliğidir. Dünyanın pek çok farklı yerinde gerçekleşen emperyalist müdahaleleri sonsuza kadar durdurmanın yolu, Marksist bir dünya partisi içinde örgütlenmiş olan uluslararası işçi sınıfının gerçekleştireceği dünya sosyalist devrimidir.