UNICEF: Toplumsal eşitsizlik her gün 7.000 yenidoğan bebeğin canına mal oluyor

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) yayınladığı bir rapor, dünya çapında her gün 7.000 yenidoğan bebeğin öldüğünü gözler önüne seriyor. Yenidoğanların ölüm oranında en üst sıralarda yer alan ülkelerin büyük kısmı yoksul, hassas bölgeler iken, bir dizi varlıklı ülkedeki aşırı gelir eşitsizliği de her gün binlerce çocuğun yaşamına mal oluyor.

UNICEF’in 20 Şubat Salı günü yayınlanan “Her Çocuk Yaşasın: Yenidoğan Ölümlerini Acilen Sona Erdirme Gerekliliği” başlıklı raporu, her yıl 2,6 milyon bebeğin bir ayını doldurmadan öldüğüne dikkat çekerek başlıyor. Bunların 1 milyonu doğduğu gün ölürken, her yıl 2,6 milyon bebek de ölü doğuyor. Çocuk ölüm oranı toplamda azalmakla birlikte, UNICEF raporu, “yenidoğan ölümleri, şu anda, 5 yaşından küçük çocuklar arasındaki tüm ölümler içinde daha büyük bir paya sahip ve bu artıyor.” diye belirtiyor.

Rapor, dünyadaki ülkelerin yenidoğan ölüm oranlarını 2016 yılına ait istatistikler temelinde sıralıyor. 2016 rakamlarına göre, her 22 bebekten birinin bir ayını doldurmadan öldüğü Pakistan, en yüksek yenidoğan ölüm oranına sahipti. Japonya ise, 1.111 bebekte bir ölüm oranıyla, en düşük bebek ölüm oranına sahip ülkeydi.

Tahmin edildiği gibi, en yüksek ölüm oranlarına sahip ülkeler, yoksulluk, savaş ve sağlık hizmeti yokluğu ile boğuşanlardı. Pakistan’ın ardından, yenidoğanlar için en kötü sonuçlara sahip ülkeler, Orta Afrika Cumhuriyeti, Afganistan, Somali, Lesotho, Guinea-Bissau, Güney Sudan, Fildişi Sahili, Mali ve Çad. Bu ülkelerden sekizi (Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Afganistan, Güney Sudan, Pakistan, Fildişi Sahili, Guinea-Bissau ve Mali), istikrarsızlık, kriz, toplumsal eşitsizlik ve insan göçü ile karakterize edilen hassas bölgeler olarak adlandırılıyor.

2016’daki en düşük yenidoğan ölüm oranına sahip ülkeler ise, Japonya, İzlanda, Singapur, Finlandiya, Slovenya, Estonya, Kıbrıs, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Norveç ve Lüksemburg.

Pakistan’da doğan bir bebeğin bir ayını doldurmadan önce ölmesinin Japonya’daki bir bebekten neredeyse 50 kat daha olası olması hiç de şaşırtıcı değildir. Nihayetinde, Pakistan kırsalındaki bir anne, doğum öncesi bakım, beslenme ve güvenli, hijyenik alanlar konusunda Japonya’daki annelerin karşı karşıya olmadığı engellerle karşı karşıyadır. Ayrıca, yoksul ülkelerde daha az sayıda nitelikli sağlık çalışanı bulunuyor. Örneğin, Somali’de, her 10.000 kişiye sadece bir nitelikli sağlık uzmanı düşerken, Norveç’te, bu rakam 218’dir.

Bununla birlikte, daha büyük servet, mutlaka daha düşük yenidoğan ölüm oranları anlamına gelmiyor. Varlıklı ülkelerdeki ortalama yenidoğan ölüm oranı, 1.000 doğumda yaklaşık 3; hatta Trinidad ve Tobago gibi yüksek gelirli gelişen ülkelerde bu oran binde 13 ki bu, düşük gelirli ülkeler ile karşılaştırılabilir.

Hem ABD hem de Kuveyt binde 4’lük bir yenidoğan ölüm oranına sahip. Bu yüksek gelirli ülkelerde, yenidoğan ölüm oranı, binde 5 orana sahip Ukrayna ve Sri Lanka gibi alt orta gelirli ülkelerden çok az daha iyi. ABD ve Britanya, Küba’dan ve Güney Kore’den daha yüksek ölüm oranlarına sahip. 1.000 bebekten 32’sinin bir ayını doldurmadan öldüğü üst orta gelirli bir ülke olan Ekvator Ginesi, en yüksek yenidoğan ölüm oranına sahip 20 ülke arasında yer alıyor.

En yüksek yenidoğan bebek ölüm oranları, doğum güçlüklerine, erken doğuma, enfeksiyona ve yetersiz beslenmeye dayandırılabilir ki bunların neredeyse tamamı önlenebilirdir. Ama UNICEF’in belirttiği gibi, bir ulusun serveti, eğer bebek ölümlerinin altında yatan toplumsal sorunların üstüne gitme yönünde “siyasi irade” yoksa, çok az fark yaratıyor. Bu, karşılaştırılabilir servete sahip uluslardan sürekli daha yüksek çocuk ölüm oranına sahip olan ABD gibi ülkelere yönelik şiddetli bir suçlamadır.

“Her Çocuk Yaşasın”, yalnızca yoksul ile zengin ülkeler arasındaki değil, ama aynı zamanda dünyanın en varlıklı ulusları içinde yoksullar ve zenginler arasında da var olan devasa toplumsal eşitsizliklerin altını çiziyor. Rapor, “En yoksul ailelerde doğan bebeklerin yenidoğan bebek iken ölmesi, en az yoksul olanlardakilerden yüzde 40 daha olası.” diye belirtiyor.

Rapor, şöyle ekliyor: “Temel nedenleri değerlendirirsek, bu bebekler erken doğum ya da zatürre gibi tıbbi nedenlerden ölmüyor. Onlar, aileleri aşırı yoksul ya da gerek duydukları bakıma erişmekten yoksun oldukları için ölüyor.”

Hassas bir bölgenin ayırt edici iki özelliği, ekonomik eşitsizlik ve sosyal hizmetlerdeki bozulmadır. ABD, her ikisiyle de damgalanıyor. ABD’de, toplumsal eşitsizlik her geçen yıl artarken, durmadan genişleyen askeri operasyonları ve daha da büyük savaşlara yönelik hazırlıkları finanse etmek için, sosyal hizmetlere yapılan harcamalar azalıyor. Bu perspektiften bakıldığında, ABD’nin görece kötü yenidoğan bebek ölüm oranları, emperyalist savaş makinesinin hedef aldığı ülkeler olan Afganistan’daki, Pakistan’daki ve Somali’deki şok edici yenidoğan ölüm oranları ile aynıdır.

Rapor, şu sözlerle sona eriyor: “İstatistiklerin (oranlar, ortalamalar, yüzdeler, göstergeler) soğuk dilini konuştuğumuz zaman, gerçek bebeklerin (hayatta kalmayı, sağlıklı büyümeyi ve toplumlarına katkı yapmayı hak eden bebekler) yaşamları ve ölümleri hakkında konuşuyor olduğumuzu unutmak kolaydır. Bu rapor, milyonlarca yenidoğan bebeğin, neredeyse tamamı önlenebilir olan nedenlerden çok erken ölerek bu olanaktan yoksun bırakıldığı gerçeğine ışık tutuyor.”

UNICEF, yenidoğan ölüm oranlarını düşürecek somut adımları özetliyor. Ancak raporun özetlediği küresel toplumsal krizin merkezi olan kapitalist sistemin üstesinden gelinmedikçe, dünyadaki en korunmasız çocuklar tehlikede olmaya devam edecek.

22 Şubat 2018

İngilizce özgün metin