ABD çelik, otomotiv ve iletişim işçilerinin birleşik mücadelesi için!
Salı günü, ABD’deki Çelik İşçileri sendikası (USW), dev şirketlerin acımasız tavizler için baskı yaptığı ve taşeron firmaların lokavt ya da grev halinde yedek işçileri istihdam etmeye başladığı sırada, ArcelorMittal ve US Steel’deki 30.000 işçiye bir sözleşme olmaksızın çalışmaya devam etme emri verdi.
“Çalışmaya devam etme” anlaşması, tüm inisiyatifin şirketlerin elinde bulunmasını garantiye alırken, işçileri mağduriyetlere karşı savunmasız bırakmaktadır. Anlaşma, ayrıca, [işçilerin] sağlık hizmetleri harcamalarında aşırı artışlar ve yeni işe alınanlar için emeklilik maaşının kaldırılmasını talep eden Pittsburgh merkezli Allegheny Technology Inc tarafından halihazırda işyerine sokulmayan 2.200 çelik işçisini daha fazla yalıtıyor.
Sendika ile şirketlerin, işçilere yönelik yeni bir saldırı için en iyi koşulları yaratmak amacıyla işbirliği yapması, USW sendikasına özgü değildir. Sendikalar, Amerika Birleşik Devletleri genelinde, 300.000 ABD Posta Hizmetleri işçisini, 60.000 Verizon ve AT&T iletişim işçisini, Illinois eyaletindeki 38.000 kamu çalışanını ve Chicago, Pittsburgh, Detroit ve diğer kentlerdeki on binlerce öğretmeni kapsayan yüz binlerce işçiyi, toplu sözleşme sürelerinin bitmesinden sonra çalışmaya zorladılar.
USW’nin eylemleri, aynı zamanda, General Motors, Ford ve Fiat Chrysler ile toplu sözleşmeleri 14 Eylül’de sona erecek olan 140.000 otomotiv işçisi için bir uyarıdır. Birleşik Otomotiv İşçileri sendikası (UAW), şu anda, ücret ve yan ödemelerde yeni kesintiler başlatmak için şirket yetkilileri ve Obama yönetimi ile gizlice anlaşıyor. UAW sendikası, işçilerden gelen neredeyse yüzde 98’lik bir grev yetkilendirmesine rağmen, grev çağrısı yapma yönünde hiçbir niyeti olmadığını tümüyle ortaya koymuş durumda.
İşçi sınıfının bütün kesimleri, belirli bir strateji izleyen ortak bir sınıf düşmanıyla karşı karşıyadır. 2008’de patlak veren ekonomik ve mali krizi, mali sisteme trilyonlarca dolar akıtılması ve işlere, ücretlere ve yan ödemelere yönelik saldırılarda bir tırmanma takip etmişti. Birincisi [mali sisteme para akıtılması] Bush yönetimi altında bankaların milyarlarca dolarlık kurtarılmasıyla başlatıldı ve Obama yönetimi altında oldukça genişletildi. İkincisi [işlere, ücretlere ve sosyal yardımlara yönelik saldırılar], 2009 yılında, otomotiv sanayisinin Obama yönetimi tarafından yönetilen yeniden yapılandırılmasıyla ilan edildi.
Sonuç, servetin, daha önce görülmedik ölçüde işçi sınıfından mali sektör ve şirket seçkinlerine aktarımı oldu. Hükümet tarafından şişirilmiş borsa büyümesi ve dünya ekonomisin yeniden çözülmesi ile birlikte, şimdi, şirketler ve bankalar, her kuruşun işçi sınıfından çıkarılması yönündeki taleplerini yoğunlaştıracaklar.
Hem özel hem de kamu sektörü işçilerinin [bu saldırıya] karşı koymak üzere birleşik mücadelesinin nesnel koşulları mevcuttur. Yalnızca bu yıl, beş milyon dolayında işçiyi kapsayan toplu sözleşmeler sona eriyor. Bu yılın başında, iş, siyaset ve medya dünyasında yer alan çeşitli insanlar, Büyük Bunalım’dan bu yana en uzun ücret durgunluğu döneminin ardından, işçilerin eli kulağında bir “ücret atağı” uyarısında bulundu.
Fakat işçilerin böylesi bir mücadele başlatma yönündeki çabaları bugüne kadar boşa çıkartıldı ve bastırıldı; şirketler, işçilerin yaşam standartlarına ve çalışma koşullarına yönelik yeni saldırılar düzenleyebildiler. Çalışma Bakanlığı, Çarşamba günü, emek maliyetleri bir kez daha gerilerken, üretkenliğin, ikinci çeyrekte, 2013’ten beri en hızlı oranda artmış olduğunu bildirdi. 
Karların, hisse fiyatlarının ve CEO maaşlarının yeni rekor seviyelere ulaştığı sözde ekonomik bir toparlanmanın ortasında, işçi ücretlerinin düşmeye devam etmesi eşi görülmedik bir durumdur. Artık, ücret ve yan ödeme kesintilerinin, işi hızlandırmanın, zorunlu fazla mesailerin vb.nin, büyük kayıplarla karşı karşıya olan şirketlere yardımcı olmaya yönelik geçici önlemler olduğu bahanesi bile kalmamıştır. Bunlar, kar sistemi altındaki yaşamın kalıcı olguları (“yeni normal”) ve çok daha acımasız saldırıların öncüleridir.
İşçi sınıfını harekete geçirmenin önündeki engel, sendika bürokrasisinin sahte sol savunucularının iddia ettiği gibi, işçiler arasındaki bir mücadele isteksizliği değildir. Engel, bizzat sendikalardır. Sendikalar, emeğin ulusal gelir içindeki payını arttırmak için işçileri birleştirmek bir yana, onları bölmek ve zayıflatmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor ve [emeğin] o payını azaltıyorlar.
Yıl, Obama yönetiminin, 20.000 Batı Yakası liman işçisinin grevini engellemek için müdahale etmesiyle başlamıştı. O zaman, Uluslararası Liman ve Antrepo İşçileri Sendikası (ILWU), gemi ve liman sahipleri tarafından daha fazla “masraf kısıtlaması” ve “verimlilik” getirdiği için övülen, federal düzeyde bir arabulucu anlaşma imzalamıştı.
Gerçekten de, AFL-CIO ve diğer sendikalar, grevleri fiilen yasakladılar. 144 milyon işçinin bulunduğu bir ülkede, bu yıl, 1.000 ya da daha fazla işçiyi kapsayan sadece beş grev gerçekleşti. Bu, kayıtların tutulmaya başlandığı 1947’den beri en düşük ikinci sayı olan 2014’teki bu tür toplam 11 iş bırakmayı izliyor.
Sendikalar grev çağrısı yaptıklarında, bu yalnızca, işçiler arasındaki öfkeyi dağıtmak, onları bölmek ve yenilgiyi dayatmak amacıyla olmaktadır. USW sendikasının, Şubat’ta başlayan petrol rafinerisi grevi boyunca yaptığı budur. Sendika, petrol rafinerisi işkolundaki üyelerinin beşte dördüne çalışmaya devam etme emri vermişti. Başkanı Leo Gerard’ın Obama’nın şirket rekabetçilik kurulunda yer aldığı USW sendikası, işçilerden gelen topyekün mücadele yönünde artan taleplere, grevi boğarak ve Büyük Petrol Şirketleri’nin (BP, Chevron Corporation, ExxonMobil Corporation, Royal Dutch Shell ve Total) tüm taleplerini karşılayan bir toplu sözleşme imzalayarak yanıt verdi.
Sendika yöneticileri “toplu pazarlık”a girdiklerinde, bu, yalnızca, onların kendi gelirlerini koruması ve şirketlerle yeni bir geçici anlaşma sağlaması içindir. UAW sendikası, Obama’nın patron tarafından ödenen sağlık yardımlarını azaltma ve sonunda ortadan kaldırma yönündeki çabalarının bir parçası olarak, sendika kontrolündeki VEBA emekli sağlık vakfının, saat ücretiyle ve maaşlı çalışan işçilere genişletilmesini teklif etti. Bu özellikle önemlidir; çünkü onlar, sendika üyeliğini gönüllü yapan yasalar Michigan’da, Indiana’da ve diğer eyaletlerde uygulamaya konduğunda, binlerce bıkkın ve muhalif işçiden gelen aidat gelirlerini kaybetmekten korkuyorlar.
Diğer sendikalar da benzer bir modeli izliyor. Gerçekten de VEBA’ya USW öncülük etmişti ve [şimdi] Amerika İletişim İşçileri sendikası (CWA), Verizon ve AT&T ile “görüşmeler”in parçası olarak, benzeri bir teklifle ortaya atılıyor. Bu tür hamleler, sendikaların uzun zaman önce işçi örgütleri olmaktan çıkarak, temsil ettiklerini iddia ettikleri işçileri haraca kesen şirketler haline geldiklerini göstermektedir.
İşçiler arasında kitlesel bir hoşnutsuzluk, yükselen bir öfke ve siyasi bir radikalleşmenin ilk aşamaları söz konusu. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin ABD otomotiv işçilerinden daha şimdiden almış olduğu güçlü karşılık; WSWS Otomotiv İşçileri Bülteni’ne yüzlerce kişinin abone olması, WSWS’nin makalelerinin sosyal medyada paylaşılması, UAW bürokrasisine duydukları nefreti ve işçi sınıfının birleştirilmesi uğruna mücadele arzusunu ifade eden yorumların gönderilmesi, bunun bir belirtisidir.
Sınıf mücadelesinin on yıllardır bastırılması, onun, patlak verdiği zaman çok daha patlayıcı olacağını garantiye almaktan başka bir işe yaramamıştır. Seksen yıl önce, sınıf mücadelesinin patlaması, AFL sendikalarına karşı bir isyan biçimini almıştı. Bugün, sınıf mücadelesi, arsız ve küstah bir biçimde büyük şirketlerin ve hükümetin araçları işlevini gören UAW’yi, USW’yi ve diğer işçi karşıtı örgütleri hedef alacaktır.
İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu görev, uzun zaman önce ölmüş olan bu kurumları yeniden canlandırmaya çalışmak değil; işçi sınıfını egemen sınıfa ve kapitalist sisteme karşı endüstriyel ve siyasi bir mücadelede birleştirmek üzere yeni örgütler inşa etmektir.
Böylesi bir hareket, sendikaların, uzun süredir, düşmanın içerideki şirket sahipleri ve bankerler değil ama diğer ülkelerdeki işçiler olduğu iddiasıyla işçileri dolandırmak için kullanılan ulusalcılığını reddetmek zorundadır. ABD’li işçiler, küresel şirketlere karşı, yalnızca, Meksika, Kanada, Çin ve diğer ülkelerdeki sınıf kardeşleriyle iş ve düzgün yaşam standartları uğruna ve savaş tehdidine karşı ortak bir mücadele içinde birleşerek mücadele edebilirler.
ABD’deki görev, işçi sınıfının tüm kesimlerini -genç ve yaşlı, çalışan ve işsiz, göçmen ve yerli ve tüm ırklardan işçileri- birleştirmektir. Kapitalistlerin ve büyük şirket politikacılarının bunları sağlayabileceklerini söyleyip söylemediklerine bakmaksızın, yaşanabilir bir gelire, sağlık hizmetlerine, eğitime, iyi bir emekliliğe, serbest zamana ve kültüre erişime yönelik bir toplumsal haklar programını savunmak gerekmektedir.
İşçiler, bunlar uğruna mücadele etmek için, Demokratlara ve Cumhuriyetçilere ve onların savunduğu kapitalist sisteme karşı bağımsız bir siyasi güç olarak örgütlenmelidir. Dünyanın her köşesindeki serveti emen büyük şirketlerin ve mali kuruluşların, ABD ve dünya ekonomisinin sosyalist yeniden örgütlenmesinin parçası olarak, işçi sınıfının ortak mülkiyeti altına alınması gerekmektedir.