ABD’de siyasi muhalefetin suç sayılması
“Şimdiki anti-demokratik önlemler silsilesi büyük ölçüde ABD yurttaşı olmayanları, asıl olarak da Ortadoğu kökenlileri hedeflerken, tüm halkın temel haklarına yönelik köklü bir saldırı oluşturmaktadır. Bu saldırılar, kısa süre içinde, tüm ABD yurttaşlarını, özellikle de yönetimin politikalarına karşı çıkanları kapsayacaktır.”
Dünya Sosyalist Web Sayfası, on yıldan uzun süre önce, Yurtseverlik Yasası’nın yürürlüğe girmesi ve Bush yönetiminin askeri mahkemeler kurması üzerine yaptığı yorumda bunları yazmıştı. “Terör karşıtı” politikaları Bush dönemindeki demokratik haklara yönelik saldırının tırmanmasını ifade eden Obama yönetiminin eylemleri, bu uyarıyı bütünüyle doğrulamaktadır.
ABD’deki siyasi muhaliflerin suçlu ilan edilmesi, 25 yaşındaki Cecily McMillan’ın Wall Street’i İşgal eylemleri sırasında New York’ta bir polise saldırmaktan 5 Mayıs’ta mahkum edilmesi ve üç NATO karşıtı protestocunun iki polis ajanının başlattığı şiddet konusundaki tartışmalara katıldığı için uzun süre hapis cezasına çarptırılması ile birlikte, geçtiğimiz ay yeni bir aşamaya ulaştı.
Suçlu olmayan ama Obama yönetiminin ve şirketlerin Amerikası’nın politikalarına siyasi olarak karşı çıktıkları için polis şiddetinin ve provokasyonunun kurbanları olan bireylerin ağır cezalar aldığı her iki dava da şok edicidir. New York Kenti’ndeki ve Chicago’daki barışçıl ve yasal gösterilere katılan insanlara yönelik bu davalar, yalnızca birer komplodur ve ağır cezalar vermeye adanmıştır.
Cecily McMillan, Manhattan’daki Zuccotti Park’ta 17 Mart 2012’de düzenlenen bir gösteriyi dağıtmaya yönelik polis operasyonu sırasında kendisine karşı kaba kuvvet kullanan bir New York Kenti polisine kazara diresekle vurduğu için 7 yıla varan hapis cezası ile karşı karşıya. Bu olay, şirketlerin açgözlülüğüne ve toplumsal eşitsizliğe karşı Wall Street’i İşgal gösterilerinin sonunda yaşanmıştı. Mahkeme 19 Mayıs’ta karar verecek.
Duruşma yargıcı, duruşma sırasında, iddia makamının olaylara ilişkin polis açıklamasını destekleyen, imzasız ve bulanık bir YouTube videosunu göstermesine izni verirken, McMillan’ın aldığı yaraların kanıtlarını sunmasını engelledi. McMillan’ın davasındaki adaletsizlik öylesine pervasızdı ki, 12 jüri üyesinden 9’u, yargıça kendisine hapis cezası yerine denetimli serbestlik verilmesi isteyen bir yazı verdiği için onu suçlu buldu.
Üç NATO karşıtının davasında, hükümetin entrikasının kurbanları üç genç adamdı (22 yaşındaki Brian Church, 26 yaşındaki Brent Betterly ve 28 yaşındaki Jared Chase). Onlar, sırasıyla beş, altı ve sekiz yıl hapis cezalarına çarptırıldılar. Onların “suç”u, Mayıs 2012’de Chicago’da düzenlenen NATO zirvesi karşıtı gösteri öncesinde, kendilerini polis karakollarına, Obama’nın bir seçim kampanyası bürosuna ve Belediye Başkanı Rahm Emanuel’in evine molotof kokteyli atma konusunda sarhoş kafayla tartışmaya sokan iki sivil polise aldanmaktı. 
Bu üç kişi boşaltmış oldukları bira şişelerini benzinle doldurmaya ikna edilmiş ama iddia edilen silahların hiçbiri bulundukları apartman dairesinden çıkartılmamıştı. Bu üç kişinin saldırıları gerçekleştirmeyi gerçekten planladığına ilişkin hiçbir kanıt sunulmadı. Ama bu, iddia makamını, onları terörist olarak damgalamaktan ve federal Yurtseverlik Yasası örnek alınarak hazırlanmış Illinois eyalet yasalarını çiğneme suçundan mahkum etmeye çalışmaktan alıkoymadı. Jüri, onları terör suçlarından akladı ama azımsanmayacak hapis cezaları aldıkları yangın çıkartıcı araçlara (bira şişeleri) sahip olma iddialarından suçlu buldu. 
Bu komplolar, siyasi olarak aktif ya da provokasyona yatkın bireylerin hedef alındığı ve baştan sona uydurulmuş ya da polis ajanlarının kışkırtması olmaması durumunda hiçbir zaman gerçekleşmeyecek eylemlerden dolayı koğuşturulduğu, artık tanıdık hale gelmiş olan bir modeli izlemektedir. 
Son dönemlerde en fazla öne çıkan davalar arasında şunlar bulunuyor: 
* New York Kenti’ndeki kimi hedefleri bombalamaya hazırlamaktan mahkum olmuş kör şeyh Ömer Abdul-Rahman’ın avukatı Lynne Stewart’ın 2010 yılında hapse atılması. Stewart, müvekkilinden halka mesajlar taşımak ve cezaevi kurallarını çiğnemek suçlarından mahkum edildi. O, bu yılın başlarında, 74 yaşında ve kanserden ölmek üzereyken serbest bırakılmadan önce, hapiste dört yıl geçirdi.
* Eylül 2010’da Minneapolis’te ve Chicago’da, Minneapolis ve St. Paul Kentleri Savaş karşıtları Komitesi ile Özgürlük Yolu Sosyalist Örgütü üyelerinin evlerine ve işyerlerine gerçekleştirilen baskınlar. İleri sürülen “suç”lardan biri, söz konusu gruptan birilerinin Kolombiya’yı ve işgal altındaki Filistin’i ziyaret etmiş olmasıydı. Obama yönetimi, bu baskınları, Yurtseverlik Yasası’nın “terörizme maddi destek” ile ilgili maddelerine dayanarak haklı gösterdi.
* 2012 yılında, Cleveland’da beş gençin, üç NATO karşıtının davasıyla neredeyse aynı koşullar altında “anarşist” olarak betimlenip, sözde bir demiryolu köprüsünü bombalamaya yönelik komplodan dolayı suçlu bulunup hapsedilmesi. “Komplo”, güvenilir bir muhbir kullanan FBI ajanları tarafından tasarlanmıştı. Düzmece operasyon, Wall Street’i İşgal protestolarında aktif olan insanları hedefliyordu. Beş gençi, kendilerine söylenen patlayıcıları gizli ajanlardan satın almaya ikna etmek için altı ay gerekmişti. Bu, onların tutuklanmasına yol açtı. Tutuklananlardan en az ikisinin zeka sorunları olduğu söyleniyordu. Onlar, altı ile 11,5 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldılar.
* Portland, Oregon ve Seattle ile Olympia’daki Wall Street protestocularının evlerine yönelik Temmuz 2012’deki FBI baskınları. 2010’daki baskınlarda olduğu gibi, onlarca ağır silahlı federal ajan kapıları kırdılar, ses bombaları kullandılar, namularını doğrulttukları kurbanları yataklarından sürüklediler ve onların bilgisayarlarına, kitaplarına, pankartlarına ve diğer siyasi malzemelere el koydular. Bir evde gösterilen arama kararında, “hükümet karşıtı ya da anarşist literatür ya da malzeme”ye el konulması gerektiği yazılıydı.
Bütün bu davaların siyasi önemi, onların Obama yönetimi tarafından gerçekleştirilen eylemler olması ve FBI’ın, Adalet Bakanlığı’nın ve diğer federal yönetim kurumlarının doğrudan katılımıyla ya da siyasi onayını almasıdır.
Yukarıda verilen örnekler, birer istisna değildir. Onlar, çalışanlar arasında, dışarıda emperyalist savaşa içeride ise işlere ve yaşam standartlarına yönelik aralıksız saldırılara karşı daha yaygın bir hareketin yükselmesi durumunda çok daha kapsamlı ölçekte başvurulacak olan baskıcı önlemler için deneme davalarıdır.
Amerikan egemen sınıfının herhangi bir kesimi ve kapitalist devletin -mahkemeler de dahil- herhangi bir kurumu, demokratik haklara yönelik böylesi şiddetli saldırılar karşısında parmağını bile kıpırdatmayacaktır. Bundan kuşku duyanlar, geçen yılki Boston Maratonu bombalamalarının ardından Boston’da uygulanan ordu-polis tecritini hatırlamalı. Onların, aynı zamanda, Yüksek Mahkeme Yargıçı Antonin Scalia’nın, ABD’nin önemli bir savaşa girmesi durumunda “aynı şeyin yeniden olmayacağını düşünüyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz” derken Japon kökenli Amerikalılar’ın II. Dünya Savaşı sırasında topluca gözaltına alınmasına gönderme yaptığı bu yılın başlarındaki açıklamasını da dikkate alması gerekiyor.
1980’lerin ortalarında, Reagan yönetimi, yüz binlerce Orta Amerikalı göçmenin ve ABD’nin Nikaragua’yı ya da El Salvador’u işgaline karşı çıkabilecek başkalarının kitlesel olarak gözaltına alınması için planlar (Operation Rex ‘84) hazırlamıştı. ABD’nin İran’ı istilası ya da Çin ya da Rusya ile savaş gibi olasılıklar için, benzeri planların çok daha geliştirilmiş haliyle var olduğundan kuşku yok.
Ulusal Savunma Yetki Yasası (2012), ABD ordusuna, açıkça, ABD içi de dahil, dünyanın herhangi bir yerinde herhangi birini, “terör” iddialarıyla, herhangi bir yasal suçlama, kanıt ya da yargılama olmaksızın yakalama ve hapsetme yetkisi vermektedir. Edward Snowden’ın ifşaatlarının ortaya koyduğu gibi, ABD yönetimi, geniş izleme ve veri toplama aygıtını, bu tür bir baskının hedefi olacak bireyler hakkında siyasi dosyalar oluşturmak için kullanmaktadır.
Sosyalist Eşitlik Partisi, üç NATO karşıtının, Cecily McMillan’ın ve siyasi komplolar sonucunda ABD hapishanelerinde tutulan başkalarının serbest bırakılmasını talep eder. Demokratik hakların savunusu ve polis devleti önlemlerinin kaldırılması, şirketlerin ve mali aristokrasinin siyasi temsilcilerine ve onların savunduğu kapitalist sisteme karşı bağımsız bir işçi sınıfı seferberliği ile ilişkilendirilmelidir.