ABD’nin paramiliter polisi
Amerikan Yurttaşlık Hakları Birliği (ACLU), geçtiğimiz hafta, “Savaş Eve Geliyor: Amerikan Polis Faaliyetlerinin Aşırı Militaristleşmesi” başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor, ABD ordusunun tüm ülkedeki “paramiliter polis” ekiplerinin silahlandırılmasındaki rolüne ilişkin ürpertici bir açıklama sunuyor.
Şiddet içermeyen suçlar için yakalama kararlarını yerine getirmek gibi normal polis faaliyetleri için, artık rutin bir şekilde SWAT timleri kullanılıyor. SWAT timlerinin baskınları, genellikle gecenin ilerlemiş bir saatinde, sıkça askeri ses bombaları kullanarak, evdeki eşyalara kasten zarar vererek, ev hayvanlarını öldürerek ve giderek artan sıklıkta “zanlı”nın ve çocuklar da dahil aile üyelerinin  ölümüne yol açarak gerçekleştiriliyor. ABD’de, her gün, 120’den fazla bu tür baskın gerçekleşiyor.
Makul olmayan aramalara ve el koymalara ilişkin yasaklar da dahil anayasal korumalar, “ani polis baskını” yetkisinin artık yaygın biçimde kullanılması yoluyla yok sayılıyor.
Yerel polis güçlerinin askerileştirilmesini teşvik etmek amacıyla, bir dizi federal yönetim planı oluşturulmuş durumda. Savunma Bakanlığı’nın, emniyet müdürlüklerine 4,3 milyar dolardan fazla askeri donanım aktarmış olan bir programının sloganı amaçlanan şeyi özetliyor: “Askerden suç avcısına” başka sözcüklerle ifade edersek, dışarıdaki askeri saldırganlık taktiği, ülke içindeki baskıda kullanılıyor.
Şok edici miktarda askeri donanım, hiçbir siyasi tartışma ya da gözetim olmaksızın ABD içinde kullanılmak üzere hizmete sokulmuş durumda. SWAT timleri, yol kenarlarına yerleştirilmiş bombalara dayanıklı ve ağır otomatik silahlarla donanmış 500 araçla (MRAP) donatıldı. Bu timlere, savaş üniformaları, gece görüş gözlükleri, süikastçi ve saldırı tüfekleri, şeritli otomatik silahlar ve kötü ünlü Black Hawk ile Huey’ın da dahil olduğu askeri helikopterler sağlanmış durumda.
İçerideki polis güçlerinin askerileştirilmesi, büyük ölçüde işlevsiz bir toplumun belirtisidir. Siyaset kurumu, her fırsatta toplumsal gereksinimler (eğitim, emeklilik, sağlık ve beslenme) için para olmadığını açıklarken, polisi en gelişkin şiddet araçlarıyla donatmak için milyarlarca dolar ayrılıyor.
ABD’de, her toplumsal olaya polisiye bir olay olarak yaklaşılmaktadır. ABD cezaevlerinde, bütün gelişmiş ülkelerin toplamından daha fazla insan bulunuyor. Her yıl yüzbinlerce insanı süpüren bu korkunç sistem, gelişmiş dünyanın geri kalanında yasaklanmış olan ölüm cezasının sürekli uygulanmasıyla taçlanmaktadır.
Polis, haklı olarak, giderek artan şekilde, cezadan muaf şekilde davranabileceğine inanıyor. Son aylarda, polisin işlediği cinayetlerde büyük artış yaşandı. Bunlardan videoya kaydedilenleri (örneğin, New Mexico’daki Albuquerque’de evsiz bir adamın öldürülmesi, yaygın bir öfkeye yol açmıştı). Ama bu tür eylemler, ABD’de düzenli olarak yaşanıyor.
ABD, giderek daha fazla bir askeri karargah karakteri ediniyor. Ülkenin sınır bölgeleri, anayasal hakların geçersiz olduğu askeri alanlara dönüştürülmüş durumda. Askeri insansız hava araçları Amerikan göklerinde görünüyor ve onların çok daha yaygın biçimde kullanılması yönünde planlar yürürlükte. Amerikan halkını polisin ve dişlerine kadar silahlanmış askerlerin havaalanlarında, tren istasyonlarında, okullarda, stadyumlarda vb. varlığına alıştırma yönünde düzenli bir çaba var.
Askerileştirilmiş polis, her türlü yasal ve demokratik denetimin büyük ölçüde dışında faaliyet gösteren ve halkın anayasal ve demokratik haklarını her gün çiğneyen devasa bir devlet aygıtının bir parçasıdır. İçerideki polis faaliyetleri, giderek daha fazla, nüfusun hareketlerini, iletişimini ve kişisel bilgilerini gözetleyen bir dizi NSA casusluk programı ile bütünleştiriliyor.
Amerikan toplumunun askerileştirilmesi, en çarpıcı biçimde, Boston’un, Boston Maratonu bombalamalarının hemen ardından tecrit edilmesinde açığa çıktı. Bu tecrit sırasında, savaş bunalımı içinde olan ve saldırı tüfekleri ile donanmış şekilde polis birlikleri ev ev arama yaparken, kentte oturanlara, “bulunduğunuz yerde kalın” denmişti. Bu olay ve ardından İbragim Todaşev’in devlet eliyle öldürülmesi, siyaset kurumunda ya da medyada hiçbir protesto yaşanmaksızın geçti.
Kitlesel bir baskı aygıtının güçlendirilmesi, sınırsız askeri şiddet ve aşırı toplumsal eşitsizlik ile bağlantılıdır. Amerikan egemen sınıfı, dışarıda sürekli bir savaş durumunda. Mali aristokrasinin çıkarları uğruna birbiri ardına ülkelerin istilasının, içeriye yansıması kaçınılmazdır.
Bu savaşlar, yılda bir trilyon dolara malolan ve ABD içindeki demokratik haklara Irak, Afganistan, Libya ya da Suriye halklarınınkilere olduğundan daha fazla saygı göstermeyen devasa bir askeri aygıt tarafından gerçekleştiriliyor. Bütün bu yapıya da, binlerce başka insana ek olarak en az dört Amerikan yurttaşının insansız hava araçları eliyle öldürülmesini planlayıp denetleyen bir katil olarak kabul edilen biri başkanlık ediyor.
Yurt dışındaki yağmaya içerideki yağma eşlik etmektedir. Ortalama hane halkı geliri 2007 ile 2012 yılları arasında yüzde 8 azalmışken, süper zenginlerin serveti, 2009’dan bu yana iki kattan fazla artmış durumda. Amerikan toplumuna egemen olan mali oligarşi, servetini, büyük ölçüde, 2008 mali iflasına yol açmış olan vurgun, dolandırıcılık ve asalaklık da dahil, suç oluşturan faaliyetlerden elde etmektedir.
ABD’de bir polis devletinin çerçevesinin yaratılması, sürekli olarak servetini ve ayrıcalığını koruma korkusu yaşayan bir egemen sınıfın varlığını göstermektedir. Bu sınıf, iç ve dış politikalarının onun egemenliğine yönelik yaygın bir düşmanlık yarattığının fazlasıyla farkındadır.