Amerikan Ekonomisinde Finansal Kriz Derinleşiyor
Amerikan kapitalizminin bir yılı aşkın süredir yaşadığı finansal krizin sonucunda, onun üzerinde banka iflas bayrağını çekmişti. Bu kriz, en son iki mortgage devinin -Fannie Mae ve Freddie Mac’in- hükümet kontrolüne geçmesiyle sonuçlanmıştı. Bu operasyondan çok kısa bir süre sonra ülkenin en büyük iki yatırım bankası olan Lehman Brothers ve Merrill Lynch de ciddi bir finansal krizle karşı karşıya.
158 yıllık yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflas başvurusunda bulunması; 46 milyar dolar zarar eden Merill Lynch’in Bank of America tarafından satın alınması Amerikan kapitalizminin içinde bulunduğu krizin ne kadar ciddi olduğunun önemli bir göstergesi. Lehman’ın iflas başvurusunda yer alan bilgiye göre, şirketin 31 Mayıs itibarıyla toplam aktifleri 639 milyar dolar olurken, şirketin aynı tarihte toplam borcu 613 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Başka deyişle bankanın tüm aktif değerlerinin tutarı sadece borçlarını karşılayabiliyor. Diğer yandan sadece ABD’nin değil, dünyanın en büyük sigorta şirketi olan AIG de içinde bulunduğu finansal krizden kurtulmak için Amerika Merkez Bankası FED’den 40 milyar dolar kaynak talebinde bulundu.
Bu haberler karşısında panik halindeki dünya borsaları ilk açılış gününde keskin düşüşler yaşadı. Kara Pazartesi olarak anılan 15 Eylül günü Alman Dax endeksi %3,68, Fransız CAC endeksi %4,7, İngiliz FTSE 100 endeksi %4,79, Rus RTSI endeksi %6,78, Brezilya endeksi %4,83 oranında düşüşler yaşadı. Türkiye’de ise İMKB %5,27’lik bir düşüşle günü kapattı. ABD’de ise Dow Jones, 504 puan düşüşle (yüzde 4,42) 10 bin 917,51 puanda kapandı. İkinci seansta Wall Street’in 37 yıllık en ileri teknoloji firmaları göstergesi Nasdaq Bileşik Endeksi de 81,36 puan düşerek (yüzde 3,60) 2 bin 179,91 puandan kapandı. Dow Jones endeksindeki bu düşüş son 21 yılın en büyük düşüşü olarak kayda geçmiş durumda. Pazartesi günü açık bulunmayan Uzak Doğu borsalarının da ilk açılış gününde ciddi düşüşler yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor.
“Serbest Piyasa” Efsanesinin Sonu
ABD ve dünya ekonomisindeki kriz 1930’ların “Büyük Depresyonu”ndan itibaren görünmeyen boyutlardaki bir krizin habercisi olduğu birçok kişi tarafından ifade ediliyor. ABD Merkez Bankası Fed’in eski başkanı Alan Greenspan ABC televizyonuna verdiği demeçte “Önce şunu anlayalım. Bu 50 yılda, hatta 100 yılda bir yaşanabilecek bir olay” diyerek krizin boyutlarına dikkat çekti.
197O’lerdeki ekonomik krizin ardından tüm dünyada liberal politikalar uygulamaya konuldu. İşçi sınıfının bu politikalar karşısında haklarını korumak için verdiği her mücadelede “serbest piyasa” efsanesi ile karşılaştı. Soysal politikaların uygulanmasının ve ekonomiye devlet müdahalesinin artık mümkün olmadığı belirtiliyordu burjuva ekonomistler tarafından. Liberal kapitalist ekonominin en önemli temsilci olan Amerikan ekonomisindeyse bugün büyük burjuvazi her sıkıştığından hükümetten müdahale yapılmasını istemekte. İki mortgage devinin iflasının ardından hazineye devri ve en son AIG’nin FED’den yardım talebi “serbest piyasa” efsanesinin sona erdiğinin en büyük kanıtı. Kar ettiği sırada işçi sınıfının taleplerini görmezden gelen burjuvazi, kriz günlerindeyse hükümeti yardıma çağırarak zararını işçi sınıfının üstüne yıkmakta hiçbir sakınca görmüyor. Ancak Greenspan ABD hükümetinin krizi engellemek için iflas eden bankaların yükünü üzerine almasının sürdürülemez olduğunu da belirtiyor. Birçok burjuva ekonomisti arasında ünlü ekonomist Schumpeter’in “Creative Destruction” yada “Yaratıcı İmha” olarak teorize ettiği sürecin işlemesi gerektiği; yani hükümetin ekonomiye müdahale edilmeyerek iflas aşamasındaki bankaların batması ve sermaye birikimi sürecinin daha sağlıklı işlemesi gerektiği belirtiyor.
Kriz ABD Ekonomisiyle Sınırlı Değil
Finans sektöründe başlayan krizin yalnızca ABD ekonomisiyle veya finans sektörüyle sınırlı kalacağını düşünmek büyük bir körlük olacaktır. Son günlerde Avrupa ekonomisinden gelen haberler de bunu doğrular niteliktedir. İtalya’nın en büyük havayolu firması Alitalia, 29 Ağustos’ta iflasa karşı koruma başvurusunda bulunmasından bu yana kayyum yönetiminde. Ancak hisselerinin yüzde 49.9’u İtalyan hükümetine ait olan firmanın geleceği için hala bir çözüm bulunamamış durumda. Diğer yandan İngiltere’nin en büyük üçüncü turizm firması XL’de iflas etmiş durumda. British Aiarways yöneticisi ise yaptığı açıklamada yıl sonuna kadar irili ufaklı 30 havayolu şirketinin batacağını belirtti.
Kriz beklentilerinin arttığı İngiltere’de son bir kriz uyarısı da ülkenin işadamları kuruluşu The Confederation of British Industry’den (CBI) geldi. CBI yönetimi, İngiltere’nin bu yıl ağır bir ekonomik krizin içine düşeceği tahminini dile getirirken, ekonomide temmuz-eylül arasında görülen binde 2’lik küçülmenin, ekim-aralık ayları arasında da en az binde 1 seviyesinde süreceği tahmininde bulundu. İngiliz Ticaret Odası (BCC) ve Avrupa Komisyonu’nun da benzeri tahminlerde bulunduklarına dikkati çeken CBI yönetimi, bir yılın iki çeyreği boyunca küçülme gösteren bir ekonominin krizde kabul edilebileceğini hatırlattı. CBI yöneticileri, 2009 yılında ise İngiltere ekonomisinin binde 3 civarında büyüyeceği tahmininde bulundu. Bunun da 1992’den bu yana kaydedilen en kötü büyüme performansı olacağı belirtildi.
Türkiye’ye Krizden Etkilenir mi?
Bir kısım burjuva iktisatçı önlemler alınması durumunda krizin Türkiye ekonomisini etkilemeyeceği gibi iyimser düşüncelere sahip. Ancak Türkiye ekonomisinin küresel kapitalist sisteme entegrasyonun ulaştığı boyut ortadayken “Türkiye krizden etkilenir mi?” sorusunun saçmalığı ortadadır. Türkiye’de uluslararası sermayenin varlığı, “yerli” sermayenin uluslararası sermaye ile yaptığı evlilikler ve dış ülkelerdeki yatırımları, hatta sadece borsadaki yabancı sermaye rakamları (resmi rakamlara göre toplam hisse senedi değerinin %70’i) bile bu entegrasyonun ne düzeyde olduğunu göstermektedir.
Türkiye ekonomisine ait bazı göstergelere baktığımızda krizin Türkiye’ye yansımasına ilişkin bazı tespitler yapılabilir. Merkez Bankası verilerine değerlendirildiğinde göre geçen yıl sonunda 38,5 milyar dolar olan cari işlemler açığı bu yıl 50 milyar dolar sınırını zorlayacaktır. Mayıs ayı verilerine göre yıllık cari açık 43,1 milyar düzeyindedir. Cari işlemler açığının son yıllarda hızla artmasına karşın özellikle yabancı sermayenin ülkeye girişi bu açığı finanse etmekteydi. Ancak yabancı sermayenin 2008 yılı performansına bakıldığında da durum pek iç açıcı değildir.
2008 yılı özellikle dünya ekonomisindeki finansal krizin etkisiyle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında bu sene ciddi bir düşüş yaşanmaktadır. Türkiye'ye geçen yıl ilk 7 ayda, 14 milyar 516 milyon dolarlık net uluslararası doğrudan yatırım girişi olmuştu. Bu rakam bu yıl yüzde 35,5 oranında azalarak 9 milyar 358 milyon dolar oldu. Geçen yıl yaklaşık olarak 38 milyar dolar olan cari açığın finansmanında doğrudan yabancı sermayenin katkısı 22.2 milyar dolardı. Yukarıda da belirttiğimiz üzere mevcut eğilimler bu yılki cari açığın 50 milyar doları aşacağını gösteriyor. Gireceği tahmin edilen doğrudan yabancı sermayenin ise en çok 15 milyar dolar olacağı hükümetin yetkili ağızlarından ifade ediliyor. Geçen yıl açığın yüzde 58’i doğrudan yabancı sermaye girişiyle finanse edilmiş, eğer tahminler doğru çıkarsa bu yıl bu oran yüzde 30’a gerileyecektir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun ekonomik büyüme oranlarına bakıldığında 2008’in ikinci çeyreğinde gerçekleşen büyümenin (%1,9) son 26 çeyrekteki (yani 2002’den bu yana) en düşük büyüme olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan resmi rakamlara göre işsizlik oranı da geçen seneye göre 0,2 puanlık artışla % 9’a ulaşmış durumda.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), şirketler kesimine ilişkin Ocak-Ağustos dönemi istatistikleri de pek olumlu görünmüyor ve finansal durgunluğun ötesinde reel sektöre de yansıyan bir durgunluk gözlemleniyor. TOBB istatistiklerine göre ilgili dönemde kapanan ve tasfiye sürecine giren toplam şirket, kooperatif ve gerçek kişi ticari işletme sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32.5 artarak 48 bin 347’ye ulaşmaktadır.
Krize Karşı İşçi Sınıfının Çözümü
Krizin işçi sınıfına ne getireceği son 15 yılda 3 ciddi ekonomik kriz yaşamış bir ülkede yaşayanlar için açıktır: daha fazla fedakârlık söylemleriyle beraber işsizliğin, yoksulluğun ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin artışı. Sermayenin savaş ve emperyalist işgaller dışında krize karşı bir çözüm üretmesi mümkün değil. Kapitalizmin içine girdiği krizin faturasını ekonomik saldırılarla ve/veya emperyalist savaşlarla işçi sınıfına çıkarmasını önlemekse yalnızca işçi sınıfının elinde. Dünyada ekonomisinin merkezi ve eşitlikçi bir planlaması üzerine kurulu sosyalist bir dünya için bugün Marksistlere düşen görev, dünya ekonomisini ve sınıflar mücadelesini Marksist bir perspektifle çözümlemek ve ekonomik alt-üst oluşları başarılı bir sosyalist devrime dönüştürecek Sosyalist Devrimin Dünya Partisini örgütlemektir.