Apple ve Samsung arasındaki küresel patent savaşı

Ağustos Ayı’nda, Güney Kore’de bir mahkemenin verdiği nihai karar, patent anlaşmazlığı yüzünden hukuk mücadelesi başlatan Apple ve Samsung’un, karşılıklı olarak ihlallerde bulunduğuna hükmetmişti. İki şirketin birbirinin patent haklarını çiğnediğini de söyleyen mahkeme, iki şirkete ufak çaplı para cezaları kesmeyi uygun bulduğunu açıkladı. Ayrıca, mahkeme iki şirketin bazı ürünlerinin Güney Kore içinde satılmasına da kesin olarak yasak getirdi.  
Mahkemenin verdiği son karardan da anlaşılabileceği gibi, küresel teknoloji devleri olarak tanımlanabilecek olan Samsung ve Apple’nın, birbirlerinin patent haklarını gasp etmek pahasına yürüttükleri şiddetli rekabetin, kapitalist üretim tarzına özgü kimi sorunları -yani sermayenin tekelleşme eğilimindeki artışı ve fikirlerin somut ürünlere dönüşmeden “metalaşmaya” başlaması meselesini- yeniden gündeme getirdiği görülüyor.  
Aynı mahkemeden çıkan karara göre, Samsung’un ürettiği “akıllı telefonlar”, dış görünüş açısından Apple ile benzerlik göstersede, bunlar birer Apple kopyası değil. Güney Kore’de açıklanan karar, dünya ölçeğinde faaliyet gösteren bu iki büyük şirketin, küresel çapta mahkeme salonlarına düşen patent kavgasındaki “ilk raunt”tu. Dünya teknoloji piyasasına egemen olmaya çalışan bu iki ulus ötesi şirketin arasında yaşanan çekişme, esas olarak fikir üretimi ve özel mülkiyet kavramları üzerindeki burjuva ön kabullerin bile yeniden sorgulanmasına neden olabilecek bir düzeydedir. 
Konu üzerinde çalışan teknoloji uzmanları ve hukukçular, belirleyici kararın, yani iki şirket arasındaki savaşın galibinin ABD’deki mahkemede belirleneceği yorumunu yapıyorlardı. Öyle de oldu: Kaliforniya’daki bir mahkeme, Apple’ın Samsung’a açtığı tazminat davasının sonucunda, Samsung’un Apple’a 1,05 milyar ABD doları tazminat ödemesini kararlaştırdı. Jüri heyeti, Samsung’un kendi akıllı telefon ve tablet bilgisayar ürünlerini yaratırken Apple’ın tasarımlarını “çaldığına” hükmetti. Bir yıl süren duruşmalar sırasında yaklaşık 700 patent ihlali iddiasının ele alındığı düşünüldüğünde; bu durum, burjuva hukuk tarihi açısından kuşkusuz bir “rekor” anlamına gelmektedir.  
Mahkeme sonunda, jürinin Apple lehine almış olduğu kararlara Samsung’un yapmış olduğu itirazlar da reddedildi. Bu karara karşı Samsung avukatları, Apple'ın akıllı telefon piyasasını tekelleştirme (tröst kurma) çabası içinde olduğu tezini savunarak davayı temyiz mahkemesine götüreceklerini bildirdi. Diğer yandan, mahkemeden çıkan karar Apple yöneticilerini tatmin etmemiş olsa gerek ki, Apple şirketi şimdi Samsung'un birçok ürününe ithalat yasağı getirmenin yollarını arayacağını bildirdi. Kısacası, iki şirket arasındaki ilişkiler son mahkeme kararı neticesinde iyice gerilmiş bir durumda. 
Uluslararası teknoloji piyasasındaki liderliğini sürdürmek isteyen Apple’ın, Samsung karşısındaki bu agresif tutumu, onun, küresel mali kriz nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunları çözmekteki basiretsizliğinin de bir ürünüdür. Samsung karşısında rekabet gücünü korumak pahasına, her türlü hukuki yola başvurmaktan sakınmayacağı anlaşılan Apple şirketi’nin, Amerikan burjuva hukukunun “koruyucu kurumlarının” arkasına gizlenerek, en büyük rakibini, yani Samsung şirketini Amerikan iç piyasasının dışına itme hesapları yaptığı anlaşılıyor. Elbette bu durum küresel şirketler eliyle “kardeşçe” sürdürüldüğü iddia edilen ticari faaliyetlerin ne derece gergin bir atmosferde sürdürüldüğünün de bir kanıtıdır. 
Hiç kuşkusuz mahkemeden çıkan karar, kriz nedeniyle zor günler geçiren Amerikan şirketleri ve bankaları için bir kurtuluş reçetesi olarak, ekonomik yaşamda koruyucu devlet müdahalesine duyulan özlemin de bir ifadesidir. Onlar, Obama hükümetinden “hukuksal güvence” biçimindeki ulusal korumacı önlemler talep ederek, gerçekte hem mülk sahibi sınıfların hem de Amerikan emperyalizminin küresel ve bölgesel çıkarlarının garanti altına alınmasını istemektedirler. 
Konuyu yakından takip edenler anımsayacaktır; Amerika’daki mahkeme kararını açıklamadan önce, son kez söz alıp savunma yapan Apple’ın avukatı Harold McElhinny, mahkeme jürisine, Samsung’u ürün tasarımında “hırsızlık” yapmakla suçlamıştı ve McElhinny sözlerine şöyle devam etmişti: “Samsung, bu kritik üç ay içinde Apple'ın dört senelik emek ve yaratıcılığının eserlerini kopyalayıp kullanabildi. Bunu da Apple'ın aldığı risklerin hiçbirini almadan yaptı”.
McElhinny’in sözlerinden de anlaşılabileceği gibi, o, temsilcisi olduğu Apple şirketi adına Samsung’u “fikir hırsızlığı” yapmakla itham etmektedir. McElhinny’in iddiasına göre, Samsung Apple’ın “dört senelik emek ve yaratıcılığını” çalarak, teknoloji piyasasında ancak Apple ile rekabet edebilecek bir seviyeye yükselebilmiştir. McElhinny’in yaklaşımının özü, Samsung’un “hırsız şirket” olduğu argümanıdır.    
Burada vurgulanması gereken temel konu, McElhinny’in Samsung’u suçlama yöntemidir ki, aslında o, Samsung’u Apple’ın piyasaya çıkardığı bir ürünü çalmak ile değil, doğrudan doğruya Apple’nın yazılım ve tasarım alanındaki fikirlerini gasp etmekle -kopyalamakla- suçlamaktadır. Başka bir değişle, hırsızlığa konu olduğu iddia edilen mesele, fikir üretimi ve bunun özel mülkiyet biçimindeki kullanım ve denetim hakkının kimde olacağı tartışmasından başka bir şey değildir.  
Karşı cephede yer alan Samsung avukatı Charles Verhoeven ise, Apple’ın iddialarına yanıt olarak mahkeme kararının Apple’ın lehine olması durumunda küresel teknoloji piyasasındaki “özgür rekabetin” baltalanacağını iddia etmişti. Verhoeven mahkemede yaptığı savunmada, "Apple, pazarda rekabet etmektense mahkeme salonlarında rekabet üstünlüğü arıyor. Geniş ekranı olan yuvarlatılmış bir dikdörtgenle bir tekeli elinde tutmayı hak ettiğini düşünüyor.'' diye konuşmuştu.
Verhoeven’in yaklaşımında eleştirel anlamda tutarlı olan tek nokta şudur:  Apple şirketi biraz da traji komik bir biçimde, “telefonun ekranı dörtgendir”, “ekran dokunmatiktir” vb. teknolojik özellikleri patent altına almaya çalışmaktadır. Dolayısıyla Apple, kapitalizm altında piyasanın özgür işleyişine müdahale anlamına gelecek bir biçimde, dünya üzerinde sadece kendisinin tablet bilgisayar ve dokunmatik telefon üretme hakkına sahip olması gerektiği gibi ütopik bir fikrin tutsağı haline gelmiş durumdadır.        
Verhoven’in sözleri, dünya teknoloji piyasasını kendi aralarında paylaşmakta bir türlü uzlaşamayan ulus ötesi şirketler gerçeğinin açık bir kanıtıdır. Mali sermaye ve burjuva siyasi elitler tarafından savunula gelen sözde serbest ticaret ve özgür girişim ilkesi, kapitalizmin içine girmiş olduğu tekelci küreselleşme aşaması tarafından sürekli tahrip edilmekte ve zaten fiilen ortadan kaldırılmaktadır.   
Gezegen üzerindeki kârlarını garanti altına alma dürtüsü ile hareket eden Apple ve Samsung gibi şirketler, büyük kazançlar getireceğini düşündükleri yaratıcı fikirleri, somut ürünlere -metalara- dönüşmeden kendi özel mülkiyetleri haline getirmek istemektedir ki, Samsung ve Apple arasında yaşanan patent savaşı, işte bu ekonomik tabanlı küresel rekabetin fazlasıyla özgün bir örneğini teşkil etmektedir.
Fikirlere maddi mallara dönüşmeden birer özel mülkiyet statüsü kazandırmak isteyen şirket yöneticilerinin içine girmiş olduğu bu eğilim, uluslararası işbölümünün ve kapitalist ekonominin evrensel yasaları eliyle koşullandırılmaktadır. Ulus ötesi şirketlerin ve finans elitlerinin toplumsal servet ve artı değer üzerindeki egemenliklerini sürdürebilmeleri için gereksinim duydukları bu “hukuksal” talep, esas olarak, burjuva toplumunun kendi değerleri ile düştüğü bir çelişkinin, yani “özgür ticaretin” ve “serbest rekabetin” mutlak imkansızlığının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Uluslararası burjuvazi, doğası gereği sermayenin merkezileşme ve tekelleşme eğilimini güçlendirerek, en basit biçimiyle, soyut bir fikrin bile özel mülkiyet haline getirilebilmesi koşullarını dayatarak, toplumun neredeyse tümünün mülksüzleştirilmesi yoluyla, tarihsel ve iktisadi bir eğilim olarak, yeni ve sınıfsız bir toplumun, yani evrensel komünist bir toplumun maddi zeminini yarattığının elbette farkında değildir.
Kuşkusuz bu durum, yani toplumun küçük bir azınlığının toplumun büyük bir çoğunluğu -özellikle de işçi sınıfı- üzerinde kurduğu sermaye egemenliği, azınlığın çoğunluğu sürekli olarak üretim araçlarından koparmasından da kaynaklı olarak, sosyalist devrimler yoluyla ortak mülkiyet ve insan ihtiyaçlarını temel alan yeni bir toplumsal düzenin, yani sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünyanın kurulması için gerekli olan küresel koşuları da beraberinde getirmektedir.
Bu koşullar altında işçi sınıfının, 20 yy.'da uluslararası proletaryanın karşı karşıya kaldığı stratejik dersleri ve sosyalist bir perspektifi temel alan devrimci partilerin inşasını temel alan Marksist bir bakış açısına kazanılması gerekmektedir. Elbette bunun kesin anlamı, uluslararası işçi sınıfının enternasyonalist temelde örgütlenmesini sağlayacak Marksist partiyi örgütlemektir.