Arjantin toplumsal patlamanın eşiğinde

Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez, Şubat ayı başında, emekli maaşı alanlara yönelik yüzde 11,31’lik bir hayat pahalılığı düzenlemesini açıkladı. Bu artış son derece yetersiz ve yüzde 28,4 olduğu tahmin edilen 2013 enflasyon oranının oldukça altındadır.
Devlet Başkanı, ayrıca, emekli maaşlarının 2009’dan bu yana nominal rakamlarla yüzde 300 artmış olduğunu ve bunun aradan geçen dört yıl içinde gerçekleşen bütün ücret artışlarına göre en iyi performans olduğunu söyledi. Bununla birlikte, gerçek rakamlarla bakıldığında, giderek daha fazla sayıda Arjantinli yoksulluk sınırının altına düşmekte; emekli ve işçi maaşları hayat pahalılığının gerisinde kalmaktadır.
Fiyat artışları hızlanmaya devam ediyor. Fiyatlar, Kasım - Aralık 2013’te yüzde 5,4 arttı; yalnızca Ocak 2014’teki artış yüzde 4 oldu. Aniden değişen gıda ve yakıt fiyatları göz önünde bulundurulduğunda, bu miktar neredeyse ikiye katlanmaktadır.
En düşük emekli maaşı, gelecek ayın başında 2.557 pesoya yükseltilecek ve altı ay boyunca öyle kalacak; ortalama emekli maaşı ise 4.804 peso olacak. Bir karşılaştırma yaparsak, bir ailenin temel ihtiyaçlar için harcadığı parayı ifade eden “aile sepeti”, 2013’te, enflasyon oranının kabaca iki katı (yüzde 50’den fazla) artmıştı. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT), bu “yoksulluk sepeti”nin alarm verici oranda artmaya devam edeceğini belirten bir rapor yayımladı. Bu rapora göre, dört kişilik bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılaması için, Aralık 2013’te 6.100 pesoya gereksinimi vardı ve bu, bir yıl önce, 4.500 peso idi.
CGT’nin raporu, yalnızca 2013’ün son üç ayı içinde, 550.000 Arjantinli’nin yoksulluk listesine eklendiğini belirtiyor. Yoksulların sayısı, yıl içinde aniden 1,25 milyona yükselmiş. Halen, 12 milyon Arjantinli (41 milyonluk nüfusun yüzde 29’undan fazlası) resmi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulların 5,5 milyonu ise 18 yaşın altında.
Devlet Başkanı Fernandez, yeni emekli maaşlarını ilan ettiği konuşmasında, hükümetin ulaşım, enerji ve yakıt üzerindeki desteklemeleri kaldıracağını doğruladı. Ekonomi ve Planlama bakanlıkları, desteklemeleri azaltmaya ya da bütünüyle kaldırmaya yönelik bir öneri üzerinde çalışıyorlar. Bunun uygulanması durumunda, tüketiciler her zamankinden yüksek yakıt, ulaşım ve gıda fiyatlarıyla karşı karşıya kalacak, enflasyon artışı daha da hızlandıracaktır.
Ocak ayında, doların karaborsadaki fiyatı patladığında, hükümet, denetim altındaki pesonun dolar karşısında dalgalanmasına izin vermiş; bu da pesonun 23 Ocak günü yalnızca birkaç saat içinde yüzde 15 değer kaybetmesine (yaklaşık yüzde 20 devalüasyona) yol açmıştı.
Bu devalüasyona, sıradan Arjantinliler’in dolar alımı üzerindeki kontrolleri kısmen kaldıran yeni yönetmelikler eşlik etti. Fernandez yönetimi, bu hafta, büyük ithalatçıların dolar alımına kontroller koydu; onların dolarları ülke dışından almaları gerekecek.
Arjantinliler, yaşam standartlarındaki kötüleşmeye ve enflasyonun artacağı beklentisine yanıt olarak karaborsadan dolar satın alıyorlar ki bu, doların karaborsadaki fiyatı ile resmi fiyatı arasındaki farkı arttırıyor. Halkın elindeki dolar miktarının artmasına, mali sermayenin, ABD Merkez Bankası Federal Reserve (Fed) yönetim kurulunun parasal gevşemeye son vermeye başlama kararıyla tetiklenen ülke dışına kaçışı eşlik ediyor. Mali kurumlara para enjekte eden bu uygulamaya yavaşça son verilmesi, Arjantin Merkez Bankası’na, pesonun değerinin düşmesine izin vermekten başka bir seçenek bırakmamıştı.
Hükümetin, enflasyon oranları konusunda 2007’den bu yana yalan söylediği herkesçe biliniyor. Hükümet dışı ve bölgesel istatistikler, gerçek fiyat artışlarının hükümetin açıklamış olduğu rakamlardan yaklaşık üç kat fazla olduğunu gösteriyor. Bu rakamların gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) etkisi hesaplandığında, Arjantin’in GSYİH’sındaki büyümenin, yüzde 10 olduğuna ilişkin resmi raporları yalanlayacak şekilde, yalnızca yüzde 0,5 olduğunu göstermektedir.
Devlet başkanı, bu kötü haberlerin etkisini hafifletmek için, yılda 30.000 pesodan az kazanan aileler için eğitim yardımlarında yüzde 200’lük bir artış yapılacağını da açıkladı. Ortalama 813 peso olan bu ödeme, 1,9 milyon aileyi etkileyecek ve yıllık 1,56 milyar peso tutarında olacak. Bu, enerji ve ulaşım yardımlarından kesilecek olan 140 milyar peso ile karşılaştırıldığında son derece önemsiz bir miktardır.
Başbakan Jorge Capitanich, dolar biriktirenlere yapılan yardımların kesilmesi çağrısında bulundu. Başkan Cristina Fernandez de, “halk içinde ihtiyacı olmadığı halde yardım alan kesimler olduğu ortada. Elektrik, gaz ve başka ihtiyaçlar yardım alırken dolar satın almak işçilere adaletsizliktir” diyerek onun önerisini destekledi.
Bu önlemler, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) onayı ile alınmaktadır. Arjantin Merkez Bankası’nın IMF’nin rezervlerinden dolar almak zorunda kalması durumunda, bunun karşılığı, para arzını kısıtlayan ve sosyal harcamalarda büyük kesintiler içeren, sözde ortodoks parasal ve mali politikalar olacaktır.
Hükümet, süpermarketleri, fiyatları keyfi biçimde aşırı arttırdıkları için “rezil eden” demagojik bir kampanya başlatmış durumda. Devlet başkanı, kampanyaya katılan evkadınları ile buluştu. Peroncu gençlik hareketi La Campora bu kampanyaya katıldı. Kampanya etkili olmadı; un, ekmek ve meyve gibi temel ürünlerin fiyatları artmaya devam ediyor. Ekmeğin fiyatı, 2013 yılında, un fiyatındaki yüzde 170’lik büyük bir artışla tetiklenerek, yüzde 105 artmıştı. Yoksulların çoğu, ülkede üretilen elmaları ve turunçgilleri bile alamayacak durumda.
2014 yılında, Arjantin’de, sabit gelirliler için yıkıcı sonuçları olan bir aşırı enflasyonun (aylık yüzde 50 ya da daha fazla fiyat artışı) başlamasına tanık olmamız mümkün. Emeklilerin ve devlet yardımları ile yaşayanların gelirleri, bir yıl önceki rakamlar temelinde, her altı ayda bir tespit ediliyor.
Nestor Kirchner ve Cristina Férnandez de Kirchner hükümetleri, 2003’ten bu yana, Peroncu demagojilerin ötesinde, işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarındaki sürekli kötüleşmeye yönelik tepkisinden korunmak için sendikalara güveniyorlar. Hem CGT’nin her iki kanadı hem de hükümet yanlısı Arjantin İşçi Merkezi (CTA) kitlesel tepkiyi kontrol etmek için bir kez daha bir adım öne çıkıyorlar. Onlar bunu yaparken, ülkedeki çeşitli sahte sol örgütlerin desteğine güveniyorlar.
Başkan Cristina Fernandez, konuşmasında, şimdi ulusal düzeyde ücret görüşmelerine hazırlanan sendikalardan, taleplerinde “sorumlu” davranmalarını istedi. Onlar bu konuda hemfikirler. Aslında, gerçek ücretleri giderek daha fazla fiyat artışlarının gerisinde kalan sendikalı işçiler, ücretlerde yetersiz parasal artışları kabul etmeye zorlanacaklar. Üç sendika konfederasyonu, bir ihanet stratejisinde birleşmiş durumda.
CGT’nin resmi önderliği, dört öğretmen sendikasının hükümet ile görüşmelerde öğretmenlerin çoğunun başlangıçta talep ettiği yüzde 60 ücret artışı talebinden yüzde 30’un altına inme konusunda (hükümet yüzde 23 ücret artışı öneriyordu) anlaştığından emin olmak için, önce bu görüşmelere dahil olacağını açıklayarak, Fernandez’e olumlu yanıt verdi. Yaz tatilinin ardından 5 Mart’ta açılacak olan devlet okulları bir grev tehditiyle karşı karşıya. CTA’ya bağlı öğretmenler sendikası CETERA, yüzde 35 artış talep ediyor.
Sendikal hareket, Fernandez’in görüşmeler sürdüğü sürece halka açık değerlendirmeler yapılmaması talebini de kabul etti. CGT’deki muhalif hizibin önderi ve kamyon sürücüleri sendikasının başkanı Hugo Moyano, hükümet ile sendikalar arasında bir “toplumsal anlaşma” çağrısı yaptı.
Bütün sahte sol örgütler, sendika federasyonlarının sola çekilebileceği yanılsamasını besliyorlar. Bu, işçi sınıfının bağımsız mücadele örgütlerinin inşasını önleme stratejisinin bir parçasıdır. Sosyalist İşçi Partisi’nin (PTS) öğretmenlere bir “mücadele planı” sunduğu 20 Şubat tarihli açıklaması tipiktir. Bu plan, işçileri sendika bürokrasilerine tabandan baskı yapılabileceğine inandırma yönünde bir girişimdir. PTS, sendika bürokrasisi kemer sıkma önlemlerini ve gerçek ücretlerde kesintileri dayatmada hükümet ile tam bir işbirliği sergilerken bile, onlara “taban meclisleri” ve bir genel grev örgütleme çağrısı yapmaktadır.
Açıklama, “Mücadeleyi, bürokrasiye bir mücadele planını kabul ettirecek şekilde, tabandan örgütlememiz gerekiyor” diyor. Böylesi bir perspektif, yalnızca, işçi sınıfının öfkesini, yeniden Peronist bürokrasi tarafından kontrol edilen güvenilir kanallara saptırmaya ve gereksinim duyulan yeni devrimci önderliğin inşasını engellemeye hizmet etmektedir.