Brezilya’daki sendikalar, sol partiler ve 11 Temmuz “genel grev”i

11 Temmuz günü, binlerce sendikacı ve destekleyicileri, Brazilya’nın dört bir yanında, ülkedeki sendika konfederasyonlarının çağrısıyla düzenlenen genel grev ve protesto günü için yürüdü.
11 Temmuz protestosunun açıklanan amacı, halen haftada 44 saat olan çalışma süresinin 40 saate indirilmesi için bastırmak, giderek daha fazla uygulanan part-time ve geçici çalıştırmaya karşı çıkmak ve emeklilik, eğitim ve diğer sosyal düzenlemelerin savunusuydu.
Büyük kentlerde, İşçi Partisi’nin (PT) ve PT yanlısı sendika federasyonu CUT’un (Birleşik İşçi Merkezi) siyasi yaklaşımını ifade eden pankartlar ve plakartlar taşıyan işçilerin katıldığı protestolar gerçekleşti. Metal işçileri, tersane ve liman işçileri, öğretmenler, banka çalışanları ve diğer sendikalı işkollarında çalışanlar bir günlük bir greve çıktı.
Río de Janeiro’da, işçiler çevik kuvvet polisinin saldırısıyla karşılaştılar. Polis, sözde, göstericilerin arasında karışmış anarşist unsurların şiddetine yanıt veriyordu ama yaygın kanı, bunun polisin ajan provokatörlerinin işi olduğu yolunda.
Coplara ve göz yaşartıcı gaz bombalarına başvuran çevik kuvvet, tahmin edilebilir bir sertliğe başvurdu. Çatışma başladığında, platformdaki sendika önderleri, ulusal marşı söylediler ve sakin olma çağrısı yaptılar.
Brezilya’daki grevin gerçek amacı, bu dönemde Avrupa’da gerçekleşen çok sayıda bir günlük grevde olduğu gibi, işçilerin yaşam standartlarının giderek kötüleşmesine ve her zamankinden fazla artan toplumsal eşitsizliğe yönelik öfkesini boşaltmak için bir güvenlik supabı sağlamaktı.
Katılımcı sayısı, Haziran ayında otobüs bileti fiyatlarına yapılan zammın tetiklediği ve devlet başkanı Dilma Roussef’in yozlaşmış kapitalist yanlısı hükümetine yönelen kendiliğinden gösterilerde sokaklara dökülmüş olan milyonlarca insanın küçük bir kesimini temsil ediyordu.
Protestoların düzenleyicileri, 150 kentte, 35.000’i Sao Paulo’da olmak üzere 100.000 işçinin yürüyüdüğünü iddia ettiler. Başka tahminler, Rio ve Sao Paulo’daki katılımların 10.000’den az olduğu yönünde.
Haziran ayındaki protestolar ile olan bu çelişki, ülkedeki sendikaların ve sahte sol partilerin halk kitlelerini harekete geçirmedeki yetersizliğini ve isteksizliğini ortaya koymaktadır. Bu güçler, geçtiğimiz on yıl boyunca, hem sağcı partilerin hem de eski Maocu Brezilya Komünist Partisi (Portekizce kısaltmasıyla, PCdoB) gibi sahte solcu grupların desteğiyle ülkeyi yönetmiş olan PT hükümetleri ile bağlantılarından dolayı geniş halk kitleleri içinde saygınlıklarını yitirmiş durumdalar.
Greve katılan sendika federasyonlarının hepsi, protestoların “Dilma’ya karşı ya da ondan yana olmayacağı” konusunda CUT ile anlaştılar. Bu samimiyetsiz ifade, grevi ve protestoyu örgütleyenlerin (ve onların sahte solcu destekleyicilerinin), işçilerin bağımsız seferberliğini söndürme ve onu PT’nin kapitalist serbest piyasa politikalarına tabi kılma niyetini gizlemektedir. 11 Temmuz “eylem günü”, gerçekte, yaygın huzursuzluğu, hükümeti ve onun temsil ettiği kar çıkarlarını tehdit etmeyecek daha güvenli kanallara akıtmanın bir aracı olarak, PT tarafından desteklendi.
Sağcı sendika federasyonu Força Sindical’ın önderi Paulo Pereira de Silva, bütün büyük sendikalar adına yaptığı konuşmada, gerçek bir genel grevin söz konusu olmadığını günler öncesinden belli etti. De Silva, gerçek bir genel grev yerine, hükümetin ekonomi politikasını ve enflasyonu protesto amacıyla gösteriler düzenlenmesi çağrısı yapmıştı.
Hem CUT hem de Força Sindical, Roussef yönetimiyle, önceki devlet başkanı ve eski bir metal işçileri sendikası önderi olan Luiz Inacio “Lula” da Silva’yla ve ondan önceki sağcı yönetimlerle uzun bir işbirliği tarihine sahip.
İşçi sendikalarının [işçilerin içinde bulunduğu durumdan] kaygılanıyor gibi görünmesi, yeni satış sözleşmelerine hazırlanırken, üyelerinin gözündeki güvenilirliklerini -kaldığı kadarıyla- sürdürmeyi ve burjuva düzenin işçi sınıfı içindeki savunucuları olarak konumlarını korumayı amaçlıyordu.
11 Temmuz’a katılanlar arasında UGT (Genel İşçi Sendikaları), CGBT (Brezilya İşçileri Genel Federasyonu) ve CPS-Conlutas (Halkların Birleşik Sendikası-Ulusal Anlaşmazlıklar Koordinasyonu) da vardı.
CPS-Conlutas, siyasi kökeni Arjantinli merkezci Nahuel Moreno’nun politikalarına dayanan sahte solcu bir eğilim olan PSTU-LIT (Birleşik Sosyalist İşçi Partisi-Uluslararası İşçiler Birliği) ile bağlantılıdır. Moreno, 1960’larda, işçi sınıfının Peronculuğa ve Castroculuğa tabi kılınmasına önayak olmak için, Troçkist dünya partisi IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ile ilişkilerini kesmişti.
PSTU ve Brezilya’daki diğer sahte sol gruplar, geçtiğimiz ay patlamış olan kendiliğinden kitlesel kabarışa siyasi olarak hazır değillerdi ve onun karşısında afalladılar.
Onlar, bu kitlesel protestolar içinde faaliyet gösteren ve kendi gerici faaliyetlerine kılıf olarak “siyasi partilere hayır” sloganını kullanan sağcı unsurların, gösterilere katılan sahte solcu örgütlere ve az sayıda sendika üyesine karşı saldırılar başlatma becerisi karşısında daha da afalladılar. Bu gruplar, Sao Paulo’da, Rio de Janeiro’da ve bir dizi başka kentte saldırıya uğradı ve onların pankartları yırtıldı.
PSTU’nun ve sosyalist olduklarını iddia eden diğer grupların tepkisi açıklayıcıydı. Onlar, Sao Paulo’da, Rio’da, Belo Horizonte’de ve başka yerlerde, “sol”un, sendikaların ve “sosyal örgütlenmeler”in birleşik bir kampanyasını örgütlemek için düzenlenen toplantılara katıldılar. Bu toplantıların katılımcıları, protestolara yönelik dizginsiz polis baskısının ve protestolara yol açan politikaların sorumlusu olan iktidardaki İşçi Partisi’nin temsilcileriydi.
11 Temmuz protesto günü, daha çok, gerçekte sahte solun PT iktidarı ile birliğine işaret eden bu “solun birliği” kampanyasının ürünüydü.
Rio’da ve Sao Paulo’da yayımlanan gazeteler, ülke düzeyindeki greve katılımın az sayıda yerde yüksek olduğunu belirttiler. Folha de São Paulo gazetesi hareketi bir başarısızlık olarak değerlendirdi. PSTU ise 11 Temmuz’u, “işçi sınıfının protesto dalgasına katıldığı tarihsel gün” olarak selamladı. Bu, sendikaların Haziran ayındaki kitlesel eylemlerde herhangi bir rol oynamadığının sinsice kabullenilmesiydi. PSTU, bir günlük protestoları, “23 yılın en büyük grev dalgası” olarak betimledi.
1989’da Jose Sarney’in ve 1990’da Fernando Collor’un sağcı hükümetlerine karşı gerçekleşen son genel grevlere yapılan bu gönderme, yalnızca, 11 Temmuz eyleminin dişleri dökülmüş karakterini vurgular. 1989’da, 20 milyon dolayında işçi iki gün grev yaptığında ülke felç olmuştu. 1990’da da benzeri bir kitlesel eyleme tanık olunmuştu.
PSTU, protestolardan övgüyle söz etmede yalnız değildi. LER-QI (Devrimci Strateji Birliği-Dördüncü Enternasyonal) de PSTU’nun açıklamalarını taklit etti. LER-QI, “işçilerin ve gençlerin mücadelelerinde” ne PT’nin ne de CUT’un kontrol altına alabildiği “yeni bir aşamaya ulaşılmıştır” diye ilan etti.
Morenoculuğun Arjantin PTS’sine (Sosyalist İşçi Partisi) bağlı bir diğer dalı olan LER-QI’nin yaptığı açıklama, bütün “hükümet karşıtı örgütleri”, ortak bir mücadele planının tartışılıp oluşturulacağı “bir ulusal demokratik kongreye hazırlanma”ya çağırdı. O, Brezilya işçi hareketinin Ağustos ayındaki seferberliklere ve bu yılın sonlarına doğru yapılacak olan toplu sözleşme görüşmelerine hazırlanması için “bir anti-bürokratik ve mücadeleci kutup” yaratma çağrısı yaptı.
“Sol birlik” politikasının bu biraz daha “sol” versiyonu, aynı temel amaca hizmet etmektedir. O, son dönemin kitlesel toplumsal hoşnutsuzluğunu yeniden sendikacılığın ve PT hükümeti ile barış içinde bir arada yaşamanın daha güvenli kanallarına akıtmaya yöneliktir.
PSTU-LIT ve LER-QI, PT ile sendikalar hakkında yanılsamalar yaratmak ve işçilerle gençlerin siyasi bağımsızlık, enternasyonalizm ve sosyalist devrim yoluna girmesini önlemek için, 11 Temmuz’un etkisini abartıyor. Gerçekten de onların 11 Temmuz değerlendirmelerinde, “devrim” sözcüğü yer almamaktadır.
Morenoculuğun, 1940’larda ve 50’lerde kendisini General Juan Peron’un burjuva ulusalcı yönetiminin “disiplini” altına yerleştirmekten 1960’lı ve 70’li yıllarda Küba’daki Fidel Castro’yu göklere çıkarmaya ve gerillacılık açmazını desteklemeye kadar bütün politikaları, Arjantin işçi sınıfının, 1976’da, yüz binlerce insanı öldürmüş, işkenceden geçirmiş, hapse atmış ve sürgüne göndermiş olan bir askeri diktatörlüğe yol açan korkunç yenilgisine giden yolun taşlarının döşenmesinde önemli bir rol oynamıştı.
Morenoculuk, büyük ölçüde PT ve sendika bürokrasisinin kuyruğunda dolaşanlardan oluşan Brezilyalı cisimleşmesinde, geçtiğimiz iki ay içinde mücadeleye giren milyonlarca Brazilyalı işçiye ve gençliğe bundan daha iyi bir olasılık sunmuyor. O, daha çok, gerçekten bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin kafasını koparma arayışındaki mevcut siyaset kurumunun bir eklentisi işlevini görmektedir.
24 Temmuz 2013