Charging Bull’un Ardındaki %99
Sadece birkaç ay önce, New York sokaklarında bir afiş dikkat çekmeye başladı. Wall Street’in simgelerinden, ekonomide umudu, gücü, istikrarı sembolize eden boğa heykelini konu edinen bir afiş.  Afişte, meşhur Charging Bull heykelinin üzerinde bir balerin ve heykelin ardında yüzlerce eylemci yer alıyordu.  Afiş, ‘biz ne istiyoruz?’ sorusunu sorarken altındaki küçük not bu soruyu cevaplıyordu: ‘Wall Street’in İşgali’. Bu afiş, 17 Eylül 2011 günü Amerika’nın finans merkezi Wall Street’te ikibine yakın eylemcinin ilk işgal çağrısıydı.
İşgal eylemi nasıl başladı?
Kanada merkezli Adbuster dergisinin geçtiğimiz Ağustos ayında yaptığı ilk çağrı sistem karşıtı 20.000 kişiyi Wall Street’i işgal etmeye çağırmış daha sonra bu çağrıya internet tabanlı sistem karşıtı US Day of Rage grubu destek vermişti. Son olarak siber-aktivist grup Anonymous çağrıyı yaygınlaştırmıştı. Bütün bu çabaya rağmen, ilk işgal eylemi hedeflenenden çok daha az bir kitleyle gerçekleştirildi. Ama işgali örgütleyen gruplar ısrarcıydılar ve polisin ilk günden beri süren baskısı onları alandan ayırma konusunda başarılı olamadı.
İlk işgal eyleminin gerçekleştiği gün Wall Street’in yakınlarındaki Zuccotti Park eylemcilerin kamp alanına dönüştü. Zuccotti Park artık yeni ismi olan Liberty Park ile işgalcilerin elindeydi. Grup bir yandan, internet aracılığıyla örgütlenmeye çalışıyor, bir yandan bastıkları afişler ve bildirilerle daha geniş kitlelere ulaşmaya çalışıyordu. Suçlu olmadığına dair güçlü kanıtlarının olmasına rağmen 24 Eylül 2011 günü idam edilen Troy Davis için duyulan öfke,  alanda yedinci gününü dolduran eylemcilerin kitleselleşmesini sağlamıştı. İşgalciler o gün, Union Meydanına doğru yürümek istemiş ancak polis 87 eylemciyi tutuklamıştı. İlk tutuklamalara rağmen alanı terk etmeyen öfkeli kitle, 27 Eylül günü çalışma yaşamındaki hak gasplarını protesto eden UPS işçilerine destek vermiş ve yine aynı gün Wall Street, Continental ve United Havayollarına bağlı pilotların yürüyüşüne sahne olmuştu.
Tutuklamalara ve gözaltılara rağmen giderek kitleselleşen grup, 2 Ekim günü bir yürüyüş daha gerçekleştirmek isteyince, polis oldukça sert bir müdahalede bulunmuş ve 700’den fazla eylemciyi gözaltına almıştı. Bu eylem bir anda dünya basınının gözünü ‘özgürlükler ülkesine’ çevirmek zorunda bıraktı. Amerikan yönetiminin başta Mısır olmak üzere Arap Baharı’nı örgütleyenlere açık desteğini sürdürdüğü bugünlerde Wall Street’te eylemcilerin gözaltına alınması burjuva ikiyüzlülüğün en açık ifadesi halini alıyordu. Buna rağmen işgalciler alanı terk etmemekte ısrarcıydılar ve giderek kalabalıklaşıyorlardı.
Wall Street işgal eylemi Ekim ayı itibariyle, 45 eyalete devamlı protestolar halinde yayılmış durumda. 14 Ekim günü Amerika’nın birçok eyaletinde Wall Street karşıtı eylemler düzenlendi. Bu eylemlerin birçoğunda polis müdahalesi oldu. Trafiği engellemek ya da benzer suçlardan 15 kişi New York’ta, 24 kişi San Diego’da gözaltına alındı. Küresel eylem günü olarak belirlenen 15 Ekim’de yaşananlar farklı değildi; Amerika’nın bazı eyaletlerinde ve Roma’da birçok eylemci gözaltına alındı. Benzer amaçlarla Berlin, Yunanistan ve Londra’da eylemler düzenlendi.
Wall Street işgalcilerinin örgütlenmeleri ve talepleri
ABD’li eylemcilerin taleplerini, işgali, burjuva basının çarpıtmalarından muaf tutabilmek amacıyla çıkardıkları kendi yayınlarından inceleyelim. Eylemcilerin gazetesi, Occupied Wall Street Journal [1] ismini taşıyor. Bu yayının ilk sayısında, Nathan Schneider’in “Yeni Başlayanlar İçin İşgal” başlıklı röportajında bir eylemci, örgütlenme biçimini ve amaçlarını anlatıyor.
Eylemci, bu büyük işgalin örgütleyicisinin, New York Şehri Genel Meclisi olduğunu söylüyor. Bu meclisin,  bütçe kesintilerine karşı örgütlenen bir başka grubun katılımıyla oluşturulduğu belirtiliyor. İlk kararlar bu meclisten çıkmış olsa da, harekete önderlik eden bir kişi ya da bir grubun olmadığı aynı röportajda ifade ediliyor.  Röportajın yapıldığı eylemci şöyle devam ediyor: "…yukarıdan aşağıya bir örgütlenmeye sahip olmayan, otonom, lidersiz, biraz değişmiş bir oy birliği esasını benimseyen, köklerini anarşist hareketten alan bir yapı."
Aynı röportajda, eylemin amaçlarının tam olarak kesinleşmiş taleplerden oluşmadığı belirtilirken bunun sebebini, hareketin siyasi gücü arttırılmadan, talepte bulunmanın mantıklı olmadığı görüşüyle açıklıyorlar. Kesin talepler yerine, ‘doğrudan demokrasinin tecrübe edeceği bir işgalin tercih edilmesi’ durumundan bahsediyorlar.  Devam edersek eylemciler, New York Genel Meclisi’nin oy birliğiyle kabul ettiği, işgal bildirgesinde neden bu işgale gerek duyduklarını şöyle sıralıyorlar: “İpoteğe sahip olmadıkları halde evlerimize el koydular/ bizlerden aldıkları vergileri ortaklarına dağıttılar/ iş yerlerinde bugüne dek, cinsiyetçi, ırkçı ve yaşa bağlı bir ayrımı uyguladılar/doğayı katlettiler, besin kaynaklarını zehirlediler/ eğitim ve sağlık hakkımızı bir meta gibi sattılar/ öğrenim kredisi ile öğrencileri borçlandırıp onları rehin tuttular/basın özgürlüğünü yok ettiler/.” Bildirinin sonuç kısmında belki de kesin olan tek talebi şu şekilde belirtiliyor: “demokrasi için harekete geçmek”.
Wall-Street işgali ve küresel kriz
2008 yılında ortaya çıkan mortgage krizi küresel piyasalara hızla yayılıp, tüm finans sektörünü krize dahil etti. Başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede batma tehlikesi içinde olan bankalar ve finans kuruluşlarına hükümetler miyarlarca dolar hibe ederek batmaktan kurtardı. Bir süre sonra devlet bütçesinden büyük şirketler ve bankalara aktarılan bu paralar, bütçe açıklarına yol açmış kamu borçları Mastrich kriterlerinin üzerine çıktı. Hükümetlerse bu açıkları, kemer sıkma programları ve vergilerle işçi ve emekçilerin sırtına yıkmaya devam ediyorlar.
Kriz derinleşerek genişliyor. ABD’de başlayıp Avrupa’yla birlikte tüm dünyaya yayılan bu kriz, bildiğimiz üzere, baskıcı ve totaliter rejimleri başta Tunus,  Mısır, Libya, Bahreyn, Suriye, Yemen gibi pek çok ülkede sarsmıştı. Bu totaliter rejimlere karşı ‘siyasi ve ekonomik’ talepleri içeren kitlesel hareketleri meydana getirdi. Bununla birlikte, batışı küresel kapitalizmin bekası için ertelenmeye çalışılan Yunanistan’da, maaşları dondurulan, bütün haklarına hükümetçe el koyulan işçi sınıfı aylardır grevlerle sokaktaki varlığını sürdürüyor. İngiltere, İtalya, Polonya, Fransa gibi ülkelerde işçiler benzer taleplerle sokakları işgal etmeyi sürdürüyorlar.
New York’taki eylemlerde işgalciler, Avrupa’da ve Ortadoğu’da gelişen kitlesel hareketlerden ilham aldıklarını gizlemedikleri gibi aynı hareketin bir parçası olduklarını ifade etmekten çekinmiyorlar.  Dahası, benzer sebeplerle ve benzer talepler için sokakları işgal ettiklerini, işgal ettikleri sokaklarda kendi demokrasilerini kurmak istediklerini belirtiyorlar.
Ekonomik krizin işgalcilere kattığı Heights’e kulak verelim. Herhangi bir politik fikrinin olmadığını, mesleği olan gazeteciliğin buna ahlaki olarak izin vermediğini düşünen 27 yaşındaki eylemci Croun Heights, anne ve üvey babasının evinin elinden alınmasıyla eylemcilere katıldığını söylüyor. Heights şöyle devam ediyor:  “…Mali kurtarma kapsamında Bank of America hükümetten zaten 100 milyar dolar almamış mıydı? 2010 yılındaki 4.4  milyar dolar karlarına ek olarak bir de IRS’den 1.9 milyar dolarlık bir vergi iadesi gelmemiş miydi? Kredi alanlar iflas edecektiyse, sayısız yüksek riskli kredi dağıtan ve hükümetçe finanse edilen Freddie Mac gibi kuruluşlarca koruma altına alınan Bank of America niçin hükümetçe kurtarıldı?"
Küresel krizin kaçınılmaz sonucu işsizlik, yalnızca Amerika’da değil tüm ülkelerde en çok genç nüfusu vurdu. Wall Street eylemcilerinin yaş ortalamasının oldukça genç oluşu da bunun bir kanıtı. Çünkü Amerika’da binlerce dolar öğrenim kredisi alarak hükümete borçlanıp üniversiteyi bitiren yeni mezunların çoğu işsiz. Eğitimin, kapitalistler için çok karlı bir sektörü olduğunu ve aldıkları eğitimin kendilerine hiçbir şey kazandırmadığının farkındalar. Binlerce dolar tutan öğrenim borçları hariç!
Öte yandan, ülkenin bir önceki yıla göre 4 milyar dolar artan kamu borcu yükü (2010/2011 mali yılında toplam kamu borcu 1 trilyon 298 milyar olarak açıklandı), Yunanistan ve İngiltere’de olduğu gibi işçi ve emekçilerin sırtına yıkıldığını belirttik. Bu gelişme, önümüzdeki günlerde greve çıkması muhtemel Amerika’lı işçi sınıfının işgalcilere destek verebileceği ihtimalini akıllara getiriyor. Ek bir bilgi olarak, 14 Ekim günü düzenlenen yürüyüşe sendikalar ilk kez destek verdiler.
Yapılan araştırmalar, Amerika’daki 400 kişinin 1.53 trilyon dolara sahip olduğunu ve geri kalan milyonlarca kişinin korkunç bir yoksullukla başa çıkmaya çalıştığını belirtiyor.[2]  Wall Street işgalcileri kendilerini bu sebeple %99 olarak tanımlıyorlar, geri kalan %1 ise Amerika’nın 1.53 trilyon dolarlık birikiminin sahibi.
Amerika’da bir hayalet dolaşıyor mu?
Kendilerini %99 olarak tanımlayan eylemciler, her ne kadar işçi sınıfı vurgusu yapmıyor olsalar da eylemin kendisi kapitalizme ve onun mülkiyet ilişkilerine karşı duyulan öfkeyi apaçık ifade ediyor. Üstelik bu mücadelenin enternasyonalist bir karaktere sahip olduğunu her defasında yinelemekten geri durmuyorlar. Ancak işgalin ve örgütlenmenin,  belirli bir programa sahip olmayan otonom yapısı, bugün kitleselleşmeyi sağlasa da uzun vadede alanda kalmak isteyen ve kazanım elde etmek isteyen kararlı işgalciler için zamanla bir sorun haline gelecektir. Çünkü bugün ortak bir dilin tam olarak kurulamadığı ve yöntemsel olarak tam bir “anarşinin” hakim olduğu üstelik giderek kitleselleşen politik bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu işgalin zaman içerisinde manipüle edilmesini doğuracaktır. Manipülasyon için burjuvazi çalışmaya başladı bile.
İşgale temkinli yaklaşan büyük şirketler, Amerika’da istihdamı destekleyen projeler oluşturma çabalarını hızlandırdılar. Bu çabanın belki en trajikomik örneği Starbucks’ın yeni uygulaması. Strabucks, sabah kahvesinin yanında en az 5 dolar bağış yapılması durumunda, toplanacak paranın, istihdama destek olarak sunulacağını belirtti. 5 doların karşılığında bağışı yapana ise bir bileklik veriliyor. Bilekliğin üzerinde ‘bölünemez’ yazısı var. Ekonomik krizi, tüm Amerikalıların sınıf mücadelesiyle ‘bölünmeden’, bir arada vereceği çetin mücadeleyle aşabileceklerini sık sık ifade eden çok uluslu şirketlerin yöneticileri, işgalcilere bugün için ılımlı yaklaşıyor. Onlara ‘evinize dönün ve kapitalizm için çalışmaya devam edin, biz sizin için bu sorunları çözeceğiz’ mesajı vermeye çalışıyorlar.
Kitleler her ne kadar bu konuda uyanık davransa da net bir programın oluşturulamadığı ve kapitalist sistemin karşısında gerçek bir alternatif yaratamadığı sürece dağılmaya ve kapitalist sitemin istediği biçimde dönüşmeye mecburdur. Bunun örnekleri tarih defalarca kanıtladı.
Merkez bankasının ortadan kaldırılması, çok uluslu şirketlerin siyasete dahil olmaması gibi radikal kararlar kapitalizm içinde uygulanabilecek talepler değil. Bu taleplerin basit reformlar olmadığı gibi, ancak sosyalizm için mücadelede anlam kazanabileceğini düşünüyoruz. Her ne kadar  işgalciler, sosyalizm için mücadeleden bahsetmeseler de, onların taleplerinin, sınıfların ve sömürünün olmadığı bir sistem mücadelesinde karşılığı var. Çünkü kapitalizm, bankalar yani finans sektörü olmadan var olacak bir sistem değil. Burjuva demokrasisi, işgalcilerin de farkında olduğu gibi tamamen kokuşmuş bir sistem. Ama bunun karşılığı, otonom ve ulusal karakterli kendiliğinden bir demokrasi değil enternasyonalizm ve işçi sınıfının öz-örgütlülüğüne dayalı bir örgütlenmedir. Avrupa’da krizin tavan yaptığı, Ortadoğu’da kitlesel hareketlerin yaygınlaştığı bir dönemde dünya çapında kapitalizme karşı bir örgütlenmenin aciliyeti kaçınılmaz olarak karşımızda durmaktadır. Bu örgütlenme ifade edildiğinin tersine tarihi geçmiş, eski ve işe yaramaz bir yöntem değil! Aksine bugün Amerika’daki işgalden yıllarca önce sokakları işgal etmiş, benzer taleplerle kendilerini sömürüye mahkum etmiş iktidarları alaşağı etmiş kitlelerin bizlere miras bıraktığı yöntemdir.

Dipnotlar

[1] Occupied Wall Street Journal gazetesi ve yazımızda bulunan alıntılar, Doğu Eroğlu çevirisi ile aşağıdaki linkten okunabilir:  http://issuu.com/dogueroglu/docs/occupiedwallstreetturkce/1
[2] http://www.wsws.org/articles/2011/oct2011/pers-o15.shtml