Dünya kupası arifesinde Brezilyalı işçiler polisle çatışıyor
Brezilya’daki Dünya Kupası’nın 12 Haziran’daki açılışına günler kala, ülke, ulaşım işçilerinin, yaklaşık 12 milyonluk nüfusuyla ülkenin en büyük şehri olan Sao Paulo’yu felç eden altı günlük grevi de dahil, bir dizi grev ve gösteriyle çalkalanıyor. 
Yetkililer, ulaşım sektöründeki grevcilere çıplak baskı ve şiddetle karşılık verdiler. Grevcilere ve onların destekçilerine karşı gözyaşartıcı gaz, plastik mermi ve ses bombası kullanan jandarma hücum kıtaları, işçilerin grev hattını ve gösterilerini dağıttı ve onlarca grevciyi gözaltına aldı.
Sao Paulo iş mahkemesi, örneğine daha önce rastlanmadık bir şekilde Pazar günü aldığı bir akararla, grevi “kötü niyetli” ve yasadışı ilan etti. Ulaşım işçilerinin kitlesel bir toplantısında, mahkemenin kararını ve eyalet yönetiminden gelen Pazartesi günü işbaşı yapmayan bütün grevcilerin işten atılacağı tehditine meydan okuyarak, grevi sürdürme kararı alındı.
Sendika yetkilileri ile Sao Paulo eyalet temsilcileri arasındaki Pazartesi öğleden sonra yapılan toplantı, herhangi bir anlaşmaya varılamadan sonlandı. Brezilya medyası sendikanın talep etmiş olduğu yüzde 12,2’lik ücret artışının altında bir anlaşmayı kabul etmeye istekli olduğunu ama grev hatlarındaki eylemlerden dolayı 60 işçinin işten atılmasından vazgeçilmesinde ısrar ettiğini bildirdi. 
2006 yılında Brezilya sağı tarafından başkan adayı olarak desteklenmiş olan Sao Paulo Valisi Geraldo Alckmin,  “tartışacak hiçbir şey yok” diyerek sert bir duruş sergiledi. Yani,  başlangıçta teklif edilen yüzde 8,7’den başka bir ücret teklifi olmayacak ve işten atılanların hiçbiri işe geri alınmayacak. 
Ulaşım yetkilileri Pazartesi öğleden sonra çalışanların yüzde 29’unun işbaşı yaptığını ve 65 tren istasyonundan 50’sinin, sınırlı hizmet verse de açık olduğunu iddia ettiler. 
Sendika, Pazartesi günü geç saatlerde, işçilerin Çarşamba gününe kadar grevi askıya alınmasını oyladığı bir toplantı düzenledi. Eğer işten atılan işçilerin geri alınması talebi Çarşamba gününe kadar karşılanmazsa, işçiler, Dünya Kupası’nın ilk gününde greve tekrar başlayıp başlamama kararını vermek için yeniden toplanacaklar.
Ulaşım işçilerinin grevi, Sao Paulo ile Rio de Janeiro’daki öğretmenlerin, otobüs işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin benzer eylemlerinin ardından gerçekleşiyor. Bu grevlere, kitlesel yoksulluğun ve eğitim, sağlık, barınma ve diğer temel ihtiyaç alanlarındaki yetersiz kamu harcamalarının ortasında Dünya Kupası için yapılan muazzam harcamalara karşı ülkenin dört bir yanında düzenlenen kitle gösterileri eşlik etmişti.
Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA) tarafından dört yılda bir düzenlenen turnuva, birçok ülkenin milli takımlarını bir araya getiriyor. Futbol turnuvasının 4 milyar dolar değer yaratması; FIFA’ya ve kupanın kurumsal organizatörlerine 2 milyar doların üzerinde kar sağlaması bekleniyor. Bu, 2010 yılında Güney Afrika oyunlarında yaratılanın gelirin kabaca iki katını oluşturan rekor bir toplamdır.
Yetkililer, bir yıl önce Brezilya’yı sarsan ve Dünya Kupası’nın bir provası işlevini gören Konfederasyon Kupası maçlarının oynandığı stadyumların dışında kolluk güçleriyle göstericiler arasında büyük çatışmaların yaşandığı gösterilerden “dersler çıkarıldığını” iddia ettiler.  
Hükümet, terörizm bahanesini ileri sürse de, oyunları esas olarak toplumsal gösterilerden ve grevlerden korumak için 57.000 asker ile 100.000 polisten ve güvenlik görevlileri ordusundan oluşan büyük bir baskı gücünün oluşturulmasına 1 milyar dolara yakın para harcıyor. 
Río de Janeiro’nun, Sao Paulo’nun ve diğer şehirlerin caddelerinde bir yıl önce milyonları bir araya getiren kitle gösterilerindeki başlıca etmen, turnuvaya yapılan harcamalardı. O gösterileri ulaşım ücretlerine zam yapılması tehditi tetiklemiş de olsa, göstericiler, eğitim, sağlık ve diğer insani ihtiyaçlar ihmal edilirken hükümetin stadyum ve havaalanlarının inşasına ve yenilenmesine yaptığı 18 milyar real (8 milyar dolar) tutarındaki kamu harcamalarına dikkat çekmişlerdi.  
Geçen yılki kitle gösterilerinin ardından, İşçi Partisi (PT) hükümeti eğitim, sağlık ve barınma koşullarının iyileştirilmesi yönündeki talepleri yerine getireceğine söz verdi. Bununla birlikte,  Başkan Dilma Rouseff bu sözleri yerine getirmediği gibi, grevleri ve gösterileri bastırmak için defalarca federal güvenlik güçlerinden ve ordudan yararlandı. 
Jandarma, işgal gücü olarak, Rio’nun uluslararası havaalanı ile zengin turistik bölgeleri arasındaki rotada yeralan Río de Janeiro’daki 15 gecekondu mahallesinden oluşan Mare kompleksini kapsayan gecekondu bölgelerine  sevkedildi.
Hükümet, daha 2009’da, Dünya Kupası beklentisiyle, Río de Janeiro yamaçlarındaki gecekondu mahallelerinin etrafına, oraları askerileştirme hazırlığı içinde duvarlar inşa etmeye başlamıştı. Toplumsal sorunları çözmede başarısız olan hükümet polisten yararlanıyor. Devlet kolluk güçleri, 2007’den bu yana, çoğu işgal altındaki gecekondu bölgelerinde olmak üzere 5.600’den fazla Brezilyalı’yı öldürdü. 
FIFA’nın turnuvası ikinci kez Brezilya’da düzenliyor. İlki 1950 yılındaydı ve  oyunların 2. Dünya Savaşı sırasında askıya alınmasının ardından yeniden başlamasına işaret ediyordu. 
Brezilya, o dönemde hızlı sanayileşme sürecindeki bir ulustu. Savaşın dayattığı sıkıntılar yerel üretimi canlandırmış, ithal-ikameci politikaları teşvik etmişti. Milyonlarca kişi kırsal kesimi terk ediyor, kıyı şehirlerine ve sanayileşmiş güneye yerleşiyordu. Kısa süre sonra, hükümeti büyük ölçüde kitlesel grevlerden ve toplumsal mücadelelerden hükümeti izole etmek için ülkenin ortasında yeni başkentin, Brasilia’nın kurulması planları şekillenecekti. Her ne kadar ülkede yaşayanların yarıdan fazlası sefalet içinde de olsa, yaşam koşulları ve ortalama yaşam süresi artma eğilimine girmiş, bebek ölümleri azalmış ve daha fazla Brezilyalı sağlık hizmetlerinden yararlanmaya başlamıştı. 
Bu hızlı büyümeye rağmen, birbirini izleyen hükümetler, sürmekte olan toplumsal ve bölgesel çatışmaları çözmede ve ülkeyi ABD emperyalizminin egemenliğinden kurtarmaktan acizdiler. ABD emperyalizmi, 1964 yılında, 1985’e kadar süren vahşi bir askeri-faşist diktatörlüğün dayatılmasında son derece önemli bir rol oynadı.
1950 Dünya Kupası’ndan bu yana 64 yıl geçti. Öncekinin aksine, ülke, bu kez ekonomik çöküşün ortasında. Çok sayıda Brezilyalı’ya göre, ülke geri viteste hareket ediyor. Geçen hafta yayınlanan bir kamuoyu yoklaması, nüfusun yüzde 72’sinin gidişattan memnun olmadığını gösterdi. Bu oran, geçen yıl yüzde 55 idi. 
FIFA, 2003’te, Brezilya’nın şampiyonaya ev sahipliği  yapacağını açıkladığında, eski sendika lideri Luis Inacio Lula da Silva yönetimindeki PT hükümeti iktidara gelmiş; “BRHÇ” olarak anılan (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) sözde yükselen ekonomiler gurubundaki Brezilya’nın giderek artan ekonomik büyümeye ve daha fazla toplumsal eşitliğe giden yolunu bulacağı yönündeki beklentiler artmıştı. 
İşçi Partisi’nin (PT) “Lulacılık” veya “Brezilya mutabakatı” modeli, halkçı demogoji ve nüfusun en yoksul kesimlerine asgari yardım programları ile tamamlanan serbest piyasa politikalarından, özelleştirmelerden ve kuralsızlaştırmalardan oluşuyordu. O, hem Venezüella’daki Hugo Chavez’in “Bolivarcı Devrimi”ne hem de sosyal programlarda acımasız kesintiler içeren “Washington mutabakatı”na karşı bir serbest piyasa alternatifi olarak desteklendi. Hükümet, sosyal programlara hala bir miktar kaynak ayırırken, işletmeleri kuralsızlaştırdı, devletin elindeki işletmeleri özelleştirdi ve  hükümetten bağımsız ama küresel finans kurumlarının kontrolü altında bir Merkez Bankası yarattı.
Sonuçta, ne Brezilya ne de diğer yükselen ekonomiler dünya kapitalist krizinden, küresel ticaretin kötüleşmesinden, dünya emtia fiyatlarının çöküşünden (Brezilya’nın durumunda, Çin’den gelecek siparişlerde bir düşüş) daha güçlüydü.
Örneğin, son günlere kadar Brezilya’nın ana ihracat ürünü olan demir cevherinin fiyatı yalnızca bir yıl içinde yüzde 20’den fazla düştü. Reuters haber ajansı, kısa süre önce, Brezilyalı demir üreticisi Vale’nin yetkilileriyle bir röportaj yaptı. Bu yetkililer, cevher fiyatların düşmesini engellemek amacıyla, verimi daha az olan ve tükenmiş madenlerin kapatılacağını belirttiler. Brezilya, 2010’dan bu yana artan enflasyon, işsizlik ve sermaye kaçışı ile karşı karşıya. 
PT, askeri diktatörlüğün sonundaki kitlesel işçi mücadeleleri patlamasını daha güvenli reformist ve parlamenter kanallara akıtmak için politik bir araç olarak yaratılmıştı. Çeşitli sahte sol eğilimler PT’nin kuruluşunda yeralmış ve onu işçilerin uluslararası örgütlenmesi için bir model olarak selamlamışlardı.
PT, o tarihten beri, yozlaşmış bir burjuva partisi; iktidardaki on yılının ardında da Brezilyalı mali sektör ve şirket seçkinlerinin tercih ettiği bir yönetim aracı olarak  açığa çıkmış durumda.  Bu partinin sosyal reformlarla ilgilendiği yalanı, her geçen gün daha da bayatlıyor. Rousseff yönetimi, 2014 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparken, Brezilya işçi sınıfından ve yoksullardan korkarak yaşayan ve büyük patronların çıkarlarını garanti altına almak için polis devleti baskısına başvurmaya hazırlanan bir hükümet olarak kendini açığa vuruyor.