Eşitlik ve 4 Temmuz
4 Temmuz’da, bugün ABD sınırları içinde yeralan13 bölgenin temsilcileri tarafından 238 yıl önce imzalanan ve onların Büyük Britanya Krallığı’ndan ayrıldıklarını ilan eden Bağımsızlık Bildirgesi’nin kabul edilmesi kutlanıyor.
Bağımsızlık Bildirgesi, tarihte, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşayanlar için değil; aynı zamanda tüm dünya için bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Kurucular, Britanya monarşisinden kesin kopuşlarını ilan ederken, Aydınlanma’nın büyük ilerici kavrayışını gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
1776 yazında ilan edilen ilkelerin merkezinde eşitlik vardı. Bildirge’nin 2. maddesinde şunlar yazılı:  “Biz, bütün insanların eşit yaratılmış olduklarını, onlara Yaratıcı tarafından devredilemez bazı Haklar verdiğini, bu haklar arasında Yaşama, Özgürlük ve Mutluluk arayışının yeraldığını tartışmasız kabul ediyoruz.”
Amerikan Devrimi’nin köktenciliğini yorumlayan tarihçi Gordon Wood şöyle diyordu: “Eşitlik, gerçekte, Devrim’de serbest bırakılan en radikal ve en güçlü ideolojik güçtü”; o, “devrimcilerin düşündüklerinden çok daha etkili” bir çağrıydı ve “müthiş gücüyle Amerikan toplumunu ve kültürünü yardı.” Eşitlik kavramı, günümüze kadar devam eden yansımalarıyla, insanların bilinç altına derinden yerleşti.
Yeni Dünya’daki bu Devrim, ona önderlik edenler ve karşı çıkanlar tarafından çok net şekilde anlaşıldığı her yerde, aristokratik ayrıcalıklılar ve keyfi iktidar için bir tehlike oluşturuyordu. Marx daha sonra, Bağımsızlık Savaşı’nın, Fransız devriminin ve o dönemin bütün büyük demokratik devrimlerinin uyarı sinyali olarak yankılandığına dikkat çekmişti.
Amerikan Devrimi burjuva demokratik bir devrimdi. Ne bu devrim ne de ona önderlik edenler, o günün toplumsal koşullarını aşabilirlerdi. Gerçekte, bu tarihsel olay, onun en büyük savunucularının ortaya koyduğu ideallere ulaşamazdı. Bununla birlikte, Amerikan Devrimi -özellikle de Bağımsızlık Bildirgesi- Amerikan tarihinde daha sonra meydana gelen her ilerici olayda yankılandı. Gerçekten de, Abraham Lincoln, Bağımsızlık Bildirgesi’nden 87 yıl sonra,  barbar kölelik kurumunun yıkılması uğruna sürmekte olan İç Savaş’ın (İkinci Amerikan Devrimi’nin) ortasında, Gettysburg muharebesindeki ünlü konuşmasını yaparken, “bütün insanlar eşit yaratılmıştır savı”na gönderme yapacaktı.
Günümüz ABD’sinin toplumsal, siyasal ve kültürel durumu, 4 Temmuz’da hatırlanan ve kutlanan bu ilkeleri alaya almaktadır. 
Eşitsizlik, Amerikan yaşamının belirleyici özelliğidir. Bu aristokrat ilke yeniden doğmuş durumda. Şimdiki egemenler, eğer yapabilecek durumda olsaydılar, ayrıcalığın resmi ilanları olan asalet ünvanlarını ve makamlarını yeniden kurarlardı (şimdiden bunu yapma planları kuran birilerinin olduğuna hiç kuşku yok).
Eşitsizlik kanseri, her ulusal yönetim kurumuna bulaşmaktadır. Sadece siyasi kariyerine dayanarak bir multi-milyoner haline gelmiş bir başkan tarafından yönetilen Beyaz Saray; çok sayıda multi milyonerlerin bulunduğu bir Kongre; ve dokuz yargıçtan sekizinin multi milyoner olduğu Yüksek Mahkeme. Kısacası, federal yönetimin üç dalı, bütünüyle, Amerikan toplumunun en zengin yüzde birlik kesimini oluşturan bireyler tarafından kontrol edilmektedir.
Bir de devletin ve şirket/mali sektör seçkinlerinin çıkarlarına uygun propaganda yapanlara sadık hizmetleri için her yıl milyonlarca dolar ödenen medya var.
Amerikan aristokrasisi, zenginliğini, büyük ölçüde mali dolandırıcılık yoluyla arttırmıştır. O, altı yıl önce, çılgınca vurgunculuğu yüzünden küresel ekonomik krize yol açtı. Dün, Dow Jones Sanayi Endeksi, 118 yıllık tarihinde ilk defa 17.000’i aştı. Mali sektör tüccarları, Çarşamba günü piyasalara nakit akıtan muslukların açık kalacağını ilan eden FED Başkanı Janet Yellen’in açıklamalarını kutladı. Bu çılgınca artış, nüfusun büyük çoğunluğuna yönelik toplumsal yıkımın ve çöküşün üstüne gelmektedir. İnsanın aklına, büyük yazar, eylemci ve siyaset kuramcısı Tom Paine’nin, Amerikan örneğinden esinlenen 1789 Fransız Devrimi'nin öngününde aristokrasiyi betimlemek için kullandığı sözcükler geliyor: “Onlar tüylere acıyor ve ölen kuşu unutuyorlar.”
Aristokrat ilke, Amerikan politikasının her yönünde mevcuttur. O, küresel ölçekteki ifadesini, amansız militarizmde; yağma ve fetih üzerine kurulu canice bir dış politikada buluyor. Amerikan egemen sınıfı, giderek pervasızlaşan bir coşkuyla, ardında felaket ve kaos bırakan bir dizi savaş başlattı. Obama yönetimi, Ukrayna üzerine Rusya ve Güney Pasifik'teki enerji zengini bölgeler üzerine Çin ile savaşı körüklerken, ABD askerleri, insansız hava uçakları ve askeri uçaklar,  Ortadoğu’nun en gelişmiş toplumlarından birini harabeye çeviren Irak işgalinden on yıldan uzun süre sonra, bir kez daha geri dönüyorlar. 
Yüksek düzeylerdeki toplumsal eşitsizlik demokrasi ile bağdaşmaz. Bu, Bağımsızlık Bildirgesi’nden kaynaklanan ve Haklar Bildirgesi’nde somutlaşan, yargı süreci; ifade ve basın özgürlüğü; arama emri olmaksızın evlerin aranmasına ve eşyalara/evraklara el konulmasının yasaklanması; din ile devlet işlerinin ayrılması gibi demokratik ilkelere yönelik, daha önce tanık olunmadık saldırıda kanıtlanıyor. 
Demokratik kurumlardan geride ne kaldıysa, devasa bir ordu-istihbarat-polis aygıtı tarafından tehdit ediliyor. Egemen çevreler içinde, en temel demokratik kavrayışlar, uzun süredir yok. Başkan, Amerikan yurttaşlarını yargısız infaz etme hakkını ilan ediyor ve bu, devlet aygıtı içinde herhangi bir ciddi itiraza yol açmıyor. Yaklaşık iki milyon Amerikalı hapishanelerde çürüyor. 
Toplumsal eşitsizliğin devasa artışı, kamuoyunun giderek daha fazla ilgi odağı haline gelmektedir. Zenginlerden kimileri, sinirli bir şekilde, ufuktaki “fırtına bulutları”ndan söz ederken, “bir şeyler” yapılması gerektiğine ilişkin bulanık, temelsiz ve samimi olmayan talepler dile getiriliyor. Fakat bu “bir şeyler”, hiçbir şey anlamına geliyor. Toplumsal eşitsizlik konusundaki resmi tartışmalarda, eşitsizliğin temel nedeni olan kapitalizmden neredeyse hiç söz edilmiyor.
Gerçek şu ki, ABD'de servetin her zamankinden daha aşırı yoğunlaşmasını tersine çevirmek için, mevcut siyasi ve ekonomik sistem çerçevesi içinde hiç birşey yapılamaz veya yapılmayacaktır.  
Toplumsal eşitlik uğruna mücadele, günümüzde, kapitalizme son vermek ve bankalarla büyük şirketlerin işçi sınıfının demokratik denetimi altında kamulaştırılmasına dayanan sosyalist bir sistemin kurulması için bilinçli bir mücadeleyi gerektirmektedir. Bu görevi yerine getirirken, uluslararası işçi sınıfı, 4 Temmuz’un eşitlikçi ideallerinin ve devrimci geleneklerinin gerçek mirasçısıdır.