Kitlesel işsizliğin ortasında şirket kârları artıyor

En büyük ABD şirketleri, geçtiğimiz yıl, Amerikalı emekçi kitleler için artan yoksulluğun ve işsizliğin ortasında bir kez daha rekor kârlar açıkladılar.
Fortune dergisi, Pazartesi günü en büyük 500 ABD şirketini ilan etti. Bu liste, 2011 yılında, söz konusu şirketlerin toplam kârlarının, 2010 yılına göre yüzde 16 artışla rekor kırarak 824 milyar Dolara ulaştığını gösteriyor.
Ama şirketler, her zamankinden daha fazla paraya sahip olmalarına rağmen, yatırım yapmayı ve işçi almayı reddediyorlar. Onlar, bunun yerine, yöneticilere rekor düzeyde prim ödüyor ve ellerinde kalan nakit parayı biriktiriyorlar.
Ekonomi Politikası Enstitüsü’nün bu ayın başında yayımladığı bir rapora göre, ortalama bir şirket yönetim kurulu başkanının (CEO) yıllık net maaşı, 2009’da 10,36 milyon Dolar, 2010’da ise 12,04 Dolar iken, 2011’de 12,4 milyon Dolara çıkmış durumda.
Rapora göre, CEO’lara yapılan ödemelerin işçi ücretlerine oranı da sürekli artmaktadır. Ortalama CEO maaşı, 2009 yılında ortalama bir işçiden 193 kat, 2010 yılında ise 228 kat fazla iken, bu oran 2011 yılında 231 kata ulaşmıştır. Bu oran, onların ortalama işçiden 383,4 kat fazla maaş aldıkları 2000 yılındaki kriz öncesi zirve noktasına doğru ilerliyor.
Yöneticiler kendi ceplerini doldurduktan sonra kalan para, açıkça istif edilmektedir. Şirketler, geçen yıl, 1,8 trilyon Doları nakit olarak ellerinde tuttular ki onların önceki on yıllar içinde ellerinde tuttukları paranın yaklaşık iki katı olan bu miktar, 2010’da 1,6 trilyon Dolardı.
Nakit paranın bu şekilde stoklanması, üretken yatırımlar pahasına gerçekleşmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bu ayın başında yayımladığı bir rapora göre, geçtiğimiz on yıllar boyunca, büyük şirketlerin sahip oldukları varlıkların nakit olarak elde tutulan bölümü ikiye katlanırken, yatırımda kullanılan kesimi üçte bir gerilemiştir.
Rapor, büyük şirketlerin varlıklarının nakit olarak stoklanan bölümünün, 2006 yılında yüzde 4,2’den 2010’da yüzde 5,3’e yükseldiğini belirtiyor.
Uluslararası Emek Araştırmaları Enstitüsü’ne göre, şirket yatırımları, şu sıralar yüzde 20 dolayında olan nakit olarak elde tutma düzeyinden oldukça düşük şekilde, GSYH’nin yüzde 16’sı dolayında seyrediyor.
ABD ekonomisi, ekonomik kriz sırasında 9 milyon iş kaybetti. Ama 2010’dan bu yana 3 milyon insan çalışma yaşına gelirken, ekonomi, en düşük istihdam düzeyine vurmasından bu yana yalnızca 4 milyon ek iş yaratmış durumda.
Sonuçta, istihdamın nüfusa oranı son otuz yıldaki en düşük seviyesine indi. 2008 yılı ile bugün arasında geçen sürede, bir iş sahibi olan çalışma yaşındaki nüfusun payı yüzdelik puan üzerinden tam 5 puan azalmıştır.
Ekonominin, kriz öncesi düzeylere geri dönmesi için, işgücüne yeni katılanlar için yıllık 1,5 milyon işe ek olarak, neredeyse 5 milyon yeni iş yaratması gerekiyor.
İşsiz olan milyonlarca insanın varlığına rağmen, ABD’nin ekonomik faaliyeti, geçen yıl, kırılma öncesi düzeylere döndü ve düşük bir tempoda da olsa büyümeye devam ediyor. ABD ekonomisi, 2011 yılında yüzde 1,7 büyüdü.
Ekonomik faaliyetin daha az sayıda işçiyle toparlanmış olması, daha önce, nüfusun şimdi işsiz olan kesimi tarafından yapılmış olan işlerin, üretim hızını arttırma ve sömürüyü yoğunlaştırma biçiminde arta kalan işçilere yüklenmesi anlamına gelmektedir.
Bu şekilde bakıldığında, Fortune 500’de yer alan şirketlerin kârlarında yaşanan yüzde 16 oranındaki olağanüstü artışta anlaşılmaz bir şey yoktur. Bu para, açıkça, artan işsizlik, yoksulluk ve evsizlik oranlarından dolayı sersemlemiş olan bir işgücünden sızdırılmıştır.
Ortada herhangi bir düzelme de görünmüyor. ABD ekonomisi, Nisan ayında, nüfus artışına ayak uydurmak için gereken düzeyden çok daha az şekilde, yalnızca 115.000 ek iş yarattı.
Şirketlerin daha fazla işçiyi işe almaları için bir neden bulunmuyor; çünkü onlar, mevcut kitlesel işsizlik ve ABD’de hüküm süren umutsuz sosyal koşullar altında, sahip oldukları işgücünün sömürüsünü arttırarak, yatırım yapmaktan daha fazla kâr elde edeceklerini biliyorlar.
Bu, yalnızca tek tek şirketlerin değil ama onlara minnettar olan bütün bir siyaset kurumunun politikasıdır. Barack Obama, göreve geldiğinden bu yana, devlet yardımının önkoşulu olarak ücret kesintilerini dayattığı otomotiv sanayinin kurtarılmasında son derece açık şekilde görüldüğü üzere, ücretleri düşürmek ve üretimi hızlandırmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır.
Ücretleri düşürmek ve kârları arttırmak için kitlesel işsizlikten yararlanma politikası, Obama yönetiminin, Büyük Bunalımdan bu yana yaşanmış en büyük krizin ortasında, neden sosyal harcamaları ve istihdamı azaltarak kitlesel işsizliği arttırdığını açıklıyor. Bu hafta başında Albany’de bir konuşma yapan Obama, yakın geçmişte bir durgunluk sırasında memur sayısını azaltan ilk yönetimin kendisininki olduğundan övünerek söz etti.
Egemen sınıfın ve onun siyasi temsilcilerinin asalak ve sosyopatik ekonomi politikaları, savaş sonrası tarihte görülmedik bir toplumsal zararı ve yıkımı biçimlendirmiştir. Nüfus Sayım İdaresi’ne göre, nüfusun yarıdan fazlası “yoksul ya da yoksulluğun eşiğinde” iken, 50 milyonun üzerinde insan resmi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Health Affairs dergisinde kısa süre önce yayımlanan bir araştırmaya göre, maliyetlerden ve diğer faktörlerden dolayı, ABD’deki her beş kişiden birinin “sağlık ihtiyacı karşılanmıyor”. Benzer bir şekilde, evsizlik ve açlık on yıllar içindeki en yüksek düzeyde.
Ekonomik durgunluğun resmen sona ermesinden bu yana geçen iki yılda, şirketler rekor kârlar yaparken ve süper zenginler her zamankinden daha fazla zenginleşirken, sıradan insanlar yoksullaşmış ve daha fazla borca batmıştır.
Kapitalizm, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan çalışanların çıkarlarıyla bağdaşmadığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Toplumun üretici güçleri mali seçkinlerin ölümcül pençesinde olduğu sürece, milyonlarca insanın yaşamında herhangi bir iyileşme olamaz.
İş ve insanca yaşam standartları; sağlık hizmetleri, eğitim ve diğer temel sosyal haklardan yararlanma uğruna mücadele, yalnızca işçi sınıfının işçi iktidarı ve toplumun sosyalist dönüşümü için mücadele amacıyla seferberliği dolayımıyla ilerletilebilir.
Bu, büyük şirketlerin ve bankaların kamulaştırılması ve çalışanların demokratik denetimi altında kamu hizmet kurumlarına dönüştürülmesi demektir.
Jerry White ve Phyllis Scherrer, bu sosyalist program temelinde, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 2012 seçimlerindeki adayları oldular. Dünya Sosyalist Web Sayfası’nın bütün okurlarını onların kampanyasını desteklemeye çağırıyoruz.

http://wsws.org/articles/2012/may2012/pers-m11.shtml