Küba’daki “Reformlar” Özel Mülkiyeti ve Toplumsal Eşitsizliği Teşvik Ediyor
Küba hükümeti [16 Nisan] Çarşamba günü, devlet başkanı Raul Castro‘nun iktidarın dizginlerini hasta abisi Fidel‘den devralmasından bu yana geçen iki aya yakın bir süre içinde ilan etmiş olduğu reformlar dizisinin “sosyalizm“den vazgeçişin işareti olduğunu reddeden bir açıklama yapmak zorunda kaldı.
Küba hükümeti son haftalarda cep telefonları, bilgisayarlar ve ev aletleri gibi tüketim mallarının satışı üzerindeki sınırlamaları kaldırmış; önceden yalnızca yabancı turistlere tahsis edilmiş olan otellerde Kübalıların kalabilmesine izin veren bir yasa çıkarmıştı. Daha önemlisi, hükümet tarımda ve ücret sisteminde özel sektörü güçlendirecek ve toplumsal eşitsizliği arttıracak siyaset değişikliklerini açıkladı.
Yönetimdeki Küba Komünist Partisi‘nin günlük gazetesi Granma, şunları ileri sürdü: “Hiç kuşkusuz, Fidel ile Raul’un ve Parti önderliğinin rehberliği altında birleşmiş bir halk tarafından desteklenen ve savunulan daha mükemmel bir sosyalizm söz konusu olacağı için, emperyalist felaket tellallarının uzunca süredir özlemini çektiği ‘stratejik’ değişiklikler meydana gelmeyecektir.“
Bu açıklama, geçen hafta Miami’de toplanan ve ABD Ticaret Bakanı Carlos Gutierrez’in, Küba’da benzer bir “dönüşüm“ün gerçekleşmesi için Sovyet bloğunun çöküşünden edinilmiş dersleri tartışmak üzere, sürgünde bulunan Kübalı gruplarla, Demokrat Parti’den ve Cumhuriyetçi Parti‘den politikacılarla ve çeşitli Doğu Avrupa ülkelerinin temsilcileriyle bir araya geldiği bir konferansa yanıt olarak yapıldı.
Konferansın konusu ve amacı, Washington’ın Küba’ya yönelik yaklaşık elli yıllık ekonomik kuşatmayı sürdürmesi ve Raul Castro‘yu abisi gibi dışlanmış konumuna sokması talebi idi.
Granma’daki açıklama, Miami’deki bu konferansı Castrocu önderliğe karşı herhangi bir iç muhalefeti, “Küba’da yönetimi devirme“ye niyetli “ücretli askerler“ olarak damgalamada da kullandı.
76 yaşındaki Raul Castro , 24 Şubat günü, 81 yaşındaki abisinin yerini alarak 49 yıl içinde ülkenin ilk yeni devlet başkanı olmuştu. Raul Castro , o zaman, hükümet tarafından dayatılmış olan modası geçmiş yasakları kaldıracağına ve Küba devletiyle ekonomisini daha etkili hale getireceğine yemin etti.
Hükümet, geçtiğimiz aydan bu yana çıkardığı bir dizi kanun hükmünde kararnameyle bu önerileri ayrıntılı biçimde yaşama geçirmeye başladı.
İlk kararnameler serisi iç tüketimle ilgili. Bilgisayarların, cep telefonlarının, DVD çalarların ve diğer ev aletlerinin alım-satımı üzerine daha önce varolan yasaklar kaldırıldı. Yine, Kübalıların yabancı turistlere ayrılmış otellerden ve ülkenin en güzel plajlarından yararlanmasını engelleyen ırk ayrımcı tarzı yasa, “ten rengi, cinsiyeti, dinsel inancı ya da ulusal kökeni ne olursa olsun“ Kübalıların “diledikleri otel“de kalma hakkını güvence altına alacak biçimde değiştirildi.
Satışına son zamanlarda izin verilen tüketim mallarından ve kapılarını şimdi Kübalılara açmış olan otellerden, asıl olarak, yalnızca onlara ödeyebilecek kadar parası olanların yararlanabildiği ortada. Aylık ortalama ücretin 18 ABD Doları civarında olduğu -yaşam standartlarının gerek ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetleri gerekse yiyecek mallarının asgari karneye bağlanmasıyla desteklendiği- bir ülkede, yasak olmaktan çıkartılmış olan şeylerin çoğu, adada yaşayan 11 milyon insanın büyük çoğunluğu için hala ulaşılabilir olmaktan uzaktır.
Küba’da bir cep telefonu hattının görüşmeye açılması -ki şimdiye kadar yasal olarak yalnızca yabancılar, yabancı şirketlerde çalışanlar ve izin verilmiş devlet görevlileri için mümkündü- 120 ABD Doları’dır (altı aylık ortalama maaştan fazla). Bir turistik otelde tek bir gece geçirmek, bunun üzerine bir altı aylık maaşın daha ödenmesini gerektirecek.
Dahası, Küba devleti için çalışan büyük çoğunluk maaşını Küba Pesosu olarak alırken, şimdilerde elde edilebilir olan tüketim malları, yalnızca, ülkenin ulusal Peso’sundan 25 kat daha değerli olan değiştirilebilir Peso (“CUC“ olarak biliniyor)ile satın alınabiliyor. Bu ikili para sistemi, giderek artan biçimde tabakalaşan bir toplumun ifadesidir. Bu toplumda turizm sektöründe, yabancı şirketlerde ve yüksek memurluklarda çalışanlar ya da kendilerine yurt dışından işçi dövizi gönderilen aileler ve karaborsada para kazananlar, giderek artan bir şekilde emekçi kitlelerden toplumsal olarak farklılaşmaktadır.
Daha çarpıcı olanı, hükümetin mülkiyete ve üretime ilişkin kararnameleridir.
Hükümet, tarımda devlete ait büyük miktarda toprağın ekilmek üzere özel çiftliklere ve köylü kooperatiflerine devredilmesi yönünde bir plan açıkladı. Şu anda, ülkedeki 250 bin özel çiftlik ve 1.100 adet kooperatif toplam ulusal gıda üretiminin yüzde 60’a yakınını gerçekleştirirken, toprakların 1/3’ünden daha azını kontrol ediyor. Aynı zamanda, Küba’da devlet mülkiyetindeki tarıma elverişli alanların yarıdan fazlası ekilmeden dururken, ülke, belirtildiğine göre, gıda malları gereksiniminin yüzde 80’den fazlasını ithal ediyor.
Açıklanan değişiklikler, özel üreticilerin tarım ürünlerinin giderek artan miktarını doğrudan doğruya denetim dışı piyasa fiyatları üzerinden satmasına izin verirken, hükümetin bu mallar için ödediği fiyatları da arttırmaktadır. Kimi durumlarda bu, söz konusu malların üretiminin yüzde 70’ine kadar artabilmektedir. Hükümet aynı zamanda, üreticilerin tarım araç - gereçlerini doğrudan satın almalarına izin vererek, bu alanda da bir pazar açıyor.
Buna ek olarak, resmi günlük gazette Granma, şimdiden açıklanmış olan tarımsal reformların “başka değişimler“ için bir “sıçrama tahtası“ işlevi görebileceğini belirtiyor.
Görünen o ki bu değişimler arasında, toprağın yabancı sermayenin kullanımına açılması yönünde bir plan da yer alıyor. Yabancı Yatırımlar Bakanı Marta Lomas, geçtiğimiz hafta düzenlediği bir basın toplantısında, “Şu sıralar, tarım sektörüne ilişkin bazı yatırım önerileri üzerinde çalışıyoruz“ dedi. Lomas, yabancı yatırımlara ilişkin olarak “hiç bir şeyin dışlanmadığını“ ekledi; gerek “pirinç üretimi“nde gerekse “hayvancılık gibi diğer sektörlerde“ de ortak girişimlerin ya da yabancı kapitalist yatırımların düşünüldüğünü belirtti.
Kimi haberlere göre, tarımın turizm sektörüne -şu anda büyük ölçüde ithal edilen- meyve ve taze gıda ürünleri sağlayan kesimleri de yabancı yatırıma açılabilecek. Lomas, tüketim malları üzerindeki yasakların kaldırılmasıyla birleşen bu tür politikaların, Küba’nın Çin’in kapitalist üretime geçişteki yolunu kopyaladığı anlamına gelip gelmediği sorusunu şöyle yanıtladı: “Küba Küba’dır ve modeller incelenir ama her ülkenin koşulları farklı. Küba’nın koşulları da farklı.“
Son resmi raporlardan birine göre Küba’daki yabancı yatırımlar 981 milyon ABD Doları’nı bulmuş durumda ki bu önceki yıla göre yüzde 22 oranında bir artış demek. Küba’da yabancı yatırımlara ilk kez 1990’larda, daha önce Küba ekonomisine yaşamsal destek sunan Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından izin verildi. Yabancı yatırımların büyük bölümü, ülkenin başlıca gelir kaynağı olarak şekerin yerini almış olan turizm sektörüne aktı.
Hükümet, geçtiğimiz hafta da ücretler üzerindeki her türlü üst sınırı kaldırırken onları daha doğrudan biçimde üretkenliğe bağlayan yeni bir çalışma yasasını yürürlüğe koydu.
Devlet denetimindeki medyanın önde gelen ekonomi yorumcularından Airel Terrero, “ücretlerin bir sınıra tabi olmadığı; en yüksek ücretin üretkenliğe bağlı olduğu ilk kez açıkça ve kesin biçimde açıklandı,“ diyor.
Ücretlerin şimdi tam olarak nasıl belirleneceği konusu henüz açıkça ifade edilmiş değil. Yine de Terrero, daha eşitlikçi bir ücret sisteminden uzaklaşmayı ifade eden bu değişimin amacının, Kübalı işçilerden daha fazla miktarda emek elde etmek olduğunu belli ediyor.
Terrero, “Düşük üretkenliğin bir nedeni, ücretlerin hemen hiç teşvik edici olmamasıdır; bu üretkenliği azaltmakta ve daha yüksek ücretlerin verilmesini önlemektedir“ dedi.
Terroro sözlerini, yeni sistemin, “herkesten yeteneğine göre, herkese çalıştığı kadar“ biçimindeki “sosyalist“ ilkenin gerçekleşmesini ifade edeceğini söyleyerek tamamladı. Elbette bunun gerçekle hiç bir ilişkisi yok. Karl Marks’ın 1875 Gotha Programı’nda yer alan ünlü ifadesi, “herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimi kadar“ biçimindedir. Küba’da önerilen ücret sistemi ise kapitalist sömürünün en vahşi biçimi olan parça başına ödeme sistemidir.
Bu yeni önerinin benzer bir savunusu, Küba’daki devlet güdümlü sendikalar konfederasyonu Central de Trabajadores de Cuba’nın (CGT) [Küba İşçileri Merkezi] başkanı olan ve ülkedeki ekonomik krizden işçileri sorumlu tutan Raymundo Navarro tarafından daha açık biçimde yapıldı.
Navarro, “Küba’da insanların çalışmadan yaşadığını söylüyorlar. İnsanların çalışmanın gerekliliğini hissetmek zorunda oldukları anın gelmesi gerek.“ diyerek, yeni değişimlerin “sonuç almayı teşvik eden bir iş ve ücret düzenlenmesi yaratmak“ için tasarlandığını söyledi.
Küba hükümetinin, bu “gerekliliği“ yaşama geçirmenin bir parçası olarak, bugüne kadar halka asgari gıda güvencesi sağlayan karne sistemini kaldırmaya hazırlandığı yollu söylentiler var ve bunlar giderek artıyor. Bu, Raul Castro tarafından, Şubat ayında devlet başkanlığını üstlenirken yaptığı konuşmada üstü kapalı biçimde söylenmişti. Raul Castro , o konuşmasında, karne ve devlet desteği sisteminin “ekonomimizin şimdiki durumunda akıldışı ve sürdürülemez“ olduğunu belirtmiş; hükümetin “stratejik hedef“inin, “ücretlerin işlevlerini yeniden kazandığı ve her bireyin sahip olduğu yaşam düzeyinin ... onun topluma verdiği emeğin önemine ve niceliğine bağlı olduğu“ bir sistemi getirmek olduğunu açıklamıştı.
Hükümet son olarak geçtiğimiz Cuma günü, konut politikasında bir reform; devlet mülkiyetindeki evlerde kiracı olarak oturan kamu görevlilerinin için onların yasal mülkiyetini elde etmelerine, söz konusu evleri miras olarak bırakılabilmelerine ve kiraya verilebilmelerine olanak tanıyan bir düzenleme yaptığını açıkladı. Küba hükümetinin özel bir gayrımenkul piyasasının koşullarını yaratma ihtimalini vurgulayan konut bürosu çalışanları, bunun daha kapsamlı değişimler sürecinde bir ilk adım olduğunu belirttiler.
Bu düzenlemeler, hep birlikte ele alındıklarında, Küba’daki toplumsal eşitsizliğin artması, özel mülkiyetin ve yabancı sermayenin etkisinin güçlenmesi yönünde önemli bir adım oluşturmaktadır. Ancak bu, Küba’da hiç bir zaman var olmamış olan sosyalizmden bir uzaklaşma değildir. Castro rejimi, 1959 yılında, bir işçi devrimi sonucunda değil; Washington’ın en basit reformlara bile amansızca karşı çıktığı koşullarda, Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist bürokrasiyle ittifak oluşturan radikal milliyetçi bir gerilla hareketinin iktidarı almasıyla kuruldu.
Raul Castro ‘nun yönetimi altında uygulamaya konan bu sözde reformlar, suikast girişimlerinden 1961’deki Domuzlar Körfezi çıkartmasına ve sürgündeki Castro karşıtı teröristlerin desteklenmesine kadar uzanan CİA operasyonlarıyla birleşmiş ekonomik kuşatmadan oluşan 50 yıllık Küba politikası konusunda ABD yönetici seçkinleri içindeki ayrılıkları arttırmaktadır.
Yönetici seçkinlerin önemli bir kesimi, bugüne kadar her iki büyük partinin önderlikleri tarafından da izlenmekte olan ve oldukça büyük siyasi etkiye sahip sağcı Kübalı sürgün mafyası tarafından dayatılan bu politikadan rahatsızdır.
Havana’da ilan edilen değişimlere olan ilginin bir belirtisi, Küba’ya karşı savaş planlarından sorumlu askeri komutanlık olan Amerikan Güney Komutanlığı’nın (SouthCom) başındaki kişinin Salı günü kongredeki jüriye verdiği ifadede ortaya çıktı.
SouthCom’un başkanı Amiral James Stavridis yasa koyuculara, Küba’daki değişimlerin “ilgi çekici“ olduğunu anlattı. Stavridis Kongre’deki komiteye, “Bence şimdiden bir şey söylemek için çok erken ama Raul’un cep telefonları, turistik otellere giriş, mülkiyet hakları gibi kimi ekonomik özgürlükleri başlatıyor olması ilginç“ dedi ve ekledi: “Bunun samimi bir değişim mi yoksa yalnızca yüzeysel bir makyaj mı olduğunu anlamak için durumu izlememiz gerekiyor.“
Bu sırada, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a yazılan ve 24 senatör ile 104 Temsilciler Meclisi üyesi tarafından imzalanmış olan mektuplarda, bir rota değişikliği çağrısı yapıldı.
17 Demokrat ile 7 Cumhuriyetçi senatör tarafından imzalanan mektupta, “Şu andaki yalıtma ve yabancılaştırma politikamız iflas etmiştir. ABD’nin Ada’da baskı yoluyla değişim sağlama yönündeki 50 yıllık çabalarının ardından, bugün, Küba’nın siyasi sistemi hala istikrarlıdır“ dendi.
Temsilciler Meclisi üyelerinden gelen mektup buna şunları ekledi: “Varolan politikamız bizi bu kritik anda etkisiz bırakmaktadır.“ Mektup, ticaret sınırlamalarının Amerikan şirketlerinin ve tarım işletmelerinin elini kolunu bağlarken, başka ülkelerin “Ada’daki ekonomik yatırımlar yaparak milyarlarca Dolar kazanma“sına fırsat verdiğini belirtiyor.
Çekişmenin özü budur. Avrupa, Kanada -ve giderek artan biçimde Çin- sermayesinin artan yatırımları, Amerikalı kapitalist çevrelerde, ABD kıyılarından yalnızca 90 mil uzaktaki ucuz emek gücünden ve kaynaklardan kar elde etme yönünde genişleyen bir fırsatı kaçıracakları korkusunu körüklüyor.
İngilizce özgün metin için bkz.: http://wsws.org/articles/2008/apr2008/cuba-a17.shtml